Manyetik asansör roket gibi yukarı fırlarken platformun üzerindeki kargaşa tavan yapmıştı. Saatte yüz elli kilometre hızla dikine çıkıyorlardı ama rüzgardan çok ekibin bağırtısı ortalığı inletiyordu. Bedirhan, Emin’in eşofman paçasına öyle bir yapışmıştı ki kumaş dikişlerinden yırtılmak üzereydi.
"Emin ağabey valla bırakmam! Düşersek beraber düşeceğiz!" diye feryat ediyordu Bedirhan.
Emin bir yandan dengede durmaya çalışıyor, bir yandan Bedirhan’ı bacağından silkelemeye uğraşıyordu. "Ulan Bedir, amına koyayım donumu çektin aşağı! Bırak lan paçamı pezevenk! Düşsek de bir şey olmaz, en fazla çamurun içine çakılırız amk!"
Sarp sırtını asansörün ortasındaki çelik direğe dolamış, panikten gözleri yuvalarından fırlamış Mert’e bakıp kahkahayı basıyordu. "Mert, lan tipe bak amk! Çoraplı ayağını havaya dikmiş dua ediyor! Oğlum korkudan rengin sarımsak gibi oldu!"
"Sarp belanı siktirtme akşam akşam!" diye bağırdı Mert, rüzgardan ağzı yüzü kaymış halde. "Ulan lunaparktaki baline binince kusan adamsın, burada bana delikanlılık yapma amına koyayım! Tuğkan ağabey durdur şunu, başım dönüyor vallahi kusacağım şimdi Emin’in üstüne!"
Emin gözlerini büyüttü. "Mert sakın ha! Bak o çamurlu çorabını ağzına tıkarım valla! Ağabey durdurun şu mereti, sanayideki liftler bile bundan daha insaflı yükseliyordu amk!"
Tuğkan platformun ortasındaki kontrol paneline bir iki tekme attı ama panel sadece kıvılcım saçtı. "Mekanizma kilitlendi beyler, müdahale edilmiyor! Yüksekliğe odaklanmayın, birazdan duracak!"
Fulya rüzgardan uçuşan saçlarını tek eliyle düzeltip bileğindeki ekrana bakmaya çalışıyordu. Gayet sakin bir sesle, sanki otobüs durağında bekliyormuş gibi konuştu: "Asansör otuz saniye içinde Kule’nin en üst katı olan 'Sistem Odası'na ulaşacak. Yalnız ufak bir problem var; durma mekanizması fren balatası kullanmıyor. Doğrudan duvara çarparak duracakmışız."
Ortam bir anda buz kesti.
"Ne deyon kız Fulya?!" diye gürledi Emin. "Duvara çakılmak ne demek amk?! Hava yastığı falan yok mu bu asansörde?!"
Alper heyecanla sırtındaki yayı çıkardı. "Abla ben yukarıdaki tavana bir ok atayım, ipi tutup havada asılı kalalım!"
"Alper bir dur amk!" dedi Sarp. "Yaydaki ipe yedi kişi mi asılacağız? Çizgi film mi çekiyoruz burada?!"
Tam o sırada asansör devasa bir gürültüyle "ÇAAAAT!" diye tepeye çakıldı ve tak diye durdu. Herkes birbiri üzerine devrildi. Emin Mert’in üstüne, Mert Bedirhan’ın üstüne, Alper de sarsıntıyla Sarp’ın sırtına kapaklandı.
Mert alttan inleyerek seslendi: "Ağabey... Belim kırıldı amına koyayım. Kim var benim üstümde?"
Emin üstünü başını silkeleyerek kalktı. "Ben varım babo, beğenemedin mi? Kalk şuradan amk, çamurlu çorabın burnuma girdi!"
Ortalık yatışınca hepsi ayağa kalkıp geldikleri odaya baktı. Burası Kule’nin en tepesiydi. Ortada devasa, ışıl ışıl yanan bir bilgisayar kasasına benzeyen "Ana Sunucu" duruyordu. Yanında ise duvara monte edilmiş kocaman, kırmızı bir şalter vardı. Şalterin üzerinde tükenmez kalemle yazılmış gibi duran derme çatma bir yazı vardı: "Basma, Her Şeyi Siler."
Bedirhan gözlerini büyüttü. "Ağabey... Yazılımcı buraya Türkçe tabela mı asmış amk?"
"Sikmişim yazılımcısını da tabelasını da!" diye bağırdı Emin. İki adımla devasa kırmızı şalterin yanına vardı. Baltasını kenara bırakıp iki eliyle şaltere yapıştı. "Babo ben bu şalteri indiririm! Bizi buraya sokup çamurda süründüren, üstüne bir de kebabımızı vermeyen sistemin ta amına koyayım!"
"Emin dur yapma!" diye bağırdı Fulya. "Sistem çökebilir!"
Ama Emin çoktan şalteri aşağıya doğru "ÇAAAAT" diye çekmişti bile.
Bir anda tüm Kule’deki ışıklar söndü. Devasa ana sunucudan "bip bip bip" diye çirkin bir alarm sesi yükselmeye başladı ve zemin ayaklarının altından kayboldu.
Mert düşerken son gücüyle bağırdı: "EMİN SENİN AMINA KOYAYIM E M İ İ İ N!"