İçeriğe geç

Lavinia

Bölüm 6 · 15 dk okuma

Lavinia

Bölüm 6

6. Bölüm

6. Bölüm

İlahi Bakış Açısı

Lorin morga doğru ilerlerken bir anda ağzı birinin eliyle kapatıldı. Bir odaya götürüldü.

“Siz ne yapıyorsunu-“ Karşısındaki kişiye baktı.

O Karan’dı…

Lorin ilk başta anlayamadı. Dondu kaldı. Zihninin bir oyunu olduğunu düşündü. Üzerinde simsiyah bir tişört ve simsiyah bir pantolon vardı.

“Lorin Abla benim. Hayal görmüyorsun.”

“Oğlum, sen. Nasıl?” Lorin iyi olmadığını düşündü ve yatağa oturdu.

“Yaşıyorum, her şey bir oyundu. Hiç bir şey gerçek değildi. Her biri yalandı.”

“Peki neden?” Lorin kekeliyordu çünkü her şey gözünün önünde gerçekleşmişti.

“Bu aslında ölümcül değildi. Her biri oyuncuydu, hastanedeki bazı çalışanlar bile ajan. Ya da halkımızın dilinde sivil polis. Ben de aynı şekilde. Benim yetimhanem normal bir yetimhane değildi. Askeri bir yetimhaneydi. Ailem her şeyi biliyor. Kader dışında. Bu üniversiteyi bu sebeple okudum. Belli olmamak için. Şimdi bir göreve gidiyorum. Bu sebeple olması gerekti. O bulaşacak bir hastalık değildi. Kaç zamandır nasıl sahte ölüm yaparım bilmiyordum. O kadını Sara’ya gitmesi için ayarladım. Sahte haberi oluşturdum. Sonra Sara’ya gösterdim. O hasta-lık gerçekti. Ama benim ki değildi. Sahte test sonucuydu. Hiç bir şeyim yoktu. Öldürmeyen ama o hastalığa sahipmişim gibi gözükmemi sağla-yacak ilaçlar kullandım. Sondaki de uyku ilacıydı.” Lorin duyduklarıyla büyük bir şok yaşadı.

“Ona söylemeliydin.”

“Bu görev çok tehlikeli. Eğer kaderimde varsa ve ölürsem buna dayanamaz asıl.”

“Şimdi de seni kurtaramadığı için kendini suçluyor ama. O bunu hak etmiyor.”

“Zaman geçtikçe unutacak. Ortaya çıkmazsam zaten hepiniz unutacaksınız. Karel biliyor. Devlete çalıştığım için biliyor. Ara sıra ona haber göndereceğim durumla alakalı. Bunu Alex Amca de bilmeli. Kızını üzdüğüm için beni dinlemez. Ona sen anlatır mısın?” Lorin başını salladı ve ona sarıldı.

“Kamera kayıtlarını sildiririm.”

“Etkisiz hale getirttim.” Lorin güldü.

“Seni çok özleyeceğiz oğlum. Su gibi git su gibi gel.” Lorin’in çok değişik deyimleri olurdu ve bu da onlardan biriydi. Karan bu sebepten güldü ve o da sarıldı.

Lorin son kez ona baktı ve odadan çıktı. Ağlıyordu. Aden tam geliyordu. Gözyaşlarını sildi.

“Anne ne oldu?”

“Cenazeyi götürmüşler. Kim neden yaptı bilmiyoruz. Kameralara baktıracağız.” Aklına ilk gelen yalan buydu.

♥︎

Aden Mavi Arslan

“Nereye neden götürürler ki?” Karel ve annem aralarında göz teması kurmuşlardı. Parmağımı tam ortalarında iki kez şıklattım. “Sara nerede anne?”

“Kendini ofisine kapattı ağlıyor. Güz ve Güney de yanında.”

“Tamam ben oraya gidiyorum. Gelecek misin Karel?” Karel başını salladı ve beni kaldırdı.

“Seni yoramam kraliçem.”

“Karel ne yapıyorsun? İndir beni! Biri görecek.”

“Kim görürse görsün. Umurumda değil.”

Beni indirdi ve duvarla kendisinin arasında sıkıştırdı. Gittikçe yaklaştı, artık nefes sesini duyabiliyordum. En sonunda dudakları dudaklarımı buldu. Acıtmadan öpmeye başladı. Boyu o kadar uzundu ki onu rahat rahat öpmem için parmak uçlarımın üzerine çıkmam gerekliydi. Ancak o da yetmedi ve boynuna ellerimi doladım. İyice kendime çektim. Masum-du ama bir o kadar tutku doluydu. Büyü doluydu. Sanki dünya durmuş-tu. Hastanenin ortasıydı sanırım ama gram umurumda değildi. Ve sanı-rım Karel’in de.

“Ula siz ne yapıyorsunuz hastanenun ortasunda?” Bir bağırma sesi ile ikimizde başımızı döndürdük. Bu sanırım Karel’in bahsettiği annean-nesiydi. Bir kere bir fotoğrafını göstermişti. Aynısıydı, tamamen aynısı. Annesi de yanında dik dik bize bakıyordu.

“Anneanneciğim durur musun bak kız iyi değildir.” Karel’in ablası Karaca arkalarından koşuyordu. Bizi gördü. “Lafımı geri alıyorum. Gayet iyiymiş.” Dedi gülerek. Kıkırdamaya başladı.

“Oğlum? Mav-“

“Anne sana kaç defa söyleyeceğim? O Mavi değil! O Aden!” Annesine bile bu durum için çıkışmıştı. Benim için her şeyi karşısına alırdı. Bunu her zaman fark edebiliyordum.

“Koçari, sen hele hastanenun ortasunda ne fışkiler yiyirsın? Gelunumuz bu mudur hele?” Gelin? Ben ne ara gelin olmuştum ya?

“Ben Aden.” Dedim ve elimi uzattım annesine. Anneannesi elinin üstünü uzattı ve ben de elini sıktım. Karel ve Karaca arkalarını dönüp kıkırda-maya başladılar. Anneannesinin bir yüzü düştü. Karaca yanıma geldi ve biz önlerine geçtik.

“Aden, elini neden öpmedin?” Hayır, yoksa elini öpmem için mi uzatmıştı? Çok kötü rezil olmuştum! Şansıma gerçekten aklımın

donacağı ana denk gelmişti.

“Elini öpmem için mi uzattı?” Karaca başını salladı ve kıkırdadı. “Ak-lımın donacağı anda neden hep bu tarz şeyler oluyor?

“Öpücüktendir o tatlım.” Kıkırdamaya başladık ve Karel yanımıza geldi.

“Neye kıkırdıyorsunuz? Yoksa demin ki olaydan mı? Eğer oysa evet ke-sinlikle haklısınız.” Sessizce fısıldadı ve o da burnundan güldü. “Fesup-hanallah.” Karel annesinin ve anneannesinin yanına gitti. Ona döndüm.

“Karel ben Sara’nın yanına gidiyorum.” Karel başını salladı ve ben bu sefer Karaca’ya döndüm. “Sende gelecek misin? Biraz kötü durumda çünkü.”

“Ne oldu ki?”

“Karan’ı bugün sabah kaybettik.” Ağlamaya başladım. “Kollarımın ara-sında kanlar içinde can verdi.” Kanlı ayakkabımı gösterdim. “Bu da onun kanı.” Sımsıkı sarıldı bana.

“Ah tatlım ah. Ne çok şey çektin sen. Hem de ablanın ölüm yıl dö-nümünde öldü değil mi? Yanlış bilmiyorsam.” Başımı salladım. Ha-tırlıyor muydu? Yakındık ama her zaman görüşmezdik. Karel yanımıza geldi. Gözyaşlarımı sildim.

“Odası neredeydi? Unuttum ben.” Durmamıza tek bu mazereti buldum.

“Bugün gerçekten çok dalgınsın. Nasıl unuttun bak şurada işte.” Bilmiyormuş gibi yaptım ve odaya ilerledim. Telefonuma bir bakmak için açmıştım. Ancak üç ay boyunca bir sürü bildirim düşmüştü. Sosyal medyamı açtım. Takipçim o zamanlar on bin gibi bir şeydi. Ama şu an yüz bindi. Neden peki? Sadece fotoğraflarımı paylaştığım bir hesaptı. On katına neden ulaşmıştı?

“Karaca, ben üç aydır telefon kullanmıyorum, hiç bir gönderi yapmıyorum ama takipçim on katına çıkmış, neden?”

“Mesaj isteklerini kontrol et anlayacaksın.” Dediğini yaptım ve yüzlerce mesaj vardı. Gözlerim büyüdü.

Serapmisimm:

Aden hikayeni bir paylaşımda öğrendim. Hayal bile edemeyeceğim şeyler yaşamışsın. Ablanı çok kötü bir halde kaybetmişsin. Bunları yapan kişi de babanmış. Çok kötü hissettim kendimi. Hayatımı beğenmiyordum ama senin yaşadıklarınla düşününce çok kötü hissettim. Babanın ve amcanın hapse girmesi için elimizden ne gelirse yapacağız. Geçmişinin katilini dışarıda gördüğümüz an onu bırakmayız. Sana asla dokunamayacak.

AdenveLaraicinadalett:

Arkandayız Aden!

Bu tarz beni ve ablamı destekleyen bir çok mesaj vardı.

“Karaca ne oldu?”

“Biri senin itirafını ve itiraftan önce söylediklerini videoya almış. Üç aydır ortalık kaynıyor. Ülkede bu kadar olay varken bu son nokta oldu. Ünlü biri olunca hiç kimse susmuyor işte. Şanslısın çünkü onca insana olanlar için susuldu ya da unutuldu. Sen unutulmuyorsun.” O konuşur-ken Sara’nın odasına geldiğimizi fark ettim. Kapıyı açtım ve içeri girdik. Karel arkamızdan geliyordu ama keşke ilk o gelseydi.

Sara kendini doktor önlüğüne bağlayıp asmıştı. Çığlık attım ve Karel içeri girdi.

“Sara!” Diye bağırdı ve hemen onu indirdi. Yere yatırdı ve uyandırmaya çalıştı. Bende yanına gittim. Karaca da geldi.

“Sara ne olur aç gözlerini. Ne olursun uyan!” Ben bağırırken Güz ve Güney girdi içeri. Ellerinde kahveler vardı. Ama ikisinin koşmasıyla hepsi yere döküldü.

“Sara, uyan Sara!” Karel deli gibi bağırıyordu. “Karan için lütfen. O senin yaşamanı ister. Ne olursun uyan.”

Güz odadan çıktı ve koştu. “Sedye getirin!” Diye bağırdı.

Karel kalbini kontrol etti, sonra bileğini. “Nabzı atıyor, biraz yavaş.” Hemşire sedyeyle geldi ve Güney onu kucağına alıp yatırdı. Yanında gitti.

“Kahve istedi. Kartını verdi. Hatta kendinize de alın beraber içelim de-di. Üç tane taşıyamam diye Güney’i de gönderdi yanıma. Ben nasıl anla-madım? Özür dilerim. Ben nasıl anlamadım?” Ona sarıldım. Tahmin

edemezdi. Ben de edemezdim bir başkası da. Kimse edemezdi.

Telefonum bir anda çalmaya başladı. Ekrana baktığımda bilinmeyen bir numaraydı. Telefonu açtım ve kulağıma aldım.

“Alo?”

“Demek Adem Yaman’ın herkesten sakladığı gizli sevgilisi sensin. Duy-duğuma göre sana çok aşıkmış. Adı Sara olan güzel bir hatunla ona me-saj bıraktık. Aldınız sanırım.” Gözlerim doldu. Bu da kimdi? Sara ken-dini asmamış mıydı yani?

“Sen de kimsin? Sara’dan ne istedin?” Diye bağırdım. Karel bana dön-dü.

“Sıra sana da gelebilir güzel mavi gözlü. Adem komutan bize çok yanlış yaptı. Arkadaşlarıyla askerlerimi öldürdü. Benim yakın arkadaşlarımı ve karımı da aldı benden! Sıra onda.” Elimle ağzımı kapattım. Karel telefo-nu elimden aldı.

“Lan sen kimsin de sevgilimi ağlatıyorsun?” Telefonu hoparlöre aldı.

“Canım dostum beni nasıl tanımadın? Irak’ta seninle çok güzel zamanlar geçirmiştik.” Karel sanırım sesi tanıdı. Sinirlenip bir vazoyu yere fırlattı. İrkildim ve bunu fark etti. Ben donup kalmıştım ve o bana sarıldı. Alnımdan öptü ve telefondaki adamla konuştu.

“Ne istiyorsun?”

“Sevgilimi öldürdün, en yakın arkadaşlarımı öldürdün! Bunun intikamı olmaz mı Komutan?” Adam güldü. “Ablanda varmış. Sana benziyor ama çok değil tabii. Sevgilin güzelmiş, ama benim bir sağ kolum var. Onunla çok yakışır.” Karel Karaca’ya ve bana baktı.

“Lan orospu çocuğu! Olduğun yeri bulayım. Seni geberteceğim!”

Adam kahkaha attı. “Haklısın, benimle de çok yakışır. Sarışın olan, astığımız da fena değil. Yanlış bilmiyorsam bugün aşık olduğu adam ölmüş. Ona iyi geliriz biz.” Tekrar kahkaha attı. Karel çıldıracaktı.

“Onlara sakın dokunma! Bana ne yaparsan yap ama onlara sakın dokun-ma!” Ona korkudan sımsıkı sarılmıştım. Ne ona ne de başkasına bir şey olmamalıydı.

“Sakin ol komutan. Sevgilin korkundan sana sımsıkı sarılıyor bak.” Bu cümlesiyle kaskatı kesildim. Bizi görüyor muydu?

Bu kadar hızlı bilgi gelemezdi. Buradaydı o. Etrafa baktım ama bize ba-kan kimse yoktu.

“Bak korkudan etrafa nasıl da bakıyor. Gözleri çok güzel. Para da eder.”

“Onun kılına bile zarar verirsen var ya. Yedi ceddini sikerim senin orospu çocuğu. Ne ona ne başkasına.”

“Buna sen karar veremezsin. Tekrar ararım ben sizi. Görüşürüz Komu-tan. Görüşürüz Mavi Gözlüm. Evime getirtirim seni, güzel zaman geçiri-riz.” Telefonu kapattı. Karel sinirden çıldırıyordu ama bana fark ettirme-meye çalışıyordu. Ama ben çoktan çıldırdığının farkındaydım.

“Aden, komutanlardan izin alıyorum. Timle ve benimle kalacaksın. Seni tehlikeye atamam.” Karaca’ya ve diğerlerine döndü. “Sizin evlerinize de polis dikeceğim. Bu açıkça bir tehditti. Ama ben kolay lokma değilim. Sizi korumak zorundayım.”

♥︎

İlahi Bakış Açısı

Karel Aden’i yanına alıp tesise doğru gitmeye başladılar. Arkada takip ediliyorlardı ama ikisi de farkında değildi.

“Karel diğerlerine ne yapacaksan bana da aynı davran.”

“Aden sen iyi misin? İlk hedefi sensin. Bunu açıkça belirtti. Seni daha

fazla korumam lazım!” Gaza basarken durmuyordu. Yol boştu ama her ne olursa olsun bir sorun çıkabilirdi.

“Karel sakin ol.”

“Nasıl sakin olabilirim Aden?”

“Bana bağırma!”

Tam o anda arabaya kurşun yağmuru başladı. O an Aden’in tek düşün-düğü tek kişi Karel’di. Karel’in de Aden.

“Karel!” Cevap vermedi. “Karel!” Aden Karel’in telefonunu buldu. Karel bugün ne olur ne olmaz telefonunun şifresini kaldırmıştı. Bu yüzden hemen açıldı. Aden kişilerine girdi ve ilk gördüğü kişiyi aradı.

“Buyurun Adem Bey.”

“Siz kimsiniz? Karel en son sizi aramış. Her yer toz duman göremiyorum adınızı.”

“Yenge? Benim Aral, timden.”

“İyi denk gelmiş. Aral, tesise gelirken kurşun yağmuruna tutulduk. Hala da öyle. Karel’e sesleniyorum, cevap vermiyor! Yardım et hiç bir şey göremiyorum. Ekranı bile zor gördüm. Konum atıyorum. Gel kurtar onu.”

“Geliyoruz yenge bekle.”

♥︎

“Kalkın, Adem Komutan’a saldırmışlar.” Aral herkesi uyandırıyordu.

“Aral Komutanım ne oluyor?” Emirkaan kalktı. Ama hala olayları anlamamıştı.

“Kalk lan komutana saldırmışlar. Yürüyün hadi.” Timdeki herkesi kal-dırdıktan sonra Sadi Albay’ın odasına doğru gitti. Kapıyı çaldı ve içeri girdi. Albay her zaman ki gibi uyumamıştı. Elinde sigarası vardı. Gazete okuyordu. Asker selamını verdi ve Aral konuştu.

“Gece gece rahatsız ettim kusura bakmayın ama durum kötü. Adem Ko-mutanıma silahlı saldırı başlatmışlar. Hala da saldırı altındalar.” Sadi doğruldu.

“Kimle? ‘Lar’ dediğine göre.”

“Bilmem hatırlar mısınız, bir gece sevdiği kadını anlatmıştı. Kavuşama-yacağını düşündüğü kişi.” Sadi başını salladı. “Kavuşmuş, bugün hem de. O beni aradı, ona seslense de cevap vermiyormuş.”

“Timi topla, git kurtar oğlumu.” Sadi Karel’in babasıydı. O da askerdi ama bunu dillendirmezdi. Herkese nasıl davranırsa öyle davranırdı.

Aral asker selamını verdi ve çıktı. Tim çoktan hazırdı. Aral en ön araba-ya bindi.

“Emirkaan, Deniz, Derya, Sarenur. Siz benimle.”

Attığı konuma doğru yola çıktı. Olabildiğince basıyordu. Silah sesleri gittikçe yaklaşıyordu. En sonunda geldiler. Aral elindeki tabancalarla tek tek herkesi başından vurdu. Arabaya doğru koştu. Timin gerisi ar-kadan geliyordu. Arabanın yanına geldi. Kapıyı açtı. Karel vurulmuştu. Ama yarası sargı beziyle sarılmıştı.

Ancak Aden burada yoktu. Bir not vardı.

“Güzel hanımefendiyi biraz evimde misafir edeceğim. Artık ona ne olur meçhul. Karımı aldığın gibi bende senin sevgilini alacağım. Sana ara sı-ra fotoğraf yollarım. Hoşçakal Komutan…”

Bir not daha vardı. Bu yazı Aden’indi. Daha önce görmüştü ve gördüğü-nü unutmazdı Aral.

“Aral, ben elimden geleni yaptım. Onu kurtar, ve sakın peşimden gelmesin. Öbürlerini kurtarsın. Karel’in arabasındaki takip cihazını kıyafetime sakladım. Telefonundan beni bulabilirsiniz. Ne olacak bilmiyorum. Ama herkesi çok seviyorum. Hoşçakalın…”

♥︎

Aden Mavi Arslan

Aral’a konumu atmıştım. Sadece beklemem ve Karel’i korumam lazım-dı.

“Dayan Karel, kurtaracaklar bizi.” Kurşunlar durmuştu. Ne oluyordu? Arkama baktığımda bir adam geliyordu. Silahlıydı. Arabadaki takip cihazını üzerime sakladım. Kapımı kilitledim ama o camı kırdı. Kapı kilidini açtı ve kapıyı açtı. Beni çekiştirdi ve arabadan indirdi.

“Gel şuraya.”

“Lütfen izin ver, yarasını sarayım. Bir de ona son kez not yazayım. Lüt-fen…”

“Tamam, bizim de bir notumuz var ona zaten.”

Yarasını bagajdaki ilk yardım kitiyle ağlaya ağlaya sardım. Notumu da yazdım ve koltuğa bıraktım.

“Bitti, lütfen ona dokunmay-“ Tam o esnada ağzım eterli bir bezle kapatıldı. Adamın kucağına yığıldım. Beni kendi arabasının koltuğuna yatırdı. Sürdüğünde bilincim yavaş yavaş kapandı.

♥︎

Karel Adem Yaman

Uyandığımda tesisteki odamdaydım. Sol omzum sargılıydı.

“Uyandın demek, sabaha kadar uyanamadın.”

“Aden nerede?” Aral sustu. Sadece sustu. “Aral o nerede? Yoksa o şerefsizler mi aldı?”

Elinde iki tane not vardı. “Al oku.”

İlk aldığım Aden’in yazısıydı. Notu okudum ve sonra diğerini. Ayağa kalktım ve odadaki her şeyi fırlattım. Onu benden almışlar mıydı? Ama bir takip cihazından bahsediliyordu.

“Telefonum nerede?”

“Saldırıda kırılmış. Yaptırıp baktıracağım.”

“Elini çabuk tut. Lavinia ölürse bu ülke kül olacak. Sen ve o piçlerde ay-nı şekilde.”

“Onu kurtaracağız Adem.” Omzuma iki kez vurdu ve odadan çıktı.

O ölürse bu ülkeyi herkese dar edecektim. O benim için her şeydi.

On Dokuz Hafta Sonra

Aden’e hala ulaşamamıştım. Sürekli sinir krizleri geçiriyordum. Babam beni zar zor sakinleştiriyordu.

Artık Karan’ı arayacaktım. O bir ihtimal bulabilirdi.

Verdiği numarayı yeni telefonuma tuşladım ve aradım. İki defa çaldı ve açtı.

“Karel, ne oldu?”

“Aden kaçırıldı, bir mafya tarafından. Üstünde bir takip cihazı olduğunu yazmış son notunda. Telefonuma bağlı ama telefonum bize yapılan si-lahlı saldırıda kırılmış. Bu yeni telefonum. Yaptırmaya çalıştık. Hala bekliyorum.”

“Görevim bitiyor şansa, bir aya daha ihtiyacım var. Bir ay içinde biter diyebilirim. Bu bir ayda onu takip cihazından bulmaya çalışırım. Bir ko-du falan var mı?”

“Evet, sana mesaj olarak atarım. Benim adıma.”

“Tamam halledeceğim.” Telefonu kapattı.

Tesisten biraz çıkmam lazımdı. Üstümü çıkardım.Vücudumdaki yaraları görünce o iğrenç pisliğe olan kinim arttı. Elime geçirsem onu öldürür-düm.

Suyu açtım ve olabildiğince sıcak yaptım. Aden’in sıcaklığına olan özle-mim içindi bu. Bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. İlk kez böy-le ağlamıştım.

O yoktu ve sanki ben de yoktum. Onsuz bir hiçtim ben. O olmazsa be-nim için hayat yoktu. Bu belki bir takıntıydı, ama ben böyle düşünmü-yordum. Bu takıntı olacak kadar abartı değildi bana göre. Bu ölesiye bir aşktı.

Kendime geldikten sonra duştan çıktım. Hızlıca üstüme bol beyaz bir gömlek, altıma da bol beyaz bir pantolon giydim. Başka hiç bir şey ile uğraşmadım. Tam timden çıkarken telefonum çaldı. Görüntülü arıyordu. Kayıtlı değildi. Aramayı açtım ve karşılaştığım görüntü beni mahvede-cek derecedeydi.

Aden kanlar içindeydi ve bu sefer kendi kanıydı. Her yeri yara bere için-deydi. Vücudunda morluklar ve kesikler vardı. Yanık izleri bile vardı. Bir haftadır ona neler yapmışlardı?

“Aden! Aden iyi misin? Seni bulacağım. Kurtaracağım seni.”

“Gör bu kızın halini Komutan! Sen çevrendeki herkese zarar veriyorsun! Daha ne kadar yaşatırım, vicdanıma bağlı. Yanlış bilmiyorsam, astımı, anksiyetesi, panik atağı ve bu tarz hastalıkları varmış. Amma dayanıklı çıktı. Bizi vücuduyla eğlendirdi. Özel olarakta.” Kahkaha attı, sinirden çıldırıyordum. Yerde

“Karel…”

“Orospu çocuğu, senin ebeni sikeceğim. Piç senin ben amına koyaca-ğım. Ağzına sıçacağım.”

“Komutan, komutan. Gözlerimi yaşarttın. Neyse bu haftalık bu yeter. Görüşürüz Komutan.” Telefon kapandı.

“Aral!”

“Adem ne oluyor?”

“Hala yapılmadı mı bu telefon? Aden’i dövmüşler, istismar etmişler!” Aral dona kaldı.

“Ben de onu söyleyecektim. Telefonu yaptırdık. Konuma baktım ama çok uzakta. Sibirya’ya kaçmışlar it herifler. Novosibirsk, göreve gitmiş-tin.”

“Ekip yolla, biz de gideceğiz. Tetikte olsunlar.” Telefonum tekrar çaldı ve bu sefer arayan Karan’dı. Telefonu açtı.

“Konumu buldum. Sibirya’da bir depodalar.”

“Karan, beni aradılar. Aden’i dövmüşler, istismar etmişler. Kanlar içinde yerde yatıyordu.” Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. “Hepsi benim yü-zümden. Onu bulmamaları için elimden geleni yaptım ama buldular. Kurtaramadım da.” Bir mesaj geldi. Onu arayan numaraydı. “Onlardan mesaj geldi. Bakıp arayacağım.” Telefonu kapattım. Bir mesaj ve bir video vardı.

Kız arkadaşın çok güçlü çıktı. Bu izleyeceğin şeye bile dayandı. Sandı-ğınız kadar güçsüz değilmiş. Onu sana parça parça göndereceğim…

Videoyu açtım, Aden yerde baygın bir şekilde yatıyordu. İçeri birileri girdi. Aden’i baygın görünce saçından tutup kaldırdı. Pislik ona sertçe tokat attı. Aden uyandı. Adamlardan birinin elinde kezzap şişesi vardı. Aden bunu gördü ve kaçmaya çalıştı. Ama adam saçından tutup geri çekti. Yere düştü ve adam karnına defalarca tekme attı. O adamı elime geçirirsem aynı şeylerin mislini yapacaktım.

Aden’i iki adam kollarından tuttu. Tişörtünü çıkardılar ve kezzap şişesini açtılar. Kezzapı sırtına doğru döktüler.

“Lütfen yapmayın, yalvarırım bırakın beni!” Çığlıkları arasında kesik kesik bağırıyordu. Üç aydır canı çıkmıştı. Bundan emindim.

Çığlıklarına karşı dayanamadım. Babamın odasına doğru gittim.

“Adem dur! Oğlum bak ciddi-“ Onu dinlemedim ve kapıyı açtım.

Odasında gazete okuyordu. Ani girişime şok oldu çünkü her ne olursa olsun bu kadar rahat davranamazdım. Videoyu başlattım ve ona göster-dim.

“Üç aydır biz bir bok yapamadık ama o kız bunları yaşıyor. Daha sadece konumu bulduk.”

“Oğlum sakinleş, konumdan haberim var ekip yolladım bile.” Ayağa kalktı ve bana sarıldı.

“Baba, benim yüzümden. O bunları hak etmedi.” Aral bizi izliyordu.

“Sibirya için tim ve ben gideceğiz.”

“Ben de geleceğim.”

“Oğlum saçmalama! Adamları gebertirsin.”

“Bir intikamım var ve almadan asla bu ateş sönmez.”

♥︎

Aden Mavi Arslan

Bir Hafta Sonra

En son dökülen kezzaptan bir hafta geçmişti. Dayak veya tecavüz dışın-da henüz başka daha kötü bir şey olmamıştı bu bir haftadır. Buna bile dua edecek duruma gelmiştim. Acınası bir haldeydim.

Odadan çıkma şansım vardı ama ben onlardan korkacak duruma gelmiş-tim. Boyun eğmeyecektim ama kezzaptan sonra bunu devam ettireme-miştim.

Artık daraldığım için odadan çıkacaktım. Korksamda bunu yaptım. Bahçeye indim. Her yerde koruma vardı ve sadece benim içindi.

Bahçede çimenlerin üzerine oturdum ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Ben yorulmuştum. Ne suçum vardı? Neden bu kadar şey yaşamıştım. Doğuştan lanetli bir hayatım vardı.

Ağlarken yanıma biri geldi ve elini uzattı.

“İyi misiniz?” Bu… Bu onun sesiydi. Uzun zamandır hasret kaldığım bir sesti.

Kafamı kaldırdım ve o vardı. Bu Karan’dı!

“Çıldırmak üzereyim sanırım. Bunu da başardılar sonunda.” Kulağıma eğildi ve fısıldadı.

“Aden benim, yaşıyorum. Seni kurtarmak için geldim.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.