Jungkook'un boğazı ağrıyor olmalıydı ki, bağırmıyordu. Sessizce usul usul yerinde oturuyordu. Ama biri yaklaştığında, hemencecik hırçın hale bürünüyordu. Gözleri kıpkırmızı oluyordu. Gözlerinden alev çıkacakmış hale geliyordu.
Bunu ona sağlayan kıpkırmızı gözleriydi..
Diğerlerinden tek farkıydı bu ve o gözlerini çok seviyordu. Aynada sürekli olarak kendine bakıyordu. Gözlerini aynadan öpüyor ve gülümsüyordu. Gülümsemesi bile o kadar güzeldi ki, ama o hırçındı, o çok zararlıydı. Kimseyi düşünmeden hareket ediyor ve can yakıyordu.
Belki de anlamak, düşünmek istemiyordu?
Hemşir Jungkook'a baktı. Görünüşüne kapılıp gitti. İçinden 'Keşke hep böyle masum, uysal olsa..' diyordu. Ama biliyordu ki imkansızdı.
Sessizce ona seslendi. Kızmayacağını adı gibi biliyordu. Çünkü Jungkook, Jimin hemşiri ile diğerlerinden daha iyi anlaşıyordu.
"Jungkook, gel bakalım. Sen bugün akıllı olduğun için en sevdiğin yemeği yaptırdım aşcıya. Afiyet olsun."
Jungkook pıtı pıtı yürüdü. Gözleri aydınlanmıştı. Gerçektende iyiydi araları.
Yemeği aldı ve yemeye başladı. Çok hızlı ve sesli yiyordu. Onu umursayan biri bile yoktu. Bu yüzden rahattı. Jimin onu izlerken kusmak istemişti. Midesi bulanmış, gelen iştahı da kaçmıştı. Tabii ona ne olursa olsun karışmıyordu. Yoksa her an delirebilirdi. Bu sorunu göze almadan yapamıyordu.
"Bitti mi yemeğin? Afiyet bal şeker olsun."
Jungkook tabağı kapıya doğru bıraktı ve son lokmasını yuttu. Doymamıştı. Jimin tabağı aldı, tam gidecekken fısıltıyla seslendi. "Hemşir." Biriyle kendi isteğiyle konuşmak istediğinde hep sessizdi.
"Noldu Jungkook?" Jimin geri dönmüştü.
Jungkook eliyle karnını ovaladı ve elini ağzına doğru ilerledi. Açtı ve bunu konuşarak anlatmak istemiyor, eliyle anlatıyordu. "Tamam anladım, açsın. Ben şimdi bir tabak daha getireceğim. Bekle tamam mı?" Jungkook kafasını olumlu anlamda salladı.
Jungkook içinden dakika sayıyordu. Tam 5 dakika olmuştu. Heryerinde ağrı hissediyordu.
Gözünün altında torbalar, yanağındaki derin kesikler, saçlarının ortadan ikiye ayrılışı, burnunun yüzüne uyumu ve bembeyaz sadece tozlanmış ten rengiyle o kadar iyi görünüyordu ki. Zaten kaslıydı, karın kası, kol kası hepsinden vardı. Yapılıydı Jungkook.
Jimin hiç vakit kaybetmeden en hızlı şekilde olayları halletmeye çalışıyordu. Kavga çıkmış onunla uğraşıyordu. Ama Jungkook'a da yemeği götürmesi gerekiyordu. Onun delirmesi daha büyük sorunlara sebebiyet verebilirdi. Bu yüzden hızla diğer bir görevli olan Kwang'ı çağırdı.
Kwang koşa koşa olay yerine varmıştı. Jimin elini silah haline getirip, karşıya uzatmıştı.
'Ben gidiyorum. Burası sende.' demekti. Kwang
"Tamam." Dedi. Jimin yemeği kaptığı gibi Jungkook'un yanına ilerledi. Jungkook yemeği gördüğü an yalanmaya başlamıştı. Jimin yemeği kapının önüne bıraktı. Jungkook yavaş yavaş aldı yemeği.
Diğerinden daha yavaş yiyordu bu sefer. Tadını çıkarıyordu, bu eşsiz lezzetin. Yemeği bitirdi. Boğazı daha iyiydi. Eskisi gibi ağrımıyordu. Sessizce fısıldadı,
"Ahah, bu ses, sesimi özlemişim.." Sonra uykuya bıraktı kendini asıl şimdi başlıyordu herşey.
Uykusunda, gerçeği ve rüyayı karıştırıp binlerce kez can verirken...