İçeriğe geç

Lider

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Lider

Bölüm 2

2.

Geçmiş, acısıyla beraber bir kor ateş düşürmüştü yüreğime. Canımı dağlayan acı, sevdiklerimin toprağına karışmış; yok olmuştu. Kendini yılların acımasızlığında kaybetmeyen acım, benden beni çalan binanın önünde tekrar karşıma çıkmıştı. Her gece kabuslarıma misafir olan bu duyguya aşinaydım. Beş yaşında ki bir çocuğun ellerinin arasından uçsuz bucaksız gökyüzüne kaçırdığı balonuydu bu duygu. Ardından acıyla bakan çocuktum ben de. Ve küçücük bir balonun kocaman gökyüzünde savruluşunu izlemekti.

Acıydı bu duygu. Ateş gibi gönlü yakan, kavuran, kül edendi. Hasreti içine sığdıran, bir avuç toprağa sığdırdığım duyguydu. Ben acı ile tanışmıştım.

Acı, ben dünyaya gelmeden kaderime yazılmıştı kan ile. Kan, acıma ortak olmuştu. Kanayan hayatım acıtmıştı beni. Canımı yakmış; büyütmüştü beni.

Şimdi tekrar buradaydım. Yıllarımı çalan bana yıllarımı bağışlayan o binanın önünde. Dik duruşum ve içimdeki boynu bükük kalmış çocuk ile.

Sana bir teklif sunuyorum, demişti.

İçimde fırtınalar koparan ve aylarca beklediğim ancak asla ummadığım bir teklifti bu.

Katil, demişti. Oysaki tek katil oydu gözümde.

Güvenliğe doğru bir adım attığımda geleceğime dair en ufak bir düşüncem yoktu. Sadece intikam diyordu içimdeki kor ateş. İntikam dedikçe harlanıyordu ateşim. Yumruk olmuş ellerimi gevşettim ve cebimden kimliğimi çıkardım. Beni dikkatle süzen güvenlikte ki askere uzattım.

Başıyla geçmemi onaylarcasına bir işaret yapınca kapıdan içeri girdim. Sanki iki yıl değilde koca bir asır geçmişti bu bahçeye adım atmayalı. En büyük korkularım, en büyük heyecanlarım, en büyük sevdam vardı bu bahçenin her bir köşesinde. Büyük binaya doğru adımlarken olduğum yerde durdum ve binanın önündeki türk bayrağı asılı direğin karşısında asker selamı durdum. Tam Atatürk büstünün olduğu yerdeydim ve dudaklarım arasından zar zor duyduğum kelimeler döküldü.

"Yüzbaşı Miran Mirzat/Ankara. Emredin komutanım."

O kadar güçsüz çıkmıştı ki sesim ben bile zar zor duymuştum. Başımı hafifçe önüme eğdim ve yoluma devam ettim.

Tabii bu sırada beni camdan izleyen bir çift gözden habersizdim. Yani o öyle sanıyordu eminim.

Binaya girdiğimde etraftakilere hiç bakmadan doğruca albayın odasına gittim. Kapısına varınca vurma gereği duymadan tabiri caizse bodoslama içeriye daldım.

İçeride sadece albay ve kızı vardı. Gözlerim albay kızına değince hafifçe baş selamı verdim.

"Selamın aleyküm."

Albay cevap vermezken kızı aynı şekilde başını eğerek selamımı aldı.

"Ve aleyküm selam."

Masanın önündeki koltuklara oturduğumda beklemek istemediğimi yeterince belli ettiğimi düşünüyordum. Ancak kimseden ses çıkmayınca söze girdim.

"Anlaşman ne?"

Gayet sakin çıkan sesim altında birçok anlam barındırıyordu. Hatta biraz zorlarsa eminim albay bu cümlenin içinden kendine bir tehdit bile çıkarabilirdi. Hayal gücüne güveniyordum bu konuda.

"Anlaşmam kısa ve basit. Katili bulmanızı istiyorum."

Histerik bir gülüşle bakışlarımı ona çevirdim.

"Tek bir katil var. Ve o da sensin!"

Ellerini masanın üzerinde birleştirdi ve hafifçe masaya doğru eğildi.

"O zaman niye şu an buradasın?"

Durdum.

Bu soruya verebilecek bir cevabım yoktu işte.

"Kısa kes albay şova gerek yok." diyerek masaya elini vuran kadınla neye uğradığımı şaşırdım. Böyle bir hamle beklemiyordum.

"Kendine gel üsteğmen! Karşında komutanın var."

Sinirlenmeye başlamıştı. Ben karşımdaki adamı ilk defa bu kadar yorgun, bitap düşmüş ve çaresiz görüyordum. Sanki elleri görünmez kelepçelerle bağlanmış dili lâl olmuştu. Ne konuşmayı biliyordu ne de konuşsa bile anlatmayı.

"Oysaki ben karşımda sadece acınası bir adam görüyorum." diyen kadınla bakışlarım omuzları çöken adama değdi.

Gerçekten katil o muydu?

O değilse kimdi katil?

"Beni iyi dinleyin. Ben katil falan değilim! Biliyorum tüm deliller aleyhime ama size yemin ederim ben katil değilim."

"O zaman neden olayın üstünü kapatıyorsun? Bırak araştırılsın bulunsun katil." fazla sakin çıkmıştı sesim. Kendimden beklemediğim bir performanstı işte bu.

"İşte bu yüzden çağırdım sizi. Asıl katili bulmanız için."

Devam et dercesine başımı salladım.

"Yıllardır hatta asırlardır var Türk yurdu. Fıtrat değişti sandılar hep yıkmayı denediler ancak atladıkları bir şey vardı, akan kan aynıydı. Türk değişmedi. Ama değiştirmeye çalışanlar değişti. Daha acımasız daha hırslı bir şekilde artmaya devam ettiler. Dağlarda gösteremedikleri güçlerini kundaktaki bebeklerimizden çıkardılar."

Derin bir nefes alarak devam etti.

"Bombalar patlattılar, olmadı. Son teknoloji silahlar kullandılar, olmadı. Denizden geldiler, olmadı. Havadan geldiler, karadan geldiler yine başaramadılar. Sonra baktılar olacak gibi değil içimize girdiler."

Durdu.

Konuyu nereye bağlayacağını gerçekten merak ediyordum. Öyle alakasız bir yerden girmişti ki sadece ağzından lafı gevelediğini düşünüyordum.

"İçimize soktukları ajanlar ile kaleyi içten fethetmeye çalıştılar. O ajanlar bazen en güvendiklerimiz çıktılar. Aynı sofraya oturduklarımız, evimize aldıklarımız. Can bildiklerimiz çıktılar."

"Bundan üç yıl önce bir tim kuruldu. Tim kurulurken gelecekte imza atacağı başarılar hakkında kimsenin pek bir görüşü yoktu. Sonra beklenmeyen bir şey oldu. Bu tim tüm operasyonlardan başarıyla dönmeye başladı. Hiç aksatmadan tüm görevleri tamamladı. Dağa çıkıp eli boş gelmeden gelmez oldu. Tek tek yıkmaya başladı terör kalelerini. Doğu anadoluyu avucunun içi gibi öğrendi her bir tim üyesi."

Sol gözümden bir damla yaş düştü. Sussun istedim. Sağır olmak istedim. Dayanamadı kalbim kulaklarımın duyduklarına. Tanıyordum, biliyordum. Bizdik anlattığı kişiler.

"Tabi bu başarılar üslerin kulağına gitmeye başladı. Herkes memnundu onlardan. Bazıları hariç. Dağdaki mağaraların içinden kafasını bile çıkaramayan köpeklerin tasmasını tutanlar. Bu tim onların damarına çok basar olmuştu. Bir çözüm arıyorlardı. Buldular da..."

Dayanamadım ve hiddetle kalktım oturduğum yerden. Üzerimdeki kazağın yakasını çekiştirdim. Nefes alamıyordum. Pencerenin önüne gittim. Camı açmadan dışarıyı izlediğim sırada albay anlatmaya devam etti.

"Acımasızca bir plan kurdular. Planları tıkır tıkır işledi. Yani onlar öyle sandılar. Küçük bir mağarada acımasızca şehit ettiler timi. Artık yakalarını kurtardıklarını düşünüyorlardı. Ama atladıkları bir şey vardı. Sürünün lideri o gün o mağaraya girmemişti..."

Yoktu.

Sürünün lideri sürüsünü başı boş bırakmıştı. Ve bunun cezasını çekiyordu.

"Bir sürü lideri yoksa koca bir hiçtir. Ve bir sürünün en güçlü üyesi lideridir."

Hayır, lider artık güçlü değildi.

O artık bir lider değildi.

"O gün belkide yaptıkları en büyük hatayı yaptılar. Sonra yaptıkları hatayı öğrendiklerinde hepsi kendi kafasına sıktı. Çünkü biliyorlardı onlar işlerini bitirmeseydi lider bitirecekti."

Hiddetle arkamı döndüm ve masanın önündeki sandalyeye tekme attım.

"Sadede gel lan artık!"

"O gün benim adıma bir emir verildi. Tim komutanı o mağaradan uzaklaştırıldı. Çünkü bu emri veren kişi o bombanın patlayacağını biliyordu."

Ellerimi saçlarımın arasına geçirdim .

"Lan sen benimle dalga mı geçiyorsun? Sen aradın ya beni! Çık dedin ya!"

Sakin kalamıyordum. Suçu başkalarına atıyordu ancak ben ondan başka bir suçlu göremiyordum.

"Sakin ol." diyerek beni sakinleştirmeye çalışan kadına döndüm.

"Sen hiç kardeşlerinin bedenini yanarken izledin mi?"

Sorduğum soruyla dona kalan kadınla başımı salladım.

"Kimse bana sakin ol diyemez."

"Mirzat farkındayım şu an suçlu konumunda ben varım ama işler sandığın gibi değil. Ben bilmiyordum bomba patlayacağını." diyerek koltuğundan kalktı ve yanıma geldi.

"Bilmen gerekirdi."

"Evet haklısın ama bende en az senin kadar masumum."

"Ben masum değilim albay. Çıkar şunu aklından. Ben o gün o mağaraya girmediğim için en büyük suçluyum. Ve cezamı çekiyorum."

Parmağımı tehdit edercesine göğsüne vurdum.

"Ama yemin olsun çektiğim acının bin katını çektireceğim bunu yapan herkese, Mirzat sözü."

"Çektireceğiz aslanım. Tek değilsin. Beraber üstesinden geleceğiz."

Histerik bir gülüşle baktım yüzüne.

"Yanılıyorsun albay. Biz bu savaşta aynı safta değiliz. Sen benim en büyük düşmanımsın bundan sonra. Şimdi bana planını anlat. Düşmanımsın evet, ama senden başka güvenecek kimsem yok bu yolda."

Şefkatle vurdu elini omzuma. Tekrar benden uzaklaşıp koltuğuna oturdu.

"Yıllardır bir sürü kanlı eylemde adı geçmiş olan zebani kod adlı teröristin yeni eylemler planladığı bilgisine ulaştık. Aynı zamanda aldığımız istihbarata göre çok kalabalıklar. Hem dışarda hem içerde. İçimizdeler. Belki buraya gelirken aynı koridorda yürüdünüz, o derece yakınımızdalar. Ve ayrıca senin olayında da bu zebani denen herifin parmağı olduğunu düşünüyoruz."

Karşımdaki kadın sabırsız bir şekilde kesti sözünü.

"Zebani mi? Neden böyle bir isim seçmiş kendine?"

Aynı soru benim aklıma da gelmişti ancak o benden önce davranıp sormuştu. Merakla albayın vereceği cevaba odaklandım.

"Kendini kurduğu ordunun lideri olarak görüyor. Yarattığı cehenneminin bir nevi kralı."

O cehennemde cayır cayır yakacaktım onu. Kurduğu krallığını başına yıkacak damarında akan kana bile hissettirecektim korkumu.

Çok yanlış bir ırka bulaşmıştı. Ve bunun bedelini acı bir şekilde ödeyecekti.

"Ona karşı yapılan çoğu operasyon başarısızlıkla sonuçlanıyor. Çünkü içimizdeki bazı köstebekler yaptığımız operasyon planlarını hemen ona iletiyorlar. Sizi buraya çağırma amacımızda bu zaten."

Durdu, gözlerimin içine bakarak şu cümleyi kurdu.

"Yeni bir tim kuruluyor. Ve başına sizin geçmenizi istiyorlar."

Gözlerimi kapatıp başımı ellerimin arasına aldım. Böyle bir şey ile karşılaşmayı beklemiyordum.

Bireysel bir göreve yollanacağımı düşünmüştüm. Ta ki dün akşam bana sekiz kişilik bir ekipten bahsedene kadar. Yumruk yaptığım sağ elimi dudaklarıma götürdüm hafifçe dişledim.

"Biliyorum ikinizde böyle bir şey duymayı beklemiyordunuz. Özellikle sen Mirzat. Ama emin olun bu tim alanlarında en iyi olan kişilerden kuruluyor."

Sustu.

Sustum.

Sustuk.

Üçümüzünde ağzından tek bir kelime çıkmıyordu. Ne ben konuşuyordum ne onlar. Olduğum yerde doğruldum ve yavaşça ayağa kalktım.

"Düşüneceğim."

Başka bir şey demeden albayın odasından çıktım. Ve bilinmezliğe doğru ilk adımımı böylece atmış oldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.