BİR SÜRE SONRASI
Bir elimde ki silaha birde yanımda diz çöktürülmüş elleri arkadan bağlı kadına baktım karşımda babam olan adam arkamızda ise korumalar vardı. kadın biraz sonra öldürüleceğini biliyor olmasına rağmen hiç umurun da değilmiş gibi karşısında ki adama gülümseyerek bakıyordu.
-her şeyi ailem ve çocuklarım için yaptım bunu biliyorsun. dedi kadın.
Adam kadının bu umursamaz tavrına daha da öfkelenip bağırdı.
-sen ne ailesinden bahsediyorsun be? ne ailesi orta da bir aile yok hiç bir zaman da olmadı zaten. sen her zaman ve her koşulda sadece kendini düşündün. dedi adam.
bense kadının sözlerine takılı kalmıştım.
- çocukların mı? bildiğim kadarıyla sen yektayı da yani oğullarından birini de öldürmekle tehdit etmiştin bizi? yekta senin oğlun değil mi sadece melih mi senin için önemli olan oğlun? dedim sinirimi öfkemi bastırmaya gayret gösterdiğim sesimle sakin tane tane konuştum.
kadın kahkaha attı. sinir bozucuydu. birden gülmeyi kesip bakışlarını bana çevirdi. sözleri zehirli bir yılanın tıslaması gibiydi.
-sen kimsin de ben seni tehdit edeyim haa sen kimsin kocamın evlilik dışı piçisin! kendinden başka umursadığın tek şey yekta onu sadece kullandım sana karşı senin gibi bir piç için evladımdan vazgeçebileceğimi nasıl düşündün ki?
bana piç demesinden çok yalan söylemesine öfkelenmiştim. göz göre göre yalandı bu kendi gözlerimle görmüştüm beni babam olan kişiyi ve yektayı öldürtmek için birini ayarlamaya çalıştığını. sinirle ayağımı yere vurdum.
-sus artık sus tek kelime daha etme sen anne falan olamazsın sen insan bile olamazsın.
-baban bunu senin yapmanı istiyor miracığım beni senin öldürmeni istiyor, babanın intikamını alabilmen için. yap hadi öldür beni. ilk değil mi senin için? birini öldürmek yani. merak etme mira bu ailenin bir parçası olduğun için son olmayacak. dedi ve yine küçük bir kahkaha attı.
elimde ki silahın emniyetini açıp mermiyi sürdüm. silahı şakağına dayadım.
-merak etme ilk değilsin ve evet haklısın sonda olmayacak. dedim
kadının yüzünde ki gülümseme donup şaşkınlık ifadesi çöktü. daha önce kimi öldürdüğümü merak etmişti. tam o an tetiği çektim. silah öyle yüksek patlamıştı ki tüm madenden duyulmuş olabilirdi sesi. kadın yana doğru düşmüştü bu kadar yakından vurmuş olduğum için beyni dağılmış etrafa kan ve beyin parçacıkları dağılmıştı. elime ve koluma sıçrayan kan lekelerini korumanın uzattığı mendille sildim. silahı da mendille silip korumanın eline verdim. karşımda ki adama baktım kadının yüzünde ki o şaşkın ifade adamın da yüzünde vardı. sonunda konuşabildi adam ;
-ilk değilsin mi dedin ona? daha önce kimi öldürdün sen? dedi adam şaşkınlık ve hiddet karışımı bir sesle.
-seni öldürdüm.... zihnimde seni defalarca kez öldürdüm. dedim. yanından geçip gittim arkamdan baktığını biliyordum ama umursamadım. evet o benim babamdı affetmiştim onu ama hala bu yaşananların sorumlusu olduğunu bilmek ona olan kızgınlığımı harlıyordu.
GÜNÜMÜZ
sabah uyanmam için beni selamlayan güneş ışıklarıyla uyandım. bugün karne günüydü. karne pek umurumda değildi açıkçası her notun ortalaması 5 olunca birde her sene böyle olunca artık heyecanlandırmıyordu. yataktan kalkıp banyoda elimi yüzümü yıkadım. aynada yüzüme baktım. dağılmış saçlarımı açıp duşa geçtim. ılık su bedenime akınca sanki dertlerimde akıp gitmiş gibi hissetmiştim. yaz tatili gelmişti İstanbula gidecektik. Her ne kadar bundan hoşnut olmasam da babamla vakit geçirebileceğim için mutluydum. Neden mi istanbula gidecek olma fikri beni rahatsız ediyordu? yakında anlarsınız.
duştan çıkıp saçlarımı kurutmaya başladım aynı anda kafamdan bugün ne giysem diye düşünüyordum. saçlarımı tepeden dağınık bir topuz yapıp dolabımın karşısına geçtim çok fazla düşünmeden siyah pantolon yeşil gömleğimi alıp giyindim. kırmızı ruj ve rimel de sürünce evet hazırdım.
çantamı alırken kapı çaldı
- gir.
içeri Gece girdi.
- seni uyandırmaya geliyordum bende hazırlanmışsın bile.
- sana da günaydın gece.
gülümsedi ve mahçupça
- kusura bakma tatlım annen seni kahvaltıya bekliyor her zaman ki gibi sinirli acele ediyordum ondan.
-niye yine ne oldu?!
- her zaman ki şeyler istanbula gitme işi falan biliyorsun işte.
- anlaşıldı kahvaltıya hiç kalmayalım o zaman hiç çekemem sabah sabah annemi.
- tamam hadi çıkalım bende çantamı alayım odadan gidelim.
seri adımlarla merdivenleri indim. büyük salonda ki yemek masasında annem ve abim kahvaltı için bizi bekliyorlardı. annem konuşmasını benim gelmemle sonlandırdı. ne konuştuklarını bilmiyordum ama ikisi de sinirli görünüyordu.
-günaydın herkese. biz geç kaldık okula kahvaltıya kalamıcaz anne size afiyet olsun. dedim ve arkamı dönüp odadan çıktım.
-mira buraya gel!
annemin sert sesiyle gözlerimi yumup derin bir nefes verdim. benim mesai başladı kolay gelsin bana!
-efendim anne?
-ne zamandan beri bu evde kahvaltıya beraber oturulmuyor?
-annecim geç kaldık özür dilerim ama gitmemiz gerek.
-sen benim sözümü mü çiğniyorsun yani!?
-anne öyle değ-
-anne tamam bu yeterli sen sinirlisin diye mira nın üstüne gitme! sakin olmayı dene biraz.
- sakin mi? nasıl sakin olayım? hem de o çocuk geri dönüyorken?!
-ANNE!!!! yeter dur artık şimdi öğrenmesine gerek yok. okuluna git mira .
- ne diyorsunuz ya siz ne oluyor? kim geldi ayrıca?
-mira okuluna git sonrada depoya gel konuşuruz.
-ama abi?
-mira git dedim.
-peki.
gece kapıda beni beni bekliyordu. şoförün kapısını açtığı araca bindik. okula doğru yola çıktık.
10 dk sonra okulun önüne gelmiştik.
-bizi bekle dönme geri karneleri alınca hemen çıkacaz kalmıcaz. dedim söföre. araç tam park edilecekken başka bir aracın önümüze kırmasıyla ani fren yapmıştık. sinirle araçtan indim ve diğer aracın kaputuna vurup
-hasta mısın lan sen öldürecek misin bizi? in arabadan hemen!
aracın arka koltuğunda sarı uzun saçlı ve güneş gözlüğünden kim olduğunu anlayamadığım bir kız vardı. benim yaşlarımdaydı. tanıdıktı ama kimdi?
arka kapı açıldı ve kız araçtan indi okul bahçesinden sesimizi duyup gelen bir kaç kişiye baktı. sonra bana baktı ve yavaşça gözlüğünü çıkarıp kim olduğunu bize gösterdi. hatırlattı desem daha mı doğru olurdu acaba.?
cansu ışıl ışık! geri dönmüştü. neredeyse celladım olan kız! nasıl mı hemen anlatayım.
1 SENE ÖNCE
zil çalınca geceyle birlikte sınıfa girdik sırama otururken masanın üstündeki bir not dikkatimi çekti notu alıp okumaya başladım notta
-sevgili mira sana söylemem gereken çok önemli şeyler var ders çıkışında hemen yukarıya çatıya gelir misin? ve rica etsem kimseye söyleme. sana söyleyeceklerim çok önemli şeyler rüzgarla ilgili. yazıyordu.
rüzgar benim nişanlımdı. bu yaşta ne nişanı demeyin aile şirketleri arasında bir hisse değiş tokuşu neticesinde yapılan bir antlaşma gibi düşünün. ama kimsenin düşünmediği veya hesaba katmadığı şey ise bizim birbirimize gerçekten aşık olabileceğimizdi. her neyse ben de notta yazanları uygulayarak kimseye bir şey demeden zil çaldığında yukarıya çatıya çıkmıştım. okul binası 4 katlıydı çok yüksek değildi ama yine de ürkütücü görünüyordu. bir an çok kenarda durduğumu fark edip geri çekilecekken bir elin beş parmağı mengene gibi saçımı tutup beni kenara doğru ittirdi ben bir anlık korku ve şaşkınlıkla çığlık atmıştım ve bu sayede aşağıda bulunan herkes beni ve beni aşağı doğru sarkıtan kişiyi görmüştü bir anda herkesi çığlık çığlığa bir uğultu kaplamıştı. ben korkumu üstümden atamamışken konuştu
-buraya kadarmış mira dolunay seni uyardım rüzgardan uzak dur diye ama sen beni hiçe sayıp onunla birlikte olmaya devam ettin ölmeyi hak ediyorsun ve öleceksin. dedi onu sesinden tanımıştım bu cansuydu rüzgarın platoniği ve sürekli okulda hır çıkarıyordu. aşağıdaki kalabalıktan sıyrılıp binaya doğru koşan rüzgar'ı tek bir cümlesiyle durdurmuştu.
-atarım gencer yemin ederim atarım uzak durun hepiniz. diye bağırdı sonra konuşmasına kaldığı yerden devam etti;
-sen olmasaydın rüzgar benim olacaktı hepsi senin yüzünden ama seni öldürürsem yine rüzgar beni sevecek benimle olacak. dedi. bende üzerimdeki korkuyu bir anlığına atıp yerine gelen deli cesareti ile konuştum
-sen piskopatın tekisin rüzgarla bizim ilişkimiz formalite bilmiyor musun? ayrıca rüzgar seni hiçbir zaman sevmedi kendini kandırdın sen!
dedim. o ise bu dediklerimden keyif almışçasına kahkaha attı.
-demek ki rüzgar sana benim kim olduğumu anlatmamış ben onun her şeyiyim mira her şeyi. dedi ve devam etti
-sen onu sadece birkaç senedir tanıyorsun bense onun 6 yaşından beri yanındayım ve sen gelmeseydin beni sevecekti onu benden sen aldın. sustu bir müddet bense konuşamıyordum beynimden vurulmuşa dönmüştüm.
-ama sorun değil şimdi bende senin canını alacağım ve rüzgar yine beni sevmeye devam edecek. dedi. bir fısıltı misali konuştum.
-cansu n'olur yapma yalvarırım.! dedim. o ise duymazdan gelip konuştu
-neyse bu kadar konuşma yeter şimdi sıra geldi en sevdiğim yere ÖLÜM !!!!
dedi ve beni aşağı doru ittirip boşluğa bıraktı.
uzun ve tiz bir çığlık eşliğinde yere doğru yaklaşıyordum ve sonunda yere gömüldü bedenim hiçbir şey hissetmiyordum sadece bir boşluk hissiyatı vardı etrafın biranda kalabalıklaştığını yükselen uğultudan anlamıştım yavaş yavaş sesler kaybolup bilincim kapanmıştı.
bundan sonra hayatım çok rezil geçmişti. tekerlekli sandalyeye mahkum koca bir yıl.
^^^^^^^^^^^^^ŞİMDİ^^^^^^^^^^^^^
cansu konuşmaya başladı
-yaşıyorsun mira hayattasın bana seninle ilgili hiçbir şey söylemediler orada ben seni çok merak etim. ben buraya senden özür dilemeye geldim ne olsun beni affet mira hastaydım o zaman çok saçmalamıştım olmayan yaşanmamış şeyleri yaşanmış zannediyordum ama şimdi iyileştim ve çok pişmanım ne olur beni affet. dedi.
pişman mıydı değil miydi emin değilim ama ne olursa olsun onu asla affetmeyecektim o beni öldürmeye çalıştı nasıl afftedebilirim ki onu?
-defol git buradan cansu seni görmek dahi istemiyorum. dedim.
o ise bana nemli gözlerle bakıp
-yalvarırım beni affet mira çok pişmanım söyledim sana hastaydım çok kötü durumdaydım gerçekleri fark edemeyecek kadar aptaldım ama şu anda iyiyim ve yaptıklarım için kendimden utanıyorum ne olursun beni affet mira lütfen. dedi hıçkırıklarının arasında.
bende artık gözlerime hücum eden gözyaşların karşı koyamadım bardaktan boşanırcasına süzülmeye başladı. kendimi toparladıktan sonra konuştum.
-senden iğreniyorum cansu senden nefret ediyorum sen..sen..yaa sen beni öldürmeye çalıştın cansu bunun affedilir bir yanı yok hem seni neden affedeyim ki seni affetmem için tek bir neden söyle sen beni ben yapan ne varsa elimden alıyordun nerdeyse ben 1 sene ayağa kalkamadım sen bana beni affet diyorsun benden bekleyeceğin en son şey bile olmamalı sen affedilmeyi haketmiyorsun. dedim
ve yanından geçerken omuz atarak geçtim çarpmanın etkisiyle yere düşen cansunun arkamdan seslenmesiyle duraksadım
-mira özür dilerim sana yalvarıyorum affet beni. dedi.
gözümden damla damla yaşlar süzülürken konuştum
-bende sana yalvarmıştım sana demiştim ki cansu ne olur yapma yalvarırım. demiştim ama sen beni dinlemedin sen beni " okulun çatısını işaret ederek" oradan aşağıya attın.
arkamı dönüp gözyaşlarımı sildim
-seni ilk ve son kez uyarıyorum benden ve sevdiklerimden uzak dur karşıma çıkma bir daha.
dedim ve kalabalığı yararak binaya doğru ilerledim. müdürün katına çıkıp masanın üzerinde duran 3 karneyi de alıp odadan çıktım. birin rüzgara diğerini de gece ye uzattım öteki de benimkiydi. biz binadan çıkana kadar cansu gitmiş kalabalık dağılmıştı. arabanın kenarına gelip ön kapıyı açıp karneyi oraya attım geceninkini de. kapıyı kapatıp rüzgarın bana sarılmasına izin verdim ona sarılmak bana çok iyi geliyordu gerçekten onun yanındayken çok huzurluydum mutluluk kaynağımdı o benim.
güçlükle kollarından ayrılıp araca bindik.
söföre dönüp
-depoya gitmiyoruz. ARMİ' ye gidiyoruz. dedim.
-efendim bana verilen talimat sizi depoya götürmem üzerine arda bey sizi orada bekliyor.
-sen sana denileni yap! sana konuş demedim! ya sür ya da ben giderim.
-peki efendim nasıl isterseniz.
sakin olamıyordum çok gergindim yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. belki de içip bu olanları unutmaya mümkünse de hiç hatırlamamaya ihtiyacım vardı.
ARMİ abim ve bana babamızdan doğum günü hediyesiydi. aynı ayda doğduğumuz için bazı seneler birlikte kutlardık. abim kendine ait bir barı olsun çok istiyordu bende yaşım tutmadığı için gece kulüplerine alınmıyor oluşumdan artık sıkılmıştım. isim konusunda kararsızlığa düşünce babam duruma el atıp isimlerimizin harflerini koymayı teklif etti güzel bir uyum sağladığı için kulübün adı ARMİ oldu. ARda ve Mİra.
mekana gelince araçtan indim kapıda ki koruma yanıma gelip
-hoşgeldiniz mira hanım.
-mekan kalabalık mı?
- pek değil henüz gündüz olduğu için daha kimse gelmedi.
-tamam. içerdeki herkesi çıkar yalnız kalmak istiyorum.
-ama efendim-
-ya da kendine başka bir iş bul!
-nasıl isterseniz.
genç adam içeri girdi ve solistin önünden mikrofonu çekip aldı
-arkadaşlar bugünlük bura da sonlandırıyoruz lütfen mekanı boşaltalım.
etraftan onaylamayan türde mırıldanmalar yükselince kenardaki boş şişeyi alıp var gücümle yere attıp
-hemen boşaltım burayı! diye bağırınca herkes hızla dışarı çıktı.
-temizleyin şunları. sende ne çalacağını biliyorsun zaten. dedim dj ' in önünden geçerken.
Nükleer Başlıklı kız ~kaç kere. şarkısı doldurdu mekanı.
bize ait olan loca tarzı bir köşe vardı biraz yüksekti mekanın buradan her yeri görünüyordu. koltuğa geçip oturdum. yıkılmıştım yorgundum. her şey üst üste gelmişti. neler olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu. önüme ne zaman getirildiğini görmediğim içkiden bir yudum aldım. geceye baktım.
-neler oluyor gece ? ne yaşandı bugün ya ?
-bilmiyorum mira ama bu başlangıçmışta devamı varmış gibi hissediyorum.
-açma şu şom ağzını bee!
- ne yapayım mira? annenin sabah ki söyledikleri cansunun geri dönmesi istanbula gidecek olmamız. her şey çok daha kötü bir olayın başlangıcı gibi geliyor. kitaplarda hep öyle olur ya.
-kitap kitap diye delirecen ha gece. sabır ya rabbim sabır.
-annenin "o çocuk geri geliyorken" diye bahsettiği çocuk kim olabilir sence?
-bilmiyorum ki? yani ne biliyim uzakta olan ya da bir yere gidip gelecek olan biri de yok ki herkes burada.
-emin misin mira?
-eminim. valla aklıma kimse gelmiyor.
-peki.
-noldu?
-yok bir şey.
-var bir şey, ben biliyorum senin bu "yok bir şey" demeni.
-valla çok saçma zaten boşver.
-saçma değildir o söyle sen kim geldi aklına?
yüzüme baktı karasızdı söyleyip söylememek konusunda biraz daha bekleyip öne eğildi, sanki çok gizli bir sırrı paylaşıyormuş gibi sessizce
-Ateş. ateş geliyor olmasın sakın?!
ben bunun ihtimalini bile aklımdan söküp attığım için hiç düşünmemiştim. evet bu olabilirdi ateş dönmüştü ya da dönecekti. iki ihtimalde kalbimi bir el olup sıkmıştı. hayır ya olamazdı gelemezdi. ben onu unutmuşken başarmışken gelemezdi.