İçeriğe geç

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 12 · 11 dk okuma

Liam Dunbar -The Lonely wolf

Bölüm 12

Geçmiş Olsun Dilekleri

Hastane çıkışında annesi Julia'yı tekerlekli sandalye ile götürürken kızını bir kez daha tembihlemek istedi. Gülümseyerek "doktorun dediğini biliyorsun Julia, ayağa çok fazla kalkmak yok ve bir hafta evde dinlenmen gerekiyor" dedi. Julia, milyar defa demesinden bıktığından mütevellit göz devirdi ve "Biliyorum anne! Milyar defa söyledin. Rahat bırak artık." Diye söylendi.

Eve geldikleri gibi Julia sandalyeden kalktı ve evin içinde Liam'ı aramaya başladı.

"Liam?" Salona baktı.

Yok.

Yatak odasına baktı.

Yok.

Mutfağa baktı.

Yok.

Tuvalete baktı.

Yok.

Evin her yerine baktı.

Yine yok.

Öfkeli adımlarla annesine yaklaştı ve bağırarak "Harika, Liam yok. Theo da yok. Artık ne dediysen çocuğa..." Diye çıkıştı. Jennifer pişman değildi. "Güzelim dinlenmen laz-" Julia sözünü kesti ve "Ben iyiyim. Şimdi gidip Liam'ı bulacağım ve sen de burada bekleyeceksin!" Diye bağırdı ve çıktı. Jennifer arkasından ne kadar seslense de Julia duymazlıktan geldi.

Telefonundan Liam'ı çaldırdı.

Ben Liam Dunbar. Lütfen mesaj bırakınız...

Ulaşılamıyor...

Ben Liam Dunbar. Lütfen mesaj bırakınız...

Hala ulaşılamıyor...

Theo'yu çaldırmaya karar verdi.

"Alo?"

"Theo. Benim, Julia."

"Selam Julia." Sesi soğuk ve kısık geliyordu.

"Liam nerede biliyor musun?" Diye sordu sessiz, tereddüt ve korku dolu sesiyle.

"Yanımda" Dedi soğuk ve kısık bir sesle.

Julia rahatladı. Ayrıca heyecanlanmıştı.

"Ee. Neredesiniz?" Diye sordu.

"Kılıcı kullandığınız yerdeyiz" Dedi. Sesi o kadar soğuk, kısık ve üzgündü ki Julia konuşmak istemedi. Kararsız bir şekilde "Ee. Geleyim mi?" Diye sordu.

"Sen bilirsin"

Bip...

"A-alo. Theo?"

"Kapattı..." Diye iç geçirdi.

Çarşamba günü okul çıkış saati gelmişti. Kulakları sağır eden zil çalarken matematik öğretmeni gülümsedi ve "Cumaya sayfa otuz ile otuz beş arasını yapmayı unutmayın. Yirmi altıncı sayfadan otuza kadar konu anlatımı var. Oradan yararlanabilirsiniz." Dedi yüksek sesle.

Liam, çantasını toplarken Julia'nın arkadaşlarından birisi -Julia'dan bir yaş büyüktü ve okul etkinliğinde tanışmışlardı- Liam'a gülümsedi ve alt dudağını ısırarak "Hey, Liam. Bu akşam bana matematik çalıştırır mısın? Uygulamalı da gösterebilirsin" dedi ardından seksi bir poz verdi. Liam, bakışlarını kızdan kaçırdı ve kekeleyerek "Ee. Bu akşam zaten annem bir çoğunuzu geçmiş olsun yemeğine davet etmek istiyor. Biliyorsun Julia..." Dedi ve boğazını temizledi. Kız -isabella- yapmacık bir üzüntüyle "Ah, doğru. Bu akşam kesin geleceğim. Julia'cığıma bir geçmiş olsun demem lazım." Dedi ve gülümseyerek "Akşam görüşürüz yakışıklı" diye kur yaptı.

Liam eşyalarını toplamaya devam ederken hoca onu durdurdu ve " Hey, Liam. Lafı açılmışken Julia nasıl? Derslere ne zaman gelebilir. Çok geri kaldı." Diye sordu.

Liam biraz duraksadı ve "Ee, durumu gayet iyi ama dinlenmesi gerekiyor. Bu Pazartesi toparlayabilirse gelecek" diye açıkladı. Matematik öğretmeni Bay Pike, çok sıkı ama bir o kadar da anlayışlı bir adamdı. Liam'a gülümsedi ve "Geçmiş olsun dileklerimi ilet" dedi. Liam da aynı şekilde gülümseyerek karşılık verdi ve "Elbette" dedi.

Akşam saat altı olmuştu. Liam, son ses müziği ile gri çarşaf, gri yorgan ve gri, çizgili yastıkları olan çift kişilik yatağında bağdaş kurmuş matematik çalışırken kapı birkaç kez tıkladı. Ama Liam duymadı.

Bir kez daha tıkladı...

Duymadı...

Bir kez daha...

Liam yine duymadı...

Kapı en sonunda sonuna kadar açıldı. Görüş alanında bir hareketlilik gören Liam müziği kapatıp başını kaldırınca kendisine öfkeyle bakan annesini gördü. Jennifer, ellerini beline koymuş, hiç konuşmadan sadece Liam'a bakıyordu. Liam kitabı kapattı ve "Ne oldu?" Diye sordu ukala bir tonda.

Jennifer önce derin bir nefes aldı ve sakinliğini koruyarak "Kaç saattir sana sesleniyorum. Aşağıya gel, misafirler geldi. Ha bir de üstünü değiştir. Atlet ve şortla inme aşağıya." Dedi ve odadan çıktı.

Liam oflayarak dağılmış yatağından kalktı ve kıyafet aramaya başladı.

"Liam!" Diye seslendi Jennifer aşağıdan.

"Geliyorum!" Diye, duvarların boğduğu bir ses yankılandı.

Emily -kızlardan birinin annesi- Jennifer'a gülümsedi ve birazcık yaklaşarak "oğlunla tanışmak için sabırsızlanıyorum." Dedi alçak bir sesle. Jennifer de karşılığında gülümsedi ve "Eminim o da sabırsızlanıyordur." Dedi.

Liam iki dakika içinde merdivenden koşarak indi. Gri, biraz kalın bir sweat ve kot pantolon gitmiş, uzayan saçlarını arkaya doğru taramıştı.

"Geldim" dedi somurtarak. Jennifer, Liam'a kötü bir bakış attıktan sonra "Asma o suratını!" Diye tısladı.

Liam, annesinin yanındaki tanımadığı kadına gülümsedi ve "Ben Liam Dunbar" elini uzattı.

Kadın gülümsedi ve "Ah, Tanrım. Roberts olduğunu sanıyordum" dedi.

Liam ters bir bakışla "Dunbarı tercih ediyorum" diye homurdandı.

Liam, Julia ve Theo'yu alıp yukarı götürmüş bir şeyler yapma konusunda ikna etmeye çalışıyordu.

"Hadi ama! Bir şeyler yapmalıyız." Diye söylendi Liam.

Julia, karnındaki yarayı tuttu ve "Daha geçen hafta başıma ne geldi Liam görmüyor musun?" Diye çıkıştı. Liam üzüntüyle "Biliyorum. Seni koruyamadım..." Diye mırıldandı.

Julia sinirlenmişti ve bağırarak "Sence ben kendimi koruyamaz mıyım?" Diye sordu.

Theo, Liam daha konuşmaya başlamadan araya girdi ve "Belli ki koruyamıyorsun. Bak, Julia bu sıradan bir şey değil. İsteselerdi seni oracıkta öldürebilirlerdi." Sesi yükseldi. "Zamanında biz de az uğraşmadık!" Dedi.

Liam başını evet anlamında sallamakla yetindi.

"Eğer Liam'ın da dediği gibi şimdi bir şeyler yapmazsak yarın çok geç olabilir." Diyerek Liam'ı destekledi.

Liam, "Herkes buradayken bile saldırabilirler. Daha çok kurban, daha çok deney..." Diye açıkladı.

Julia bıkkınlıkla ofladı ve "Eğer bu akşam saldırma planları varsa insanları nasıl koruyacağız?" Diye merakla sordu.

Liam biraz düşündü. Yaklaşık beş dakikalık bir sessizliğin ardından Liam, "Kimseyi korkutmadan yapmalıyız." Diye açıkladı. "Sonra-" Julia, Liam'ın lafını kesti. "Pardon ama kimin tehlikede olduğunu belirledik diyelim. Kimi ne yapacağız?" Diye sordu.

Liam ters bir bakış attı ve devam etti.

"Genetik olarak iki farklı DNA'ya sahip olmayanları evlerine yollarız. Diğerlerini de burada, gözümüzün önünde tutarız." Diye açıkladı.

Julia, Liam doğaüstü şeyleri daha iyi bilen ve daha aşina olan olduğundan onu reddetmekten nefret ediyordu ama dayanamadı ve "Onu nasıl yapacağız?" Göğsünde kavuşturduğu kollarını açtı. "Yani öylece isteyemeyiz. Hey şimdi birkaç yaratık gelecek ve sizi öldürmeye çalışacak. Bu yüzden genetik olarak iki farklı DNA'ya sahip olmayanları eve götürmeliyiz. Diğerleriniz burda kalmalı...Hey Liam Dunbar bir kurt adam. Ona güvenin mi diyeceğiz?" Diye söylendi. Liam ters bir bakışla Julia'ya uzun uzun baktı. Julia, bu uzun bakıştan rahatsız olduğunu belirterek "Ne? Haksız mıyım?" Diye sordu.

Theo, konuşma hakkını Liam'dan aldı ve "Bir şeyler yapmalıyız evet ama Julia haklı. Öylece söyleyemeyiz. Bir şey uydurmalıyız." Dedi.

Liam başını evet anlamında salladı ve "O yüzden dökülün bakalım" dedi.

İlk fikir Theo'dan geldi: "Dehşet Doktorlarını başka yere çeksek olmaz mı?"

Liam göz devirdi ve "Bunun işe yaramayacağını en iyi sen biliyorsun!" Diye çıkıştı.

Julia gülümsedi ve "Hastane kayıtları!" Diye bağırdı. Bir an kendini dedektif gibi hissetti ve bir solukta anlatmaya başladı.

"Hastane kayıtlarından kimin genetik olarak Chimera olup olmadığını anlayabiliriz!" Dedi.

Liam başını olmaz anlamında salladı ve "Çok uzun sürer, o kadar vaktimiz olmayabilir" dedi.

Theo araya girdi ve "Kesinlikle. Üç kişi halledemeyiz." Dedi homurdanarak.

Liam imalı bakışlarını Theo'nun üzerine saldı ve "Ne yani birini kurt adam yapmayı mı öneriyorsun? Çünkü hatırladığım kadarıyla bu orospu çocuklarına insanlar dayanamaz!" Diye çıkıştı.

Julia kolunu açtı ve Liam'a uzatarak "Hadi!" Dedi. Liam, Julia'nın koluna boş boş bakarken "Hayır. Kesinlikle hayır!" Diye reddetti kızın kolunu iterken.

Julia ısrarcıydı. Masada duran keskin bir aletle kolunu kesti ve tekrar uzattı: "Hadi!"

Liam kanayan kola öylece bakarken "Julia, ben vampir değilim. Kolunu kanatman bir şey değiştirmiyor" dedi göz devirirken.

Julia acıyla kolunu kapattı ve "O zaman sargı bezi var mı?" Diye sordu.

"Julia sadece insanlara göz kulak ol. Biz Theo ile gerisini hallederiz." Dedi ve bakışlarını Theo'ya çevirdi.

Theo elini ahşap masaya koydu ve "Hadi o pislikleri gebertelim!" dedi heyecan, coşku ve öfkeyle.

Julia konuşmak için ağzını açan Liam'ı böldü ve korkuyla "Ama herkes sizi görecek! O zaman ne yapacaksınız?" Diye sordu.

Liam gülümseyerek bir elini Julia'nın yanağına koydu ve "merak etme, iyi olacağız. Ayrıca" Theo'ya baktı. "Alışığız. Ne de olsa..." Duraksadı. Acısı yüzünden belli oluyordu. Bakışlarını Juliadan da Theodan da kaçırdı ve "Gerçek bizi görüp korkudan delirmiş ve bizi öldürmeye çalışmış insanlardan sağ çıktım. Ailemin ölümünden sağ çıktım..." Bakışlarını tekrar Julia'ya kaldırdı. "Hem pozitif düşün. Dünyada kaç kişinin kardeşi bir kurt adam ve doğaüstü şeylerle mücadele ediyor?" Diye motivasyon konuşmasında bulundu.

Julia'nın gözlerinin dolduğunu gören Liam onu kendine çekti ve sarıldı.

Julia sessiz ve titreyen sesiyle "Çok üzgünüm Liam...Aileni kaybettiğin için çok üzgünüm." Dedi.

Theo bütün duygusallığın içine ederek ikisini de ayırdı ve "İyisiniz hoşsunuz da Dehşet Doktorlarını yenmek için sevgi yetersiz kalıyor!" Liam başını evet anlamında salladı ve "Tamam. Şimdi, içeride nereden baksan on beş kişi vardır...Büyüklerle beraber. Herhangi bir nakil ameliyatı olan veya başka DNA'dan doku örneği bulunduranları bir yere toplarız. Zaten on beş kişiden kaç kişi çıkabilir ki?" Diye sordu.

"Bilmem" diye cevapladı Julia. "Peki kimin olup olmadığını nasıl anlarız?" Diye sordu Liam.

"Hastane kayıtları" diye yanıtladı Julia.

Theo, elini koyduğu masadan çekmedi. Gözleri, masadaki kitap defterde dolanıyordu. "Birimiz burada kalır. Diğer iki kişi de kayıtları alır. Julia, sen buradaki herkesi bizden daha iyi tanıyorsun. O yüzden sen ve ben hastaneye gidicez. Liam da diğerlerine göz kulak olsun." Diye planını açıkladı.

Liam bu planı pek beğenmemişti ki sinirle "Hayır! Theo sen burada kal ben Julia ile giderim." Diye çıkıştı.

Julia göz devirdi ve "Tartışmanın sırası değil Liam!" Dedi. Theo da başını evet anlamında salladı ve kızı bileğinden tutarak "Hadi!" Dedi.

"Sizin Liam ile aranızda ne var?" Diye sordu Julia gözünü yoldan ayırmayan Theo'ya bakarak.

Theo bakışlarını kısa kısa Julia'ya çeviriyordu.

"Sadece güvenmiyor" diye geçiştirdi. Julia yüksek sesle "Hayır!" Diye çıkıştı. "Sana nasıl baktığını görüyorum. Hala bazen senden nedret ediyor. Neden?" Diye üsteledi.

Theo bu sefer gözlerini yolan kısa bir an bile ayırmadan "Yeterince şey yaptım. Alfa'sının gücünü çalabilmek için Liam'ı kullandım. Alfa'sını kendim öldürmeye çalıştım. Düşmanlarıyla iş birliği yaptım, defalarca kandırdım. Daha devam edeyim mi?" Diye sordu. Derin bir iç çekti ve "Benden nefret edersen haklısın, seni de öldürmeye çalıştım sonuçta." Diye fısıltıyla devam etti.

Julia, kaşları çatık ve öfkeyle Theo'ya bakıyordu. Theo'nun kalbi hızlandı. Soğuk terler döküyor, kocaman yutkunmasıyla boğazındaki adem elması bir yukarı bir aşağı hareket ediyordu.

Julia'nın bakışları yumuşadı. Yemyeşil gözlerindeki öfke duruldu. Hafifçe gülümsedi ve "Ama daha sonra ona yardım ettin. Arkasını kolladın, hatta onu kurtardın, onun için kendini feda ettin." Dedi.

Theo şaşırmıştı. Şaşkınlıkla Julia'ya bakakaldı.

"Bak ben insanlardan nefret etmeyi sevmem. Kötü yanlarına odaklanmayı da sevmem. Tüm bu kötükleri yapmış olabilirsin ama sonrasında bunu telafi etmeye çalıştın. Önemli olan geçmişte ne yaptığın değil; önemli olan, şu an ne yapıyorsun." Dedi. Theo'nun sessizliği onu tekrar konuşmaya zorladı. "Şu an ne yapıyorsun, Theo?" Diye sordu.

Theo, gözünden akan bir damla yaşı sildi ve "hayat kurtarıyorum..." Diyebildi. Julia gülümsedi ve "arabayı durdur" dedi.

Theo arabayı durdurdu ve el frenini çekti.

Julia, oturduğu yerde Theo'ya döndü ve yumuşak bir gülümsemeyle "Senden nefret etmiyorum. Eminim Liam da değişmeye çalıştığını görecektir. Bilirsin o biraz...Asabi" dedi.

Theo, bir damla yaşın daha akmasına müsade etti. "Senin görmen yeter bana" dedi.

Julia Theo'ya biraz daha yaklaştı.

Bir damla daha yaş gözünden usulca akarken kızı öptü.

Julia, Theo'nun sıcak nefesini, yumuşak dudaklarını hissedebiliyordu. Theo'nun kalp atışlarını bile hissediyordu.

Zamana karşı yarış romantizmi, Theo'nun çalan telefonuyla bölündü. Homurdanarak telefonu açtı. Arayan Liam'dı.

"Neredesiniz lan. Hala yolda mısınız?" Diye sordu. Theo önce homurdandı sonra da "Hala yoldayız!" Dedi ve telefonu Liam'ın yüzüne kapattı.

"Hey!" Diye bağırdı Liam telefonun öbür tarafından. "Seni gerizekalı!" Diye öfkeyle bağırdı telefona. Telefonu cebine geri soktu ve camdan dışarı bakmaya başladı.

"Hmm. Nerede lan bunlar?" Diye söylene söylene aramaya devam etti Theo. "Yok yok yok!" Diye ciyakladı Julia elindeki dosyaları yere fırlatıp. Theo elindeki dosyaları yere attı ve "Boş versene" dedi. Kızı rafa yapıştırdı ve öpmeye başladı.

"Liam, her şey yolunda mı?" Liam endişeli bakışlarını camdan çekip annesine baktı. Yüzündeki korku ifadesini elinden geldiğince sildi ve "Evet her şey yolunda. Theo ve Julia bir yere gitmişlerdi" sesi kısıldı. "Hala gelmediler..." Biraz daha bekledi. Liam konuşana kadar ortamda mutlak bir sessizlik vardı. Julia'nın arkadaşlarından birisi -Maxine- korkuyla "Her şey yolunda mı? Neden her yeri kilitlediniz?" Diye sordu. Liam derin bir iç çekti ve yorgun sesiyle "Tamam. Her şeyi açıklayacağım...Ama önce bir şey öğrenmeliyim. Aranızdan kim daha önce organ veya doku nakli operasyonu geçirdi?" Diye sordu. Herkesin kafası karışmıştı. Maxine'in annesi sinirle "Bu ne biçim bir soru!" Diye çıkıştı Liam'a. Liam kadını sakinleştirmeye çalışarak "Hey anlıyorum ama bunu bilmem çok önemli. Kim güvende kim değil öğrenmeliyim." Dedi. Jennifer kafası karışmış bir şekilde "Bu da ne demek oluyor?" Diye sordu.

Liam cevap vereceği sırada ışıklar titremeye, mekanik bazı sesler gelmeye başladı.

"Siktir..." Dedi fısıltıyla. Korkuyla bekleyen insanlara döndü ve "Şimdi söylemeniz lazım. Herhangi bir nakil operasyonu geçirenler ellerini kaldırsın!"

Dedi aceleyle. On beş kişiden sadece 4 kişi kaldırmıştı.

"Tamam. Ellerini kaldırmayanlar evlerine gitsin!" Dedi.

Çocuklardan birinin annesi öfkeyle "Sen ne saçmalıyorsun. Kızımı bırakmam!" Diye bağırdı.

Liam, vakit daraldıkça geriliyordu. Bağırarak "Açıklayacak vakit yok!" Demesiyle mekanik sesler daha da arttı.

Geldiler...

Liam hazırdı. Gözleri sapsarı parladı, azı dişleri ve pençeleri çıktı. Güçlü bir kükremeyle karşılık verdi.

"Tamam Theo, aramaya devam etmeliyiz!" Dedi oğlanı geri iterken. Theo telefonu cebinden çıkardı ve Liam'ı aradı.

Ben Liam. Lütfen mesaj bırakın veya bırakmayın size kalmış.

"Açmıyor."

"Tekrar ara"

Çalıyor...

Ben Liam. Lütfen mesaj bırakın veya bırakmayın size kalmış.

"Hala açmıyor!" Diye bağırdı.

"Tekrar dene!"

Çalıyor...

Ben Liam. Lütfen mesaj bırakın veya bırakmayın size kalmış.

"Yok. Açmıyor. Çıldırıcam açmıyor!" Diye bağırdı ve telefonu karşı rafa fırlattı.

Julia endişeyle "Ya geldilerse?" Diye sordu. Theo kızı rahatlatmaya çalışırken "Umarım sadece duymuyordur. Ayrıca gelselerdi bizi aradı değil mi?" Dedi.

"Haklısın"

"Maxine..."

"Maxine..."

"Maxine..."

"Maxine..."

Liam, kıza doğru giden canavarları engellemek için önlerine atladıysa da bastonlu olan bir hareketle onu yan duvara kadar fırlattı.

"Seni...Pislik..."

Liam olduğu yerden kalktı ve kükreyerek adamı arkasından yakaladı. Epey zorlandı ama adamı kaldırdı ve yana fırlattı.

"Senin peşindeler..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.