Lütfen yorumlarınızı ve beğenilerinizi esirgemeyin. Bu bir istek değil ihtiyaç. Oradaki "de" ayrı yazılacaktı falan bile deseniz kabulüm. Bu arada eğer karakter görselleri gözükmüyorsa onu da belirtirseniz sevinirim. Bir şeyler yapmaya çalışırım.
Jumana'ya sevgilerimle...
💫🪷
1.BÖLÜMBİR ÇOCUK CİNAYETİ
“Yıllar önce Zincir Krallığı,Lotus Krallığı’nı esir almıştı.Bize yemek veya içecek vermiyorlardı,eskimiş ve küçük birkuyunun suyu ise halkımıza yetmiyordu.Aç insanlar yemek bulmak için pis işlere bulaşmak zorunda kalmıştı.Buolanlar krallığın güvensiz,savunmasız ve çirkin bir yer olmasına sebep oldu.İnsanlar hayatta kalmak amacıylakrallık sırlarımızı Zincir’e vermeye,bize ve memleketlerine ihanet etmeye başladılar.Ancak ihanetedenlerin,sırlarımızı açığa çıkaranların ve kaçanların sonu ölümden farksızdı çünkü Zincir asla affetmezdi.”Bir an duraksadı,gözleri gölgelendi ve sesi kısılarak anlatmaya devam etti.“Küçüklüğünde tahtın sahibi olmak için babasını öldüren,binlerce masum insanın kanını akıtan,açgözlülüklebezenmiş bir kalbe sahip olan bir kral:Merikh.O tanrının birlanetiydi.Vicdansızdı,karanlıktı,acının beden bulmuşhaliydi.Küçüklüğünde tahta hakim olmak için babasını öldürdü.Ancak açgözlülüğün bir sınırı yoktu ve giderekbüyürdü.Krallıklara,bu topraklar üzerinde yaşayan her şeye sahip olmak istedi,her şey onun olsun istedi ancak buolmadı ve asla da olmayacktı çünkü zalimlerin yaşadığı yerlerde herzaman bir umut olan kahramanlar bulunurduve bizim kahramanımızise Aeron Bellwood.”Karanlığa boğulmuş gözleri bir anda aydınlandı,sırtını dikleştirdi ve çok önemli bir aşamaya geçmek için hazırolup olmadığımızı anlamak istercesine hepimizin tekerteker gözlerinde gezindi.“Bizim kurtuluşumuz,tanrının bize gökten gönderdiği savaşçıydı Bellwood.Tek umudumuz...Halkımızın güveninikazanıyor,umut besliyor,kurtuluş yolları arıyordu.Yavaş yavaş topraklarıızın kaybına bir çare bulmakistiyordu.Küçük çocukların açlığına bir son vermek istiyordu.Yürüdüğü sokaklarda,geçtiği şehirlerde insanlarınyüreklerine umudu ve sevgiyi aşıladı.Hepimizi bir araya getirmeyi başardı ve halkın her kesiminden oluşan birordu kurdu.Zincirile savaşıyor ve topraklarımızı geri alıyorduk.Sevinçliydik,kazandığımız herzafer bizi daha dayükseklere taşıyordu ve kimse aşağıya bakmıyordu.Lotus Krallığıtekrardan arşa yükseliyordu,her şey düzenesokuluyordu ve krallık tekrar kuruluyordu.”Yüzündeki mutlu çehre yavaş yavaş yok oldu ve gözleritekrar karanlığa gömüldü.“Ancak Zincir vazgeçmiyordu ve bizi asla hayal bile edemeyeceğimiz bir şekilde vurdu.Onların casusu aramızasızmıştı ve bizim harekatımızın herzerresini onlara aktarıyordu,bizse zaferin gölgelediği gözlerimizle bunugörememiştik.Aldığımız büyük yenilgi karşisinda çok fazla kayıp vermenin yanında bitkin düşmüştük,onlar dabundan faydalanarak tekrardan bizi ele geçirmeye bizi mahvetmeye başlamışlardı.”Gözlerini,diktiği yerden kaldırıp yanına baktı ve ardından yavaşça kapattı.Olanları sankitekrar kafasındangeçiriyormuşçasına kaşları bir an ani bir acı çekmiş gibi çatılıyor daha sonra ise rahatlıyordu.Kalp nabızları birartıyor bir dinginleşiyordu ve tekrardan gözlerini açınca bize doğru döndü,gülümsedi.“Yurdumuz her yerden esir alınmıştı,Lotus ise tek başına kalmıştı.Halktan geriye kalanlar Lotus’a yardımagelmişti.Herkes olacak büyük savaşa hazırlanıyordu.Bir yandan ailelerinin güvende olmasını isteyen babalar biryandan da kendini feda edeceğine yemin eden analar...O gün gökyüzünü kırmızı bir bulut kaplamış ve her şeykaranlığa gömülmüştü.Askerlerin arkasından şehrin sonuna kadar yürümüştük,çocukları en arkaya,daha sonrayaşlıları,en önde ise analar ve hemşireler olmak üzere kazanmanın imkansızlığını bilmesine rağmen canını fedaetmekten hiç çekinmeyen delikanlıları,babaları ve cesur kalpli savaşçı kadınları uğurladık.Bu savaştakazanacaksak hep beraber yaşayacak,kaybedersek de hep beraber ölecektik.Savaş öğlenin kavurucu güneşialtında başlamıştı.Çarpışan kılıçların,birbirilerini yaralayan insanların ve tanrıdan yardım isteyenlerinçığlıklarından başka bir şey duyulmuyordu.Hepimiz orada sonucu bekliyor,seslere pür dikkat kesiliyorduk.Ufuktabizim askerlerimizden iz kalmamıştı sadece Zincir’in kırmızırenkteki bayrağı görünüyordu ve onun askerleribulunuyordu.Dizlerim benitaşıyamaz hale geldi,bir an yerlere yığılmıştım.Yağmur başlamıştı.Yukarıya,gökyüzünebaktım ve bağırarak tanrıdan yardım diledim.O an sankitanrı dileğimi kabul etmişti ve bir şimşek çaktı.Yeredüşen yıldırımla yeryüzü yarıldı ve içinden devasa büyüklükte sarmaşıklar çıktı daha sonra sarmaşıklar savaşalanına doğru ilerlemeye başladı.Ufuktaki Zincir kaçışmaya başladı ve yavaş yavaş bizim bayrağımız gökyüzündesüzülmeye başladı.Sevinç çığlıkları...Mutluluk her yerimizi kaplamıştı bu duygu.Yığıldığım yerden zıplayarakkalktım ve delicesine bağırıp çağırmaya başladım.İnanamıyordum,hiç birimizinanamıyordu.Savaşıkazanmıştık,zafer bizimdi...Zafer bizimdi.”Küçücük ellerimle alkışlamaya başlamıştım sankizaferi onlar değil de ben kazanmışım gibiydi.Sakinleşmeyeçalıştım ve herkesin bana bakmasına aldırmadan yerime geçtim.Brina Ana anlatmaya devam etmişti.“Tanrı bizi sihirle ödüllendirmişti,biz de bu sihri koruyacağımıza canımız üzerine yemin ettik.”Merak ettiğim soruyu sormadan dayanamayacaktım,hemen atıldım.“Brina Ana bir şey sorabilir miyim?”“Tabi ki Eleena’cığım,dinliyorum.”“Zincir Krallığı’nın geri gelmeyeceğini nereden biliyoruz?”“Sahip olduğumuz sihir ve kristaller sayesinde bizim onları yenebileceğimizi biliyorlar bu yüzden bir daha bizimlesavaşmayı göze alamazlar.”“Ama ya onların da bir gün güçleri olursa?”Bir an Heinrich yerinden zıpladı ve ayakta sahte kılıcını sallamayabaşladı.“O zaman ben krallığımı ve seni korurum Lotus Çiçeği!”“Benim ,senin korumana ihtiyacım yok Heinrich.Ben bir savaşçıyım,kanımda savaşçı kanı akar.Sen beni değil,benseni korurum küçük prens.”“Eleena bana onu korumama ihtiyaç duymadığını mı söyledi az önce.Bunu gidip göle sorsak sankitam aksinidermiş gibi hissediyorum.”“Hiç sanmıyorum,bence sen şu hava atmak için salladığın o sahte kılıcı bir kenara koy,bir prensin hiç sahte kılıçtaşıdığını görmemiştim.”“Sen daha önce bir prens mi gördün sanki?”“Tamam çocuklar sakin.Biz daha önce ben hikaye anlatırken sözümü kesmek konusunda ne demiştik.”“Özür dileriz Brina Ana!”“Özür dileriz Brina Ana!”“Evet,şimdi izin verirsenizzaferi nasıl kutladığımızdan bahsedelim.O akşam içkiler hazırlandı,sokaklarsüslendi,sevgililer el ele, kol kola dolaşmaya başladı.Güneşin son ışığı kaybolunca da Bellwood bir kayayaçıktı.’Sevgili halkım,sevgili analarım ve babalarım,sevgili çocuklarım!Bugün burada sizlerle kazandığımız büyükzaferi kutlamak için varız!Bugün burada sizlerle beraber bağımsızlığımızı ilan etmek için varız!Bugün buradaLotus Krallığı’nın resmi olarak kurulduğunu ilan ediyorum!Bundan sonra kimseye boyun eğmeyeceğiz,kimsedenemir almayacağız!Bir daha ayrılmayacağız,birbirimizi destekleyecek koruyacağız!Haydi,şu kadehleri kaldıralım vekrallığımızın kuruluşunu kutlayalım!’Herkes kadehleri kaldırdı,böylece krallığımız kurulmuş oldu.”Merakıma tekrar yenik düşmüştüm bu yüzden Brina Ana’yı bölerek bir soru sordum.“Peki,sarayın arka bahçesinde bir göl var Brina Ana,orada da sihrin ana kaynağı olan Lotus Çiçeği var:Ana Lotus.”“Evet Eleena,doğrudur.”“O nasıl ortaya çıktı?”“Kral Aeron’a tanrı sihri bahşettiğinde sihirtamamlanmış değildi çünkü sihritamamlamak bize bağlıdır.Sihir;safaşk ile tamamlanır,saf sevgiyle şekillenir ve saf iyillik ile kendini gösterir.Kral sevdiği kadına duyduğu aşk ile sihritamamladı,halkına duyduğu sevgi ile ona şekil verdi ve yaptığı karşılıksıziyillik ile onu açığa çıkardı.Sihir kendinibir Lotus Çiçeği olarak gösterdi.Lotus Çiçeği’nin anlamı ise yeniden doğmaktır.Bu yüzden Ana Lotus sihrinkaynağı ve krallığımızın yeniden doğuşunu simgeler.Sihir!Sihir hep vardır Eleena!Sadece bizim oradabulunmamızı ister,onu hissetmemizi ve onu çağırmayı!Unutma Eleena sihiristiyorsan onu hissetmelisin!O seniniçin herzaman orada olacaktır.”“Anne?!”Brina Ana’nın bize anlattığı hikayelere o kadar dalmıştım ki oğlum Louis’in kulübeye daldığını farketmemiştim.Ona döndüğümde ise elinde son zamanlara göre avlanmada çok ilerlediğini gösteren beş tavşanagözüm takıldı.“Avlanmam seni hayran bırakmış anlaşılan.”“Kısa sürede hızlıca gelişeceğini biliyordum ancak bu kadarınıtahmin edememiştim.”“Etrafındakileri etkilemeyi bilen sadece siz değilsiniz efendim.”Hafifçe güldüm.“Şunları masaya koy da yemeği hazırlamaya başlayalım.”“Şeyy...Aslında ben senden bir şey isteyecektim.”Elimdekitavşanları masaya bıraktım ve Louis’e döndüm.Ne isteyeceğini az çok tahmin edebiliyordum.Gözlerimigözlerine kenetledim.Kaşlarımı hafif çattım.Gözlerimi kıstım.“Anne,ben krallığa gitmek istiyorum.”“Hayır.”Cevabım kısa ve netti.Ancak işime tekrar döndüğümde ısrar etmeye devam etti.“Anneciğim,daha önceleri krallığın benim için tehlikeli olabileceğini ve bu yüzden beni oraya göndermekistemediğini söylemiştin.Biraz daha büyüdüğümde ise ısrarlarıma direnmek için hazır olduğumda orayagidebileceğimi söylemiştin.O günden sonra ise ben kendimi geliştirmeye başladım ve şuan gayet hazır olduğumudüşünüyorum.”“Hazır olup olmadığına ben karar veririm Louis sen değil.”Köpürmeye başlayan öfkeme hakim olmaya çalıştım.“Ama anne oraya gitmek istediğimi sen de çok iyi biliyorsun.”“Louis daha önce bu konuyu konuşmuştuk ve sana daha önceleri de söylediğim gibi Krallık tehlikeli bir yer senioraya gönderemem,götüremem de.”Israrları benim sabrımıtüketiyordu.Ses tonumu sakinleştirmeye çalışarak daha rahat bir şekilde duygularımıifade etmeye çalıştım.“Gördüklerin karşısında hayal kırıklığına uğramanı istemiyorum.”Kaşları hafifçe çatılırken gözleri kısıldı.“Louis,oraya gitmene izin vermemenin bir nedeni var.Beni dinlemeni ve söylediklerime kulak asmanı istiyorum.”Kapının yanından ayrılarak karşıma dikildi.Hiçbir şey demeden sadece öylece durdu.Bir süre boyunca birbirimizebaktıktan sonra odasına geçmek üzere arkasını döndü.Söylediklerimden pişman olmuştum ve herzamanki gibibaşım öfkenin yarattığı etkiyle ağrımaya başladı.Elimi alnıma götürdüm ve acının hafiflemesini dilerek yüzümüovuşturdum.Ona söylediklerim aklımdan bir bir geçmeye başladı.Tek yapmak istediğim onu korumaktı.Onu vekendimi korumaktı.Sonuçta harabeden birfarkı olmayan bir krallık göreceğini nereden bilecekti.Hırsızlarla vesuikastçılarla dolu olduğunu,herkesin aç ve zayıf olduğunu bilemezdi ki.Bunları düşünürken aklıma onubulduğum gece geldi.Bir ağacın altında bir çöp gibi firlatılmıştı sanki.Düşmanlardan kurtulmak için buraya kadar geldiğini veuyuyakaldığını düşünmüştüm.Yanından onu görmemiş gibi yaparak geçmek istedim ancak ay ışığında parlayan veyanağından süzülen gözyaşını fark etmiştim.İçimden bir ses onu yanıma alarak ona bir şans vermemi seslendi.Busese direnmeyerek o çocuğun yanına yaklaşmıştım.İyice yanına sokulduğumda titrediğini hissettim.Kocaman birbuz parçasına dokunmak o çocuğa dokunmaktan farksızdı.Üşümüştü,korkuyordu,ağlıyordu.Onu sarsmayabaşladım ancak çocuk uyanmıyordu sadece sayıklıyordu.Alnına dokundum ve ateşi hissettim.Hastaydı hem deçok hastaydı.Bu gecenin soğuk rüzgarlarına karşı çok direnmişti.Onu yerden kaldırdım ve kulübeye kadarsırtımda taşıdım.Kulübeye ulaştığımda ateşi yaktım ve onu karşısına yatırdım saatlerce yanıbaşında bekledim.Ateşi giderekyükseliyor,ufacık bedeninin titremesi artıyordu.Durum pek iyi görünmüyordu.Ölüme yaklaşıyordu.Çaresizceyanına oturdum ve başını dizime koydum.Annemin bana küçükken söylediği ninni dudaklarımın arasındansüzülürken anılarım beynime hucüm etti.Onu çok özlediğimi fark ettim.Onu kaybedeli neredeyse bir yılolmayacaktı ancak sanki aradan asırlar geçmiş gibi hissediyordum.Ben bütün hayatımı annemlepaylaşmıştım.Aynı yatakta yatıyor,aynı yemekleri yiyor,aynı davranışları sergilerdik.Annem benim gözlerimiaçtığım o küçücük evimde gördüğüm ilk kişiydi.Onun yanında,kucağında güvendeydim,herzaman...Annemi nezaman incelesem bir yıldızı andıran o yüzünde bir umut görürdüm.Herzaman”Umudu aramak yerine kendiniz onuyaratın,”derdi,bir parçam bu söylediklerine içten inansa da geriye kalan çok büyük bir parçam hayatın banasunduğu o bomboş tepsi yüzünden bunun bir kandırmaca olduğunu savunuyordu.Dışarıda yağmur serpiştiriyordu.Şimşek çaktı,gök gürültüsü duyuldu,yağmur daha da hızlandı.Camlarına düşenyağmurtanelerinin huzurlu bir ses çıkardığı bu kulübede,ateşin başında kucağımda bir çocuk bedeniyleoturuyordum.Yaşadıklarım aklıma geldi.Gözlerimin dolmasıyla etrafım bulanıklaştı.Çocuk ağır ağır nefes alıpveriyordu.Ona baktım.Asla çocuğum olamayacağını düşünmüştüm.Gökyüzü sanki bana yanlış olduğumukanıtlarmışçasına gürledi.Karanlıkta annemin yüzü gibi parlayan yüzünü inceledim.Sankitanrı bu çocuğubirbirimizin yarasını sarmamıziçin gönderdiğini hissettim.Ben bu çocuğu kurtarmalıydım,ona şans vermeliydim.Alelacele bir kase buldum ve boynumdankopardığım,ucunda şifalaştırıcı kristalin bulunduğu kolyeyi parçalamaya başladım.Çantamın nerede olduğunabakındım.Oradaydı,okumu ve kılıcımı da içinde bulunduruyordu.Hızlıca kalkıp onu kaptım ve içinden küçük birşişe çıkardım.Bu şişenin içinde onun bana hediye ettiği Ana Lotus’un suyu bulunuyordu.Üzerinden bir kaç yılgeçmesine ve sihrin lanetlenmesine rağmen hala pırıl pırıl parlıyordu.Şişeyi kaptım ve çocuğun yanıbaşına döndüm.Şişeyi kasenin içine boşalttım ve hızlı bir şekilde karıştırmayabaşladım.Kasenin içindeki hayatın bir parçasınıtaşıyan sıvı dans edercesine kıvrılıyordu.Kolyenin parlak kırıklarıaçık mavitonlarındaki sıvının içerisinde yavaşça kayboldu.Sıvının ortasında pembe birton belirdi.Soğuktantitreyen ellerimle karıştırmaya devam ederken yüzü iyice solan çocuğa baktım.“Kurtulacaksın!”Pembe ton ağır danslarla mavileri ele geçirirken istediğimi elde etmenin verdiği mutluluk ve umutla çocuğunbaşını dikleştirdim ve kristal suyunu içirdim.Kaseyi bir yana koydum ve çocuğu izledim.Birkaç dakika sonra çocuköksürmeye başladı.Gözleri yavaş yavaş açılmaya başladı.“Neredeyim?..Neredeyim ben?..Annem nerede?..”Yastıkla battaniye getirdim.Yastığı kafasının altına,battaniyeyi üstüne örttüm.“Uyu çocuğum,uyu.yarın konuşuruz ve iyileşince aileni aramaya çıkabiliriz.”Bir kapanıp bir açılan o iri yeşil gözleri gözlerimi bulunca zarzor yutkunarak konuştu.“Söz mü?”“Evet,söz...söz.”Sabah kalktığımda kendimi uyuyan çocuk bedeninin yanında yatarken buldum.Anlaşılan uyuyakalmıştım.Anındaelimi çocuğun alnına götürdüm.Ateşi yoktu.Nefesini ve nabzını kontrol ettim.Düzenli ve sağlıklıydı.İçimden rahatve sıcak bir nefes verdim,çocuğu iyileştirebilmiştim.Battaniyeyle çocuğu iyice örttüm çünkü dışarısısoğuktu,tekrar hastalanabilirdi.Mutfağa bir şeyler hazırlamaya gittim.Bulduğum ekmeğin arasına peynir sürdüm.O sırada bana yabancı olan buçocuğu kendime yakın bulduğumu fark ettim ve ona ilk geceden beni bu kadar çok bağlayan şeyin neolabileceğini düşündüm ancak birtürlü cevabı bulamıyordum.Ekmekleritabağa koyup tekrar geldiğimde adınıbilmediğim çocuk uyanmıştı.Etrafa bakıyordu.Oturduğu ahşap harabeyi inceliyordu.Yüzünde iğrenmiş birifadevardı.Anlaşılan çocuk zengin bir aileden geliyordu ya da en azından ormanın derinliklerindeki bir harabeye benzerevde oturmuyordu.“Aileni bulana kadar buraya alışmalısın çocuk.”“Louis.”“Efendim?”“Adım Louis.”Gözlerinde ışıltıya benzer bir şey vardı.Demek adın Louis seni küçük şeytan.“Günaydın,Louis.”“Günaydın.”Elimdekitabağı önüne koydum.Gözleri gözlerime odaklanmış bir şekilde ekmeği eline aldı.Şüphelibakıyordu.Ancak gözlerinde dünki korkudan eser yoktu.Ekmeği bitirdiğinde hala birbirimizle bakışıyorduk.“Eee,söyle bakalım.Dün ormanın ortasında ne işin vardı?”“Kaçtım.”Aldığım cevap tek kelimeden ibaretti.Devamının gelmesini beklemiştim ama anlaşılan tek kelime yaşanan her şeyigözünün önüne getiriyordu.“Ailen?”Çocuk sorduğum soru karşısında afallamıştı.Gözlerime kenetlenen gözleri dolmuştu.Evet,cevabı almıştım.Kafamıeğdim ve tabakta kalan son ekmeğe baktım.“Bunu neden yemedin?”“Senin için.”“Aç değilim.”Kalkmak istedim ancak kolumu tutan çocuğun eli bunu engelledi.“Lütfen,ablamın yaptığı gibi ben karnımı doyurayım diye canını feda etme!”Olduğum yerde donmuştum.Çocuğa döndüğümde bana yalvaran gözlerle bakıyordu.Ağlıyordu.“Lütfen,lütfen!Benim için hayatından vazgeçme!”Döndüm ve buz gibi olan çocuğun ellerini sıkıca kavradım.Gözlerinin içine baktım.Çok acı çektiği belli oluyordu.“Bana her şeyi anlatacaksın.”Çocuk başını salladı.Tabaktaki ekmeği elime aldım.Çocuğu kucağıma çektim ve ekmekten beraber yemeyebaşladık.“Ailene noldu Louis?”“Babam savaşta öldü.Annem ise köyümüzü işgal ettikleri gün yanarak öldü.Ben ve ablamsa köyden kaçtık.”Ardından yırtık pantolonunun cebinden bir parşömen parçası çıkardı.“Bize bu haritayı verdi ve başkente yani Lotus şehrine gitmemizi söyledi.Babam oranın hep güvenli olduğunusöylerdi.Ablamla ben ahırdaki atlardan birine binerek ormana kaçtık.Lotus’a ulaşmak istiyorduk.Ancak yanımızdabir şişe su ve bir parça ekmekten başka bir şey yoktu.Ablam sudan bir yudum bile almak istemiyordu.Ekmeğe isehiç bakmıyordu.Çok yorgundu,sussuzdu ve açtı ancak buna rağmen hep beni önceliğine koyuyordu.Önemli olankendisi değil,bendim.”Kucağımdaki küçük Louis anlatmayı kesti,anlaşılan olanlar onu acıtıyordu tam beni acıttığı gibi...“Bir gün ablamın bedenine sarılmış bir şekilde uyandım.Atı sürüyordu ya da ben öyle zannediyordum.Onuuyanması için dürttüğümde uyanmadı,hareket etmedi,ses bile vermedi.Onu daha güçlü bir şekilde dürttüğümdeise bedeni attan düşmüştü.Hızla attan atladım ve yanına gittim.Onu kendime çevirdiğimde bembeyaz olanyüzünü gördüm.Ablamdan kötü bir koku geliyordu ama ablam asla kötü kokmazdı.”Aniden hıçkırıklara boğuldu.Küçücük bedeni kucağımda daha da küçülürken,beni paramparça eden bir şeysöyledi.“Kendimden nefret ediyorum.Keşke doğmasaydım!O zaman annem beni kurtarmak için o yanan evin içinegirmezdi.Ablam benim için aç kalıp ölmezdi!Ben doğmasaydım babamın savaşa gitmesine gerek kalmazdı.Keşkeölseydim;keşke babamı,annemi,ablamı kurtarmak için kendimi nehre atsaydım.Onlar o zaman benim belamdankurtulurlardı.Keşke annem beni sevmeseydi o zaman varlığımla yokluğum eşit olacaktı!Her şey benimsuçum!Babam benim yüzümden öldü!Annem benim yüzümden yandı!Ablam benim yüzümden aç kaldı!”Bağıran ve ağlayan çocuğu sakinleştirmeye çalıştım.Kollarımı bedenine sardım.Kucağımda durmadan debelenençocuk delicesine bağırıyor,durmadan kendine vuruyordu.Çocuğun hıçkırıkları yavaş yavaş kaybolmaya,nefesalışverişleri düzelmeye başladı.Bir süre sonra sakinleşen çocuk kucağımda sırtını dikleştirdi ve banadöndü.Ağlamaktan kızarmış gözleri beni delip geçerken bir soru daha ağzımdan döküldü.“Buraya kadar nasıl geldin?”“Ablamın cesedine sarılmış halde uyandığımda geceydi.Soğuktu.Çok üşüyordum.Ormanınortasındaydım.Etraftan korkunç sesler geliyordu.Cansız bedenin görüntüsüne katlanamıyordum,buradan uzakyerlere kaçmak istiyordum bu yüzden sıkıca sardığım o güzel bedeniterk ettim.Bir süre ilerledikten sonra birağacın altına oturdum,acım katlanılamaz bir hal almıştı,dayanamıyordum.Ölümün benim gibi kötü ve acımasızbirisi için merhamet ve şevkatten başka bir şey olmadığını bilsem de orada tanrının beni affedip canımı almasıiçin melek göndermesini diledim.”Masum bir bebek bedeninin ölümü dilemesi...Annesinin ve ablasının,ailesinin ölümünden kendisini sorumlututması...Bir çocuğa nasıl bu kadar kıyabileceklerini düşündüm.Göz kapağımla gözlerimi örttüm.İçimdeki kaynayan öfkeyive durmadan katlanılamaz bir hal alan hüzün ve acıyı hissedebiliyordum.Bu duyduklarımdan sonra bu çocuğunçektiklerinin intikamını onlardan tek tek alacaktım.Bundan sonra onlar benden kaçamazlardı.Bir anda çocukduyulamasızor olan kısık bir sesle tekrar konuştu.“Ablamın her gün yavaş yavaş öldüğünü,yok olduğunu hissediyordum bense sadece oturmuş onun bu diyardangidişini süzülüşünü izliyordum,elimden hiç bir şey gelmiyordu.Onun yok oluşunu izlemekten ve beklemektenbaşka bir şey yapamıyordum daha doğrusu yapmıyordum çünkü ben bir korkaktım,sorunlarımla yüzleşmek yerinekorkuya esir olmuştum ve sürekli problemlerimden kaçmıştım bunun bedelini ise sevdiklerimle ödedim.Onlar hiçbirzaman suçlu olmayacaklar,her şey benim suçum ve ölümlerinin hesabını bir gün benden soracaklar.”Kucağımdaki sıska çocuk bedeninin ağzından dökülenler beni en içten etkilemişti;bunlar,bu söyledikleri aylardıryaşadığım duygularıma,anlamlandıramadığım acılarıma tercüman olmuştu.Kucağıma bakışlarımı çevirdim.“Yaşın kaç senin?”“Altı yaşındayım.”Kalbimin binlerce parçaya ayrıldığını hissettim.Bu yaştaki küçücük bir çocuğun bu kadar çok şey yaşamasıihtimali beni çıldırtıyordu,bu şekilde duygularını iyi ifade edebiliyor olması ise kafayı sıyırmama nedenoluyordu.Kucağımdaki çocuk ise bunları yaşamış,yaşadıklarını en acı şekilde hissetmiş ve hissettiklerinianlatacak kadar güçlüydü.Ailesinin ölümü için hep kendisini suçlayacaktı ve bu suçluluğun verdiği acıdan aslakurtulamayacktı.Bir çocuğa ölmeyi diletmek kadar büyük bir cinayet,bir çocuğa acı çektirmenin cezası kadar da büyük bir ceza yoktur
