Hoseok önce derin bir nefes almayı eksik etmedi. Her ne kadar haftalık görüşüyor olsalar da bir anda evine habersiz gelmesi hoş durmayacaktı. Yine de hastayken gelmek için izin alması da absürt olurdu. Elindeki kese kağıdına sarılmış sıcak çorbanın biraz daha gecenin ayazında kalması durumunda soğuyacağını, tadının kaçacağını bildiğinden acele ederek kapıyı çaldı.
Jin, bu davetsiz misafirin kim olduğunu bilmediğinden, biraz da olsa gerilerek komidinin çekmecesinden biber gazını alarak merdivenleri usul usul indi ve kapıyı ufacık aralayarak kimin geldiğine şöyle bir göz attı. Hoseok, gecenin bu saatinde onu rahatsız ettiğinin farkında olarak eğilmiş, yüzüne sıcak bir tebessüm yerleştirmişti. "İyi geceler, uyandırmadım ya..."
"Aaa Hoseok-ssi..." kapı şimdi tamamen aralanmıştı. Jin içten bir ses ve duruşla onu karşılarken elini saçlarına atmayı eksik etmemişti, sonuçta daha iyi de görünebilirdi ama çoktan yatmıştı. "İçeri gelsene."
Hoseok bu teklifi reddetmek istediyse de dünya üzerinde en yakın arkadaşının iyiliği için bu samimiyeti koruması gerektiğini de biliyordu. Belki, bir ümit de olsa Yoongi ve Jin gerçekten mutlu olabilirlerdi. "Teşekkürler. Rahatsızlık vermek istememiştim aslında."
"Olur mu öyle şey?.." Jin kapıyı arkalarından kapattı ve Hoseok'un ceketini asmaya koyuldu. "Gece gece seni buraya hangi rüzgar attı, Hoseok-ssi?"
"Aslında ne oldu biliyor musun? Derneğe birkaç kişi geldi ve senin çok hasta göründüğünü söylediler. Fark edemediğime inanamıyorum. Lütfen affet beni Jin-ssi. Bu yüzden sana çorba getirmiştim. Sıcak sıcak iç. Yardıma ihtiyacın var mı?"
Hoseok'un ardı ardına dizdiği bu kelimelere karşılık Jin, tamamen şok olmuş durumdaydı. Onu kim görmüştü, neden Hoseok'a böyle söylemişti ve onu endişelendirmişti, hiç tahmin edemiyordu. "Çok düşüncelisin Hoseok-ssi ama ben hasta değilim ki."
"Değil misin?" Hoseok şaşkınlıkla sordu.
"Evet, baksana bana. Turp gibiyim." Etrafında dönmüş, kollarını iki yana açmış ve durumu ona kabul ettirmeye çalışmıştı çünkü Hoseok gerçektende endişeli görünüyordu
Hoseok omuzlarını düşürdü, beklediği tepki kesinlikle bu değildi. "Ah şu alfalar..." diyiverdi iç geçirirken.
"Alfa mı? Bir alfanın sözlerine mi inandın? Yalancı onlar! Ne zaman doğruyu söylemişler ki? Ben, ne derlerse desinler dinlemiyorum. Kuş cıvıldasa dünyaya daha fazla faydası var. Bence Alfalar kapatılsın."
"Öyle söyleme Jin-ssi..." Hoseok elindeki kese kağıdını amerikan tipi mutfağın ada tezgahına bırakırken heyecanla Jin'e döndü. "Senin için çok endişelenmiş hatta öyle endişeliydiki beni bile bu saatte buraya gelmeye ikna etti."
Jin Hoseok'u hiç umursamadı"Tüm alfalar benim için çok endişelenir, bu yeni değil ki."
Hoseok göz devirmemek için kendini tuttu. "Sen rahatsız olursun diye çorbayı benim getirmemi rica etti ama."
Jin bir an için afallamıştı. Duydukları kulaklarına doğru gelmiyordu, başka açıklaması olamazdı. Bir alfa, hele de düşünceli bir alfa, onun ev adresini öğrenmek için değil de sırf sağlığını düşündüğü için arkadaşıyla konuşmuştu ve ondan çorba almasını rica etmişti. Gecenin bu saatine rağmen! "Yok öyle bir alfa." Diye kestirip attı. "Öyle bir alfanın varolduğunu kim görmüş? Sen de Jimin gibi başlama lütfen."
"Yemin ederim Jin-ssi. Hatta ona dedim ki o alfalardan nefret eder. Yine de sen ismimi vermeden götür, iyi olduğundan emin ol, dedi."
Jin, ada tegzahın önündeki bar taburelerinden birisine otururken hala içinde sıcak olan çorbayı çıkarmış ve kaşıklardan birisini Hoseok'a uzatmıştı. "Nerede görmüş de böyle bilmiş üstünede yorumlar yapmaya karar vermiş? Yoksa bu gece o da var mıydı?"
"Hayır, meşgul olduğu için gelemeyeceğini söylemişti." Kendisine uzatılan kaşığı geri çevirdi ve sıcak bir gülümseme takındı Hoseok.
Jin dudaklarını yalarken merakına yenik düşerek sessizce sordu. "Kimmiş ki bu alfa? Adı neymiş?"
"Adı Min Yoongi. Çok beyefendi bir alfadır. Akşam herkes dağıldıktan sonra onunla tokalaşmak istedim ama eli kirli olduğundan sıkmadı. Bir de kaba bir arkadaşı vardı, o resmen yapıştı. Klasik alfa işte ama Yoongi öyle değildi."
"Alfalar böyle işte." Jin elini havada sallasa da hala önünde, buharı üzerinde duran çorbaya yoğunlaşmış haldeydi. "Ama bu Min Yoongi dediğin alfa... bilemiyorum..."
"Tanışsan gerçekten seversin bence. Yakın arkadaşımdır zaten. Normalde don yağı gibidir ama konu sen olunca resmen endişeden ne yapacağını şaşırmış haldeydi. İlk defa gözlerinde korkuyu gördüm. Sana bir şey olucak diye çok endişelenmiş. O, o kadar endişelenince ben de endişelenmedim değil. Yoksa biliyorsun bu saatlerde seni rahatsız etmem."
Jin her ne kadar ilgisiz davranmaya çalışıyor olsa da bir yandan kalbini hızlandıran bu kelimelerin asıl sahibinin kim olduğunu da deli gibi merak ediyordu. "Keşke... akşam orada olsaydı. Tanışırdık." Dalgın dalgın çorbayı karıştırırken, normalde asla yapmayacağı bir biçimde, gecenin bu saatinde bir kaşık aldı.
"Yarına ne dersin? Eminim müsait olur."
"Ah, yarın olmaz ki... defilelerden sonraki günü hep kendime ayırıyorum.. öyle ölü gibi çıkmak istemem karşısına. Önemsediğimden değil tabi, sadece güzel görünmek istiyorum, tüm omegalar gibi."
Hoseok bıyık altından gülümsese de ses etmedi. "Nasıl istersen. Ne zaman müsait olacağını bilirsem ona da haber verebilirdim gerçi."
"Şeye nedersin... hafta sonuna? Hem işi de olmaz o zaman. Gerçi ne iş yaptığını bilmiyorum ama."
"Ah, Yoongi genelde geceleri çalışır. Tüm gününü sana verebileceğine eminim."
Jin ister istemez kızarmıştı. "Neden geceleri çalışıyor ki?"
"Onun işleri biraz karmaşık aslında bende tam olarak ne iş yaptığını bilmiyorum" Diye mırıldandı Hoseok, sesini iyice alçaltarak Jin'e eğilmişti. "Derneğe arada sırada sataşanlar olduğunda icaplarına bakıyor."
"Nasıl yani, mafya mı?" Jin hayal kırıklığı kaynayan bakışlarını Hoseok'a dikmişti.
Hoseok önce sessizce yutkundu, ardından devam etti. "Bunu söylemem doğru olmaz ama-"
"Neyi!? Diye diretti Jin, hızlanmasını, her şeyi anlatmasını istiyordu. Jimin olsa üçüncü turunu anlatmıştı.
"İşte... bilirsin..." elini ensesine attı, gözlerini kaçırdı. "'Onun için her şeyden vagzeçmeye hazırım' dedi."
"Saçmalama,uyduruyorsun şu an..." Jin apar topar sarf etmişti bu sözcükleri. "Hiçbir alfa, kendisinden küçük gördüğü bir omega için hayatından vazgeçmez."
Hoseok içtenlikle gülümsedi. "O da böyle bir Alfa işte. Böyle yetiştirmiş kendisini."
"Biliyor musun, ne diyeceğim? Bence bu hafta sonu için kesinlikle buluşmalıyız. Onun farklı olduğunu düşündüğümden değil, sadece kendi gözlerimle görmek istiyorum."
"Ona haber veririm." Hoseok ayaklandı. "Neyse, gitsem iyi olacak. Kendine iyi bak Jin-ssi..."
Jin hala dalgınken el sallamakla yetindi. Hoseok'u geçirdi ama içinde bulunduğu büyüden bir türlü kafasını kaldıramıyordu. Bir Alfa, sırf onun isteklerini düşünebilecek bir alfa olduğunu iddia ediyordu. Nasıl inanasaydı ki?
Hoseok evden çıkıp da arabasına binene kadar Yoongi'nin numarasını çevirmekle ilgilenmişti. 4. Çalışta telefonuna cevap geldiğinde o da kemerini takabilmişti. "Efendim, Hoba?"
"Senin iş tamam. Bu hafta sonu kesin buluşalım, dedi. Saatini aksatma sakın."
"Gerçekten mi? Tamam mı dedi?" Yoongi bu haberi Namjoon'a vermek için sabırsızlanıyordu. "Onu nasıl ikna ettin?"
"Sadece gördüklerimi anlattım. Mest oldu." Arabayı çalıştırıp da önündeki boş yola bakarken gülümsemeden edememişti. "Kendi gözleriyle de görmek istediğini söyledi."
"Hayatında görüp görebileceği en centilmen alfayla tanışmaya hazır olsa
iyi eder."
Hoseok güldü ve ikisi de telefonları kapatırken gece en sonunda bitmişti.