Sabah uyandığımda hava aydınlık olduğu için okula geç kaldığımı anladım. Çünkü benim okula gittiğim saatlerde, kış mevsimi olduğu için hava genelde karanlık oluyordu. Aceleyle yataktan kalkıp banyoya gittim ve buz gibi suyu yüzüme çarptım. Ayıldığımdan emin olduktan sonra hemen giyinip evden çıktım.
Servise bindikten on dakika sonra okula vardım. İlk dersimiz matematikti. Dün yaptığım ödevi öğretmene gösterdim. Tam puan aldım ve mutluluk içinde yerime geri oturdum. Dersi dinlemeye çalışıyordum ama dünkü mektup kafamı kurcalıyordu. Hâlâ kafamda soru işaretleri vardı. Öğle arası olduğunda arkadaşlarımla yemekhaneye gittim ve güzelce karnımı doyurdum. Bir an için Ilgın'a, bu hayattaki en yakın arkadaşıma bu mektuptan bahsetmeyi düşündüm ama sonrasında vazgeçtim. Çünkü en güvendiğim insana bile bu konuyu anlatamazdım. Özel bir konuydu, sadece beni ilgilendiriyordu ve tepkilerinden korkuyordum. Bu yüzden anlatmadım.
Eve varınca annemle okul hakkında ve ödevden aldığım nottan konuştuk. Tam not aldığım için çok gururlandığını söyledi ve gülümsedi. Çünkü gerçekten zor bir ödevdi. Ödev konusu kapandıktan sonra dün hakkında konuşmak istedim ama bu konuyu dile getirip getirmeme konusunda tam olarak emin değildim. Düşüncelerin arasından sıyrılıp sonunda "Dün ne oldu?" diye sorabildim. Annemlerin bu konuyu açmak istemediği yüz ifadesinden anlaşılıyordu. Kaşları çatıldı ve ters ters bana baktı:
"Nereden çıktı şimdi bu?"
"Dünkü tavırlarınız normalden çok daha farklıydı. Buna anlam veremedim. Gerçekten ne oldu? Neydi o halleriniz? Ne konuşuyordunuz bağıra çağıra?"
"Seni ilgilendiren tarzda bir şey değildi," diyerek tersledi beni. Hâlâ öğrenmemem konusunda ısrarcıydı. Ama öğrenecektim. Bugün o mektupta yazanları harfiyen yerine getirecektim.
Telefonunu alabilmek için bütün gün annemin peşinde dolandım, onunla vakit geçirmeye çalıştım. Ama bir an olsun telefonunu yanından ayırmadı. Annem hep mi böyleydi yoksa o mektuptan sonra mı fark etmeye başladım bilmiyorum ama gerçekten tüm hayatı telefonuna bağlıymış da o yanında olmadan nefes alamazmış gibi telefonunu dibinden ayırmıyordu. En sonunda annem çok terlediğini söyledi ve duşa girdi. Fırsat bu fırsat, diye düşünerek hemen telefonunu elime aldım. Neyse ki parolasını biliyordum. Hızlıca parolayı girdim ve uygulamayı aramaya başladım. Mektupta uygulamanın adı belirtilmemişti. O yüzden kendim bulmalıydım. Uygulamaları eleye eleye gittim ve sona iki uygulama kaldı. İkisi de hesap makinesi gibi görünüyordu. İkisinden birine girdim. Hesap makinesi değildi; aradığım uygulama sanırım buydu. Parola yerine yüz tanıma istedi. Şaşırmıştım çünkü sadece parola gerekli zannediyordum. Bu mesele geceye kalmıştı; çünkü annem uyanıkken bunu asla yapamazdım. Telefonu aldığım yere geri koydum ve odama gidip kestirdim.
Nihayet gece yarısı olmuştu ve herkes yatmaya hazırlanıyordu. Evdekiler odalarına çekilmeye başladı. Ben de derin uykuya geçtiklerine emin olmak için yaklaşık iki saat kadar bekledim. Neredeyse ben de uyuyordum ama sürekli kendimi çimdikleyip bu işin ne kadar ciddi olduğunu kendime hatırlattım. Hazır hissettiğimde odamdan sessiz sedasız çıktım ve annemlerin yatak odasının önüne geldim. Derin bir nefes aldım ve kapıyı araladım. Kapıyı açarken kapı gıcırdadı ve annem yatakta kıpırdanmaya başladı. Lanet olsun! Kalbim boğazımda atıyordu. Annem bir an uyanacak gibi oldu ama sonra geri uyudu. Neredeyse yakalanıyordum. Komodine doğru ilerledim ama parkeler çok ses çıkarıyordu. Bu lanet eşyalar bu geceye özel mi olduğundan daha fazla ses çıkarıyordu?
Telefonu alıp parolayı girdim ve tekrar uygulamayı aradım. Bu uygulama dışarıdan hesap makinesi gibi görünüyordu. O yüzden gerçek hesap makinesiyle karıştırdım ama sonradan aradığım hesap makinesini buldum. Ekranda bir kamera belirdi. Tam kamerayı annemin yüzüne tutacaktım ki annem mırıltılar çıkarmaya başladı ve bir sağa bir sola döndü. Annem sabit bir pozisyonda kalınca kamerayı tekrar annemin yüzüne tuttum ve kamera sonunda yüzü algıladı. Şükürler olsun! Uygulamada bir yazışma uygulamasıydı. Ekranda sadece bir yazışma vardı ve karşı tarafın adı kayıtlı değildi. Sadece bir harf yazıyordu: L.
Mesajlaşmaya girdim. Karşı taraftan gelen tek bir cümle vardı:
"Kızımı, bu hayattaki tek varlığımı benden kopardın. Ona iyi bakıyor musun bari?"
Kızımı mı? Annem birinden evladını mı koparmıştı? Ve ona bakıyor muydu? Beynim yine soru işaretleriyle dolup taşmıştı. Okuduğum kelimeler zihnimde dönüp duruyor ama hiçbir anlam ifade etmiyordu. "Kızımı benden kopardın..." Bu ne demekti? Annem, mutfakta bize sevgiyle turtalar yapan kadın, birinin çocuğunu mu çalmıştı yani? Hayır, bu imkansızdı. Kesinlikle bir yanlışlık olmalıydı. O mesaj kimden gelmişti? Mesajı atan kişi hangi cüretle atmıştı bu mesajı?
Kafamdaki sorularla cebelleşirken annem yine mırıltılar çıkarınca bu sefer odadan sessiz ve hızlı adımlarla çıkıp kendi odama gittim. Soru işaretleri beni rahatsız etmeye devam ederken uykum onları bastırdı ve gözlerim kapandı.
꩜
Dün gece çok uykusuz kaldığım için öğlene doğru uyandım. Üstümde bir halsizlik vardı. Hem duygusal hem de fiziksel olarak kendimi acayip yorgun hissediyordum. Dünü düşündüm. Mektupta kasanın şifresinin o uygulamada yazdığı söylenmişti ama şifre yerine tek bir cümle bulabilmiştim. Onun da şifreyle bir alakası yoktu. Gözüm komodindeki telefonuma çarptı. Telefonu elime aldım ve ekranını açar açmaz bir kısa mesaj gördüm. Bilinmeyen numaradan gelmişti. Merak edip bildirime tıkladım; mesajda şöyle diyordu:
"Bravo. Hedefine bir adım atmayı başardın. Hem de kimseye yakalanmadan. Eh, adım atabildiysen hazırsın demektir. Bu kadar sakin olduğuna göre sanırım henüz öğrenemedin. Telefonda şifre yoktu, evet. Seni telefona yönlendirmemin asıl amacı o mesajı görmendi. Şu an mesaja bir anlam yükleyememiş olabilirsin ama çok yakında o mesaj senin için büyük bir anlam kazanmış olacak. Sadece dediklerimi yapman senin geleceğini kurtaracak. Şimdi, ikinci adımın şu: Televizyon ünitesinin bir bölmesinde fotoğraf albümü olacak. Albümde sen bebekken çekilmiş bir fotoğraf var. Fotoğrafta annenin kucağındasın, annen de sevgiyle sana bakıyor; yemyeşil bir bahçedesiniz ve arkanızda masmavi bir deniz var. Bu bilgiler fotoğrafı bulmanda sana yardımcı olacaktır. Fotoğrafın arkasında kasanın şifresi var. Şifreyi öğrendikten sonra yine dün geceki gibi sessiz sedasız annenle babanın yatak odasına gidip kasadan belgeyi al. Dikkat et, belgeye bir zarar gelmesin. Sonra arkanda hiçbir iz bırakmadan sabaha karşı pılını pırtını toplayıp otogara git. Ankara otobüsüne bin. Bilet tarzı şeyleri sorun etme, bir sıkıntı yaşamayacaksın. Tahmini olarak altı buçuk, çok mola verilirse de yedi saat sonra Ankara'da olursun. Varınca Sarı Lale Pansiyon'a git. Benden bu kadar."
Yine belirsizliklerle dolu bir mektupla karşı karşıyaydım. "Bu kadar sakin göründüğüne göre..." Bir de beni izliyor muydu? Aman ne güzel! Bir izlenmediğimiz kalmıştı. Bu kişinin evimizin her detayını bilmesi beni korkutmaya başlamıştı. Ama bu mektupla birlikte, mektubu yazan kişiyle ilgili bir detay fark etmiştim. Bu kişi evimize sürekli girip çıkan biriydi. Yani evimizin her detayını ezbere bilen bir yakınımızdı. Fakat evimizde sürekli misafir ettiğimiz çok fazla kişi vardı; bulmak çok zor olacaktı. Ama belki de misafir değildi? Belki de babam veya Nil'di? Annem olmasına ihtimal vermiyordum çünkü kendi suçunu açık edecek kadar aptal bir kadın değildi. Kendini ele verecekse bile böyle bulmaca veya bilmeceyle değil, açık açık söyleyecek bir kadındı annem.
Boğazım ağrıdığı için okula gitmedim. Babam işte, kardeşim de okuldaydı. İkisi de eve akşamüstü dönüyordu. Bu nedenle evde sadece annem ve ben vardık. Önümde işime engel olacak birileri olmadığı için sevindim.
Öğle yemeği yedikten sonra annem bulaşıkları toplamak için mutfağa gitti. Ben de bunu fırsat bilerek televizyon ünitesinin bölmelerini karıştırmaya başladım. Biraz kurcaladıktan sonra fotoğraf albümünü buldum. Mesajda bahsedilen fotoğrafı aramaya başladım. Bir süre aradıktan sonra sonunda buldum. Fotoğraf eskiydi ve tam da mesajda anlatıldığı gibiydi. Ben annemin kucağındaydım, annem de sevgiyle bana bakıyordu. Yemyeşil bir bahçedeydik ve arkamızda masmavi bir deniz vardı. İncelemeye devam ettim ve incelemeye devam ettikçe duygulandım. Gözlerim dolmaya başlayınca fark ettim. Duygularının seni ele geçirmesine izin verme. Hedefinden sapmana sebep olmasınlar, diye kendime küçük ama önemli bir hatırlatma yaptıktan sonra hemen fotoğrafın arkasını çevirdim. Dört haneli bir sayı kombinasyonu vardı: 1705. Sanırım şifreyi bu sefer gerçekten bulmuştum.
Yaklaşan adım sesleri duyunca hızlıca fotoğrafı albüme geri koydum ve koltuğa oturdum. Annem bana birkaç çikolatalı kurabiye ve bir bardak süt getirmişti. Anneme teşekkür ederek kurabiyeleri yemeye başladım. Kurabiyelerin tadı çok güzeldi ve sütle de iyi gidiyordu. Annemin eli gerçekten çok lezzetli, diye geçirdim içimden.
Kurabiyeleri ve sütü bitirdikten sonra onlardan kalan bulaşıkları anneme yardım etmek maksadıyla mutfağa bıraktım. Annem teşekkür etti ve ben de mutfaktan ayrıldım. Belgeyi almak için geceyi beklemek istemiyordum. Çünkü evdeki herkesin uyumasını beklemek çok uzun sürüyordu ve bu yüzden saat çok geç oluyordu. Benim de dolayısıyla uykum geliyordu. O yüzden bu işi gündüz yapma kararı aldım.
Merdivenlere doğru ilerledim. Neredeyse üst kata ulaşmıştım ki kapı çaldı. Kapıya baktım; gelen kardeşimdi. Çok mutlu görünüyordu. Gerçi her zaman neşeli biriydi ama bugün ayrı bir keyifliydi. "Ne oldu? Bugün ayrı bir neşelisin. Özel bir sebebi var mı?" diye sordum. Bana koca bir tebessümle yanıt verdi. Çantasını yere bırakıp salona geçti, oturdu ve heyecanla, "Bugün hoşlandığım çocuk, ben tiyatroda oturacak yer bulamayınca yerini bana verdi!" demesiyle kalkması bir oldu. Hızla merdivenleri çıktı ve odasına girdi. "Şapşal aşık," dedim kendi kendime.
Belge faslı yine geceye kalmıştı. Bunu fark edince yüzüm asıldı.
