Pazartesi
❅
Günlerin monotonluğu ile tekrar haftanın başına geldiğimizde babamın arabasından inmeden önce yanağına küçük bir öpücük konduruyor ve onunla vedalaşıp okula giriyordum.
Hava düzelmeye başlarken ıslak toprak kuruyor ve çiçek kokuları sokaklarda aheste aheste dolaşıyordu. Kelebekler görüp görebileceğim her yerde birbirlerini kovalarken kuş sesleri kesilmiyordu. Aslında ilkbahar o kadarda kötü değildi. Yaz için ön hazırlık falandı ama koku takıntısı olan ben için, çiçekler paha biçilmez bir pırlanta ile eş değerdi. Bu sebepten gördüğüm her sahipsiz çiçeği kökünden ayırıyor ve kendimle birlikte götürdüğüm yere sürüklüyordum.
"Günaydın." Sınıftan içeriye girerken sırasından boylu boyunca uzanan arkadaşlarıma gülümserken karşılığını da aynı şekilde almış ve sırama oturmuştum. Biz stajyerler için stajın yanı sıra ailesi disiplinli olanlara eğitim şarttı. Benimde başımda babam olduğu için herşeyi garantiye almak adına okula gitmek ve köpek gibi o derslere çalışmam gerekti. Ona göre hiç bir sınavdan kalmamalı ve okuldaki başarımı da asla düşürmemem gerekiyordu. İleride ne olacağını bilemeyeceğim için bende geleceğimi garantiye almak durumunda kalıyordum yani.
"Aerin-ah yardım edebilir misin?" Ön sıramda oturuyor olan arkadaşım arkasını dönüp elindeki test kitabını sırama koyarken çıkarıyor olduğum kitaplarım ve kalemlerimi hızla sıranın altına koymuş ve ona bakmıştım. "Soru kolay ama tekniği bir türlü anlayamadım. Bay Oh'a da sorarsam azarlanacağımı biliyorum." Evet, sırf kolay soruları çözemeyen öğrenciler matematik öğretmenimizden yardım istediklerinde bir güzel azarlanıyorlardı. Bu hep böyle olurdu zaten. Öğretmen bir konuyu uzunca anlattıktan sonra hâlâ anlamayan öğrenci olduğunu öğrenirse çıldırırdı.
"Teşekkür ederim." Kısaca gülümserken sabahın erken saatleri olduğundan hâlâ üstümde bir uykusuzluk vardı ve bu da dün akşam yine gecenin bir saati ablamla dondurma yemek için evden kaçmamızdan kaynaklanıyordu. Aslında babama haber vermiştik ama uykulu uykulu ne dediği pek anlaşılmasada bunu kendimizce 'gidin' olarak yorumlamış ve bir saat kadar dondurmalarla parkta zaman öldürmüştük. Ablamla haftanın sadece son iki günü birlikte takılabildiğimizden anlatacak çok şeyimiz olurdu ve genellikle böyle yapardık. Ertesi günüde sıfır uykuyla günü geçirmeye çalışırdım işte...
***
Dersler ışık hızı diyebileceğim bir sürede biterken bir kaç derste uyuklamış geriye kalanlarda da uyanık kalıp not almaya çalışmıştım. Sonuç olarak gün sonunda dersler bitmiş ve herkes gibi hızlıca toparlanmıştım.
Şirkete geçip vokal çalışmam ve ardından da diğer stajyerlere katılıp dans odasında pratiklere katılmam gerekiyordu. Büyük ihtimal bugün annem yanıma uğrayacaktı ve beni aylak aylak dolaşırken görürse azarı yiyebilirdim. Kendimi garantiye almalıydım.
"Çok yakışıklı değil mi ama?" Omzuma attığım çanta ile dikkatimi sınıftaki kız arkadaşlarımın fısıltıları çekerken duraksayıp göz ucuyla ne yaptıklarına bakmıştım.
Sınıf camından karşı sınıfın kapısını gözetlediklerini fark eder etmez kendi kendime gülmüş ve kafamı yavaşça iki yana sallayarak sıramın altında eşyalarımın kalıp kalmadığına bakmıştım.
Daha çıkış bile yapmamıştı ancak çoktan okuldaki pek çok kızın ilgisini üstüne toplamıştı. "Mektubu dolabına koydun mu?" Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken sıranın altındaki abur cubur çöplerini toplayan ellerim bir süre havada kalmıştı. Demek aşk itirafı için en uygun yolu dolabına mektup bırakmakla bulmuşlardı. Çok tatlılardı ancak o çocuğun ona benzer pek çok mektup aldığına emindim.
"Evet, dolabını açtığında eline aldığınıda gördüm. Büyük ihtimal oku-,"
"Buraya geliyor!" Sanırım birazdan güzel bir dille sınıf arkadaşımı reddedecekti bu yakışıklı popüler çocuk...
Daha fazla oyalanmamak adına elimdeki çöplerle birlikte doğrulmuş ve kapıya doğru dönüp sırtımda ki çantayı zorlukla düzeltmiştim. Bu sırada kapıda dikiliyor olan bedeni görmüş ve sınıf camının önünde stresle onun yaklaşmasını bekliyor olan kız arkadaşlarıma göz ucuyla bakmıştım. Onları umursamadan sınıftan çıkıp gitmeyi düşünürken, hâlâ olduğu yerde dikiliyor olan popüler çocuk ile saliselik gözlerimiz kesiştiğinde hemen yanındaki çöpe doğru ilerliyordum.
Tekrar sınıf arkadaşlarıma baktıktan sonra kaşlarını hafifçe çatıp birden yine bana dönmesi ile önüme dönerken yanındaki çöp kutusuna çöplerimi atmış ve sınıftan çıkmak için önünde durmuştum. Pekâlâ, bu sanırım biraz garipti...
"Geçebilir miyim?" Uzun boyu sebebiyle kafamı hafif kaldırıp parıl parıl parlayan gözlerine baktığımda hareket eden adem elması ve düz bir şekil alan dudakları ile yakından da oldukça masum görünüyordu. Birde benim gibi gamzeleri vardı ve okuldaki kızlarda en çok bu özelliğine düşüyorlardı. "Tabi." Kekeleyerek kenara çekilip yol vermesi ile hızlıca sınıftan sıvışırken kolumdaki saati kontrol etmiş ve çantama asılmıştım.
Çok geçmeden okuldan çıkıp şirket yolunda yürümeye başladığımda çoktan bir kaç güzel çiçek dalını kendim beraberinde şirkete taşıyordum. Yol boyunca koklayıp durmuş, nasıl bu kadar güzel koktuklarına dair kendi kendime hayretlere düşmüştüm.
Yirmi dakikalık kısa bir yolculuğun ardından sonunda şirkete ulaştığımda içeriye girmiş ve direkt üçüncü kata çıkarak ses yalıtımlı odalardan birine girmiştim. Çantamı ve çiçekleri bir köşeye koyarken tekerlekli sandalyelerin birine oturmuş, çoktan söyleyebileceğim şarkılara ve çalışmak istediğim notalara bakınmaya başlamıştım. Bir ara aklımdan okul formamı değiştirip tekrar buraya dönmek geçmişti ancak bundan odaya geldiğimden beri bir iki stajyer grubunun odanın boş olup olmadığını kontrole gelmesiyle vazgeçmiştim. Kalkıp gidecek olursam herhangi birisi gelip odayı kalabilirdi ve ben tek başıma çalışmayı daha çok verimli buluyordum. Yanımda birileri olursa odaklanamazdım.
Saatler birbirini kovalarken biraz notalara bakınmış, birazda piyano çalışmıştım. Kendi huzur dolu sessizliğimde dışarıda ki hayattan tamamıyla koptuğum sıralarda ise odanın kapısının tıklatılmasıyla yayıldığım sandalyeyi kapıya doğru çevirmiştim. "Aerin?" Araladığı kapıdan kafasını içeriye uzatan annem ile göz göze gelir gelmez doğrulurken hazırlıklı yakalanmama seviniyordum. "Buradaymışsın." Bedenini içeriye tamamıyla soktuğunda kapıyı ardından kapatıp yavaşça yanıma gelmeye başlamıştı. "Bir kaç saattir burada olduğunu söyledi kızlar. Dans çalışmayacak mısın bugün?"
Kolumda ki saati kontrol ederken yorgun gözlerimi tekrar ona çevirmiş ve kafamı iki yana usulca sallamıştım. "Buraya gelirken planlarımda pratik odasında sabahlamak vardı ama hem burada beklediğimden çok zaman öldürdüm, hemde gözlerim kendi kendine kapanıyor." Elini omzumda ve saçlarımda gezdirdiğinde dudaklarını birbirine bastırmış ve kafasıyla sağında kalan kapıyı işaret etmişti. "Hazırlanda birlikte çıkalım o zaman, eve geçerken senide yurda bırakırım."
Anında kafamı iki yana sallayarak reddettim onu. Evine gitmektense yurda gitmeyi tercihi ederdim. "Bitmesi gereken ödevlerim var ve eve gidersem hemen yatarım anne. Ödev yapmayınca öğretmenler direkt babama haber uçuruyor, biliyorsun." Tebessüm ederek kafasını aşağı yukarı sallamış ve son bir kez saçlarımı okşadıktan sonra yanağıma uzun bir öpücük kondurmuştu. Yüzümü buruşturduğumu görünce taklidimi yapmış ve ardından çok geç kalmamamı bastıra bastıra söyleyerek sonunda odadan çıkmıştı.
Bende dediğim gibi çantamdan kitaplarımı çıkarıp odanın ortasında ki masaya yerleşmiş ve verilen ödevleri yapmaya başlamıştım. Babam olmasa bir gün daha o okula katlanmaz ve çoktan kaydımı aldırıp diğer bir kaç stajyer gibi şirkette eğitim almaya başlamıştım ancak işte bazı şeyler öyle istediğimiz gibi olmuyordu...
Uykunun bastırmasıyla daha fazla dayanamayıp kolumu masaya doğru uzatmış ve yanağımı da üstüne yaslayıp yatar pozisyonda sayfaların üstündeki yazıları okumaya çalışmıştım. Bir süre sonra ise gözlerim kendi kontrolünü kaybetmiş bir şekilde bilinçsizce kapanırken tamamıyla uykuya dalmadan önce tek hatırladığım kapının açılma sesi, bir süre sessizlik ve kapandıktan sonra kulağıma gittikçe yaklaşan adım sesleriydi.
Sonrası ise rahatsız ama derin mi derin bir uykuydu.
***
(Geçiş bölümü)