Tanrı her bir canlıya aynı özeni göstermiş, her birine bambaşka özellikler vererek yetenekli kılmıştı fakat insanoğlu nankördü, kendisine bahşedilmiş yetenekleri kullanmaktan ziyade görmezden gelmek kolaydı, başkarının başarılarını kıskanmak ve yataklarında bir kez daha dönmek çok daha kolaydı. En azından Kim Seokjin böyle düşünüyordu.
Kore'deki inanışa göre Jin Kim kraliyet ailesinin kanını taşıyan ailesinin tek ve biricik çocuğuydu ailenin gözbebeğiydi kıymetlisiydi.
Kendisi de bu özelliğin farkında olan genç adam her şartta bunu yansıtmaktan kaçınmazdı. Güneş kadar parlak, ay kadar beyaz, kusursuz tenine bakanın bir kez daha bakmasına sebep olan birçok neden vardı.
Ayrıca sesi o mükemmel sesi gerçek olamayacak, bu dünyaya ait olamayacak kadar mükemmeldi tüm alfafaların tek hayali hayatlarında bir kez bile olsa bu sesi duymaktı, bu Onur'a ulaşanlar onun sesini bir kes olsun duyan pek çok alfa Jin'in o güzel sesine duydukları hayranlıkları mısralara döküyor şiirler yazılıyorlardı.
Koyu kahve gözlerine her gün farklı lens takmayı alışkanlık haline getirmişti. Bu sayede etrafında pervane olmuş insanları biraz da olsa savuşturabileceğini düşünüyordu.
Hem alfaların hem de omegaların arzuladığı bir bedene sahipti, geniş omuzları omegaları yerle bir ederken ince beline sarılmak için birbirini bıçaklayan alfalar bile görmüştü.
Henüz kimseyi kendisiyle ödüllendirmemişti, gelecek zaman için de böyle bir niyeti yoktu gerçi ailesi onunla aynı fikirde değildi her fırsatta bir yuva kurmasını alfası ve yavruları olmasını ne kadar istediklerini söyleyip duruyorlardı.
Sabahları kurduğu alarmdan önce, bir melekten farksız uyanırdı. Uykunun onu yorduğu görülmemişti, göz bandını çıkardığında dağılan saçları bile karmaşanın içindeki düzeni anlatır gibiydi. Yine bu şekilde uyandığı günlerin birinde ilk olarak saatine bakmış, fazladan yarım saatini kendisine zaman ayırarak değerlendirmeyi düşünmüştü.Bol köpüklü bir küvet şahane olabilirdi. Yataktan kalkıp her zaman görmeyi sevdiği düzeni odasına sağlamaya odaklanırken spordan önce mi duş alsam yoksa sonramı diye düşünüp duruyordu.
Telefonu bu saatlerde hiç çalmazdı ama kapısının önünde tonla hayran mektubunun biriktiğine adı kadar emindi. Odasındaki işini bitirdikten sonra banyodan diş macunu ve fırçasını alıp fırçalayarak kahvaltı için basamakları bir bir inmeye başlamıştı. Her şeyden önce güzel bir kahvaltı yapması gerektiğine adı kadar emindi.
Kendisine bugün güzel bir şeyler hazırlamak için mutfağa girmeden önce tuvalete fırçalarını bırakarak ağzını çalkaladı. Belki pankek yapabilirdi. Bugün diyeti için ufak bir mola vermede sakınca göremiyordu. Gerçi diyet çokta önemli değildi ne kadar yesede kilo almaması büyük bir avantajdı tam dolaptaki süte uzanırken birden kapı çaldı sabahın köründe kimin geldiğini tahmin edebiliyordu. Bu saatte sadece deli dolu arkadaşı en yakın çılgın dostu Jimin'den başkası gelmezdi Savsak adımlarla, kendisine göre bir şatodan farksız olan evin kapısını açtı.
Kapıyı açar açmaz gömleğinşn düğmeleri yarısına kadar açık, geriye kalan yarısı da zik zak şeklinde kavuşturulmuş, pantolonunun içine bir parçası verilmiş olsa da diğer parçası soğuk sabah ayazıyla dalgalnıyordu dolgun dudakları "kahvaltı ettin mi?" demek için aralanırken ellerindeki, Jin'in sonradan fark ettiği paketler havaya kalkmıştı. Yoğun geçen gecenin her sabahında yaptığı gibi yine Jin'in yanına, içeri kabul edilebilmesi için ekstra rüşvetle gelmişti ve yine başarılı olmuştu.
"Tanrım, Jimin-ah!" Burnunu kapatmış, elini havada sallayarak görünmez kokuyu dağıtmaya çalışmıştı. "Neredeyse 4 duyu organım kalacaktı, iğrenç kokuyorsun."
"Herkes senin gibi eşsiz kokulara sahip olmak zorunda değil, değil mi?" Başını kaldırmış, kendinden emin tavrıyla içeri geçmişti. Jin, onun bu hallerine alışık olsa da göz devirmişti.
"Feromonundan bahsetmiyorum, Feromonlardan bahsediyorum. Kore'deki tüm omegaların kokusunu bünyene almış, çöpe dönmüşsün." Kapıyı kapattı, savsak adımları tekrar mutfağa döndü. "Bir duş al, duyu organlarımı seviyorum."
Ellerindeki paketleri peşimden mutfağa getirdi, ada tezgahın üzerine bırakır bırakmaz ellerini havaya kaldırdı teslim olurcasına. "Sen kazandın, yeter ki annemlere bahsetme."
Arkasını döndüğünde çoktan gitmiş olan Jimin'e karşılık hafif bri tebessüm yerleşti eşsiz yüzüne. Bilirdi ki Jimin, kolay kolay kendisinin sözünden çıkmazdı. Jimin'in getirdiği kahvaltılıkları ada tezgaha yayarken evdeki bu yoğun feromon kokusunu dağıtabilmek için tüm pencereleri açmaya koyuldu. Jin tekrar mutfağa döndüğünde altında şortu, omzunda havlusu, siyah saçlarından yağmur misali damlayan damlacıklar eşliğinde kahvaltıyı tırtıklayan Jimin'e göz göze gelmişti.
"Gidip önce üzerini doğru düzgün giyin. Ben senin her gece sabahladığın omegalara benzemem." Omzundaki havluyu tek hamlede alıp sırtına çarparak sinek kovalar gibi onu kovalayan Jin'e pek de karşı çıkmamıştı.
"Bugün sence de fazla agresif değil misin, yoksa kızgınlığın falan mı yaklaşıyor?" Hızlıca üzerine geçirdiği tişörtle artık kahvaltı etmeleri gerektiğini ima edercesine masaya bakış atan Jimin'in daha fazla üzerine gitmedi.
"Hayır ne alakası var belkide sadece pisliğini temizlemekten yorulmuşumdur ." Çubuklarını karşısında oturan Jimin'e verdi, tanrıya şükranlarını sunduğu birkaç saniyenin ardından yemeğe koyuldu. "Yine tüm gece nerelerde sürttün?"
Ağzı tıka basa doluyken ters bakışlarını sunmaktan çekinmeyen Jimin "bunları konuşmak istesem eve giderdim." Diye kaşrılık verdi. "Sadece gençliğimi yaşıyorum ve sana da tavsiye ederim. Artık bir alfa bulmanın vakti gelmedimi sence de?"
"Zaten her şeye sahibim." Dedi Jin, bu konuşmaları birçok kez yapmış olmanın bıkkınlığıyla beraber. "Güzel bir ailem var, beni düşünüp sevgilerini koşulsuz gösteren. Ömrüm boyunca çalışmadan sadece yesem bile hayatımı oldukça lüks sürdürebileceğim kadar param da var. Şöhretim var, güzelliğim var, hakkımda anlatılan efsaneler bile var. Neden bir alfa isteyeyim ki? Onun bana verebileceği ne var?"
"Yavru." Dedi Jimin. "Bir yavrun olsun istemez miydin?" Jimin onun gerçekten bir yavru istediğinin farkındaydı ve onu bu yönden vurmanın en doğrusu olduğunu biliyordu.
"Onun için de gönüllü modellik yaptığım hayır kurumları var. Hepsi de küçük 'yavrularla' dolu."
"Aynı şey değil ama." Çubuklarını Jin'e doğrulttu, baştan aşağı onu gözleriyle süzerken çubukları da aynı doğrultuda hareket etti. "İçindeki kurdu daha ne kadar baskılayacaksın? Omegalar doğuştan yavru sahibi olma içgüdüleriyle dünyaya gelirler."
Jin de kurdunun yavru istediğini biliyordu fakat Jin, kendini bir yavruya adamaya, onun ihtiyaçlarını karşılamaya, her şeyini vermeye hazır hissetmiyordu. İç geçirip bu konuyu tamamen yok saymak istediğini belli eder gibi elini havada salladı. "Boş ver, Jimin-ah!"
"Boş ver, boş ver..." Jimin kambur duruşuna geri dönerken tüm kahvaltısını silip süpürmüştü. "Hep böyle diyorsun."
"Beni kullanıp atacak bir alfa istemiyorum." İmalı imalı konuşurken Jimin'in gözlerine, ruhunu delmek istercesine bakıyordu. "Ben bana ve yavrumuza kendini adayabilecek, kibar, centilmen, buluşmalara bir dakika bile geç kalmayacak, ailesini seven, hassas, düşünceli, sadık ve merhametli bir alfa istiyorum."
"Dediğin şeyin alfa ırkına tamamen zıt olduğunun farkında mısın?"
"Ve.." diye baskıladı onu Jin. "Ben ne dersem yapacak."
"Sen rüyalar aleminde yaşamaya devam et." Çubuklarını tabağın üzerine bıraktı, arkasına doğru kaykıldı. "Öyle bir alfa asla bulamazsın. Senin gibi bir omega da baskın alfa dışında biriyle beraber olmaz herhalde. Onların, bu türden davranışlar sergilemesi şeytanın cennete kabul edilmesinden bile daha zor."
"O zaman bir daha bu alfa konusunu bana açmayarak bunları duymayı engelleyebilirsin." Tekrar kahvaltısına dönerken aklında gerçekten böyle bir alfa olsa ne kadar mutlu olabileceği düşüncesi dönüp duruyordu fakat sadık olduğunu iddia eden hayranlarından bile alfaların ne kadar pis bir sicili olabileceğini kolaylıkla kavrıyordu. Bir gün omegasının yaşlanmasını ummak dışında elinden gelen tek şey baskılamaktı.
