İçeriğe geç

Lotus Krallığı

Bölüm 4 · 18 dk okuma

Lotus Krallığı

Bölüm 4

Kaçış ve Arayış

Biraz olaylar yavaş ilerliyor gibi gelebilir, az sabır diyorum sevgili okuyucu. Sonradan güzel şeyler yaşanacak🪷💫

2.BÖLÜM

KAÇIŞ VE ARAYIŞ

Koşuyordum...Var gücümle arkamdan gelen ve beni bir sebepten öldürmek isteyen onlarca askerden koşarak kaçmayaçalışıyordum.Ben birkaç askerle başa çıkabilirdim ancak bu kadarıyla başa çıkmışlığım hiç olmamıştı,aramızdakimesafeyi yavaş yavaş kapatan askerler beni kolumdan yakaladıklarında pratik bir şekilde kendimi kurtarmış vekoşmaya devam etmiştim.

Bir köşeden dönerken ayağım bir şeye takıldı ve yere kapaklandım.Arkamdan gelenaskerlerise fazla uzağımda olmadıkları için hemen beni yakalama fırsatı bulmuştu.Beni iki güçlü asker kolumdançok acı verici bir şekilde tutup kaldırdılar.Üstüm başım tozlanmış,kıyafetlerim yırtılmıştı.Karşımda duran askerlerden birisi kılıcını kaldırdı ve bana doğru tuttu,anlaşılan işlerinin kısa sürmesiniistemişlerdi.

Kılıcını yukarı kaldırdı ve tam o sırada başka bir kılıç kılıcını elinden alıp uçurdu.Birbirine çarpanmetal yüzeylerinin çıkardığı sağır edici ama bir o kadar da hoş olan o melodiyle askerlerin olayın şaşkınlığınıüstünden atamamalarını fırsat bilerek kollarından kurtuldum,Brina Ana da onların üzerine vakit kaybetmedenatlamıştı.Kılıcını profesyonelce kullanıyor,yaşlılığına rağmen çok hızlı hareket ediyordu.Ben onun kusursuzdövüşünü izlerken benim hala orada durduğumu görünce bağırdı.“Eleena kaç!”O an olayların farkına vardığım andı,hayranlığımın etkisinden çıktığım andı.Beni kovalayan ve öldürmeye çalışanaskerlere karşı direniyordu.Beni koruyordu...Ben ise karşısında öylece dikilmiş,acizce onu ittirişlerini vebıçaklayışlarını izliyordum.Sanki bedenime olan hakimiyetimi kaybetmiş,hareket edemez olmuştum.Karşısındaona doğru kılıçlarını savuran askerlere karşı Brina Ana cesurca karşılık veriyordu ancak askerlerin sayısı o kadarfazlaydı ki birini devirdiğizaman üzerine üç tanesi daha atlıyordu.Brina Ana’nın her verdiği karşılıkta aldığıhasarlar artıyor,canını ve bunun beraberinde de canımı acıtıyordu.Aldığı onca yaraya ve durmadan akan kanarağmen askerlere karşı direnmeye devam ediyordu.Çoğunu alt etmiş birkaç tanesi kalmıştı ancak Brina Ana’nındurumu pek iyi görünmüyordu.Bir yandan aldığı yaraları elleriyle bastırarak acıyı hafifletmeye çalışıyor biryandan da askerlerle boğuşuyordu.

Bakışlarım bastırdığı yaralarından çıkan ve parmaklarının arkasındansüzülmeye devam eden koyu kırmızı sıvıda geziniyordu.Her bir kan damlasının toprağı buluşunda içim daha dasızlıyor,olduğum yere daha da çivileniyordum.Her bir kılıcın diğer bir kılıca sürtünüşünde sevdiğim insan yaraalıyordu.Ben ise önümde gerçekleşen ölüm sahnelerine odaklanmış,öylece herkesin kanının akmasını izliyordum.

Askerlerden sağ kalan tek kişi son hamlede Brina Ana’nın karnına büyük bir bıçak sapladı,Brina Ana önce birsendeledi ama sonra aniden çok hızlı bir hamle yaparak elindeki bıçağı askerin boğazına soktu,her yere kansıçradı.Daha sonra bana yavaşça döndü,gülümsedi ve sanki kalan son nefesinitüketmiş gibi bir anda yereyığıldı.Ona doğru adımlar atmaya,ona yaklaşmaya başladım.Kanlariçerisinde zarzor seçilen bedeni hareketsizyatıyordu.

Korktuğum başıma geliyordu,sevdiklerimden birini beni korumaya çalışırken kaybediyordum.Yanınagitmeye,gerçeklerle yüzleşmeye ve onu bir daha göremeyecek olmanın acısıyla buluşmaya korkuyordum.Herşeyin benim suçum olduğunu bilerek yaşamıma devam etmek istemiyor,korkaklar gibi oradan,problemlerimdenuzaklara kaçmak istiyordum.

Brina Ana’nın açılan gözleriyle sankitekrardan hayat bulmuşçasına yanınakoştum.Baştan aşağıtitriyordum,o ise canını feda ediyor,ruhu bedeniniterk ediyordu.Dudakları aralandı,birşeyler mırıldandı ancak sesi çok kısıktı.Söylediklerini anlamak için kulağımı dudaklarına dayadım.

“Kork-korkma!Savaş!Kötülüğe boyun eğme,se-seni esirtutmalarına izin verme Eleena anladın mı?!Özgürolmalısın bö-böceğim!Sana zin-zincir vurmalarına izin verme!”

Hakim olamadığım gözyaşlarım o kırışıklıklarla dolu yumuşak yüzüne düşüyordu.Kucağımda duran o bedeninebaktım ve ona güç vermek istercesine sırtını dikleştirmeye çalıştım ancak başaramamıştım,bedeni artık harapolmuş bir şehirden farksızdı.Her yerinde yara vardı ve hepsinden tonlarca kan akıyordu.Bana bir şeyler anlatmakistiyor ancak acı onu engelliyordu,gözleri bir kapanıp bir açılıyordu.Onu kaybetme korkusu her yanımısarmışken,o parlayan yüzünde hala bir hayat mevcuttu,hala bir umut,hala birinanç vardı.Ona ihtiyacım vardı veduygularımın azabından tek başıma kurtulmamın imkansızlığının farkındaydım.

“Hayır!Ben yapamam Brina Ana!Beni bırakma lütfen!Sana ihtiyacım var,sensiz yapamam.”

Acıyı herzerresine kadar hissetiğini kanıtlayan yüzünde birtebessüm oluştu.Elimi daha sıkıtuttu ve benikendisine çekti.

“Ben herza-zaman yanında olacağım Ele-Eleena,gökyüzüne bakıp yardım dilediğin her a-an ben orada sanayardım et-etmek için olacağım bebeğim!”

Bunları söyledikten sonra ellerimitutan eli gevşedi,gözleri yavaş yavaş kapanıyordu.Ruhunu gökyüzüne,tanrıyateslim ediyordu.Yüzündeki acı ve keder yavaş yavaş yok olmaya,küle dönüşmeye başlamıştı.Gözyaşlarım artmış veyanaklarımdan süzülerek nasırlı ellerine düşüyordu.Ayakları yavaş yavaş küçük parçalara ayrıldı.O parçalar dabinlerce parçaya ayrılarak simsiyah bir küle dönüştü.Bedeni ay ışığının altında gölgenin karanlığına dönerkentitreyen dudaklarımın arasından sözcükler durmadan düşüyordu.

“Hayır...Brina Ana ne olur beni bırakma.Lütfen beniterk etme...”

Gevşeyen eli ellerimiterk ettiğinde küle dönen bedeni gökyüzüne ilerliyordu.Rüzgarla beraber yıldızlara doğrutaşınan parçalar parlıyordu.Bu beden ait olduğu yere dönüyordu.Son kez o yüzüne baktım,yavaş yavaş o da küledöndü ve kayboldu,yerine ise bir Lavinia geçti.

Yıldızlarla süslenmiş gökyüzüne baktım,gözyaşlarım halayanaklarımda sıcacık duruyordu.Rüzgar o küllerle beraber anılarımı da taşıyıp götürüyordu.Sevgimi vemutluluğumu da alıp götürüyordu...Lavinia’nın parlak ışığında usul usul kristallerle bezenmiş yapraklarına baktım.Lavinia,bu karanlık geceyi BrinaAna kadar aydınlatamazdı.Kimse bunu yapamazdı.Yerine geçen bir sihrin çiçeği bile olsa yayılan ışık Brina Anakadar parlak olamazdı.

“Neden?”Gözyaşlarım çiçeğin üzerine düşerken her bir yaşla beraber çiçek daha da parlıyordu.“Neden her şeyimi alıyorsun?Çok acımasızsın hayat.Acımasız...”

Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken ellerimle yüzümü silmeye kendime gelmeye çalıştım ama birfaydasıolmuyordu.

Kendimi dış dünyadan ayırmak,uzaklaşmak istemiştim.İçimden geldiğince ağlamak,üzülmek vepişman olmak...Artan hıçkırık seslerimle beraber her şey yavaş yavaş karanlığa gömülmeye başlıyor,beni acımlaberaber başbaşa bırakıyordu.Karanlık bir okyanusun dibine doğru yol alıyordum sanki.Karanlığın en derininde pişmanlığım her yerimi kuşatmıştı,acizliğim acıdan kurtulmama izin vermiyordu,beniiçlerine hapsetmişlerdi.Debeleniyor,bana zarar veren duygularımdan kurtulmaya çalışıyordum,duygularım benien zayıf noktamdan vurmuşlardı.Kalbim bana oyun oynamıştı.Zayıftım,buradan asla kurtulamayacaktım.Her şeyibıraktım,acının,pişmanlığın,acizliğin beni sarmasına ve en dibe çekmesine izin verdim.

“Vaz mı geçiyorsun?”

İçimden bir ses bana bu soruyu sorarken vicdanımın uyandığını hissettim.Hüznün ve acizliğin ortasında bir öfkekıvılcımı doğmuştu.Vazgeçmek...direnmekten daha kolaydı,daha az acı vericiydi ancak vazgeçmek demek sonsuza kadar bu acıyamahkum olmak demekti.Vazgeçmek zayıfların yaptığı bir seçimdi ben ise hiç düşünmeden bu kararıalmış,duygularıma ve acılarıma yenik düşmüştüm.

Ama artık vazgeçmek istemiyordum,tekrar ayağa kalkacak veonlara karşı direnecektim.Kazanacak ve kendime yeni bir hayat kuracaktım,ne kadar çok yenilsem,ne kadar çokkaybetsem de kazanacaktım.Kesin ve kararlı bir sesle yanıtladım.“Hayır!”Karanlığın ortasında gözlerimi açtım.Orada,çok uzaklarda birışık görüyordum ancak vazgeçmeyecektim.

Etrafımısaran siyah zincirlerden var gücümü kullanarak kurtuldum ve yükseklere,aydınlığa yüzmeye başladım.Dipten bana uzanan karanlık beni salmak istemiyordu,ayağımdan tutup tekrar dibe çekti ancak izin vermekistemiyordum,kurtulmak,özgür olmak istiyordum.Ayağımdan çeken güce rağmen direnmeye,aydınlığa ulaşmayaçalışıyordum.Bana uzak görünen o ışık artık bana çok yakındaydı,yaklaşıyordum,varıyordum vekazanıyordum.Elimi uzattım,onu tuttum ve kendimi son defa yukarıya ittim.

Karanlıktan aydınlığa vardığımda karşımda koşuşturan insanlar duruyordu.Onların arasından sakince geçmeyebaşladım.Burası bana tanıdık gelmişti.İnsanların çığlıkları ve ittirişleri arasında gözüme bir şeytakıldı.Yanıyordu,ateşleriçindeydi,ona yaklaştım.Lütfen...Lütfen o olmasın...Evim yanıyordu...Evimiz yanıyordu...Anneme gözlerimi açtığım yer...Yaralandığımda,üzüldüğümde,mutlu olduğumda,aç kaldığımda sığındığımyer...Her şeye rağmen hep orada olacak ve günün sonunda bana herzaman bir yatak bulunduracak olan bu yer...Gözlerimin önünde yanıyordu...Ateşler her yanını sarmıştı,dumanlartepesinden gökyüzüne doğru yükseliyordu...Evim beniterk ediyordu,beni bu dünyanın acımasızlığına,vahşiliğine bırakıyordu...Evime doğru koşmaya başladım ama ne kadar yaklaşsam o kadar uzaklaşıyordu sanki.Koştum...Ona yetişmek için...Koştum...Ama o git gide uzaklaşıyordu.Uzaklardaydı...Benden ve her şeyimden uzaktaydı...Küllere dönüşüyor,dumanlarla beraber göğe taşınıyordu.Yenilmeyi kabullenemiyordum ancak acizdim,beni herşey gibi yavaş yavaş terk edişi canımı yakıyordu.Koşmak ancak birtürlü yaklaşamamak...Anılarımı birer bireraklımdan geçirirken koşmayı ve ardından ilerlemeyi bıraktım,olduğum yerde diz çöktüm ve dizlerimi kendimeçektim.O an tek istediğim içimdeki hüzün ve acıyı dökmekti,kimsenin beni bilmediği,umursamayacağı bir yerdedurup saatlerce ağlamaktı.Evimin yandığını,Brina Ana’nın benim ellerimin arasında küllere dönüşerek terkedişini,her şeyi unutmak istemiştim.Bir çığlık...“Eleena!”Ve bir çığlık daha...“Eleena!”Arkama yavaş yavaş dönmeye başladım.Sanki ne göreceğimden korkuyormuş gibi yavaş yavaş ama bir o kadar dahızlı...Annem...Benim biricik annem oradaydı...Beni istiyordu...Beni çağırıyordu...Ama biliyordu ki ben oraya gidemeyecektim...Yetişemezdim...Kaçmamı istiyordu...Buradan uzaklara kaçmamı...Oracıkta acı çekerek can verişini izlememi istemiyordu...Ama ben onu da başaramazdım.Ona doğru bir adımattım...Acı dolu bir çığlık bastı...Sonra da gözlerini göbeğinden sel gibi akan kanlardan ayırdı ve banaçevirdi...Gözlerinde vahşeti gördüm...Acıyı gördüm...Hüznü gördüm...Öfkeyi gördüm...Ama tüm bunların arasındada bir umut gördüm...Tıpkı Brina Ana gibi...Gözlerinden bir yaş düştü...Bu gözyaşıyla beraber de canınıyitirmişti...Yaş toprakla buluştu...Ona doğru koştum...Bu sefer yetişmeliydim onu kurtarmalıydım...Her şeydensonra hayatta bana kalan son şeyi:annemi yitiremezdim.Karanlığa dalmasına ve kaybolmasına izin veremezdim.Koştum...Yetişecektim ve yetiştim de.Yanına vardım,oturdum.Kirlenen saçlarını ve güzel yüzünü izledim,yanaklarımdasıcak bir şey hissettim,elimi uzattığımda parmaklarımın hafifçe ıslandığını fark ettim.Ağlıyordum...Yaşlargözlerimden tane tane,sıcak sıcak akıyordu.Yanaklarımdan düşen yaşlar,annemin gözyaşının düştüğü şimdi iseonun kanıyla dolan toprağa damlıyordu.Kabullenemiyordum...Yenildiğimi,her şeyimi yitirdiğimi kabullenmek istemiyordum...Asla da kabullenmeyecektim...Kabullenmem bana acıdan,pişmanlıktan,suçluluktan başkasını hissettiremezdi.Onu dürtmeye başladım,onabağırdım,seslendim ama hiçbirişe yaramıyordu.Çaresizce yanına uzandım...Kanı yırtık kıyafetlerimebulaşıyordu,yüzüne baktım,içinde herzaman bir hayat kıvılcımı olan o yüz şimdi bembeyazdı...Solgundu...Cansızdı...O an farkına varmıştım,annem bir daha geri gelmeyecekti,annem bir daha gülmeyecekti,annem bir daha bana oumut dolu gözleriyle bakmayacaktı...Annem,herzaman orada benim için olacak o kişi,ne olursa olsun beni sonsuza kadar sevecek olan o kişi,kalbindeherzaman bana yer verecek olan o kişi...Annem...Onu,beraberinde de her şeyimden kalan son şey...Annem...Onu yitirmiştim...Gözlerimi kapadım...Her şeyin bir kabustan ibaret olmasını diledim ama biliyordum tanrı hiçbirzaman dileklerimikabul etmemişti ve asla da etmeyecekti ve hayatise her şeyimi benden alıp,acımasızca beni bu dünyaya terketmekten keyif alıyordu.Dumanlar her yerden yükseliyordu...İnsanlar kaçışıyor,çığlık üstüne çığlık basıyorlardı...Annem hala oradayatıyordu...Hala kanını boşaltıyordu...Hala gözlerimin önünde yok olmaya,ölmeye devam ediyor,beni acıtmaktanson derece keyif alıyordu hayat.Dışarıdaki dünyayla ilgimitamamen kesmek istedim,annemim vücuduna daha da sıkı sıkı sarıldım.O an gözyaşınındüştüğü yerden bir Altın Kadeh kendisini gösterdi.Altın Kadeh umudun simgesiydi ve eğer bu çiçek zor birdurumdayken karşına çıkarsa sıra halinde dizilir ve seni umudun olduğu yere götürürdü...Benim Altın Kadehlerimise ormana uzanıyordu.Nasıl olurdu da en sevdiğim,en değerli şeyimi kaybettiğim o anda bir umut kendisini gösterebilirdi?Sihir buna nasıl cüret edebilirdi?Sihri görmezden gelmeye,acıma devam etmeye karar verdim ancak parlayan Altın Kadeh beni pek salacak gibigörünmüyordu.Yerimden doğruldum.Ormanın derinliklerindeki o görünmezliğe baktım.Döndüm.Anneminkanlarının içerisindeki bedenine baktım.Ormanın derinliklerinden bir siyah gölge belirdi.Bu Ysona’ydı.Benimsadık siyah kristal leoparım.Beni yanına çağırıyordu.Ayaklarının altındaki Altın Kadeh’leri okşuyor,bana burayagelmemi işaret ediyordu.Karanlıktaki vücudu sihrin çiçekleriyle görünür hale geliyordu.Gözlerindeki ışık AltınKadeh’lerin umudunu yansıtıyordu.Beni bekleyen bir gelecek ve değiştiremeyeceğim bir geçmiş...Altın Kadehlerim daha da parlamaya başladı,sanki benim geleceği seçmemi ve yaşanan acımasızgerçekleri,değiştiremeyeceğim gerçekleri geride bırakmamı istiyordu.Beynim geleceğimi seçmemi ve hayatımıdeğiştirilemeyecek şeylere harcamamamı söylüyordu,kalbim ise annemin yanında kalıp geçmişte yaşamamı vesonsuza kadar oraya hapsolmamı söylüyordu.“Sana zincir vurmalarına izin verme!”Brina Ana’nın sözleri aklımda yankılandı,onun beni korumaya çalıştığı anları hatırladım.Benim kucağımda külolup terk edişini...Evimi...Yanan evimin dumanlarıyla berabertaşınan anılarımı hissettim.En sonunda ise annemi...Her şeyimden kalan son parçanın da benim elimden kayboluşunu hatırladım.Arkama döndüm,annemin cesedi hala orada duruyordu.Ormana döndüm,kim bilir beni orada nasılacılar,pişmanlıklar,sırlar bekliyordu.Bir buna bir diğerine baktım,kimisi değiştirilemez kimisi bilinmez...Acıya sonsuza kadar hapsolmak ya da sonsuzluğa atılmak.Geçmişte bana ait bir şey kalmamıştı,hepsi beniterk etmişti,gelecek ise benim elimdeydi,orada bana ait şeylerinşa edebilirdim.Her şeyimitekrar kurabilirdim.Sırtımdakine dönüp bakmadan ormana,Ysona’ya doğruilerledim.Yanına gittim ve üzerine bindim.Bedenimin ağırlığından hiç şikayetçi olmadan benitaşıdı.Altın Kadehlerorada beni bekliyordu.Dönüp son kere annemin bedenine baktım.“Elveda anne,elveda...”Ysona ile beraber ormana doğru yol almaya başladık ancak bir anda Altın kadehlerim parlaklığını kaybetti,sihirgücünü yitiriyordu.Annemin bedeniyle etrafını saran Lavinia’lar bir anda korkunç bir karanlığa dönüştü ve bukoyu karanlık beni kovalamaya başladı.Daha hızlı koştum...Karanlık çok hızlıydı,beni esir almak,geçmişe hapsetmek istiyordu.Ysona ile olabildiğince daha hızlı kaçmayabaşladık ancak birfaydası yoktu,karanlık bize yetişti ve beni sarıp sarmaladı,çekti beni içine doğru ben ise bağırıpçağırmaktan başka bir şey yapamıyordum.Gözlerimi koyu karanlık yavaş yavaş kaplarken nefes nefese uyandım.Etrafıma baktım ve masamın üzerindeki su bardağını alıp tek nefeste içtim.Kalbim o kadar hızlı atıyordu kigöğsümden çıkıp fırlayacakmış gibi hissediyordum.Burnumdan aldığım nefes akciğerlerime yetmiyordu,küçücükodada havasızlıktan ölüyordum adeta.Hala gördüğüm o korkunç rüyanın etkisinden çıkamamıştım.“Sakinleş Eleena,bu sadece birrüyaydı...Sadece birrüya...”Bunun sadece birrüyadan ibaret olmadığını bilsem de bilinçaltımı buna ikna edebilmiştim ve nefes alışverişlerimdaha düzgün bir hal aldı.Louis hala uyuyordu,uyandırmak istemedim ve ses çıkarmamaya çalışarak mutfağailerledim.Bulduğum bir kağıda bugün ava gideceğimi bu yüzden geç kalabileceğimi yazdım.Ardından sırtımaokumu ve kılıcımı bulunduran çantayı geçirdim.Kulübeden çıkarken kapıyı arkamdan kapattım.Ysona’yı da yanımaalarak ormana doğru ilerlemeye başladım.İlkbahar kendini bütün ihtişamıyla gözler önüne sermişti.Kuşların sesleri,buradan buraya zıplayan geyikler vearaya serpiştirilmiş gibi duran kristal demetler göz kamaştırıcıydı.Güneş ormana hayat verirmişçesine her yeriniaydınlatıyor,karanlığı yok ediyordu.Gündüzlerin tek kötü tarafı yıldızları gökyüzünden silip atmasıydı ancakaydınlıkta yıldızların herhangi birişlevi,bir değeri olmuyordu.Umut kendini sadece en karanlık anlarda gösterirdive yıldızlar da bunun kanıtıydı çünkü onlar herzaman gecenin kapkaranlık anlarında gökyüzünü aydınlatıryeryüzündekilere yol gösterirdi.Şırıl şırıl akan suyun sesini duyduğumda nehre yaklaştığımı anladım ve daldığım harikalardan ayrılarak kendimegelmeye çalıştım.Nehre yakınlaştığımı kanıtlamak istercesine ayaklarımın arasından yuvarlanan altın parçacıklarpırıl pırıldı.Lotus Krallığı’nda altının pek bir değeri yoktu.Sonuçta kristallerin olduğu bir yerde altının pek birönemi olamazdı.Nehre varınca burnuma dolan su kokusunu doya doya içime çektim.Nehrin yanına uzandım.Ufuk her yere uzanıyordu ve gökyüzünde saklanmış yıldızlarinsanları izliyor,umutsuzluklarına çözümarıyorlardı.Gökyüzünün saf maviliği altında suyun sesi bir melodiydi adeta,suyun özellikle de bu nehrin her şeyebir değer kattığına inanırdım küçükken.Bu nehrin yanında tam burada uzanmak,onunla yıllar önce her gün yaptığımız bir şeydi.Buracıkta yatar vegökyüzünü saatlerce hiç konuşmadan izlerdik.Gökyüzünün renkten renge bürünüşünü,her birinin kendine aitşekli olan bulutların geçişini,güneşin en tepeye tırmanışını daha sonra ise yavaş yavaş çöküşünü...Ormanın bizibambaşka diyarlara alıp götürmesine izin verirdik.Belki de gökyüzünün sonsuzluğunda bu kadar çok dalmamınsebebi onun bana aşkını itiraf ettiği ilk cümleydi.“Gökyüzünün sonsuzluğa gidişi,sana olan aşkımdan da beter.”Doğrulup ona baktım.Bakışları derindi,karışıktı,dumanlıydı.Doğruldu ve gözlerini gözlerime kilitledi.“Seni seviyorum Eleena.Seni seviyorum.”Yalandı...Her şey yalandı...oturduğum yerden kalktım ve kafamda tekerteker beliren anıları geldikleri yere tekrargöndermeye çalıştım ama beceremiyordum çünkü o benim zayıf noktamdı.Benim birtürlü etkisindençıkamadığım bir geçmiş yarasıydı,asla kabuk tutmuyordu.Her yerde onu görüyor,her adımımda ondan kalan biranı canlanıyordu.Kalp atışlarım hızlanmaya başladı.Nefes almakta zorluk çekiyordum.Boğazım acıyordu.Sanki biribeni boğazımdan sıkıp nefes almamızorluyordu.“Sana yalan söyledi.”“Her şey...Her şey yalandı ve sen ona aptalca inanan bir hiçten farksızsın!”“Annenin,Brina Ana’nın,her şeyin sorumlusu sensin!”Kafamda yavaş yavaş sesler belirmeye başladı,bu sesler beni ele geçirmişti.Beni en zayıf noktamdan vurup kendietkisi altına alıyordu.“Yalancı...Sana yalan söyledi...Seni kullandı...Seni asla sevmemişti...Seni kimse sevmiyor...Sen çaresizsin...Senzayıfsın...Anneni kurtaramadın...Suçlu sensin...SUÇLU SENSİN!”“Hayır!HAYIR!Ben bir şey yapmadım...Ben suçlu değilim...Beni bırak!”diye bağırmaya başladım.O an bir elin kolumu kavradığını hissettim.Hızlıca kolumu kurtardım ve savunma pozisyonuna geçtim.Kılıcımı açıkolan çantamdan hızla çekip boğazına dayarken adam iki elini de havaya kaldırdı.“Lütfen,ben sadece yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünmüştüm.”“Benim yardıma ihtiyacım falan yok.”“Tamam,sakin olun.Ben size bir şey yapmam.”“Yapamazsın zaten!”Adam yavaş yavaş yere oturdu ve bana oturmam için yer gösterdi.Kılıcımı ona doğru yönelterek yavaşça yereoturdum.Artık zararsız olduğuna karar verdiğimde adamı incelemeye koyuldum.Siyah pelerin giyiyordu vekapişonu sayesinde yüzünün sadece dudak ve çene kısmı görünüyordu.Keskin bir çene hattına sahipti.Dudaklarıise büyük sayılabilirdi.Ben yüzünü incelerken kapişonun gölgesinde beni izleyen iki mavi gözü fark ettim.Gözlerini gözlerimekenetlemişti.O an bu masmavi gözleri daha önce gördüğümü fark ettim.Bu gözler...Bunlar onun gözleriydi.Eminolmak için gözlerine daha dikkatli baktım.Bu oydu ancak burada ne işi olabilirdi,bulunması gereken bir yerdedeğildi.Beynimin az önce yaşadıklarımdan dolayı bir şeyler uydurduğunu varsayarak gözlerimi gözlerindenayırdım.“Neden buradasın?”“Nehrin yanına uzanmaya gelmiştim.Daha sonra bağrış sesleri duydum.Yerimden kalktığımda sizin haykırışınızıngeldiğitarafa doğru koşmaya başladım.En son da sizi birinin sizi yalnız bırakması için bağırırken buldum.Ancakyanınızda kimse yoktu.Ben de yardıma ihtiyacınız olabileceğini düşündüm.”“Yanlış düşünmüşsünüz.Benim kimsenin yardımına ihtiyacım yok.Asla da olmayacak.”“Asla?”“Evet,asla.Ne o,şaşırdınız mı yoksa?Zayıf,yardıma aç bir kadın bekliyordunuz anlaşılan.”“Hayırtabi ki.Sadece...”“Sadece ne?!Siz erkekler hep kadınların size ihtiyaç duyduğunu ve size tapabileceklerini,sizin kölenizolabileceğinizannediyorsunuz!”Bağırarak bunu söyleyip ayağa kalktığımda karşımdaki erkek bana hiç birtepki göstermemişti.Bunu garipsesemde konuşmaya,öfkemi ve acımı kusmaya devam ettim.“Bir erkek olarak bütün haklara sahip olduğunuzu ve istediğinizi yapabileceğinizi sanıyorsunuz!Sizlerbencil,inatçı,her şeyi bildiğini sanan bir varlıktan başka bir şey değilsiniz!”Öfkem giderek artıyordu ve bu tanımadığım yabancı karşısında bu kadar agresif davranmam hiç hoşumagitmiyordu ancak öfkemi,acıyı kusmam gerekiyordu.Yerde oturan adam kafasını kaldırıp bana bakmamıştı bile,buda beni hayretleriçinde bırakıyordu.Söyleyeceklerim tükendiğinde ise yerdeki adam bitirdiğimi anlayıp yerindenkalktı ve gökyüzüyle denizin birleşimini andıran gözleri benim gözlerimi buldu.Bakışları kızgın veya kinci değildiancak içerisi pek de saf sayılmazdı.Dudakları hafifçe kıvrıldı ve öne doğru eğilerek beni selamladı ardından sırtınıdikleştirdi ve gözleritekrar gözlerimi buldu.“Sizirahatsız ettiğim için özür dilerim efendim.Beni affetmenizi diliyorum.”Karşımdaki yabancı centilmen karşısında ağzım bir karış açılmışken duman adam yavaş yavaş uzaklaştı veormanın derinliklerinde kayboldu.Ben onun gidişini izlerken hayatımda hiç bu kadar nazik ve kibar olan biradamla tanışmamış olduğumu düşünüyordum.Daha da kötüsü benim bu adama söylemediğim kalmamıştı.Bir kezdaha öfkemi kontrol edememem beni pişman ettiriyordu.Olduğum yerde dönmeye başladım.Gözüme aniden birışık denk gelince güneşin batacağını fark ettim.Evin yolunu tuttum.Yolda birtürlü adamı düşünmekten kurtulamamıştım.Bu adam kimdi?Ve neden bana yardımetmişti?Nehrin yanına geldiğimde kimseyi görmemiştim.Ayrıca birinin beni kilometrelerce öteden duyabileceğikadar yüksek sesle bağırdığımı düşünmüyordum.Adamın dudakları ve çenesi geldi aklıma.Ne kadar da keskin yüzhatlarına sahipti.Ayrıca o gözler...Sanki beni biliyordu,beni anlayabiliyor,düşüncelerimi ve duygularımı okuyabiliyordu.Sanki benien ücra köşeme kadartanıyor ve ruhumu tüm çıplaklığıyla görüyordu.O gözlerde bana ait bir şey vardı.Gözlerigözlerimi her buluşunda bir ürperme yaşamıştım.O bakışları ben hayatımda daha önce görmüştüm.Ancak opelerin ve kapişonla gezen dumanın o olabileceğini düşünmek biraz saçmaydı.Çünkü onun gibi birisinin tümişlerini bırakıp,nehrin yanına uzanmaya gelmesi pek mantıklı gelmiyordu.Sonunda eve ulaştığımda fazlasıyla karanlık olduğunu fark ettim.Louis şuana kadar hala uyuyor olamazdı.Evegirdiğimde masaya bırakılmış bir not vardı.Bu kağıt parçası sabah kullandığım kağıttı ancak arka tarafında birşeylerin yazılı olduğunu fark ettim.“Anneciğim,Bugün Şehre gitmeye karar verdim.Artık hazır olduğumu ve bana güvenebileceğini düşünüyorum.Anne vebabamın gitmemizi istediği,ablamın oraya ulaşmam için canını feda ettiği şehre gidiyorum.Beni affetmenidiliyorum.Bunca yıldır benim için harcadığın emek için kalbimin en derininden teşekkürler.Louis”Sandalyeye çökmüştüm,az önce yaşadığım şoku atlatamıyordum,onun beniterk edip gidişinikabullenemiyordum.Yıllar önce yaşadığım duygularıtekrar ve tekrar yaşıyordum.İçimde bir şeylerin binlerceparçaya ayrıldığını hissediyordum.Bunu yapmış olamazdı,bana bunu yapamazdı.Göğsümde birtıkanmahissettim,bir şeyler oraya durmadan doluyor,nefes almamızorluyordu.Hüzün ve acı içimde daha dabüyüdü,korkunç bir şekilde durdurulamaz bir öfkeye dönüşüyorlardı.Elimdeki kağıdı iyice buruşturmayabaşladım,bedenime olan hakimiyetimitamamen kaybetmiştim,öfkem beni yavaş yavaş ele geçiriyordu.Ani birşekilde oturduğum sandalyeden onu fırlatarak kalkmıştım.Durmadan kendi etrafımda dolaşıyor sürekli bir şeylermırıldanıyordum.“Hayır...Hayır...”Mırıldanışlarım acıyla dolu çığlıkları dönüşmüşlerdi.“HAYIR!HAYIRR!”Etrafımda bulduğum her şeyi ellerime alıp en uzağa fırlatıyordum,rafların üzerindekitabakları ellerimle yerle birettim.Sonunda fırlatacak bir şey kalmayınca ise duvarları yumruklamaya,tekmelemeye başlamıştım.O sırada isedurmadan bağırıp çağırıyordum.“LOUİS!HAYIR!HAYIR!LOUİS!”Kafayı sıyırmak üzereydim.Louis Lotus’un yolunu tutmuştu.Ben ise oraya sağsalim varıp varamayacağını bilebilmiyordum.Öfkemi boşaltmış yavaş yavaş daha sakin bir hale bürünüyordum.Sonunda kalp atışlarımdüzeldiğinde etrafımdaki eşyalara yaptıklarımda gezindim.Kalkarken fırlattığım sandalyeye bir şey olmamıştısadece birkaç yerinde çizikler vardı ancak diğer sandalyenin iki ayağı kırılmış öylece yerde duruyordu.Raflarınkimisi ikiye ayrılmış kimisi ise üzerinde birikitane kırılmış tabakla duruyordu.Yerlerise paramparça olmuş tabakve bardaklarla doluydu,son olarak ise öfkemden kalan hırçınlığın tamamını çıkarttığım duvarlarda yumruk veayakkabı izleri vardı.Çok garip bir şekilde hiç dokunmadığım masanın üzerinde duran yarısı yenmiş sandviçi fark ettim.Onu elimealdığımda hala sıcacık duruyordu,diğertarafına baktığımda yanmış olduğunu gördüm anlaşılan hafif yananateşte bile ekmeği yakmayı başarmıştı.Demek ki oğlum yola çıkalı pek fazla olmamıştı...Yumruk halinde sıktığımelimde buruşturulmuş not kağıdına baktım ve koşarak kapıya ilerledim.Louis’i,oğlumu o şehirde binlerce parçayaayrılmadan önce bulmalıydım.Onu dünyanın vahşiliğine öylece bırakamazdım,onu koruyacak ve kimsenin benimellerimden Louis’i almasına izin vermeyecektim.Ysona’ya bindim ve olabildiğince hızlı ilerlemeye çalıştık.Aklımdan milyonlarca durum geçti.Ya yolun ortasındabirileri yolunu keserse,ya şehrin girişine vardığında muhafızlar onu küçük görüp içeri girmelerine izinvermezlerse,ya birileri onu şehrin en karanlık sokaklarında karnına bıçak saplayıp ondan parayı çalıp orada ölümemahküm bırakırlarsa...Her şey delirmeme,çıldırmama sebep oluyordu.Herihtimali kafamda tartarken,onazamanında yetişip yetişemeyeceğimi düşünüyordum.Her saniye daha da hızlı koşuyor,oraya ulaşmak için adetauçarak ilerliyordum.Ancak onun ellerimin arasından öylece kayıp gitmesine izin vermeye niyetim yoktu.“Dayan Louis...Dayan bebeğim,geliyorum!Herzaman senin yanında olmak üzere yanına geliyorum oğlum!”Sonunda şehrin kapısına varmıştım.Beni gören muhafızlarilk başta benitanımamışlardı ancak kim olduğumusöylediğimde benim için kapıları aralamışlardı.“Muhafızlar,az önce buradan beyaza çalan sarışın saçları olan bir genç geçti mi?”“Evet efendim,çocuğa siz gelmeden bir süre önce şehre girmesine izin verdik.”“Yaralı mıydı?”“Pek sanmıyorum efendim,çocuğun yüzifadesinde acıya dair biriz bulunmuyordu.”“Anladım.Teşekkürler muhafızlarişinize geri dönebilirsiniz.”Kapıdan ilerlerken arkamdan muhafızların kıkırdamaları duyulsa da umursamayarak devam ettim.Üzerinde lotus çiçeğinin motifi bulunan kapıdan içeri girdim.Sağıma baktım,lotus motifli okçu kulesitekrardanyapılmıştı,demek ki harabeye dönen krallık tekrardan inşa edilmişti ancak esirtutuluyordu.Kafamı yukarıyakaldırdığımda tepenin üzerindeki saray bütün ihtişamıyla oradaydı.Ancak bir şey eksikti.Sarayın altından akanLotus suyu şelalesi orada değildi çünkü sihir yok olup gitmişti,beni her şey gibiterk etmişti ve geçmişte kalmıştı.Ysona’nın üzerinden indim ve sokakta yürümeye devam ettim.Etraftaki binalara baktım.Kimisitamiredilmişti,kimisitekrardan yapılmıştı kimisi ise hala bıraktığım gibi duruyordu.Gözlerim yarısı yanmış yarısı yıkıkolan bir eve takıldı.Bu ev Brina Ana’nın eviydi,burada bize en ilginç hikayelerini anlatıyordu.Çocukken hep burayagelirdim,burada özgürlüğümü bulurdum,istediğimi sorar,istediğimi yapardım.Brina Ana sihrin özgür olduğu sürece gelişebileceğine inanıyordu.Bizi ise birer küçük sihir olarak görürdü.Onuözlüyordum,burada olsaydı bana ne yapmam gerektiğini söyleyecekti.Beni yalnız bırakmazdı.Ölüm...Her şeyimi alıp götürmüştü.Bana anılardan başka bir şey bırakmamıştı.Onları özlüyordum...Annemi,BrinaAna’yı,evimi,arkadaşlarımı...Sihri bile özlüyordum.Sonuçta ölüm sadece insanları veya hayvanları alıpgötürmezdi...Onlarla beraber mutluluğu,sevgiyi,aşkı,nefreti,öfkeyi de alıp götürürdü.Geriye sadece hüznü ve acıyıbırakırdı ve sihir sevginin,mutluluğun olmadığı yerde yaşayamazdı.Sonuç olarak onu da alırdı.Düşüncelerimde daldığımı meydanda bir adama çarpınca anladım.Adam bana bakmadanbağırmıştı.Umursamayarak devam ettim ancak bu kadar kalabalığın içinde önümü görmek mucizegerektiriyordu.Alçak bir çatı dikkatimi çekti.Tırmanıp üzerine çıkabilirdim.Oraya doğru ilerledim.Üzerineçıktığımda gördüğüm manzaraya inanamamıştım.Geride bıraktığım o küçük meydandan eser kalmamıştı.Meydanadeta uçsuz bucaksız denizi andırıyordu.Sonunu göremiyordum.Bir kaç saniye boşalıp tekrar ağzına kadardoluyordu.Ortasında kocaman bir Lotus motifi olduğunu tahmin edebiliyordum.Etrafta ise muhafızlarbulunuyordu,meydandaki insanlara oranla dev gibi duruyorlardı.İnsanların arasında Louis’i çaresizce aramaya başlamıştım ama sonuç bir hiçten farksızdı.Karnım ağrıyorduçünkü sabahtan beri bir şey sokmamıştım ağzıma ancak Louis’in başına bir şey gelmesinin korkusu,ona olansevgim ve onu koruma isteği daha ağır basıyordu.Duygularımın beni ele geçirmesinden nefret ediyordum ancakLouis benim ormanda bir gece bulduğum bir çocuktan ibaret değildi.Louis benim hamile kalmadığım oğlumdu..Obenim geleceğimde kuracağım o “her şeyim” idi.Çatıdan aramanın birfayda etmediğini anlayınca oradan indim.Meydanın etrafındaki mağazalara tekertekersormaya karar verdim.Girdiğim her mağazada Louis’itarif ediyordum ancak herkes öyle bir çocuk görmediğinisöylüyordu.Sonuncu mağazadan da bir sonuç alamayarak çıkınca açlığım ve yorgunluğum dayanılmaz halegelmişti.Aramaya devam edemezdim bu yüzden boş bulduğum ilk banka oturdum ve etrafımda koşuşturaninsanlara baktım,hepsi acele içerisindeydi.Kimisi işinin hızlı bitmesini ve eve dönmeyi,çocukları ve eşiylebuluşmayı amaçlıyordu,kimisi ise daha fazla para kazanmanın derdindeydi.Artık açlığa dayanamayan midem gurulduyordu ancak kalkıp bir ekmek parçası alamayacak kadar halsizdim.Tümbunlar aklımdan geçerken oturduğum banka bir ağırlık çöktüğünü hissettim.Dönüp baktığımda karşımda buöğlen karşılaştığım ve ismini bilmediğim,bütün öfkemi yüzüne kustuğum Duman Adam oturuyordu.“Size birkaç tane börek getirdim.”“Se-sen?”dedim.Hiçbir şey söylememe izin vermeden ellerime börekleritutuşturdu.“Yemeyi bitirince seni Louis’in yanına götüreceğim.”“Louis’in yerini biliyor musun?Ona eğer bir şeyler yaptıysan kendi mezarını kazdın demektir.”Onu yakasından güçlü bir şekilde tutup çektim.Ellerim hala yakasından güçlü bir şekilde çekerken Duman’ın okaranlık mavi gözleri iyice açılmış,neye uğradığını anlamaya çalışıyordu.Cevapsız geçen her saniye Louis’e olanendişemi daha da arttırıyor bununla beraber de öfkem giderek büyüyordu.Oğluma bir şey olacak korkusu benikontrol ediyor,davranışlarıma sahip çıkamıyordum.Bana yıllar gibi gelen saniyelerin ardından sonunda Dumanşoku atlatabilmiş,dili çözülmüştü.“Sakinleş!Louis buraya geldiğinde bana birkaç soru sormuştu bazı yerlerle ilgili.Bana İris Uçurumu’na nasılgidebileceğini sordu.Ona bir şey yapmadım sadece oraya nasıl gidileceğini sorduğuna göre büyük ihtimalleoradadır diye düşünüyorum.”Adam nefes nefese kalmıştı,yakasından çeken ellerimi yavaşça gevşettim ve ona şüpheli bakışlarımıyönelttim.İçim insana bürünmüş Duman’a ısınmıyordu,beni anlaması,beynimi okuyabilmesitüylerimiürpertiyordu.Bana yardım etmeye çalışması ise onu daha şüpheli konuma getiriyordu.Bu adam kimdi?Ve bananeden yardım etmeye çalışıyordu?Tüm bu cevapsız sorular beynimde gezerken benden tepki bekleyen bakışlarınıfark ettim.“Sen kimsin?Bana neden yardım ediyorsun?Sana daha önce yardıma asla ihtiyacım olmayacağını söylediğimhalde.”Bu söyledikleritabiki işimi kolaylaştırmıştı ancak şüphe duyduğum ve güvenemediğim birinin,hatta daha öncehiç görmediğim birinin sözlerine körü körüne inanamazdım.Ayrıca bir günde iki kere görüp her defasında banayardım etmeye geldiğini söyleyen birisine inanamazdım.Bana cevap vermek için az önce olanlardan dolayıkarışmış kıyafetlerini düzeltip kendisine bir çekidüzen verdi,kapişonunu daha da aşağı çekmişti artık yüzüneredeyse hiç görünmüyordu.Boğazınıtemizleyerek bana döndü ve karanlık bakışlarını bana yönlendirdi.“Ben insanlara yardım etmeyi seven biriyim ancak insanlara yardım ederken asıl,gerçek kimliğimiöğrenmelerinden hoşlanmam.Bu krallıktaki herkes beni Beyaz Gölge olarak tanır.İnsanlar gerçekten bir yardımaihtiyaç duyduklarında orada olurum,onlara umudu bahşederim.”“Dumanın bir umut olabileceğini hiç düşünemezdim.”Kendi kendime mırıldanırken bana şaşkın gözlerle baktı ardından kapişonun altından muzip bir gülümsemebelirdi.Kafasını çevirip önüne baktı,gülümserken daha da büyüyen dudakları aralandı.“Beyaz Duman”Yanaklarımın sıcakladığını hissettim,ellerimi götürdüğümde ısınmaya devam ediyorlardı,kızarmıştım.”BeyazDuman”tam da onu andıran birisimdi,gözlerinin karanlığınıtaşıyor,yüz hatlarının keskinliğini ifade ediyorduadeta.Bir gölge gibi istediğizaman kaybolup istediğizaman ortaya çıkıyordu sanki.Beyaz Duman önüne bakmayıkesip bana döndüğünde ellerimi hızlıca çektim ancak geç kalmıştım.Bir kere kızarıklığım giderek artıyordu veşuan yüzümün tombul bir domatese döndüğünü tahmin edebiliyordum çünkü Duman’ın faltaşı gibi açılmışgözleri yüzümün herzerresinde geziniyordu.Sonunda hiçbir şey demeden banktan kalktı.“İstersen acele edelim,İris Uçurumu pek de yakın sayılmaz.”

Hikayeyi nasıl buldunuz?

Bölüm uzunlukları nasıl?

Yazarken bu uygulama garip garip şeyler yapıyor, sürekli error verip duruyor. Sizde metin düzgün çıkıyor mu acaba?

Lütfenyorumlarınızı esirgemeyin💙

🪷💫

Bölüm sonu

2 yorum