İçeriğe geç

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 13

Maxine

Liam Dehşet Doktorlarının kimin peşinde olduklarını artık biliyordu.

Maxine...

Liam, kızı kolundan tuttu ve ikisi de var gücüyle arkalarına bakmadan koşmaya başladılar.

Liam önde kız arkadaydı. Kesilen nefesi ve çözülen diz bağlarından dolayı dizleri ritmini kaybetti ve düştü.

Liam kızı tekrar ayağa kaldırmaya çalışırken "Hadi!" Diye bağırıyordu.

Kız bağırarak ağlıyordu ve ayağa kalkmaya çalışıyordu ama dizleri o kadar titriyor ve tutmuyordu ki ayağa kalktığı gibi geri düştü. Liam kızı belinden tutup kalkmasına yardım ederken "Kalkmak zorundasın!" Diye bağırdı.

Mekanik sesler yaklaştıkça yaklaştı. Gürültü giderek artıyordu ve Liam, sesin yoğunluğundan üçünün de gelmekte olduğunu anladı. Kız hala ayağa kalkmaya çalışırken Liam kızı belinden yakaladı ve omzuna attı. Kız çığlık çığlığayken Liam var gücüyle koşmaya çalışıyordu.

İki binanın arasındaki karanlığa girdi ve kızı omzundan yavaşça indirdi. Ciğerleri patlayacak gibi hızlı nefes alıp veriyordu. Dalağı şişmişti. Hızla alıp verdiği nefesleri arasından "Burada...kal..." Diyebildi. Kız ağlamaklı sesiyle "Bırakma beni!" Dedi. Liam nefesini toparlamaya çalışırken "Seni bıraktığım falan yok." Dedi. Cebinden, Bay Argent'ın ve Scott'ın ilk dolunayında Liam'ı kıstırmak için kullandıkları vericinin ufağından çıkardı ve kıza uzattı. "Eğer geldiklerini görürsen veya duyarsan buna bas." Dedi ufak disk şeklindeki vericinin üstünü gösterirken.

Kız titreyen elleriyle vericiyi aldı ve sıkı sıkı tuttu. Liam kıza son bir kez gülümsedi ve "Merak etme. Sana bir şey olmayacak!" Dedi ve gitti.

"Theo beni bekle!" Diye bağırıyordu arkasından şişmiş dalağının verdiği acıyla yüzünü buruşturup. Theo epeyce hızlanmıştı. "Liam nerede?" Diye sordu. Julia bağırarak "Bilmiyorum ama yavaşla!" Dedi soluk soluğa.

Theo bir anda durdu ve etrafına bakındı.

Yavaşlayamayan Julia Theo'ya çarptı.

"Ah!" Başını çarpmıştı. Theo, kıza aldırış etmeden etrafına bakınırken "Kimse yok gibi." Dedi. Göğsü büyükçe inip kalkıyordu.

Julia acıyan başını tutarken "Ne yapacağız" diye sinirle bağırdı. Theo, kurt gücünü kullanarak kulak kesildi.

Dinledi...

Dinledi...

Dinledi...

"Bir şey duymuyorum." Diye fısıldadığı sırada bir uluma sesi göğü kapladı.

"Liam..."

Julia, koşmak üzere olan Theo'yu kolundan yakaladı ve "Ben ne yapacağım?" Diye sordu. "En son benim de peşimdelerdi. Ya benim de peşime tekrar düşerlerse?"

Theo telefonuna baktı ve "Eğer gelirlerse beni ara. Hemen orada olurum." Dedi ve kolunu kızdan kurtarıp koşarak uzaklaştı.

Maxine'in ağlaması artık sessizleşmişti. Nefesini tutmuş etrafı dinliyordu. Gözünden akan rimel onu felaket gösteriyordu. Yanındaki büyük çöp konteynerine iyice sokuldu ve dinlemeye devam etti.

"Yavaş!" Diye bağırdı karşıdan koşarak ona gelen Theo'ya. İkisi de hızlarını alamayınca birbirine çarpıp düştüler.

"Yavaş olsana lan!" Diye çıkıştı Liam acıyan başını tutarken. Theo da aynı şekilde "Sen sanki yavaşladın salak!" Diye bağırdı.

Liam derin bir nefes aldı ve "Neyse. Şu an tartışmanın sırası değil. Julia nerede?" Diye tartışmayı kapattı. Theo kocaman yutkundu ve "Eve geri döndü. Eğer doktorlardan birisi onu almaya giderse beni aramasını söyledim ona." Dedi. Liam derin bir iç çekti ve "Tamam o zaman. Kızı bulalım." Dedi ayağa fırlarken.

Theo da Liam'ın yardımıyla ayağa kalktı ve "Nerede olduğunu biliyor musun?" Diye sordu.

"Saklanmasını söyledim. Çok yorulmuştu. Daha fazla koşamayacaktı. Şu an nerede bilmiyorum ama Bay Argent'ın kullandığı vericiden verdim. Eğer doktorlar ona yaklaşırsa çalıştıracak ve bu da bizi doğruca ona götürecek." Dedi. Theo derin nefesleri arasından gülümsedi ve "Zekice" diye tebrik etti.

Maxine...

Maxine...

Maxine...

Sesler yoğunlaşıyordu. Maxine çöp konteynerine olabildiğince sokuldu ve vericiyi çalıştırdı. Elleri o kadar titriyordu ki vericiyi elinden düşürdü.

"Bunu duyuyor musun Theo?" Diye sordu Liam sese kulak kesildiğinde. Theo da aynı şekilde kulak kesildi ve dinledi.

"Duyuyorum."

"Koş!"

Julia nefes nefese kendini evin kapısının önüne attı. O kadar yorulmuştu ki kolunu bile zor kaldırıyordu. Kendini zorladı ama kalkamadı. Olduğu yerde, merdivenlerin üstüne yattı. "Ah, Tanrım. Neye bulaştım ben?" Diye mırıldandı.

Kapının açılmasıyla irkilip doğruldu ve kapıya baktı. Jennifer kapıda duruyordu.

"Liam ve Theo neredeler?" Diye sordu korku ve dehşetle. Julia, nefes nefese "Maxine'i uzaklaştırdılar." Diyebildi.

Ev kapkaranlıktı ve herkes korkuyla bekliyordu. Julia herkesi rahatlatmak için gülümsedi ve "Merak etmeyin. Burada güvendeyiz. Birinin peşindeyken buraya gelmezler." Dedi ama görünüşe göre yanlış bir şey söylemişti. Maxine'in annesi öfke ve korkuyla "Kızımın peşindeler! O güvende değil ama. Nasıl böyle rahat ve bencil olabiliyorsun!" Diye çıkıştı. Julia şaşırmıştı. Kekeleyerek "Hayır öyle demek istemedim. Liam ve Theo zaten Maxine'le beraber. Başına bir şey gelmeyecek merak etme!" Dedi kadını sakinleştirmeye çalışırken.

"Liam ve Theo da daha çocuklar. Onlar nasıl koruyacaklar kızımı!" Diye bağırdı aynı şekilde.

Julia derin bir nefes aldı ve "Emin olun. Onlar başarabilirler." Dedi.

Başka birisi de "Liam'ın ne olduğunu gördünüz! O bir yaratık. Ona mı güveniyorsun!" Diye bağırdı soru tonuyla.

Julia sinirlenmişti. "Yaratık dediğin çocuk az önce senin o değersiz kıçını kurtardı! İsteseydi seni kendisi bile öldürebilirdi. O adamlar geldiğinde korkup kaçabilirdi. Ama sırf sen ve senin gibilerin başına bir şey gelmesin diye mücadele veriyor. Bencil pislik!" Diye bağırdı. Kız neye uğradığına şaşırmış gibi kalakalmıştı. Julia, öldürücü bakışları ve derin nefesleriyle öylece durdu. Burnundan soluyordu resmen.

"Nerede bu kız?" Diye bağırdı önden koşan ve aralarında açık ara fark olan Liam'a. Liam omzunun üstünden arkasına baktı ve "İleride olması lazım!" Diye geri bağırdı.

"Tanrım, lütfen..." Diye dua ediyordu ağlayarak. Elinde sıkı sıkı tuttuğu vericinin yaydığı ışık yerini belli ediyordu. Korkuyla ışığı elinden geldiğince kapatmaya çalıştı ama ışık çok parlıyordu. Sesler gittikçe yoğunlaşıyordu. Hıçkırığını durdurmadığı için eliyle ağzını sıkı sıkı kapattı ve dinlemeye başladı. Sesler yaklaşıyordu.

Maxine, adamların gölgesini görünce daha da şiddetli ağlamaya başladı. Gölgeden, elinde kocaman bir şırınga tuttuğu belli oluyordu. Şırınganın yarısı doluydu ve sıvı sarsılıyordu. Maxine karanlığa iyice sokuldu.

Maxine...

Maxine...

Maxine...

"Şu iki binanın arasındaki sokakta!" Diye bağırdı Liam arayı kapatmakta olan Theo'ya. Theo, daha da hızlanarak Liam'ın önüne geçti ve gösterdiği binaya koşmaya devam etti.

Kekeleyerek "Lütfen..." Dedi.

Adam, Maxine'e adım adım yaklaşıyordu. Elindeki kocaman şırıngayı kaldırdı. Yanındaki diğer iki adam da onu kollarından tuttular. O kadar sıkı tutuyorlardı ki Maxine bağırmaktan başka bir şey yapamıyordu.

Şırınganın iğnesi kızın boynunu deldi ama sıvı içeri itilmeden şırıngayı tutan adamı bir şey geri çekti.

Theo, var gücüyle adamı kaldırıp attıktan sonra Liam koşarak geldi ve şırıngayı kızın boynundan çıkardı ve kucağına aldı. Liam, kızı ara sokaktan çıkardı ve kaldırıma bırakarak Theo'ya yardıma koştu.

Theo,"Gebermiyor lan bunlar!" Diye öfkeyle bağırırken adama bir darbe daha indirdi. Liam, diğer ikisiyle boğuşurken "Biraz yardım etsen?" Dedi dişlerini sıkarak. Theo kalan gücünü de kullanıp adamı duvara mıhladıktan sonra Liam'ın yanındakine davrandı.

Duvara mıhlanan adam, kalkmaya fırsat bulamadan diğer bir adam üzerine düştü.

Liam hem geçmişte olan hem de şu an olanlar yüzünden öyle öfkeliydi ki adama arka arkaya seri darbeler indiriyordu ama sadece adamın kafasındaki metale etki ediyordu.

Theo, diğerleriyle yerde mücadele ederken Liam'a "Gücünü bu kadar tüketme." Adamı kendi üstünden attı. "İşe yaramıyor!" Diye bitirdi lafını.

Liam şaşırmış bir şekilde duraksadı.

"Bunları dövmesi bu kadar kolay değildi! Yaklaşamıyorduk bile." Diye bağırdı. Theo, Liam'ın söylediği şeye dikkatini verince karnına sert bir darbe yedi.

Başarısızlık...

Theo, acıyla sırtını vurduğu duvardan kalktı ve düşündü. Neden...Daha öncelerinde çok daha güçlülerdi...Şimdi neden değiller...Ne değişti..?

"Theo!" Bas bas bağırdı Liam.

Theo ayağa kalktı ve "İyiyim" dedi nefes nefese. Liam, adama sağlam bir tekme geçirerek bulundukları ara sokaktan ana caddeye attı. Yerde yatan adama doğru yaklaşırken karşıdan gelen ve farları Liam'ı ve yerdeki adamı olduğu gibi aydınlatan siyah bir araba kornaya basarken arabanın farlarının ışığı yanıp sönüyordu ve yerde yatan adam Liam'ı görünmez bir duvar çarpmış gibi fırlattı.

Theo ayağa kalktığı sırada Liam üstüne fırlayınca ikisi de yere düştü.

Doktorların üçü de ayaktaydı ve iyilerdi. Frekans sesleri gibi statik sesler çıkartarak ve titreşerek Liam ve Theo'ya doğru ilerlediler.

Theo, dizinin üstüne kalktı ve Liam'a fısıltıyla "Üç diyince sen sağ ben sol duvardan atlayacağız." Dedi. Liam bunun işe yarayıp yaramadığını düşünürken mecburen "Tamam." Dedi.

Bir...

İki...

Üç...

İkisi de aynı anda ayağa fırlayıp duvara zıpladılar ve doktorların arkasına geçtiler. Bu havalı hareket sonrasında Theo o kadar eğlenmişti ki adamlara orta parmak çekti ve yola fırladılar.

Doktorlar Liam ve Theo'nun peşinden ağır ağır yola doğru gelirken tam o sırada aşırı hızlı gelen bir araba üçüne de çarptı.

"Aman Tanrım!" Dedi ve güldü Theo. Hem şaşırmışlardı hem de hoşlarına gitmişti. Araba hemen önlerinde durdu ve sürücü camı açıldı.

"Selam beyler. Geç kalmadım değil mi?" Dedi gülerek.

"Julia!" İkisi de heyecanla bağırdı.

Direksiyona Theo geçmiş Julia'da yanına oturmuştu. Liam, arkada Maxine ile ilgileniyordu.

"İyi misin?" Diye sordu Liam yumuşak ve kısık bir sesle. Maxine ağlayarak ve titreyen sesiyle "Hayatımı kurtardın...Teşekkür ederim" diye fısıldadı ve Liam'ı dudağından öptü. Liam kendini geri çekti ve bir süre sadece baktı.

"Özür dilerim ama..." Dedi ama gerisini getiremedi. Maxine başını eğdi ve ayaklarına bakarken fısıldayarak "Önemli değil. Asıl ben yapmamalıydım..." Dedi.

Araba evin önüne yanaştığında Theo arabayı yan bir şekilde park etti ve farlarını kapattı. Arabadan inmeye bile yeltenmeden esneyerek "Saat kaç?" Diye sordu. Julia cebindeki telefonu çıkardı ve saate baktı.

"Sabah üçü on sekiz geçiyor" dedi ve telefonunu kapatıp cebine koydu.

Arabadan indiklerinde şiddetli bir rüzgar hepsini sırtından vurdu. Hava çok soğuktu.

İçerisi de en az dışarısı kadar karanlıktı. Liam beta gözleriyle etrafına bakındığında kimsenin oradan ayrılmadığını gördü. Bir ağlama sesi yükseldi.

"Anne..." Dedi Maxine kekeleyerek.

Meraktan ölen kadın ayağa fırladı ve kızına kocaman sarıldı.

"İyi misin bebeğim bir şeyin yok değil mi?" Diye sordu kızını tepeden tırnağa incelerken.

"İyiyim anne, bir şeyim yok" diye mırıldandı. Annesi, Liam ve Theo'ya döndü ve hıçkırıklarının arasından "Çok teşekkür ederim onu koruduğunuz için." Dedi. Liam gülümsedi ve mütevaziliğini koruyarak "Önemli değil. Başkası olsa yine aynı şeyi yapardık." Gülümsemesi silindi ve ciddiyetle "Ama bu akşam gördüklerinizi kimseye anlatmayın. Özellikle beni ve Theo'yu." Dedi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.