İçeriğe geç

Leyal ve Sihirli Yüzük

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Leyal ve Sihirli Yüzük

Bölüm 2

Pofuduk Bir Bela ve Çilek Kokusu

Ares’in karanlık ve gizemli sesi, dükkanın küf kokan havasında yankılandı:

"O yüzüğü nereden buldun?"

Gözleri yüzükte, yüzündeki o havalı ve ciddi ifadeyle bana bakıyordu. Bir an için ne diyeceğimi bilemedim. "Şey, dükkanın köşesinde duruyordu, ben de benimiş gibi aldım..." gibi saçma bir açıklama yapmaya hazırlanıyordum ki, parmağımdaki yüzük ansızın ısınmaya başladı.

Öyle bir sıcaklıktı ki bu, sanki parmağıma küçük bir ejderha konmuştu!

"Leyal, eline ne oluyor?!" diye bağırdı Ares, karizmatik duruşunu bir anda bozarak geri çekilirken.

Yüzüğün üzerindeki taş, mor ve pembe ışıklar saçarak parıldamaya başladı. Ardından dükkanın ortasında devasa bir patlama oldu—ama bu yıkıcı bir patlama değil, buram buram çilek kokan pembe bir duman bulutuydu.

İkimiz de öksürerek dumanın dağılmasını bekledik. Duman yavaş yavaş çekildiğinde, dükkanın ortasındaki ahşap masanın üzerinde, avuç içi kadar, bembeyaz, pofuduk bir şey duruyordu.

İki uzun kulak, pembe bir burun ve sinirle çatılmış küçücük kaşlar... Bu... bir tavşandı.

"Öhö öhö!" diye bir ses geldi masadan. Tavşan kulaklarını silkeledi, arka ayaklarının üzerinde dikildi ve gözlerini devirdi. "Yüzyıllardır o küçücük taşın içinde belim tutuldu be! Sonunda birisi mühürü kırmayı akıl edebildi!"

Ares ile göz göze geldik. Ares bir tavşana, bir bana baktı. Sonra elini cebine atıp sanki gizli bir ajanmış gibi önüme geçti.

"Leyal, arkama geç!" dedi sesi titreyerek. "Bu... çok tehlikeli bir sihirbazın mahluku olabilir!"

Tavşan minik patilerini beline koydu ve Ares’e ters ters baktı.

"Mahluk mu?!" dedi cırtlak ama havalı bir sesle. "Sene olmuş 2026, hâlâ dış görünüşe göre yargılayan ergenlerle uğraşıyorum! Bana bak çocuk, o havalı tavırlarını başka kapıda sat. Ben Lumina Krallığı'nın En Korkusuz Muhafızı Pikolo’yum!"

"S-sen konuştun..." dedim hayretle bir adım öne çıkarak. "Ve... bir yüzüğün içinden çıktın?!"

Pikolo burnunu kıvırdı, gözlerini doğrudan benim gözlerime dikti. İfadesi bir an için yumuşar gibi oldu, ardından büyük bir ciddiyetle konuştu:

"Sadece bir yüzüğün değil, küçük hanım... Sen senin kim olduğunu bile bilmezken, geçmişinin muhafızının içinden çıktım. Bu yüzük sıradan bir takı değil. Ve sen... sanıldığı gibi sıradan bir kasaba kızı değilsin."

Ares kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun? Kim bu kız? Ailesiyle mi ilgili?"

Pikolo havalı bir şekilde arkasını döndü. "Her şeyi bir anda öğrenirseniz o küçük beyinleriniz yanar! Zamanı gelince öğreneceksiniz. Ama bildiğim tek bir şey var: Bu yüzük uyandıysa, peşinizdekiler de uyanmıştır. Buradan hemen gitmemiz gerek. Sahaflar sokağındaki o eski kütüphaneye! İpucu orada."

"Dur bir dakika!" diye bağırdım. "Ben hiçbir yere gelmiyorum! Annemle babam zaten evde fırtınalar kopartıyor, bir de konuşan bir tavşanla maceraya atılamam!"

Pikolo masadan kucağıma doğru zıpladı. Pofuduk patisiyle yüzüğümü gösterdi. "Ailenin o fırtınaları neden koparttığını sanıyorsun Leyal? Her şey bu yüzükle ve senin kim olduğunla başladı. Cevapları istiyorsan, elini bu havalı çocuğun eline ver ve yüzüğe dokunun!"

Ares bana baktı. Gözlerinde ilk defa o ciddi perdenin arkasında gerçek bir merak ve endişe gördüm. Elini kararsızca uzattı.

"Sanırım..." dedi Ares fısıltıyla, "başka seçeneğimiz yok."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.