Tuğkan’ın farenin sol tuşuna basmasıyla birlikte ekranlarda beliren yeşil yükleme çubuğu bir an bile duraksamadan doldu. O tanıdık, gürültülü cızırtı sesi kulaklıkları doldururken ekibin odalarını yine morumsu bir ışık kapladı. Ancak bu sefer kimse şaşırmadı; herkes neyle karşılaşacağını çok iyi biliyordu.
Gözlerini açtıklarında kendilerini tam da bıraktıkları yerde, Kule’nin en üst katındaki 'Sistem Odası'nda buldular. Dev ana sunucu kasa gibi gürül gürül çalışıyor, Emin’in indirdiği o kocaman kırmızı şalter ise kendi kendine havada asılı durup eski yerine "ÇAAAAK" diye geri fırlıyordu.
Mert ayağa kalkıp ilk iş olarak aşağıya, ayaklarına baktı. Ayağında hâlâ tek bir çizme, diğerinde ise çamurlu, sırılsıklam çorap vardı.
"Ananı avradını sikeyim ya!" diye gürledi Mert, tepesini attırarak. "Ulan sistem sıfırlandı, kule sıfırlandı, benim ayakkabı yine geri gelmedi amına koyayım! Sikerim böyle adaletini de oyununu da! Yazılımcı pezevenk bana taktı kafayı valla billa!"
Sarp kahkahalarla yere yuvarlanacak gibi oldu, duvarın kenarına tutundu. "Oğlum adamın nasibi çamurlu çorapmış amk! Mert, lan bari diğer çizmeyi de çıkar fırlat, tam bir gariban gibi dolaşma ortalıkta!"
"Ulan Sarp belanı siktirtme!" dedi Mert. "Gel sen yürü şu soğuk camın üstünde dımdızlak ayağınla bakalım! Topuğum çatladı amk!"
Emin hemen gidip kırmızı şalterin tepesine dikildi. Baltalarını omuzlayıp o tok doğu şivesiyle şaltere dik dik baktı. "Babo bu pezevenk şalter bizi kandırdı valla! İndirdik ama yine aynı yere fırlattı bizi. Babo ben bunu bu sefer kökten sökeyim mi? Sanayide kilitlenen şalteri balyozla kırardık, bir daha yukarı fırlayamazdı!"
"Emin ağabey dur amk, kıracaksın yine ortalığı!" diye bağırdı Bedirhan, panikle Emin’in koluna yapışarak. "Zaten bir kere çektin, kendimizi odamızda bulduk ama çorabımız yine çamurlu kaldı. Bu sefer kökten sökersen oyunda kök salarız valla!"
Alper yayına bir ok yerleştirip sunucu kasasının etrafında dönmeye başladı. "Bedir haklı Emin ağabey, şalteri kırmak çözüm değil. Bak şu kasanın arkasında yeşil bir ışık yanıp sönüyor. Abla, bu ne ışığı?"
Fulya bileğindeki mavi arayüzün ekranını kaydırarak öne adımladı. Yüzündeki o her zamanki dingin ifadeyle ekibe döndü. "O yeşil ışık ana sunucunun yönetim paneli. Şalteri indirmek sadece sistemi güvenli moda sokmuş. Gerçekten dışarı çıkmak ve oyunu bitirmek istiyorsak, o paneldeki 'Kullanıcı Oturumunu Kapat' seçeneğine basmamız gerekiyor."
Emin kaşlarını çattı. "Kız Fulya, Türkçesi ne onun? Yani basınca eve gidip kebap yiyebiliyor muyuz?"
"Evet Emin," dedi Fulya hafifçe gülümseyerek. "Basınca tamamen çıkıyoruz."
Tuğkan kılıcını kınına sokup ekibin önüne geçti. "Tamam beyler, olay anlaşıldı. Fazla laf kalabalığı yapmadan şu paneli halledelim de yayına düzgünce dönelim. Mert, sen o çamurlu çorabınla kapıyı kolla. Emin, Bedir, Alper, etrafı sarın."
Tam Tuğkan yeşil panele doğru bir adım atmıştı ki sunucu kasasının içinden kırmızı bir ışık fışkırdı. Odanın tavanından devasa, sekiz bacaklı, bu sefer tamamen çelik zırhlarla kaplı ve sırtında devasa bir hoparlör taşıyan "Sistem Yöneticisi" adında bir bot indi. Hoparlörden cızırtılı bir ses yükseldi:
"Hatalı giriş detected! Şalteri indiren kullanıcı tespit edildi: Emin_USS. Ceza: Sonsuz Döngü!"
Emin gözlerini büyüttü, baltalarını iki elinde sımsıkı kavrayıp sövdü. "Hasiktir ya! Ulan pezevenk robot benim adımı ezberlemiş amk! Babo gelin buraya, bu sanayi artığı beni hedef gösteriyor! Gel lan buraya, senin o hoparlörünü sökmeyenin ta amına koyayım!"
Mert çamurlu ayağıyla öne fırladı. "Ulan Emin’e laf ettirmeyiz amına koyayım! Çorabımı kaybettiğimden beri zaten sinirliyim, basıyorum buna!"
Tuğkan kılıcını çekti, gülümsedi. "Tayfa hücum! Bu son raunt, bitiriyoruz şu işi!"