İçeriğe geç

Lanetli Kan

Bölüm 13 · 12 dk okuma

Lanetli Kan

Bölüm 13

11.Bölüm | Hayatımı Sana Adamaktan Çekinmeyeceğim | Kısım 2

Bölüm 11 | Hayatımı Sana Adamaktan Çekinmeyeceğim | Kısım 2

Selen, musluktan gelen o tuhaf sesin musluğu sallamaya başladığını görür görmez birkaç adım daha geriledi. "Bence bu kadar yeter, hadi çıkalım," diyerek bizi iteledi. Burayı bu şekilde bırakmak oldukça yanlış geliyordu.

Alaturka lavaboların çeşmesi sanki öylesine açık bırakılmış gibi azar azar akmaya devam ederken, çatlamış borulardan da incecik sular fışkırıyordu. Kısacık sürede zemin çoktan üç parmak kadar su ile kaplanmıştı ve ayakkabılarımız tamamen ıslaktı. Gerçek anlamda bir yaramazlığa karışmıştım.

"Hadi, hadi!" diye bizi ittiren Selen'in ardından musluk titredi ve biranda patladı. Çıkan sesin ve etrafa sıçrayan suyun ardından çığlık çığlığa kaçıştık. Koridora çıkar çıkmaz, meraklı birkaç öğrenci lavaboya bakındı ve kattaki nöbetçi öğretmenleri çağırdı.

Birkaç dakika içinde Ege'nin planının kusursuz bir şekilde işlediğine şahit oldum.

"Ne oldu orada? O ses neydi?"

"Sanırım su basmış."

"Musluk mu patlamış, yok artık."

"Oraya iki saat girilmez şimdi ya..."

Fısıldayan öğrencilerin seslerinin arasına öğretmenlerin sesi karışınca koridorlar iyice karışmaya başladı. Etraf kalabalıklaştı, öğretmenler telaşla koşuşturdu. Ayakları ve bir miktar saçı ıslanan üç kız ise ağır ağır geriledi. O an, herkes neler olduğunu sorarken ve öğretmenler maddi hasardan dolayı telaşla dolanırken bu karmaşanın sebebinin ben olduğumu düşündüm. Bu, benim için tamamen yeni bir şey sayılmazdı; daha önceleri de karmaşalara neden olmuştum ancak o zamanlar hep haklı taraf ya da mağdur taraf olurdum. Şimdi ise tamamen haksız ve zarar verici bir konuma düşmüştüm. Öğrenciler yanımızdan akıp geçerken, yalnızca öylece bakmak zorunda kaldım.

İstemsizce annemin benim bu gibi tehlikeli işlerde başrolü çektiğimi duyduğunda neler hissedeceğini düşündüm. Bunca zaman çekingen, sessiz ve her zaman iyimser olmuş kızının okulun belalı grubu ile musluklar patlattığını duyması onun için oldukça yeni ve şaşırtıcı bir haber olurdu.

Selen'in koluma dolanan eli ile kendimi biranda sürüklenirken buldum. Koşar adımlarla yemekhane katına yeniden indik ve oranında tıpkı üst kat gibi karıştığını fark ettik. İşin yararlı tarafı, müdür yardımcısının hala üst katta oluşu ve kapıyı gardiyan gibi koruyan amcanın yerinden çoktan ayrılmış olmasıydı. Plan işe yaramış ve dikkatler dağılmıştı.

"Hadi koşun," diye fısıldayan Selen'in komutu ile kendimi kızların arkasından koşarken buldum. Yemek masalarının arasından sessizce ilerleyip, sanki yemeğini yiyen öğrencilerden gibi yürüdükten sonra aşçıların olduğu kapıya doğru dolandık. Karşılaştığımız kalabalık grupta beni oldukça şaşırttı. Yarısı birinci sınıflardan olan öğrenciler, olabildiğince hızlı bir şekilde aşçı kapısını geçip, bahçe duvarının alçak yerinden okulun dışına çıkıyorlardı. Sırf konsere yetişebilmek için okuldan kaçan bu öğrencilerin, bulundukları durumdan hayli keyif aldıklarını yüzlerindeki o haylaz gülümsemeden anladım. Son gelenler bizler olmalıydık ki, Cihan yanımdan geçip aşçı kapısını iteledi. Kapı ağırca kapanmaya başladı.

"Hadi acele edin," diyerek grubu hızlandıran Cihan, öğrencilere duvardan atlamaları için yardımcı oluyordu. Gözlerim, yaklaşık olarak omuz hizama denk gelen ve üstünde yarısı sökülmüş demirlerin olduğu bahçe duvarını inceledi. Atlamak için kollarımı kullanmam gerektiği, daha sonra da demirlere takılmadan karşı tarafa atlamam gerektiği rotasında kendimi bir kez duvardan atlarken hayal ettiğimde anlık bir duraksama yaşadım.

Konsere gitmemeye karar vermiştim. Öyleyse hayal gücümü çalıştırıp durmaktansa çenemi çalıştırıp onlarla gelemeyeceğimi söylemeliydim. Öğrenciler olabildiğince hızlı bir şekilde atlarken bende uzanıp Selen'in lakosunu çekiştirdim.

"Şey, Selen..." diye fısıldadım. İlk başta duymadı ancak dokunuşum dikkatini çekmemi sağladı. "Ben gelemeyeceğim."

Selen'in kaşları çatıldı ve başı bana doğru yaklaştı. "Ne? Anlamadım," dedi. Soluklanıp tekrar ettim. "Ben sizinle konsere gelemeyeceğim." Ancak cümlemin yarısında benimle birlikte konuşan Cihan yüzünden sesim yine duyulmadı.

"Selen sıra sende, hadi kızım!"

Selen, "Anlamadım Mercan, yolda söylersin," diyerek hızlıca Cihan'ın yanına geçti ve kolundan destek alıp duvarın üstüne çıktı. Sökülmüş teller arasından kolaylıkla geçip 'Yehu!' gibi tuhaf bir tepki ile birlikte aşağıya atladı.

"Alara," diyen Cihan'ın bakışları biraz sonra beni buldu. "Sonra sen Mercan, gel hadi." Demesinin tek sebebi de, en sona Alara ve ben kalmama rağmen, diğerleri gibi hızlı davranmıyor ve köşede boş boş dikiliyor olmamdı.

Alara, Selen'den daha yavaş bir şekilde duvarı geçerken Cihan ikinci defa bana seslendi. "Ben sizle-" diye başlamıştım ki, arkamdaki henüz kapanmış kapı büyük bir gürültü ile açıldı ve öğrencilerden biri tam anlamıyla yere yapıştı.

Yere düşen çocuk küfürler yağdırırken, Cihan'da hakarete tutuştu. "Yuh ayı! Kapıyı kıraydın!"

Düşen öğrencinin gün ışığında parıldayan sarı saçlarını görünce, kendi planını bile alt üst etmekten çekinmeyecek kişinin kim olduğunu görmüş oldum. Ege, telaşlı bir şekilde yerden kalkıp yanıma dek geldi.

"Patlıcan alarmı! Beni gördü!" Telaşla aşağıya atlayan Alara'nın attığı çığlık ile kendini yaraladığını anladığım o saniyelerde Cihan ve Ege çeviklikle duvarın tepesine çıktı ve beni çekmek için ellerini uzattılar. "Acele etsene kızım!" diye söylenen Ege'nin bana uzanan eline bakakaldım.

Neredeyse boyum kadar olan duvarın üzerinde diz çökmüş, öğle vakitlerinde olduğumuzdan dolayı tam tepede olan güneşin önünü kesmişti. Gölgesinin bir kısmı üzerime düşüyor ve saçlarından dolayı gözleri de o gölgelerin altında kalıyordu. Bana uzanan eli, açıkta kalmış beyaz teni ve yüzünde seçemediğim ifade o an bana çok şey hatırlattı.

Aynı elin daha küçük, aynı tenin daha tombul halinin bana vurmak, saçlarımı çekiştirmek ve büyük ihtimalle tehlikeli bir yere sürüklemek için kullandığı anları hatırladım. Asla ama asla masumiyet denilen bir kelimenin varlığına izin vermezdi. Kötülük, tehlike, şiddet... O el bana yalnızca bunları getirirdi. Şimdi ise, benim yine onunla kötü bir uğraş içine girmem için davet ediyor ancak öncekilerin aksine beni tanımıyordu.

Yıllar sonrasıydı ama hiçbir şeyin değişmemiş oluşu ürperticiydi.

"Ben gelmeyeceğim," diyen o cılız sesin benden çıktığını anlamam saniyelerimi aldı. Cihan ve Ege şaşkınlıkla bakakaldı. "Saçmalama gel şuraya," dedi Cihan. Hemen ardından da Ege atıldı. "Müdür yardımcısı beni gördü diyorum. Bir dakikaya burada olur!"

Acele etmem için elini sallayan ikiliye baktım, "Gelmeyeceğim. Sizinle konsere gelemem."

"Mercan saçmalama, geleceğim demiştin ya."

"Bak kızım, yakalanacağız gel şuraya!" diye çemkirdi Ege. Kaşlarım çatıldı.

"Senin burada olduğunu görünce seni sıkıştırırlar. Bak sende dayanamaz anlatırsın. Buraya kadar geldin, daha fazla saçmalama da atla işte şu duvardan. Azar yemeye mi niyetlisin!"

Gözlerim ikisi arasında dönüp durdu. "Senin yüzünden iş berbat olacak, muslukları bizim patlattığımızı anlarlarsa ağzımıza tükürürler."

"Hadi Mercan, gelecek şimdi!"

Omuzlarım çökmüş, verdikleri tepkiden dolayı neredeyse tir tir titrer hale gelmiştim. Her söyledikleri sözde korkuyor ve aklımda türlü türlü felaket senaryoları kuruyordum.

"Ne dikiliyorsunuz orada, gelsenize çabuk!" diye duvarın diğer tarafından bağıran Selen'i duyunca daha da telaş yaptım. Ayaklarım önce onlara doğru yönelse de sonra yine kendi kendine durdu.

"Şu arkadaşınız oyun bozucu olmak istiyor anlaşılan," dedi Ege, Selen'e dönüp.

"Bizimle gelmeyip eğlenceyi b*ka saracak!"

Yutkundum, Ege benim sözümü duvarın diğer tarafına haberdar ederken sarf ettiği sözlerin olumsuz etkilerini anında geri aldım. "Ne demek gelmiyorum ya!" diye bağırdı Selen. Kime ait olduğunu kestiremediğim seslerde ardı ardına yükseldi.

"Şimdiye kadar aklı neredeymiş onun!"

"Ne halt ediyor, amacı bizi yakalatmak mı?"

"Boş verin onu, hadi gidelim."

"Ne saçma iş bu ***"

"Daha demin peşimizden geldi, şimdi niye gelmeyeceğim diyor."

"Bırakın Allah aşkına, yakalanacağız."

"Bizi ispiyonlayacak işte!"

"Mercan, gelsene kızım buraya!" diye bağıran Selen'in ardından Ege yeniden bana döndü. "Anlaşılan arkadaşınız eğlenceden anlamayan ve başkalarının eğlencesini bozmaya çalışan sıkıcı birisi." Gözleri gözlerimi delip geçecek, henüz ilk andan beni yaralamayı başaracak kadar kusursuzdu. Aklında dönüp duran tilkileri neredeyse gözlerinden yakalayacaktım. Sinsi parıltılar baş gösterdi.

"Zaten her halinden belli oluyordu. Adı ne demiştiniz?" dedi, hatırlamaya çalışır gibi.

"Mercan mıydı? Muhtemelen sorunlu birisi..." Sözleri canımı yaktı, hırıltılı sesi saldırıya hazır bir aslan gibiydi. "Bırakalım da, eğlencemizi bozmasının cezasını çeksin. Onunla sonra ilgilenebiliriz."

Ege, sanki söylediklerini iyice anlamamı ve vermek istediği mesajı herkesten önce kapmamı istiyormuş gibi gözlerime uzun uzun baktı. Geriye attığım başım ile onu seyrederken, gözlerimi üzerinden ayırmak ve etkisinden kurtulmak istedim. Üşüyordum.

Gerçek anlamda bu ılık havada üşüyordum ve bunun sebebinin Ege'nin üzerimdeki kurmasından korktuğum hâkimiyetinden kaynaklandığını biliyordum. O, korkularımın vücut bulmuş hali değil, korkumun ta kendisiydi ve şimdi saldırıyordu.

Ege bana saldırıyordu. Tıpkı daha önceki gibi şu anda onun kara listesine girmek üzereydim. Omuzlarım sarsıldı, dakikalardır fark etmediğim kavuşmuş ellerim tırnak diplerimi sıyırıp durdu. Ellerimle istemsizce kendi canımı yakıp, için için kendimi yerken soğuktan donacağım sandım. Hızlı düşünmeliydim. Ege Cihan'ı duvardan atlaması için gönderip, kendi de ayaklanırken onun açık tehdidinden kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım.

Şimdi gitse bile, geri döndüğünde dediğini yapacaktı. Ben, muhtemelen bu kadar korku doluyken biraz sonra arkamdan gelecek olan müdür yardımcısına gerçekleri anlatacak ve kendimle birlikte bir sürü öğrenciyi cezaya bıraktıracaktım. Onlar için belki sorun olmayabilirdi ancak yakalanırsam, maddi hasarı ödemem anneme büyük bir zorluk çıkarmam demekti. Her halükarda, ceza almak öğrencilerin istediği bir durum değildi. Cezayı benim yüzümden aldıklarını da adı gibi bilen öğrenciler Ege'nin liderliği ile lise hayatımı kaydırmak için elinden geleni yapacaktı. Zorbalık... Yeniden başlayabilirdi.

Ege arkasını döndü, tellerin arasından geçmek üzere hareketlendi ve tamda bu sırada arkamdan yükselen ses ile neye uğradığımı şaşırdım. "Okuldan kaçıyorlar, koşun şunlara yetişin!" Ve şüphesiz ki bu ses Ege'nin buraya doğru koştuğunu gören mor saçlı müdür yardımcımızdı.

Gözlerim büyüdü, tüm uzuvlarım resmen boşaldı. Telaşla yerimde dolanıp, arkamdaki kapıya bakarken o an ne yapacağımı biledim.

"Al işte yakalandık!"

"Hepsi o kızın yüzünden!"

"Koşun hadi!" diye seslenen öğrencilerin sesine "Bakın oradalar!" "Kaç kişi olduğun bakın!" "Kim orada dikilen?" diyen öğretmenlerin sesi karıştı.

Tam anlamı ile çıkmaza düşmüştüm ve o an mantıklı düşünmek bir yana dursun, düşünmekten tamamen yoksun zihnim bedenimi harekete geçirdi. İki adım uzağımdaki duvara koşup, arkasını dönmüş Ege'nin ayak bileğine asıldım. Telaş yapıp tellerin arasına takılan Ege anlık olarak bana baktı ve kaşlarını kaldırdı. "Bıraksana kızım! Yakalatacak mısın beni!"

O an ayağını silkelemeye çalışırken biran an için uzun bacakları ile suratıma tekme atacağını düşündüm. "Geliyorum!" diye seslendiğim anda sanki bunu bekliyormuş gibi hızlıca eğilip elimi havada yakaladı. "Çık çabuk!"

Hırıltılı sesi, uzun kolları ve kocaman elleri beni çevreledi. "Geleceğin belliydi. Ne diye tantana yapıyorsun ki?" diye söylenirken cılız bedenine tezat bir güçle iki elimden tutup beni yukarıya doğru çekti. Tamamen şoka uğradım; bu kadar zayıf görünürken çıkmak için çabaya dahi tutuşmamış bedenimi çuval gibi nasıl kaldırmıştı, bilmiyordum ancak duvarın sınırı kalça hizama düşer düşmez ayağımı atıp duvarın üstüne çıktım. O saniyeler o kadar hızlı gelişti ki, nefes nefese kalmış bedenim titreye titreye tellerin arasından sıyrıldığı gibi yere çakılıverdi.

Aşağı atladım ve büyük ihtimalle dengesiz atlayışım yüzünden bileğini inciten ikinci kişi olarak listeyi sonlandırdım. Ben daha düştüğüm yerden toparlanamadan ve taşlara gömülmüş avuç içlerimi silkeleyemeden Ege arkamdan atladı ve "Koşun!" diye bağırdı. Onun komutu bizi bekleyen kalabalığı anında harekete geçirdi ve sanki müdür yardımcısından kaçıyormuş gibi değil de, büyük bir savaşın ön cephesinde canı pahasına savaşıyormuş gibi süratle koşmaya başladılar.

O sırada aşçı kapısının ikinci defa gürültüyle açıldığını duydum. Müdür yardımcısı ya da öğretmenlerden birisi çoktan dışarıya çıkmıştı. İlk yapacağı şey, duvarın arkasına bakıp kaçmaya çalışanların kim olduğunu anlamaya çalışmak olacaktı ve eğer bizim yüzümüzü görürse, bu bittiğimiz anlamına gelirdi.

Ege benden önce toparlandığı gibi kolumdan tuttu ve ben daha soluklamadan beni hızla çekiştirmeye başladı. Ayaklarım yere sürtündü, hemen ardından da hızlı darbeler ile yere çarpmaya başladı. Koştum, rüzgâr saçlarımı savurup hızla çarpan kalbime kıvılcım oldu. Bacaklarım neredeyse birbirine dolanacakmış gibi süratle ileriye atıldı. Rüzgâr tenim gıcıklanırken düşüncelerim odak noktamdan dışarıya saptı. Kolumdaki kuvvet o an beni hareket halinde tutan tek şeydi. Ege'nin kolumu tamamen çevreleyen uzun parmakları onun koca adımlarına ayak uydurmam için baskı uyguluyor ve canımı yakıyordu. Hemen önümde koşarken onunda uzun saçları geriye doğru savrulmuş ve sonunda yüzünü açığa çıkarmıştı. Beyaz teninin heyecandan olsa gerek, pespembe kesildiğini gördüm.

"Koş kızım, koş!" diye bağırdı, nefes nefese. Sesi kalın ve pürüzlü çıktığı için dediği komutu tahmin ettiğimi de söyleyebilirdim. Dönüp arkama bakmak ve peşimizde olup olmadıklarını anlamak istedim, zira her öğrencinin rahatlıkla yapabileceği ve bundan dolayı mutlu olacağı okuldan kaçma girişimi benim için o kadar tedirgin edici, korku dolu ve telaşlı bir uğraştı ki, kalbim resmen bunu kaldıramıyordu. Gücüm kuvvetim tükenmiş ve beynim sürekli olarak 'Ağla!' komutunu veriyormuş gibi hissediyordum. Yüzüm gerildi, kaşlarım ağlamaya hazırlanır gibi büküldü. Bacaklarım iflas etmek istiyormuş gibi biz ilk köşeyi dönemeden titrerken, kolumda da Ege'nin sıcak baskısının acısını yaşıyordum. O an fark ettiğim bir diğer unsur da bu olmalıydı. Ege, buz gibi olmuş tenimden buhar oluşturacak kadar sıcaktı ve ben bu havada bu kadar üşüdüğümü bilmiyordum.

"Çabuk bizi görmesinler, köşeyi dönelim!" diye söylenmesinin en büyük nedenin fosforlu ayakkabıları ve güneş gibi parlayan sarı saçları olduğuna emindim. O, zaten yeni gelmiş ve ilk günden sorunlar üstüne sorunlar oluşturmuş bir öğrenci olmasının yanında, sıradanlıktan farklı görünüşü ile birkaç kilometre öteden bile tanınabilirdi.

"Daha koyu renkler tercih etmelisin," deyip demediğim konusunda emin olamadım. Sonunda köşeye ulaştık, dönüp yola devam edeceğimizi düşündüm ancak Ege'nin aniden durması ve sırtını duvara doğru vermesiyle kolumu bırakmadığından dolayı benimde üzerine doğru savrulmam bir oldu. Dudaklarımdan kaçan küçük çığlıkla birlikte yüzüm Ege'nin göğsüne gömüldü. Saçlarım önüme düştü, bacaklarım gücünü kaybedip sendelememe neden oldu. Başım, yer edinmek isteyen deve kuşu misali Ege'nin zayıf göğsünde hareketlendi. Burnum sızlayıp, kirpiklerim lakosuna sürtünürken ikimizin de göğsü hızla inip kalkıyordu. O an, Ege'ye neredeyse sarılıyormuşum gibi görünebilecek kadar yakındık. Tenim tenine temas ediyor, bedenim kıvrımlarına çarpıyordu. Bu temas beni gafil avladı, Ege'nin bedenime baskın gelen bedeni uzaklaşmadı. Kekeme gibi sayıklandım, diyecek bir söz aradım ve kendimde hareket edecek gücü bulmaya çalıştım. Sonuçta Ege, yarası olan benim aksime hızlı davrandı ve hala daha kolumda olan eli ile beni bedeninden sıyırdı. En az ona çarpışım kadar afalladım, geriye doğru sürüklenirken. Dik durabilmek için önce biraz sersem gibi sallanmam gerekti. Sonunda Ege kolumu bıraktı, bende ne yapacağımı bilemez bir halde ellerimi saçlarıma dolayıverdim. Düzenden çıkmış saçlarımı geriye atıp yüzümü açığa çıkardım. Gözlerim gözlerini bulduğu anda, onun ne anlama geldiğini bilmediğim bakışlarının etkisinde kaldım. Dikkatle bana bakıyor, hızla inip kalkan göğsü ile birlikte aralık dudaklarından sık nefes alış verişi gerçekleşiyordu. Tek omuzunu tamamen duvara verip bana dikkatle bakarken dudaklarının kıpırdadığını gördüm. Bakışlarım, dağınık saçlarından görünmeyen gözlerinden ayrılıp dudaklarına kaydı.

Ne diyeceğini bilmemek rahatsız edici ve merak uyandırıcı bir histi. Hafiften kendini belli eden bıyıklarını ve sakallarını güneş ışığı ile birlikte gördüm. Küçükken, sarı kalemler ile kendisine sakal çizdiği anları hatırlayıverdim. Ona dair en masum anılardan birisi olan bu sevimli halinin hatıralarım işlemeye başladıkça masumluğunu kaybettiğini de; aynı kalem ile bana da sakal çizip dalga geçtiğini hatırlayınca fark ettim. Kaşlarım yine çatıldı ve ben ona karşı en güçlü duruşumu gerçekleştirmeye çalıştım.

Yıkık ancak sessiz... Güçten tamamen yoksun ancak yılların biriktirdiği öfke ile dolu...

Ege'nin de en az benim kadar öfkeli olduğunu görmek tuhaf hissettirdi. Kavisli kaşları konuşmaya başlamadan hemen önce çatıldı ve işaret parmağı tehdidine önderlik etmek için havalandı. Sonunda, kurumuş gibi duran dudaklarından duymak için sabırsızlandığım o damgalı sözler döküldü ve ben hayatımda hiçbir şeyi düzene sokamayacağımı bir daha anlamış oldum.

"Senin yüzünden b*ka battım, muhtemelen benigördüler!" diye bağırdı biranda. Anlık olarak kaşları çatıldı ve sesini fısıltıhaline dönüştürerek hırıltılı sesi ile korkumu tetikledi. "Eğer yakalanırsambil ki başın dertte kızım. Olurda okula bu durumdan dolayı babam çağrılırsa, senbunu ödeyene dek, hayatımı sana adamaktan çekinmeyeceğim. Yaptığın her şeyi, burnundan fitil fitil getireceğim."

Bölüm sonu

4 yorum