Megapolis geceleri hiçbir zaman tamamen sessiz olmazdı.
Gökyüzünü delen neon ışıkları, uçan araçların bıraktığı parlak izler ve şehrin hiç bitmeyen enerjisi... Bunların hepsi MK için sıradan şeylerdi. Ama o gece farklıydı.
Çünkü o gece, Red Son kaybolmuştu.
"Gerçekten kimse nerede olduğunu bilmiyor mu?" diye sordu MK.
Mei omuz silkti.
"Üç gündür ortalarda yok."
Pigsy kollarını bağladı.
"Ve dürüst olmak gerekirse, bu biraz endişe verici."
MK gözlerini kırpıştırdı.
Red Son'un kaybolması mı?
Bu normal değildi.
Evet, bazen tek başına çalışırdı.
Bazen günlerce laboratuvarından çıkmazdı.
Ama tamamen ortadan kaybolmazdı.
Özellikle de son aylarda.
Çünkü son aylarda...
Değişmişti.
Eskisi kadar öfkeli değildi.
MK'nin söylediği her şeye bağırmıyordu.
Hatta bazen birlikte çalışıyorlardı.
Ve her ne kadar kabul etmese de...
Birbirlerinin arkadaşları olmuşlardı.
MK bunu düşünürken içini garip bir his kapladı.
"Ben onu bulacağım."
—
Saatler süren arayışın ardından MK sonunda onu buldu.
Şehrin en yüksek kulelerinden birinin tepesinde.
Tek başınaydı.
Ay ışığı kırmızı saçlarının üzerine düşüyordu.
Rüzgâr ceketini savuruyordu.
Ve ilk kez...
Yalnız görünüyordu.
Gerçekten yalnız.
MK yavaşça yanına yaklaştı.
"Hey."
Red Son irkildi.
Sonra yüzünü çevirdi.
"Sen."
"Ben."
"Buraya neden geldin?"
MK gülümsedi.
"Çünkü seni arıyordum."
"Ne kadar gereksiz."
"Ama geldim."
"..."
"Ve seni buldum."
Red Son gözlerini kaçırdı.
MK bir şeylerin ters gittiğini hemen anlamıştı.
Normalde şimdiye kadar ona üç kez bağırmış olurdu.
Ama sessizdi.
Bu daha korkutucuydu.
"Ne oldu?"
Red Son cevap vermedi.
"Red."
Sessizlik.
"Red Son."
Sessizlik.
"Red Boy."
"SAKIN!"
MK kahkahayı patlattı.
"Tamam tamam!"
Red Son homurdandı.
Ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
İlk kez.
MK bunu görünce istemsizce mutlu oldu.
—
Bir süre konuşmadan oturdular.
Şehrin ışıklarını izlediler.
Sonra Red Son aniden konuştu.
"Hiç düşündün mü?"
"Neyi?"
"İnsanların senden ne beklediğini."
MK göz kırptı.
"Sanırım."
"Ben hayatım boyunca bunu düşündüm."
Sesi alışılmadık derecede sakindi.
"Babam güçlü olmamı bekledi."
"Annem kusursuz olmamı bekledi."
"Ben de hep daha iyi olmaya çalıştım."
MK dikkatle dinliyordu.
"Ve hiçbir zaman yeterli olmadım."
Bu sözler rüzgâra karışırken MK'nin içi sıkıştı.
Çünkü Red Son bunu söylerken öfkeli değildi.
Üzgündü.
Gerçekten üzgündü.
MK yavaşça konuştu.
"Bence yeterlisin."
Red Son ona baktı.
Bir an.
İki an.
Üçüncü anda gözlerini kaçırdı.
"Kulağa aptalca geliyor."
"Ben aptalca şeyler söylemekte iyiyim."
"Bunu fark ettim."
MK güldü.
Red Son da istemeden hafifçe güldü.
—
O geceden sonra görüşmeye başladılar.
Planlı değildi.
Tesadüf gibiydi.
Ama sürekli oluyordu.
Bir gün birlikte çalışıyorlardı.
Bir gün noodle yiyorlardı.
Bir gün Red Son yeni icatlarını gösteriyordu.
Bir gün MK onu zorla dışarı çıkarıyordu.
Ve zaman geçtikçe...
Birbirlerine alıştılar.
Öyle ki bazen sessizlik bile rahatsız etmiyordu.
—
Bir akşam.
Red Son laboratuvarında çalışıyordu.
MK ise masanın üzerine oturmuş onu izliyordu.
"Çok çalışıyorsun."
"Çünkü bir dahiyim."
"Ve çünkü dinlenmiyorsun."
"Dinlenmek zaman kaybıdır."
MK gözlerini devirdi.
"Bir gün yıkılıp kalacaksın."
"Olmaz."
Tam o sırada Red Son'un elindeki alet düştü.
MK kahkahayı bastı.
Red Son utançla yüzünü çevirdi.
"Bu sayılmaz."
"Tabii."
MK hâlâ gülüyordu.
Ve ilk kez...
Red Son da ona bakıp gülümsedi.
Gerçekten gülümsedi.
Öyle büyük değil.
Ama içtendi.
MK o an kalbinin biraz hızlandığını fark etti.
Ve nedenini anlamadı.
—
Günler haftalara dönüştü.
Haftalar aylara.
Ve fark etmeden birbirlerinin hayatlarının önemli bir parçası oldular.
Bir gün Mei bunu fark etti.
"Ah."
MK göz kırptı.
"Ne?"
"Hiçbir şey."
"Mei."
"Hiçbir şey."
"MEI."
Mei sırıtıyordu.
Bu da MK'yi daha çok korkutuyordu.
—
Bir gece.
Şehirde büyük bir saldırı olmuştu.
Savaş sona ermişti.
Herkes yorgundu.
MK de.
Ama Red Son daha kötü görünüyordu.
Yaralanmıştı.
MK hemen yanına koştu.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Yalan."
"İyiyim."
"Yalan."
"İyiyim."
"Yalan."
Red Son iç çekti.
"Biraz acıyor."
"İşte bu daha dürüst."
MK dizlerinin üzerine çöktü.
Ve yarasını kontrol etmeye başladı.
Red Son ona baktı.
Sessizce.
Uzun süre.
Sonunda fısıldadı.
"Benim için endişelendin."
MK başını kaldırdı.
"Tabii ki."
"Neden?"
MK şaşırdı.
"Neden mi?"
"Evet."
MK gülümsedi.
"Çünkü sen benim arkadaşımsın."
Red Son'un bakışları yumuşadı.
Ama yine de bir şey söylemedi.
Sanki başka bir cevap bekliyormuş gibi.
—
O gece uyuyamadı.
Çünkü ilk kez...
Kalbinin neden hızlandığını anlamaya başlamıştı.
Ve bu onu korkutuyordu.
—
Birkaç gün sonra.
Şehrin üzerinde gün batımı vardı.
Turuncu ışıklar gökyüzünü kaplamıştı.
MK ve Red Son yine kulenin tepesindeydi.
İlk buluştukları yerde.
Uzun süre sessiz kaldılar.
Sonra Red Son konuştu.
"Noodle Boy."
"Efendim?"
"Bana gerçek ismimle hitap ettiğinde hoşuma gidiyor."
MK şaşkınlıkla döndü.
Red Son yüzünü çevirmişti.
Utandığı çok belliydi.
MK gülümsedi.
"Tamam, Red."
Red Son'un kulakları kızardı.
"Sus."
MK güldü.
Ama bu kez Red Son bağırmadı.
Sadece ona baktı.
Ve uzun zamandır ilk kez gerçekten huzurlu görünüyordu.
Belki gelecekte ne olacağını bilmiyorlardı.
Belki her şey hâlâ karmaşıktı.
Ama o anda ikisi de aynı şeyi biliyordu.
Artık yalnız değillerdi.
Ve bazen...
Bir kalbi ısıtmak için ateşten daha güçlü şeyler gerekiyordu. :::