İçeriğe geç

Lanetli-SERHAT SANCAK

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Lanetli-SERHAT SANCAK

Bölüm 2

2

Göz kapaklarım ağırlaşmış. Çok ağırlaşmış... Gözlerimi açamıyorum. Vücudumu da hareket ettiremiyorum. Her şeye rağmen yatağımdan kalkmalıyım. Sabah oldu. Sol taraftan gün ışığı geliyor. Panjurları kapatmamış mıydım? Unutmuş olacağım... Dün akşam unutmuşum.

Çok derin uyumuşum! Bende ender rastlanan, rüyasız derin bir uyku. Rüyasız mı? Pek öyle denemez. Aklımda hayal meyal kalan birtakım şeylelr yok mu?

Bir yeşillik içindeydim. Yakıcı güneş altında bir yeşillik ve beyazlık içinde. Buna rağmen üşüyordum. Çırılçıplaktım ve titriyordum. Kaçmak, kurtulmak istemiş fakat kendimi yakalanmış hissetmiştim. Sarmaşıklara ya da ahtapot kollarına tutsak olmuştum. Daha bir yığın saçma sapan şeyler. Hepsi de buğulu cam ardında kalmış belli belirsiz görüntüler...

Artık uyanmalıyım. Belki de vakit çok ilerledi. Geçen hafta bir sabah, mağazaya en son giren ben olmuş, bunun yüzünden de şeften ihtar almıştım.

Gerinmek için ayaklarımı uzattığımda da, tüm vücudumu saran beklenmedik bir sızı duyumsadım. On altı yaşında geçirdiğim romatizmaya yeniden mi yakalanmıştım yoksa?

Şimdi de kollarım. Her ikiside felçli gibi duyarlılığını kaybetmiş. İnlememek için kendimi zor tutuyorum. Nihayet parmaklarımı açtım, çarşafı avuçladım. kalkınca hemen aspirin alacağım: başucumdaki komodinin çekmecesinde birkaç tane olmalı. Usulca göz kapaklarımıaraladım. Aynı anda, boğazımdan bir çığlık çıktı. Bir şaşkınlık çığlığı.

Gün ışığı sol araftan, pencereden geliyordu. Oysa odamın penceresi yatağımın sağ tarafındadır, solunda değil!

Bakışlarım bulanıklaşıyor. Son bir çaba ile gözlerimi ovuşturmayıbaşardım. Hayır, yatağıma ters yatmamıştım. Bu perdeler, duvar kağıtları, bu eşyalar bana yabancıydılar. Burası, kendi odam değildi.

"Neredeyim ben?"

Haykırmak için fazla zorlanmış olmalıyım ki; öksürdüm ve öksürmemle beraber de vücudumun her yanını dayanılmaz ağrılar sardı.Tam bu sırada odanın dibindeki kapı açıldı ve içeri beyaz önlüklü sarı saçlı bir kadın girdi:

"Nihayet uyanabildiniz..."

Zar zor, kısık bir sesle mırıldandım:

"Neredeyim ben?"

Kadın yaklaştı: çipil gözlü, ince dudaklı bir kadın. Yanıma gelince omuzlarını silkti:

"Nerede olacaksınız? Tabii ki odanızda, madam..."

"Burası benim odam değil."

Kadın üzrime doğru eğildi:

"Kımıldamayın. Doktor kesin dinlenme emretti."

Başımı yastıktankaldırmıştım, yorgunluğa dayanamayıp kendimi bıraktım. Beyazlıkadın üstümü örttü.

"Siz kimsiniz?"

Dudaklarında sitemkar bir gülümseme belirdi:

"Rica ederim, madam. Ben Honoria'yım."

"Sizi tanımıyorum."

Gözlerini tavana dikti, sonra bıkkın bir ifade ile devam etti:

"Yıllardan beri sizin oda hizmetçnizim."

"Hiçbir zaman oda hizmetçimolmadı."

Honoria bağışlayıcı bir gülümseme ile:

"Bundan söz etmeyelim artık, madam," diye karşılık verdi. "Şimdi gidip, sizi hastalığıız boyunca öznle tedavi eden Doktor Vanister'i çağıracağım."

"Ne? Ben hasta mıyım yani?"

Onaylayıcı birbaş sallama ile:

"Elbette," diye cevapladı.

Sesime, gerekli sert tonu veremiyordum. Mırıldanarak konuşmak ise canımı sıkıyordu.

"Dün sağlığım yerindeydi, hiçbir şeyim yoktu... Ben..."

Ona dünkü günümü tüm ayrıntılarıyla anlatabilirdim. Dokuz saatimmağazada geçti; sabahın 9'undan, akşamın 6'sına kadar. Paydostan sonra Alpler Caddesi'nden geçip, Mont-Blanc rıhtımına kadar yürüdüm. Orada, köprünün yanı başında bir kafede oturup, kahve içtim. Sonra bir parka girdim ve bir banka çöktüm. Zira yorulmuştum.

Evet... biraz yorgundum ama hasta değildim.

Ya sonra?

Kendimi olayları hatırlamaya zorladım. Öyle ya! Daha sonra da oraya pekuzak sayılmayan Bovet Caddesi'ndeki bir binanın altıncı katında bulunan odamadönüş olmalıyım. Herzamanki gibi. Zaten, yabancısı olduğum bir kentte daha başka ne yapabilirdim ki? Odam altıncı kattaydı... Bundan eminim. Hazırladığım sandiviçi yerken, radyo dinlemiş olmalıyım. Her zamanki gibi... Bİrkaç mecmua karıştırdım ve yattım. On beş yıla yakın bir zamandır hep monoton bir hayat yaşarım. Bu, dün de böyleydi, evvelki gün de...

Honoria başını salladı:

"Dün, komadan henüz çıkmamıştınız, madam."

"Ne?"

"Solukallmanız ancak bu sabah normale döndü."

"Soluk almam mı?"

"Doktor Vanister öğleye doğru gelmişti. Akşama doğru da hafızanıı kazanacağınızı ileri sürmüştü."

İsyankar bir biçimde sıçradım:

"İmkansız bu."

"Rahatsızlığınızı bize anlatmıştı. Uzun zamandan beri geçirdiğiniz ruhi bunalmların hepsini açıkladı."

"Saçmalıyorsunuz!"

Aniden öfkelendim ve bunun etkisi olarak da boğazımdan bir hırıltı çıktı.

"Lütfen, madam... Sakin olun."

Gözlerim, bir şey yapamamanın verdiği hırsla,yaşlarla doldu.

"Söylesenize bana, neden bemni durmadan 'madam' diye çağırıyorsunuz?

Honoria bir an duraksadı, sonra:

"Çünkü saygıdeğer, dul bir hanımefendisiniz."

"Ben genç birkızım. Hiç evlenmedim. Adım da Florence Wylde'dir!"

Beyaz önlüklü kadın, yüzünde acı bir gülümsemeyişle ona baktı:

"Bu da...yeni hayallerinizden biri galiba!"

Var gücümle bağırarak, sözlerimi tekrarladım:

"Ben Florence Wylde'im. Alpler Caddesi'ndeki büyük bir mağazadda satıcı olarak çalışıyorum."

"Ah! Sahi mi? Peki, nerede bu Alpler Caddesi?"

Sorunun saçmalığı bütün kanımın beynime çıkmasına yetti:

"Nerede olacak? Burada, Cenevre'de!"

Honoria ellerini birbirine kavuşturarak, başını salladı:

"Aklınızı başınıza toplayın, madam. Hayale kapılmanızın sırası değil. Cenevre'de değilsiniz şu an."

"Öyle mi? Neredeyim peki? Söylesenize."

"Salisbury yakınlarında, Wiltshire'desiniz."

Saçmalığın bu kadarı da komik oluıyordu; gülmeye çalıştım, beceremedim. Sadece şaşkınlıkla:

"Anlayamıyorum," dedim. "Bunca saçma şaka gereğinden fazla sürdü."

"Ayağa kalkabileceğinizi hiç sanmıyorum."

Haklıydı kadın. Topuklarım çarşafın üzerinde kaydı ve kendimi nefes nefese yatağa serilmiş buldum. Her tarafım ağrıyordu.

"Yataktan çıkıp, giyinmeme yardım edin. Bana bir taksi çağırın. Buevde işim yok benim. Saçmalıklarınızı da dinlemek istemiyorum artık.

"Özür dilerim fakat görevimin dışına çıkamam."

"Göreviniz beni burada tutsak tutmak ve çıldırtmak mı?"

"Sizi tedavi etmekle yükümlüyüm... Tabii doktorunuzun emirlerine göre. Şimdi dinlenmeniz gerek, aksi halde size sakinleştirici bir iğne yapmak zorunda kalacağım."

Öfkeden kuduracak gibiydim:

"Bir rezalet bu! İlk fırsatta sizi cezalandıracağım, unutmayın bunu."

Boğazım kurumuştu, öksürmeye başladım.

"Madam, rica ederim. Kendinize kötülük ediyorsunuz."

Honoria gitgide kalınlaşan bir sis perdesi ardında kaybolmaya, oda kararmaya, şakaklarımın zonklaması hafiflemeye başladı. İçimde, simsiyah bir boşluğa düşermiş gibi bir duygu belirmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.