İçeriğe geç

Limon tayfa

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Limon tayfa

Bölüm 3

Demir bir kurtmu lan o

Mekanik kurdun kırmızı gözleri morumsu siste adeta iki kor gibi parlıyordu. Metal gövdesinden yükselen paslı zincir sesleri ve piston gürültüleri, etraftaki devasa mekanik ağaçların çatırtısına karışıyordu. Yaratık, hedefini Tuğkan olarak belirlemişti; ön bacaklarını yere bastırıp göğsünden gelen hırıltıyla ileriye doğru atıldı.

"Sağa kaçın!" diye bağırdı Tuğkan. Dev yaratığın çelik pençeleri çakıllı toprağı kazıyarak Tuğkan’ın az önce durduğu yere indi. Yerin sarsıntısı Mert’in dengesini bozdu, sırtüstü yere kapaklandı.

"Ağabey bu harbiden acıtacak gibi duruyor, bana doğru bakıyor!" diye feryat etti Mert, yerdeki çakılları avuçlayıp yaratığın yönüne doğru fırlatırken.

Sarp hemen Mert’in kolundan tutup onu geriye çekti. "Ulan Mert, taş fırlatarak üç metrelik robot kurt mu avlayacaksın? Kalk şuradan!"

Emin çelik baltalarını birbirine vurarak çıkan kıvılcımlarla yaratığın dikkatini üzerine çekmeye çalıştı. "Babo! Gel buraya! Mahalledeki iti eniği çok besledik ama böylesini ilk defa görüyorum! Gel lan buraya, kaporta tamircisi Emin ustayı tanımadın herhalde!"

Emin, elindeki küçük baltayla yaratığın arka bacağına doğru bir hamle yaptı. Baltanın çeliği yaratığın bacağındaki hidrolik boruya denk gelince ortalığa sıcak bir buhar fışkırdı. Yaratık acıyla uluyup kuyruğuyla Emin’e doğru sert bir darbe savurdu. Emin son anda geriye doğru yuvarlandı, yüzü gözü toz içinde kaldı.

"Babo bunun bacağı zayıf nokta! Boruları patlatınca hızı düşüyor!" diye bağırdı Emin, yerdeki tozları üstünden silkeleyerek.

O sırada biraz geride, ağaçların gölgesinde duran Fulya, bileğindeki mavi arayüzü hızla parmaklarıyla tarıyordu. Yaratığın üzerindeki kırmızı tarama çizgisini takip etti.

"Tuğkan!" diye seslendi Fulya, o kargaşanın ortasında şaşırtıcı derecede soğuk kanlı bir tonla. "Ekrandaki verilere göre bu yaratığın kalbinde 'Çekirdek Kristali' var. Sırtındaki havalandırma kapağı açıldığında doğrudan çekirdeğe vurursanız tek hamlede devrilir!"

Bedirhan, elindeki tahta mızrakla ne yapacağını bilemez halde bir sağa bir sola koşturuyordu. "Ağabey iyi de o kapak ne zaman açılıyor? Adam bizi haşlamadan bir söylesen!"

"Saldırı yaptıktan hemen sonra ısınma yapıyor, havalandırma o zaman açılıyor Bedir!" diye yanıtladı Fulya.

Tuğkan derin bir nefes aldı. Kılıcını iki eliyle kavrayıp duruşunu sağlamlaştırdı. "Tamam ekibim, plan belli. Alper, sen yayla yaratığın gözlerini meşgul edeceksin. Mert ve Sarp, yaratığı sağa sola koşturup yorun. Bedir, sen Emin’le birlikte arka bacaklara oynayın. Havalandırma açıldığı an ben tepesine bineceğim!"

"Anlaşıldı komutanım!" diye bağırdı Alper. Ok kılıfından çıkardığı oku yayına yerleştirip gerdi. "Gözüne gözüne atıyorum!" Alper’in fırlattığı ilk ok, yaratığın sol gözündeki merceğe tam isabet etti. Camın kırılma sesiyle birlikte yaratık yönünü şaşırıp havaya doğru kükredi.

Mert ile Sarp aynı anda yaratığın sağ tarafına doğru koşmaya başladı. Sarp yerdeki ağır bir metal parçasını yaratığın gövdesine fırlattı. "Buranın grafikleri çok iyi ama canı canımızdan gidiyor, çabuk olun!"

Yaratık öfkeyle Mert ve Sarp’a doğru dönüp hamle yapacağı sırada, Emin ve Bedirhan arka bacaklara yüklendi. Bedirhan tahta mızrağını yaratığın eklem yerine saplamayı başardı. "Ağabey tutturdum! Valla tutturdum!"

"Aferin lan Bedir!" dedi Emin. "Babo bak bacakları kilitlendi, ısınma yapıyor!"

Yaratığın sırtındaki çelik plakalar birdenbire iki yana doğru açıldı ve içinden turuncu, kor gibi bir sıcaklıkla birlikte yoğun bir buhar yükselmeye başladı. Tam o anda yaratığın kalbindeki parlayan mavi kristal ortaya çıktı.

"Tuğkan ağabey, şimdi!" diye bağırdı Fulya.

Tuğkan hiç tereddüt etmedi. Devasa mekanik ağacın gövdesinden destek alıp yukarı doğru fırladı. Yaratığın sırtına kapaklandığında metalin sıcaklığı zırhından içeri işledi ama kılıcını iki eliyle kaldırıp tüm gücüyle açıkta kalan mavi kristale sapladı.

Görkemli bir patlama sesiyle birlikte etrafa mavi ışık hüzmeleri saçıldı. Yaratığın gözlerindeki kırmızı ışık söndü, pistonları durdu ve devasa metal gövde büyük bir gürültüyle yere yıkıldı.

Tuğkan yaratığın üstünden yere atlayıp kılıcını silkeledi. Ekip derin derin nefes alarak yaratığın etrafında toplandı.

Emin, kılıcın açtığı yaradan sızan mavi sıvıya bakıp başını salladı. "Babo bu ne biçim yaratıktır böyle? Kanı bile antifriz gibi akıyor. Valla ucuz atlattık."

Bedirhan mızrağına yaslanıp soluklandı. "Tuğkan ağabey, ilk seviye buysa kuleye varana kadar bizden geriye bir şey kalmaz söyleyeyim."

"Mızmızlanma Bedir," dedi Sarp gülerek. "Yine iyi dayandın, ben senin ilk dakikadan kaçacağını sanıyordum."

Fulya bileğindeki ekrana bakarak arayüzü güncelledi. "Yaratığı yendiğimiz için ekibe deneyim puanı ve harita parçası yüklendi. Çekirdek Kule’ye giden yolun ilk kısmı açıldı. Önümüzde 'Sisli Vadi' var."

Tuğkan kılıcını kınına soktu, ekibine baktı. Herkes toz toprak içindeydi ama gözlerindeki o samimi şakalaşma ve güven duygusu hiç kaybolmamıştı.

"Güzel iş çıkardık beyler," dedi Tuğkan gülümsayarak. "Emin, sırtımız sağlamda olduğu sürece bu oyunu bitirip o eve döneceğiz. Sisli Vadi’ye doğru devam ediyoruz, tempoyu düşürmeyin!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.