İçeriğe geç

Luminox Tutulması

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Luminox Tutulması

Bölüm 1

1. Bölüm

Doğduğum şehre dönmek için valizimi hazırlıyordum. Kıyafetlerimi katlarken gözüm pencerenin dışına ilişti, kampüsteki en yakın olduğum kız arkadaşlarımı gördüm. Gitmeden önce onları da görmeliydim. Son kontrollerimi yaptım ve valizlerimi yüklenip odanın dışına attım kendimi. Bahçeye ulaştığımda arkamdan aniden iki kol sarınca çığlığı bastım. Arkamdaki Elyra'nın ta kendisiydi. Kafamı çevirdiğimde ikimiz de kahkahayı bastık. Arkadan gelen Zisara ve Siren'nin gülüşleri bu tarafa kadar geliyordu.

Elimdeki valizleri gördüklerinde duraksadılar, sorgulayan gözlerle baktılar.

Elyra: "Hayırdır, nereye?" dedi.

Nefterya: "Libyssa'ya dönüyorum kısa süreliğine."

Siren: "Hep kısa süreli diyorsun ama kısa sürede gelemiyorsun." Kollarını göğsünde bağlar.

Nefterya: "Biliyorsunuz, babannemi görmem lazım."

Zisara ağzını açtı ve hafif mırıltılı bir ses ile, hiçbir şeyden habersiz, "Söylentilerin gerçek olup olmadığı belli değil ama." dedi.

Ama ben dediğinden hiçbir şey anlamamıştım. Sorgulayan gözlerimi ona çevirdiğimde Zisara, "Sen duymadın mı? Hayret, tüm kampüs bunu konuşuyor." söylerken o kadar şaşırmıştı ki soramadan edemedim.

"Neyi duymadım mı?"

Zisara bizi kendine yaklaştırdı, gözlüklerini düzeltip konuşmaya başladı.

"Libyssa ve çevresinde saldırılar olmuş. Bu saldırıların hiç de normal olmadığını söylüyorlar, benim duyduklarıma göre."

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. O an tek düşündüğüm şey babannem olmuştu. Bu konuşmayı uzatmak istemediğim için kızlarla kocaman vedalaştıktan sonra minibüs durağına geçtim. Kulaklığımı taktım ve ardı ardına gelen düşünce seline bıraktım kendimi.

Yaklaşık 15 dakika sonra Libyssa'ya giden 302 numaralı minibüse bindim. Minibüsün içinde ağır bir enerji dolaşıyordu, içim ürperdi. Minibüs tam da ben oturduğum anda hareket etti. Ben de minibüs camına yaslandım, kulaklığımdaki şarkı ile dışarıyı izledim.

İki durak sonra minibüse boynunda fotoğraf makinesi olan bir kız bindi. Tek boş yer olan yanımdaki koltuğa oturdu ve telefonu ile uğraşmaya başladı. Ben ise hâlâ camdan dışarıyı izleyip kulaklığımda çalan şarkı ile düşüncelere dalıyordum.

Kız bana döndü, omuzumu hafifçe dürttü. Ona döndüm. Kız bana sanki onu öldürecekmişim gibi bakıyordu. Ağzını açtı ve kulağıma eğilerek:

"Senin alışılmışın dışında bir enerjin var, sen buradakilerden farklısın." dedi ve sonraki durakta indi.

Bu durum hem garip hem de ürkütücüydü. Yani bir yabancının benimle bu şekilde konuşması, üstüne üstlük söylediği sözler kafamı karıştırmıştı.

Libyssa'ya dört durak kalmıştı. Ben de beş dakika sonra Libyssa itfaiye durağında indim. Evime beş dakika yürüme mesafesi vardı. Bahçe kapısı aralıktı. İçeri girdim. Kendi evim iki katlı müstakil bir evdi. Kendi evime girmeden üst kattaki babannemin evine gittim. Zile bastım ve bekledim.

Babannem açınca:

"Hoş geldin kızım." dedi.

Ben de kocaman sarılıp:

"Hoş buldum babannem." dedim ve hasret giderircesine sarıldım.

Babannem mutfağa geçerken ben de oturma odasına yöneldim ama salonda duran aynadaki yansımam dikkatimi çekti. Sanki benim hareketim dışı bir eylem yapmış gibiydi. Aynaya yaklaştım, gözümü kıstım ama yansıma kısmamıştı.

Bu durum beni korkuttu ama paranoya yaptığımı düşünüyordum. Sakin kalmalıydım çünkü buraya babannem için geldim.

Oturma odasına geçtim. Arkamdan babannem geldi. Karşılıklı olarak oturduk. Babanneme sorma ihtiyacı duydum.

"Babanne, Libyssa'ya saldırı olmuş. Doğru mu bu?"

Babannem cevaplamak istemiyor gibiydi. Konuyu değiştirmek için:

"Derslerin nasıl, iyi mi?" diye sordu.

Ne yapmak istediğini anlamıştım.

"Güzel gidiyor, kötü dersim yok." dediğim anda:

"Güzel, güzel. Aman hep böyle olsun." dedi.

"Babanne, bir sıkıntı yok değil mi?"

Gözlerindeki endişeyi görebiliyordum.

"Yok kızım, ne olacak." dedi.

"Bizim kampüste konuşuluyor da saldırı olmuş. Doğru mu?"

Sadece haberleri açıp gösterdi ve anlatmaya başladı.

"Yıl 1978 senesiydi. Büyük bir savaş çıkmıştı. Zelzeleler ardı ardına geliyordu. Bu savaş devletlerin birbiriyle savaşı değil, insanların karanlıkla savaşıydı."

Anlam veremedim. Karanlık da ne demekti?

Babannem ne soracağımı anlamış gibiydi.

"İblisler kızım, iblisler." dedi. "Bunlar sana küçükken hikâyelerde anlattığım iblislerdi."

Küçüklüğüm gözümün önüne geldi.

Babannem devam etti:

"Bu evren üç âleme ayrılmış. İnsan âlemi, sınanan ve sınava tabi tutulan âlem; iblisler âlemi, felaket getiren âlem; ve son olarak mühürlenenler âlemi, dışlanmışlar âlemi olarak."

Bunlar bana sadece babannemin masalı gibiydi fakat gerçekmiş.

Duyduklarımı hazmedemeden:

"Bu saldırılar hiçbir şey. 1978 yılında cehennem gibiydi. Savaşı zar zor kazandık." dediğinde:

"Bu yüzden mi Libyssa hep kasvetli ve duman içinde?"

Babannem başı ile beni onayladı.

"Libyssa gün yüzü görmedi ki, kasvetli olması normal."

Aslında babannem haklıydı. Ben küçüklüğümden beri Libyssa'yı hiç hayat dolu bir yer olarak göremedim. Buraların bir kısmı kara ormanlarla dolu iken çoğu yer fabrika idi.

"Peki bu savaşın ikincisi olur mu?" dediğimde babannem önce düşündü ve kısa cevap olarak:

"Bilmiyorum ki kızım. Onu boş ver sen, yemek bir şeyler hazırladım. Kalk, ellerini yıka, sofraya geç." dedi, kalktı ve mutfağa gitti.

Ben de zaman kaybetmeden banyoya geçtim. O anda banyonun aynasını bulanık görmeye başladım. Göz yanılsaması zannedip elimi yıkamaya başladığımda yansımam benden bağımsız gibi sadece durup bana bakıyordu. Kaşlarını çattığım anda yansımam bana muzip bir şekilde sırıtmaya başlamıştı.

Mutfağa gitmek için salona girdiğimde aklıma ilk gelen, bizim kampüste hiç ayna olmamasını fark etmem oldu.

Mutfağa girdim. Masaya yerleştim ve kurulan masayı görmemle gözlerimin açılması bir oldu. Babannem yine döktürmüştü adeta ve masada sadece kuş sütü eksik kalmış gibi hissettim.

"Ellerine sağlık, babanne." dedim.

İçimi ısıtan bir gülümseme ile:

"Hadi soğutma yemeğini." dedi.

Bu yemek benim için ziyafetti. Kampüste bunun gibi yemeği anca rüyamda görürdüm.

Yemek bittiğinde babannemin önerisi üzerine bahçeye çıktık. Bahçede özlediğim açık ara en iyi şey olan bahçe salıncağımızdı. Babannem ile salıncağa oturduk.

"Bizimkiler Libyssa'ya dönecekler mi?" diye sordum.

Annemi, babamı ve kardeşlerimi görmeyeli bir yıl oldu. Yaz izinlerim dışında pek buralara gelmediğimden onları görmeye vaktim olmuyor.

Babannem hayal kırıklığı ile:

"Dönmeyecekler. Efselya'ya yerleşmişler."

Ben onların yerleşeceğini tahmin etmemiştim.

"Yaz tatilinde gidersin." dedi babannem.

Kafamı sallamaktan başka bir şey yapmadım.

Sohbete başladık. Sormak istediğim çok şey vardı ama ancak havadan sudan konuşmamız bile havanın kararmasını fark etmemizi engellemişti.

Eve döndük. Babannem erken uyuduğu için ona ayak uydurmam lazımdı. Yoksa burada olduğum bir hafta hiç verimli geçmezdi.

Babannem yatağımı hazırladığında dedem de eve gelmişti. Saldırılardan kaçan bazı akrabalarımızı hastaneye kaldırdıkları için geç gelmişti.

Bana iyi geceler dedikten sonra uyumaya gittiler.

Ben de yol yorgunluğundan uykunun tatlı kollarına bıraktım kendimi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.