İçeriğe geç

Limon tayfa

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Limon tayfa

Bölüm 1

Oyuna hoşgeldiniz

Kullandığı çift monitörün ışığı Tuğkan’ın yüzüne vururken, kulaklıktan yükselen o bildik patırtı çoktan başlamıştı. Ekranın sol köşesinde altı ayrı ses kanalı yanıp sönüyor, herkes aynı anda bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

​"Beyler bir susun gözünü seveyim, yayın açıldı açılacak," dedi Tuğkan sandalyede geriye yaslanarak. Sonra yanındaki mikrofona doğru eğilip Bedirhan’a seslendi. "Bedir, oğlum kasanın fanı yine helikopter gibi ötüyor, duyuyor musun sesini?"

​Bedirhan kıkırdadı. "Ağabey valla yeni temizledim, tozu çektim içinden ama bizim emektar ancak bu kadar dönüyor."

​"Babo sen bırak o helikopteri," diye söze girdi Emin, o kendine has, tok ve içten doğu şivesiyle. "Bizim buralara gelse o fanla serinlik yaratırız valla. Babo hazırsak başliyak artık, millet sohbet ekranında ağaç oldu!"

​Tuğkan bıyık altından güldü. Emin’in şivesine ne zaman denk gelse dayanamayıp ona takılıyordu. "Tamam babo, başlatıyorum oyunu. Mert, Alper, Sarp... Herkes lobide mi?"

​"Ben hazırım ağabey, tüfeği aldım bekliyorum!" diye bağırdı Alper heyecanla. Mert her zamanki rahatlığıyla esnedi: "Alper oğlum dur bir siftah yapmadık, ne tüfeği?" Sarp ise aradan lafı yapıştırdı: "Mert yine oyuna girmeden vurulacak, ben yerimi aldım bile."

​O sırada kulaklığa sakin, tane tane bir ses düştü. Fulya, ortamdaki bu cümbüşün ortasında her zamanki soğukkanlılığıyla araya girdi: "Arkadaşlar, oyunun indirme güncellemesi bitmediyse hiç girmeyelim, siz yine birbirinizi vuracaksınız ilk dakikadan."

​"Yok kız Fulya, hallettik biz," dedi Emin. "Babo sen bassana şu 'Başlat' butonuna."

​Tuğkan gülerek farenin sol tuşuna bastı: "Haydi bismillah, giriyoruz oyuna."

​Ekranda yeşil bir yükleme çubuğu belirdi. Ancak birkaç saniye sonra monoton bir bip sesi odanın içini doldurmaya başladı. Monitörlerin ışığı ani bir voltaj dalgalanmasıyla titredi.

​"O ne lan?" dedi Mert. "Benim ekran karardı."

​"Benimki de!" diye atıldı Sarp. "Bedir, kasadan duman mı çıkıyor senin?"

​Bedirhan panikle, "Ağabey ben bir şey yapmadım valla!" derken, masanın üzerindeki kulaklıklar ve bilgisayar kasaları garip bir mor ışıkla parlamaya başladı. Mor ışık bir anda büyüdü; odadaki eşyaları, duvarları ve en sonunda altı arkadaşı birden bir girdap gibi içine çekmeye başladı.

​"Babo bu neeee?!" diye bağırdı Emin, sesi bir tünelin içinden geliyormuş gibi yankılanarak.

​"Tuğkan ağabey!" diye bağırdı Alper.

​Fulya derin bir nefes alıp "Sakin olun..." demeye çalıştı ama kelimesi yarım kaldı. Ortam tamamen karardı.

​Tuğkan gözlerini açtığında kendini sert, çakıllı bir toprağın üzerinde buldu. Gökyüzü mor ve turuncu bulutlarla kaplıydı; etrafta ise daha önce hiç görmediği, devasa mekanik ağaçlar yükseliyordu.

​"Ah... başım," diyerek doğruldu. Yanı başında Mert ve Sarp toz toprak içinde yatıyordu. Az ötede Bedirhan şaşkınlıkla etrafına bakınıyor, Alper ise üzerindeki tuhaf, zırha benzeyen kıyafeti inceliyordu.

​Emin üstünü başını silkeleyip ayağa kalktı. Şaşkınlıkla etrafındaki devasa mekanik bitkilere baktı, sonra dönüp Tuğkan’a seslendi:

​"Babo... Biz nereye geldik böyle? Oyunun grafikleri fazla gerçekçi olmadı mı?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.