İçeriğe geç

Maden Semti Sakinleri

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Maden Semti Sakinleri

Bölüm 2

Bölüm 2 "ÇIKMAZ SOKAK"

Artık kafamı dik bir şekilde tutamayacak kadar içmiştim. Ateşin dönmüş olması ihtimali bile beni germeye yetmişti. Hadi anlatayım Ateş kim neyin nesi bu velet?

Ateş ve biz çocukluk arkadaşıyız öyle ki herkesten çok daha yakındı bana kardeş gibi ikiz gibiydik. Ateş aile dostumuz olan aynı zamanda babamın çocukluk arkadaşı olan Aral Karahanlı'nın oğluydu. Biz o zamanlar İstanbul'da yaşıyorduk. Evlerimiz yan yana iki villadan oluşuyordu. Ama biz daha çok semtin orman kısmında bulunan orman evimizde takılıyorduk.

Çok seviyorduk birbirimizi yanlış anlaşılmasın kardeş gibi seviyorduk. Ancak bir gün bu mutluğumuz bitti çünkü ateş yurt dışına eğitim adlı bir sürgüne gönderildi. Sürgün diyorum çünkü hangi baba 11 yaşındaki oğlunu bir başına yurt dışına eğitim alması için gönderirdi ona bu kadar kızmış olmasa ya da bunu hak edecek kadar kötü bir şey yapmadıysa?

Ateşin ne yaptığını hiçbir zaman öğrenemedim. Sonra da zaten zamanla unuttum yokluğuna alıştım. Burada en büyük rol gece ye aitti. Gecenin babası Sadık amca bizim yanımızda çalışıyordu babamın şoförü aynı zamanda korumalığını yapıyordu. Ateşin gitmesiyle hemen hemen aynı vakitlerde babama bir saldırı düzenlenmişti. Sadık amca babamı korumak için silahların önüne atlamıştı ve o an ora da can vermişti. Babasının ölümü üzerine babam geceyi himayesine aldı ve ona soyadını verdi hem manevi hem de üvey kızıydı babamın. Benim içinse öz kardeşten farksızdı. Ben Ateşin gidişiyle yıkılmış oda babasının ölümüyle darmaduman olmuştu. Birbirimizin yaralarını sararak büyümüştük. 6 yılım can dostumdu. Şuan 17 yaşımdaydım. O ise 18 evet benden büyüktü. Ailede ki kardeşlerimi yaşlara göre sıralayacak olursam en büyüğümüz Aylin sonra ağabeyim Arda sonra Gece en sonda da ben vardım.

Aylin çok iyi bir beyin ve sinir hastalıkları uzmanıydı. Babam okumasını çok istemişti ve oda doktor olmuştu. Her ne kadar şuan kızı Eylül yüzünden çalışamıyor olsa da o iyi bir cerrahtı. Mesleği bırakalı 3 sene olmuştu. Eylülün zor bir çocuk olması yüzünden psikolojik sorunlar yaşamıştı oda. Bana göre ikisinin de sorunu Orkun'du ondan nefret ediyordum ablamı resmen bizden çalmıştı evlendiklerinde, en azından benim ve Ardanın gözünde öyleydi. Böyle düşünüyoruz çünkü ablam oldukça saf ve iyi kalpli biri yönlendirmelere ve yönetilmeye gayet müsait bir bünyesi var. Onun kocası tarafından bazı konularda yönetildiğini düşünüyoruz. Her neyse işte hayatımın son 16 yıllık özeti buydu.

Geçen yıl benim için çok zor bir yıldı. Tekerlekli sandalye de geçen 10 ay 23 gün... gün gün saydım yürüyemediklerimi. Doktor ameliyat diyordu. Ama riskleri çoktu ve doktorlar bu riski almayı istemiyorlardı. Aral amcamın Amerika da bulduğu bir doktor riskleri umursamadı ve beni ameliyat etmeyi kabul etti. 2 hafta Amerika da kalmıştım sonrasında özel ambulans uçakla geri İstanbul’a döndüm. Ameliyat sonrası fizik tedavilerle 5 ayın sonunda ayağa kalkmış 9. ayın sonunda ise tamamen iyileşmiştim. Artık eskiden yapabildiğim her şeyi yapabiliyordum.

Saate baktığımda saatin 5 olduğunu gördüm ağabeyimin yanına gitmeliydim. Ama kendime gelemiyordum. Aslında biraz uyusam fena olmazdı.

BİR SÜRE SONRA ****************************

Birinin beni dürtmesiyle bir gözümü açıp kim olduğuna baktım.

- Mira kalk hadi.

-Ne ?

-Hadi kalk mira!

-Ne oldu geldik mi?

- He he geldik kalk!

-Nereye geldik?

-Allah'ım sabır ver bana Mira kalk hadi abin geldi

-Abin kim? Çok tuhaf bir isimi varmış tanıyor muyum?

-Allah'ım sabır sabır.

-Mira kalk hadi ben geldim. Dedi bir erkek sesi .What?

-Abi sen misin?

- Evet, hadi kalk eve gidelim. Annem kızmasın.

-Ağabey gece abin diye biri geldi dedi abin kim?

Gülmeye başladılar bende sinirle kaşlarımı çatıp

-Ne gülüyorsunuz be biri gelmiş misafir ayıp gülünür mü hiç?

-Mira abin dediğim arda. Arda senin ağabeyin ya hani kızım salak mısın.?

-Salak değilim ama kendimde de değilim.

Ağabeyim benim kendime gelemeyeceğimi anlamış olacak ki beni kucağına aldı. Dışarıya çıkarken şoföre dönmesini söyledi. Bizi kendi götürecekti. Gece aracın kapısını açıp ağabeyimle beraber beni araca girmeme yardım etti. Aracın kapısı kapandı bir süre sessizlik oldu. Çantaları aldı sanırım gece diğer araçtan.

Ön kapılar açılıp araca bindiler. Elimi arkadan ağabeyimin omzuna koydum

-Arda o geldi dimi? Ateş geldi dimi?

Ağabeyimin sıkıntıyla nefes verişini duydum.

-Mira düşünme bunu babam anlatır sana.

-Neden ya ben tam unutmuştum başarmıştım. Niye geldi ki?

-Ne olursa olsun ben senin yanındayım yeşil ötesi.

Hafif bir gülümseme yayıldı yüzüme gözlerimin yeşilliği nedeniyle böyle bir lakabım vardı. Ama sadece ağabeyime özel başkası söylemezdi. Uykunun tatlı kollarına bıraktım kendimi.

Ardanın ağzından ;

Eve gelince mirayı kucağıma alıp odasına doğru çıktım. Yatağına yatırıp yatağın karşısında ki sandalyeye oturdum. Kocaman yatağın içerisinde ki narin bedenine baktım. Bedeni narindi ancak zihni ruhu kalbi ? İşte bunlar kale gibi sağlamdı kırıla kırıla artık güçlenmişti. Hepimizin arasında acıya karşı en dirayetli olan oydu. Bazı insanlar ölümün kıyısına gelince ruhu katılaşıp kalbi taşlaşır derler, belki Miraya bu olmadı ama çok güçlendi. Şuan uyuyordu ama önümüzde ki günlerde belki de bu şekilde uyuyamayacaktı. Önünde zor günler vardı. Ateş geri dönmüştü. Gönderildiği zaman mira çok incinmişti toparlaması çok zaman almıştı. Bir şekilde her şeyi yoluna koyup önüne bakmıştı ki Ateş geri dönüyordu.

Ateşin ilk gittiği zamanlar hep derdi ki ¨ben onu tanıyorum o geri dönecek Ateş beni bırakmaz ki o her zaman bir yolunu bulup bana geri döner.¨ gitmiş olsa da yakın da kendisine döneceğine emindi. 5 yılın sonuna doğru ise gelmese de olur kafasındaydı. ¨ şimdi gelse ne olur gelmese ne olur. Ne değişir ki? Sanırım artık gelmesini istemiyorum ağabey biliyor musun? Artık hayatımda olmadığına alışmak gidişine üzülmekten daha kolay geliyor. ¨ derdi. Zaman değil beklemek onu yıpratmıştı. Sessiz bir şekilde sandalyeden kalkıp odadan çıktım.

Bir süre sonra;

Birden bire gözlerimi açıp etrafıma baktım karanlık olduğundan tam net seçemesem de karşı pencereden sızan bahçe ışıklandırmasının ışığı ile odamda olduğumu anladım. Üzerimde ki gömlek çok rahatsız ediyordu düğmelerini açmadan kafamdan çekip çıkardım. Sandalyenin kenarında duran tişörtümü giydim iki dakika hemen tuvalete de girip hemen geri yattım.

\?*

Sabah beni uyandıran tatlış mı tatlış yeğenim eylül oldu.

-Teyze hadi kalk herkes kahvaltı da seni bekliyoruz.

Üzerimde ki örtüyü kaldırıp doğruldum.

-Teyzesinin prensesi Günaydın. Hemen üzerimi değiştireyim beraber inelim aşağıya tamam mı?

Diyip alnına bir öpücük kondurup yatağımdan kalktım.

Dolabımdan günlük bir elbise alıp yatağa bıraktım üzerimde ki kıyafeti çıkarıp elbiseyi başımdan geçirdim altımda ki pantolonu da çıkarıp kirliler sepetine attım üzerimden çıkardıklarımı. Odamda ki banyoda geceden kalma makyajımı çıkarıp yüzümü yıkadım.

Banyodan çıktığımda eylül masamda ki karneye bakıyordu.

-Teyze daha önce takdirden başka not aldın mı hep mi takdir aldın?

Yeğenimin bu sorusuyla tebessüm etmeden edemedim.

-hayır, bebeğim daha önce hiç belge almadığım düz geçtiğim zamanlar da oldu.

Dedim.

Bu bahsettiğim zamanların ne zaman olduğunu düşündüğümde gülümsemem gölgelenmişti ateşin gittiği zamanlardı. Bozuntuya vermeden,

-hadi inelim aşağıya acıkmadın mı? Dedim. Elimi sıkıca tutup odadan çıktık.

Aşağıya indiğimizde kimse yoktu salonda masa boştu.

-nerdeler?

-anneannem hava güzel kahvaltımızı bahçede yapalım dedi herkes bahçede.

-tamam, o zaman hadi bahçeye.

Yarışalım mı?

Bu sorunun cevabı tabi ki evetti. Elimi bırakıp son hızla bahçeye doğru koştu bende arkasından büyük adımlarla gittim. Bahçeye geldiğimizde eylül

-Ben kazandım ben kazandım.

Dedi

-evet bebeğim sen kazandın ne kadar hızlı koşuyorsun sen öyle ya yetişemiyorum artık sana.

Dedim.

Annem bu halimi onaylamaz şekilde bakış atıp

-mira büyümeyi hiç düşünmüyor musun? Çocukla çocuk oluyorsun. Bir olgun ol artık.

Ben annemi duymazdan gelip eylülü kucağıma alıp Aylin'in yanında ki sandalyeye oturttum. Kendi yerime geçerken de annemin boynuna arkadan sarılıp yanaklarına birer öpücük bıraktım. Her ne kadar o bunu sevmese de ben seviyorum onu öpüp sarılmayı.

Elinin tersiyle öptüğüm yerleri silip

- yapma şunu mira yapma sevmiyorum işte.

- Oğlun öpse böyle demezsin ama dimi?

- ne alakası var mira sevmiyorum öpülmeyi.

- tamam, tamam anladık öylesin annem.

Yerime geçerken Orkun'un eylüle kızgın bir bakış attığını fark ettim. Orkun eylül üzerinde tıpkı ablama yaptığı gibi bir baskı kurmaya çalışıyordu. Ama ne yazık ki eylül ablama değil kendisine çekmişti kurnaz zekiydi aynı zamanda benim gibi laftan sözden anlamaz dediğim dedik özgüveni yüksek bir çocuktu. Orkun tam bir kontrol manyağıydı her şeyi yönetmek ve her şeyden haberdar olmak istiyordu. Eylül hala bir çocuktu ve yaptığı her şey normal sıradan bir çocuğun yapacağı şeylerdi ancak Orkun için bu yeterli değildi anlaşılan o ki ona bir yetişkin gibi davranmak konusunda ciddi anlamda problemli bir tutum sergilerdi her zaman.

Oturacağım sandalyeyi çekerken bilerek elini sandalyenin arasında sıkıştıracak şekilde çektim. Orkun'dan acı yüklü bir inilti yükselince gülmemi güçlükle bastırıp

-Ay kusura bakma enişte yanlışlıkla oldu fark edemedim.

-sorun de- değil mi- miracım hiç sorun değil.

Sinirini kontrol edebilmek adına kesik kesik konuşuyordu. İçimden "beter ol "diye geçirdim. Oturduğum sandalye de sırtımı arkama yaslayıp çayımın gelmesini bekledim. Biraz sonra selin demli çayımı getirmişti babam nefret ederdi sabahları demli çay içmemden ama diğer türlü olunca çay içtiğimin farkına varamıyorum ki ne yapayım. Çayımdan bir yudum alıp önümde ki tabağa kahvaltılıklardan biraz koydum. Sohbet ederek güzel bir kahvaltı yapmıştık.

Annem her zaman ki gibi kahvesini içmek için salonda ki berjer koltuğuna geçip o günün gazetesini okumaya geçti. Selin ve nesrin kahvaltıyı toparlarken ağabeyim ben ve gece sigara içmek için küçük masaya geçmiştik.

Gece'nin yaktığı sigarayı ağzından çekip

-sen kendine yenisini yak. Dedim bana attığı ters bakışları umursamadan.

-paket önünde duruyor niye benimkini alıyorsun ki?

-ya uzatma gece yak işte bir tane kendine. Dedi ağabeyim paketten çıkardığı bir dal sigarayı geceye uzatırken. Söylene söylene sigarasını yakıp derin bir nefes çekti sigarasından.

-nesrin bize 3 tane kahve getirin içersiniz değil mi? deyip ağabeyim ve bana baktı.

-bana çay demli olsun. Dedim.

-bana şekerli. Dedi ağabeyim.

-bende şekerli içerim mira hadi sende kahve iç gitmeden önce ki son kahve sigaramız olacak hadi. Dedi Gece ikna edici bir ses tonuyla.

Dayanamayıp kabul ettim

-Tamam, o zaman bana da kahve ama sütlü sade her zaman ki gibi. Dedim.

-illa bir çıkıntılık yapacaksın değil mi?

-Evet, yapmazsam ölürüm Gece kardeşim. Dedim yüzümde sahte bir sırıtmayla.

Nesrin bir kaç dakika sonrasında tepside üç kahveyle yanımıza geldi. Kahveleri masaya koydu ve bizi yalnız bıraktı. Kahvemden bir yudum alıp geri tabağına bıraktım.

-ağabey şu dün konuşmadığımız mesele var ya konuşsak mı artık?

Ağabeyim bıkkın bir şekilde nefes verip beni duymazdan gelerek sigarasını içmeye devam etti. Geceye baktım oda beni görmezden geliyordu. Gergin bir şekilde kahvemi elime aldım sigaramdan bir nefes çekip kahvemi içtim.

-beni duymazdan geliyorsun okey güzel, ama neden? Çok basit bir konu, çok basit bir cevap. Ateş geldi mi geldiyse İstanbul'da mı ya da ateş gelecek mi? evet cevabın nedir ağabeyciğim?

Ağabeyim gözlerini bıkkınca yumup açtı bıkkın bakışlarla beni süzdü sonrasında

-hay bin belanı ya

Elindeki kahveyi masaya bırakıp sandalye de öne eğilip bana yaklaştı.

-tama m bir cevap mı istiyorsun? Ateş geri dönüyor daha gelmedi ne zaman gelecek, biz oraya ulaştığımızda orada olur mu, sonra mı gelir inan bilmiyorum. Tek bildiğim Ateş geri dönüyor. Oldu mu istediğin cevabı aldın mı rahatladın mı hı? Dedi. Ses tonu başlarda sinirini bastırmak için yüksek çıkarken sonlara doğru daha alaycı ve sakin bir hal almıştı.

Ruhsuz bir şekilde yüzüne bakıp konuşmasını bitirmesini bekledim. Sakin bir nefes verip kahvemi masaya bırakıp ağabeyime baktım.

Ve sadece iğneleyici bir tonla

-Peki. Dedim.

Ağabeyim ve gece birbirine anlamlandıramadıkları bir şekilde bakıp ikisi de aynı anda,

-SADECE PEKİ Mİ? Dediler. Küçümseyici bir dudak bükmeyle konuştum

-evet. Ne bekliyordunuz ağıtlar yakıp masaları sandalyeleri fırlatıp bağıra çağıra ağlamamı mı bekliyordunuz? Dedim. Kaşlarımı kaldırıp cevap beklercesine yüzlerine baktım.

İkisi de tekrar bana ve birbirlerine bakıp konuştular.

-TABİ Kİ HAYIR! Ama bu kadar sakin olmanı da beklemiyorduk. Dediler. İkiz olsalar aynı bu kadar aynı konuşurlardı doğrusu.

İkisine de başka bir şey söylemeden masadan kalktım. Ne sorduğum soru basit bir konuydu ne de aldığım cevap beni rahatlatmıştı. İçimde ki yıkıntıları çıkan savaşı gizliyordum aklımca umursamayarak. Ama o kadar kolay değildi işte. Salondan içeri geçerken kapı almıştı kim gelir ki bu saatte diye düşündüm. Hizmetli kız kapıya giderken bende merdivenlere yönelmiştim odama çıkmak için. O sıra da beni durduran o tanıdık sesin beni çağırması oldu.

-Mira ben geldim!

............

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

3. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.