İçeriğe geç

Lilyum

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Lilyum

Bölüm 3

Jin sabahın erken saatlerinde oldukça tenha olan kafenin rahat koltuklarından birisine rastgele kendisini atar atmaz, içten içe arkadaşlarına nefretlerini yağdırmaya başlamıştı. Neden her zaman ilk gelen o olmak zorundaydı? İnsanlar neden randevularına geç gelir ki? İki tarafın da müsait olduklarını belirttikleri saatlerde böylesine bir rezilliğin yaşanmasına ne gerek vardı?

Taehyung hızlı adımlarla Jin'in karşısına oturduğunda nefes nefeseydi. "Sadece iki dakika." İşaret ve orta parmağını alel acele göstermiş, Jin'in gözlerinden anlam aramaya başlamıştı."hadi ama sadece iki dakika geç kaldım geç kalmış bile sayılmam" dedi

Jin göz devirdi, derin bir iç çekti, daha fazla uzatmak istemiyor bu gün hiç birşeyin keyfini kaçırmasını istemiyordu Ne de olsa küçük yavrularla şahane bir akşam geçirecekti. Hiçbir şeyin canını sıkmasına izin veremezdi. Arkadaşının halini hatırını soracakken onun çatılmış kaşlarına karşılık merakla baktı. "Ne oldu?"

"Feromonlarını ilk defa bu kadar ağır hissettim de..." ister sitemez gözlerini kaçırmış ve nadiren hissettiği bu kokunun tadını çıkarmaya odaklanmıştı. "Sen iyi misin?"

"İyiyim, bir şey yok." Jin hızlıca konuştuysa da Taehyung bunun peşini kolay kolay bırakmayacak gibi görünüyordu.

"Yoksa..." eğildi, etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonda fısıldamaya başladı. "Kızgınlığa mı gireceksin?"

Jin kaşlarını çatarak geri çekildi. "Elbette hayır! Sadece akşamki defile için biraz heyecanlıyım."

"Heyecanlansan bile feromon salgılamazdın ama? Yoksa birisi mi var hayatında? Söylemekten çekinme biliyorsun benden laf çıkmaz aramızda kalır"Jin tepki vermeyince sağ elini havaya kaldırdı. "Yemin ederim Jimin'e tek kelime etmem." Dedi

"Hayır dedim." Jin'in sabrı tükeniyordu yavaş yavaş. "Jimin demişken, o nerede kaldı acaba?"

Taehyung er ya da geç arkadaşının hayatında köklü bir değişiklik yapmaya karar verirse bunu anlatacağını bildiğinden konuyu değiştirme girişimini karşılıksız bırakmadı. "Alfa değil mi işte? Ne bekliyorsun ki? Biz onsuz iki tur atmıştık bile!"

Birden hızlı adım seslerini duyarak ikisi de dikelmişti. İçeri koşar adım giren Jimin, gözüne takılan barista için birkaç saniyeliğine duraksadığında Jin yalnızca göz devirdi. "Alfalar..." ve başını iki yana sallamıştı onaylamaz bir havayla.

"Sana söylemiştim." Diye üste çıktı Taehyung. "Dünyada omega kalmasa kendisine sarkar, eminim."

"Günaydın!" Diye araya daldı Jimin. Jin'i ittire ittire yanına oturduktan sonra yüzünde koca bir tebessümle eğilmişti. "Bize karamel macchiato sipariş ettim."

"Öpücükle mi ödedin?" Taehyung ters ters sorsa da Jimin umursamadı.

"Tanrı, omegaları, biz yakışıklı alfalar tavlayabilelim diye yarattı. Ben tanrıya karşı gelmem" Arkasına yaslandı, kolunu Jin'n omzuna attı tüm şirinliğini kullanarak konuştu"Biraz gecikmiş olabilirim tabi."

Jin bu durumu umursamaktan bıkmıştı. kahvelerini içip bir an evel alışverişi bitirip akşam için hazırlanmak istiyordu, öyle de oldu. Üçü beraber alışverişteyken Taehyung tuvalete gitmek için yanlarından ayrıldığında Jimin de hiç ilgisi olmamasına rağmen Jin'le beraber ayakkabı bakmaktaydı. "Bence bu kadar özenmene gerek yok. Sonuçta gece bunları giymeyeceksin bile."

"Ama kameralara güzel görünmek istiyorum." Elindeki pembe ayakkabıya aşkla bakıyordu. "Bunlar çok güzel değil mi sence de?"

Tam o sıra Jin'den imza almaya gelen bir omega hayran hayran Jimin'e bakmıştı. Jin, kendi fotoğrafını imzalarken omega "keşke ben de sizin kadar güzel olabilsem." Diyiverdi. Jin bunun kendisine söylenildiğini sansa da hayran bakışların durduğu bedeni görür görmez gülmesini tutmak için kendisiyle savaştı.

Jimin kıpkırmızı kesilmişken gözleri de farklı olmamıştı. "Alfayım ben, bücürük." Sesindeki öfke, daha önce hiç duymadığı kadar netti Jin için. "Ben sana vasıfsız beta diyor muyum?"

"Betalara vasıfsız deme." Diye yükseldi Jin. Akşam, Hoseok'un yanında da böyle ağzından kaçırmasındsn korkmuştu.

"Ay, seni gidi sevgi pıtırcığı." Elini havada sallayarak uzaklaştı. "İki oldu bu! Bir daha olursa yemin ederim tüm yetkiyi kurduma vereceğim O zaman omega mıyım alfa mıyım anlarlar."

Jin fotoğraf ve kalemi tekrar omegaya uzatırken arkadaşı adına özürler mırıldanmayı da eksik etmemişti. Cümlesinin sonuna da "alfalar böyledir" diye ekledi. Omega anlayışla uzaklaşsa da bir dahakine bu kadar şanslı olamayacaklarını biliyordu Jin.

Tekrar Jimin'in yanına döndüğünde onu duvara yaslanmış, öylece etrafı izler halde bulmuştu. "İki mi?" Diye sordu alayla gükerek "İki kez omega mı sandılar seni?"

"Bu gerçekten uzun bir hikaye." Jimin elini havada sallayarak geçiştirmeye çalışsa da Jin hızlıca elini tutmuş, gözlerini Jimin'inkilerle birleştirmişti.

"Anlat da dinleyelim. Benim vaktim bol."

Jimin önce iç geçirdi, ardından hızlı hızlı kelimelerini dökmeye başladı. "Geçen yine bardaydım tamam mı? Bir omega bulmuştum ve gerçekten ileriye gitmeye hazırdı. Öylesine kusursuz ilerliyordu ki ben bile şaşırmıştım. Son yudumlarımızı alıp kalkacakken öküzün biri ortamıza girdi. Bana ne dedi biliyor musun? 'Bu gece boş musun, küçük omegam? İstersen tüm boşlukları doldurabilirim.'"

Jin, daha fazla kendini tutamayarak güldüğünde Jimin elindeki poşetleri öfkeyle geçirdi arkadaşına. "Gülüp durma! Bir de bana güzel diye hitap ediyor! Sence ben güzel miyim?"

"Hiç de bile , Jimin-ah, kim diyor sana güzel diye?"

"Ben de öyle dedim!" Diye çıkıştı tekrar. "Sonra apar topar attılar beni bardan bak beş diyorum bardan attılar diyorum Sorsan ben çıkarmışım tatsızlığı, sanki ben asıldım ona. Ben asılsam kesinlikle altımdaydı ayrıca." Burnunu havaya dikti ve öfkeyle uzaklaştı. "Arabada bekliyorum ben!"

O uzaklaşırken Taehyung geldi yanıma. "Yine niye kızdı bu? Sesi tuvaletinin kabininden duyuluyordu."

"Uzun hikaye." Dedi Jin gülerek. "İşimizi bitirelim de gidelim hadi."

Akşam derneğe gittiklerşnde Hoseok onları güleç bir tavırla karşılamıştı. "Gelemeyeceksiniz diye çok korktum. Gazeteciler adeta barikat kurmuşlar dışarıya."

Jimin evet "Birkaçını ezmek zorunda kaldık " Jimin'in absürt şakaları herkesi şoka uğratırken Jin boğazını temizledi

"Neyse.. ne yapıyoruz şimdi?"

"İçeri geçin, makyözler sizi bekliyor. Herkes hazır. Çok geçmeden başlarız." Hoseok onları yönlendirirken önlerinden küçük, şirin çocuklar tek sıra halinde dizilmiş geçmeye başlamışlardı. Sarışın bir kız hayran gözlerle Jin'e baktığında Jin'in kurdu mutluluktan uçmayı öğrenmiş gibiydi. "Çok güzel." Küçük kızın hayranlıkla döktüğü bu sözcükler yüzünden etraftaki herkes, yoğun feromonun ciğer yakan kokusuyla dağılmışlardı. Jin buna bir önlem almak için bir süre kurdunu cezalandırması gerektiğini artık aklına koymuştu o çok iyi bir eğitim almış bastırıcı kullanmadan bile kyrdunu dizginleyebiliyordu ama bu aralar kurdu bir garipti

"Sen de çok güzelsin, küçüğüm." Dayanamayıp yanağını okşadığında küçük kız üzerine atlamış, sımsıkı sarılmıştı ona.

Hoseok ikisinin yanına gelip ellerini çırparken "siz ikiniz gerçekten müthiş bir ekip oldunuz." Dedi. "Sahneye beraber çıksanıza."

Jin kucağındaki tatlı kıza bakarken kurdu "evet de!" Diye içinde tepiniyordu. Jin başıyla onayladığında küçük kız ona bir de öpücük bahşetmişti.

Keşke yavrumuz olsa Jin! Çok tatlı değil mi?

Kurdunu sert bir tavırla susturduktan sonra kucağındaki kızla beraber hazırlanmaya başlamıştı. Nihayet sahneye çıkarlarken küçük kız korkuyla Jin'in elini sıkmış ama onun gözlerine bakarak bunu belli etmektense ölmeyi yeğler gibi görünüyordu.

Jin çömeldi, kızın sarı saçlarını kibarca geriye doğru tararken içi merhametle dolmuştu. "Güzel bebeğim, bir sorun mu var?"

"K-korkuyorum.." başını öne eğmiş, gözlerini kapatmıştı. Neredeyse ağlamak üzere gibi görünüyordu.

"Sorun değil, yalnızca yürüyeceğiz, prensesim sanki parka gidiyormuşunuz gibi hayal et." Gözleri dolmaya başladığında Jin de korkmaya başlamıştı. Ufacık bir çocuğun elleri arasında huzursuz olmasını istemiyordu. Onu sakinleştirmek üzere bir şeyler düşünüyorken kurdu yine bedenini ele geçirmiş, rahatlatıcı feromonlarını bırakmıştı.

Küçük kız, kaplandığı lilyum kokusuyla rahatlarken hızlıca gözyaşlarını sildi. "Keşke hep bu kokuyu hissetsem..."

Ona verelim, Jin. Hatta onunalalım eve götürelim bizim olsun sen birini bulamayacaksın ben yavru istiyorum hem

Korkudan kalp krizi mi geçirsin istiyorsun? Kabul et, sen de kıyamıyorsun!

Sen de ilk sahneye çıktığında korkmuyor muydun?

Ama benim feromona ihtiyacım olmamıştı hiç, diye geçirdi içinden derin bir nefes aldı, kıza ne demesi gerektiğini bilemiyordu. "Acil bir şey olursa yine hissedeceğine eminim ama her zaman bu koku seninle olamayacak, tatlım."

Kız başını aşağı yukarı sallarken Jin de rahatlamıştı. Beraber sahneye çıktıklarında üzerine yapışmış feromonun kokusu yüzünden herkes küçük yavruya ilgiyle bakıyor, bazıları onu yermiş gibi baktığında Hoseok ortamı toparlamak adına birkaç atılım yaptı.

Nihayet işleri bittiğinde Hoseok hala gergin görünüyordu. "Dışarıdakiler hala dağılmadı. Sanırım seni bekliyorlar, Jin."

"Hiç şaşırmadım!" Taehyung neşeyle Jin'in yanına geldi, elini omzuna attı. "Feromonun yüzünden neredeyse burada izdiham yaratacaktın."

"Bugün ilaçlarımı almayı unuttum sanırım." Jin gerginlikle elini saçlarına attı, eve gider gitmez küvette uzunca bir banyonun hayalini kurmaya şimdiden başlamıştı.

"Her neyse... çıkıp gidelim artık."

Kameraların flaşları öyle bir patlıyordu, öyle sık ve çoklardı ki gündüzün yaşandığına bir an için de olsa ikna olabilirdiniz. Jin bu duruma alışmıştı, geceleri bile güneş gözlüğü takmasının yegane sebeplerinden birisi buydu. Jimin ve Taehyung kalabalığı yararak ilerlemek konusunda Jin'den üstün oldukları tek konu olduğunu belirtmek isterlercesine gözden kaybolmuşlardı. Jin, daha fazla kalabalığın onu boğmasına izin vermeden ilerlemek sitese de artık adım atacak hali kalmamıştı.

Uzaktan gelen bir el ateş sesiyle herkes donakaldı. Bunu kimin yaptığını görmek için Jin de bir an için başını kaldırmış, kimin bu saatte hemde bir yardım derneğinin önünde silah ateşleyecek kadar gözünün döndüğünü merak ediyordu fakat adımlarıda durmak bilmedi. Bu boşluktan yararlanarak hızlıca arabasına bindi ve uzakta, elinde tuttuğu silahı bir kez daha havaya ateşleyen siyahlar içindeki adamın kanla kaplı yüzüne rağmen altında durduğu beyaz soka

k lambası gibi parlayan koyu kızıl gözlerini seçebilmişti.

Doğrudan kendisine bakan koyu kızıl gözler...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.