İçeriğe geç

Last Sacrifice | Taekook

Bölüm 8 · 8 dk okuma

Last Sacrifice | Taekook

Bölüm 8

8'you are mine'

Naber?

Iyi okumalar.

☆☆☆

(Önceki bölümden)

"Ne kadar daha orda dikileceksin."

"Hah?" Şaşırmıştım ve bana dönüp bir kaç adım atmıştı iki adımlık mesafe vardı şuan aramızda."Diyorum ki bir çok işim var seninle uğraşamam bir kaç birşey söyleyip bir yere gitmemiz gerek."

Nereye gidecektik ki yoksa beni gerimi götürecekti? Ya da beni ortadan kaldıracaktı. Yok yok yapmaz değil mi. Yapar mı?

°°°

Kara sessizlik.

Evet, yanlış okumadınız kara sessizlik eğer şuan içinde bulunduğumuz sessizliğe bir renk verilseydi bu siyahın en koyu hali olurdu. Gece gibi bilinmez, bir çok kişinin korkusu, zifiri karanlık kadar koyu bir sessizlik.

Hâlâ aynı pozisyondaydık o iki adım önümde elleri kanatlarının arkasında kalçasının biraz üstünde dinleniyordu. Ben mi? Ben şuan nerede nasıl bir halde olduğumu bilmiyorum. Çünkü bakışlarımı, o başkalarını korkudan tir tir titretecek sarı küreleri tam tersine bana huzur ağırlıklı korku veriyordu. Korkuyordum çünkü o sarı kürelerin sonum olacağını hissediyordum ya da sonum değil de başlangıcım olmasından korkuyordum, şu üç gündür belkide aklımdan çıkmayan iki şey vardı; biri o alacalı gözleri, ikincisi ise üç gün önce söylediği bir cümle;

"Nasıl benim olana dokunursun."

Benim olana dokunursun.

Benim olana.

Benim olan.

Benim.

Yani ben onun muydum? Hayır hayır onu felan deği- Ahh! Kimi kandırıyorum ki hiç ben onun değilim, ben kimseye ait değilim, ben sadece kendime aitim havalarına giremeyeceğim. Çünkü okulda böyle diyen çok kişi var ve bir bakıyorsun birini bulmuş ve o benim ben de onunum diyorlar, hani daha düne kadar kimseye ait değildin ya ne değişti!

Neyse konuyu saptırmayalım ama yani şimdi Taehyung gibi birinden bahsediyoruz.

Neyse neyse. Gerçek Dünya'ya dönelim.

Bir dakika Taehyung nerede az önce burdaydı. Tanrı Tanrı.

"Burdayım. Far görmüş tavşan gibi gözlerini açıp bakmana gerek yok."

Sesin geldiği yere yani arkama döndüğümde, sırtını yatak başlığına yaslamış, sol bacağı yatağa uzatmış vaziyette, sağ bacağı ise diz kısmından aşağısı yataktan aşağı sarkıyordu.Ne ara oraya gitti ki? Neyse.

"Ne konuşacaksın? Nereye gideceğiz? Beni serbest mi bırakacaksın? Yoksa beni öldürecek misin?!"

"Ahh! Ne çok soru sordun. Otur yanıma anlatacağım işte, bu insanoğlu ne çok konuşuyor."

Otur yanıma dediğinde yanını pat patlamıştı. Ben de bacaklarının üstünden uzanıp, yatağa çıkmış ve emekleyerek yatağın ortasına ona doğru dönük, bağdaş kurup oturmuştum.

"Sana bir kaç bir sey anlatıp hazırlanman için süre vereceğim ve çok önemli bir işi halletmek için burdan biraz uzağa gideceğiz. Gerçi senin için sonu iyi bitmeyecek ama neyse."

Boğazını temizlemek için bir kaç kez öksürmüş ve konuşmaya başlamıştı. Konuşmasının sonuna doğru sesi iyice kısılmış ve mırıldanmaya dönmüştü, pek bir şey anlamamıştım ama fazla üstünde de durmamıştım.

"Anladım." Diğerek kafamı öne-arkaya hafif salamıştım.

"İlk önce Dünya da olmadığını biliyorsundur zaten, burası Ailum krallığı yani bazı din ve dillerde Azrail bazıların da ise ölüm meleği ya da can alan melek olarak anılıyoruz ama bu evren de Ailum olarak biliniyoruz. Ikinci olarak her insanın bir Ailum'u yani azraili var, bizler görevlendirildiğimiz ölümlüleri ki, bu Tanrı tarafından oluyor, hem bir nevi korumak hem de zamanı yani sizin tabirinizle ölüm vakti geldiğinde ruhunu alip Tanrıya götürüyoruz."

Ne?! Yani şimdi ben öldüm mü?

"Bekle bir dakika şimdi sen benim azrailin misin? Ve ben öldüm sen de beni Tanrı'ya mı götüreceksin? Ama-ama ben daha çok gençtim! Benim daha hayalerım vardı! Jimin ile cadılar bayramında gıcık olduğumuz Amerikan Max'in evini hem tuvalet kağıdına hem de yumurtaya buluycaktık!" Duyduklarım ağır gelmişti ve ağlıyordum- tabi göz yaşım akmıyordu.

Kendimi yatağa yüz üstü atmış ve biraz daha yakınıp sırt üstü dönmüştüm. O sıra da yanımdakı Taehyung'u fark etmiş -artık kendimi ne kadar kaldırdıysam koskoca adamı unutmuştum- ve ona bakmıştım. Çok garip bakıyordu, eminim aklından bu deli napıyor diyordu.

"Yüzünün-hahaha halin-hahaha-i görmen lazımdı hahahaha."Ben gülerken hala bana bakıyordu.

Yavaş yavaş gülmem durulurken, gülüşüm tebessüme dönmüştü. Ortama da çok değişik bir atmosfer vardı. Ben yatağın üstünde kafam hafif ona doğru dönük yatıyordum o ise hiç istifini bozmamıştı. Gözlerimiz ise onları anlatmaya kelime bulamamıştım,duygu dolu desem olur muydu. Evet. Duygu dolu.

Bakışmaya devam ederken, birden üstüme çıkmıştı.

Bir dakika NE! Şuan ne olduğunu biri bana anlatabilir mi? Daha yeni konuşıyorduk.

"N-Ne yap-yapıyorsun?" Sorumu cevaplaması için beklemiştim ama konuşmayıp sadece yüzümü incelemişti, birazcık hoşlanmış olmuş olabilirim ama beni rahatsız etmişti.

"Çok çirkinsin. Belki yakından bakarsam değişir sanmıştım ama hayır hala çirkinsin. Tanrı senin gibi bir insana benim gibi koskoca Ailum kralını verirken ne düşündü ki, güçsüz,çirkin ve iğrenç birisi. Gerçekten iğrenç."

Kendimi kötü hissetmiş gözlerim dolmuştu gercekten onun dediği gibi iğrençmiydim, tamam çok güçlü değildim ve öyle çok aman aman bir güzelliğimde yoktu ama... aması yoktu çok haklıydı. Hem de çok.

Üstümden kalkmış ve konuşmaya başlamıştı. Hem yüzüm hem de moralim düşmüştü. Ağlamak istiyordum ama daha fazla kendimi güçsüz göstermek istemiyordum. Kafamı eğip gözlerimi o fark ettirmeden silmiştim.

Üstümden kalkıp aynı yerine geçmişti, ben de daha fazla durmayıp sırtımı yatak başlığına dayamış ve bağdaş kurup oturmuştum. Tekrar konuşmaya başlamıştı sanki hiç az önce bana onca kırıcı sözü söylememiş gibi, sanki hiç kalbimi ve beni kıramamış gibi öylece konuşmaya başlamıştı, tabi ben de onu dinlemeye. Ne yapabilirdim ki.

"Senin düşündüğün gibi ölmedin sadece bir iş için bana lazımsın."

"Peki o sokakta adama yaptığın neydi yani seni orda gördüm ve adamın içinden siyah birşey çıktı ve sen de onu alıp bir kafesin içine koymuştun. Sonra da adamın bedeni yok oldu."

"Bizim yani kraliyet soyuna bağlı Ailumların diğer Ailumlardan birçok farkımız ve gücümüz var. Bunlardan biri diğer Ailumları insanlardan alabiliyoruz. Aslında senin orda gördüğün sey lanetlenmiş bir Ailumdu-"

"Nasıl?" Birde kendi aralarında sınıflara mı ayrılıyorlardı bu iş iyice garipleşiyordu çok fazla bilgi vardı ve şuan hepsini kafamda doğru yerlere yap-boz misali yerleştirmeye çalışıyordum.

"Şöyle ki Büyücü ya da Tanrının safında olmayan bir çok kişi ve varlık var. Her millet ya da toplumda olduğu gibi bizim içimizden de bunlara inanan ve yardım eden kişiler var. Bu Büyücüler hem Dünya üzerindeki hem de görünmeyen varlıklar alemindeki bir çok kişiyle ve varlıkla anlaşma yapıyor. Büyücüler işlerini garantiye almak için onların üstüne bir büyü yapıyor bu büyünün adı da 'bağlılık büyüsü' büyüyü yaptıktan sonra o kişi ya da kişilere veya varlıklara istediklerini yaptırabiliyorlar."

"Eğer yapmazlarsa ne oluyor,yani yanlış yolda olduğunu anladı ve pişman olup dönmek istedi o zaman ne oluyor?"

"Bu yola birkez saptığında geri dönüşü olmuyor. Eğer kurallara uymayıp görevi yerine getirmezsen öldürülüyorsun. Biz de, yani kraliyet soyundan gelenler de bu lânetli olanları bulup ya da rastladığımız da esir alıp ya büyüyü bozuyoruz ya da bilgi topluyoruz."

"O adamın Ailumunu-yani sanırım buydu adınız- neden aldın. Hem orada tehlikedesin burdan gitmemiz lazım değip etrafa bakmıştın." Bir yandan da içimdeki merak duygusunu bastıramıyordum hem çok karışık hem de insanın öğrendikçe öğrenesi geliyor. Bu arada hiç onun tarafına bakmamış ve sürekli ya odanın içinde ya da önümde birleştirdiğim ellerimle oynuyordum. Ara sıra bana göz ucuyla baksa da -bakmadıysan nasıl gördün derseniz hissediyordum, yani hem etrafa bakarken baktığım yerin hemen yanında bulanık bir şekilde simasını görüyordum.(umarım burayı anlamışsınızdır.)

"O adam senin peşindeydi yani seni izliyordu uygun bir zamanda da seni alıp gitmek için görevlendirilmişti. Ben de gereğini yaptım. Esir aldım. Neyse bunları bırakalım seni buraya yani Ailum krallığına getirmemin sebebi hem bu tür saldırı ya da zarar veren her hangi bir varlıktan korumak hem de seninle işimin olması ama ne oldugunu sorma soyelemem." Hah! Söylemesen söyleme ve hep sesi sert ve soğuk çıkıyordu ne yaptıysam ona aptal.

"Iki şey daha sorabilirmiyim?" Ben de sesimi sert çıkarmaya gayret etmiş ve başarmıştım ve yüzümü ona dönmüştüm.

Kafasını bana doğru çevirmiş ve göz göze gelmiştik, biraz bakışmış ardından gözlerini burnumun ucunda ki ben kaymış ve konuşmuştu.

"Sor."

"Sen kaç yaşındasın ve biz insanlar öldükten sonra size ne oluyor? yani bizim canımızı siz alıyorsunuz, biz öldükten sonra sizdemi ölüyorsunuz?"

"200-250 arası bir yaştayım. Kraliyet soyundan gelenler insanları öldüğünde o insanın bedeninde yıllar sonra bir daha görev alır yani şöyle şimdi ben senin canını aldım ama budan yıllar ya da asırlar sonra aynı senin bedenin ama başkasının ruhunda tekrar göreve başlıyorum. Tabi bunu normal Ailumlar yapamaz biz görevlendirmediğimiz sürece. Mesela benim babam senin Kim Seokjin adlı arkadaşının Ailum'u ve bun dan asırlar önce yani Seokjin'in büyük büyük büyük babasının Ailumuymuş. Ve eğer ben senin canını alırsam-tabi bunu Tanrı belirliyor- sen ölüyorsun ama senin torunların da ya da torunlarının torunlarında tabi bu her hangi bir zamanda da olabilir. Tanrı isterse bir daha görev alıyorum. Aslında bazen bedeniniz farklı ruhunuz aynı olabiliyor yani seni ruhun torunun bedenine can bulabiliyor, bazense hem ben hem de ruhunuz aynı olabiliyor yani reankarnasyon, tekrar Dunya ya geliyorsun tabi bu da herşey gibi Tanrıya bağlı."

"Peki sen, yani şuan benim azrailimsin benim soyumdan gelen biri için görevlendirildin mi?"

"Hayır sen benim ilk görevim yani insanımsın. Biz 150 yaşına geldiğimizde eğitiliyoruz tabi bizdeki 150 sizde 19-20 yaşa denk geliyor zaten siz daha ana rahmine yerleşmeden 20 yıl öncesinden biliyoruz ve ona gore eğitimimizi tamamlıyoruz. Siz doğduktan sonra da tamamen hayatımızı size adıyoruz yani sizi koruyoruz tabi bu sadece fiziksel etkenler değil yani görünen varlıklar değil sizi görünmeyen varlıklardan da koruyoruz bunlar daha yeni bahsettiğim gibi lânetli Ailum, cinler, şeytanın kızları ve oğulları yani kısaca bütün kötü etmenlerden sizi korumak için görevliyiz tabi bu süreçte koruyucu melekler de yardım ediyor. Evet bu kadar bilgi yeter şimdi, odana gidiyorsun hazırlanıp yirmi dakika sonra odanın önünde oluyorsun. Tamam?"

"Tamam."

Yataktan kalkıp odanın kapısına doğru yürümüş, kapı kolunu indirmiş ve odadan çıkmıştım.

○○○○

Korkuyorum.

Evet korkuyorum ama neden korktuğumu bilmiyorum. Sanki içimdeki bir ses buna alışmalısın diyordu, alışacaksın. Alışmak zorun da kalacaksın.

Ama ben alışmak istemiyordum. Belli ki Taehyung'un anlattıkları yüzünden böyle olmuştum. Söyledikleri ve öğrendiklerim ağır gelmişti, artı olarak şu kalp kırıcı sözleri de vardı tabii.

Odanın için de üstümü değiştirmiş ve çıkmak için üstüme bir hırka alıp, adımlarımı kapıya yönlendirmiştim, Taehyung'un dediği gibi bir şey almamıştım, nereye gittiğimizi ya da beni nereye götüreceğini merak ediyordum ama korkuyordum da, çünkü başta bana hiç birşey anlatmayan kişi bir an da bütün bilgileri kucağıma vermiş ve resmen 'Al ne yaparsan yap' değip beni postalamıştı.

Odadan çıkıp adımlarımı kapısının önünde durdurdum. Biraz bekledim, ama çıkan olmadı. Belki işi uzamıştır.

[15 dakika sonra]

Onbeş dakika, on-beş dakika tamı tamına onbeş dakika olmuştu ama hala çıkmamıştı. Sıkılmıştım ve ay

akta durmaktan bacaklarım yorulmuştu.

Daha fazla tahammül edemeyip kapiyi çalışmış ses gelmeyince kapiyi açmıştım.

Keşke açmasaydım.

●Tatiana●

Bölüm sonu

1 yorum