Simon…
Gözlerimi kapatıp bir süre bekledim. Bu doğru olamazdı değil mi? Benim dedem iki yıl önce savaşta bomba ile ölmüştü. Şu an buradaki ceset başka birine aitti. Gözlerimi açtığımda dedemin ceseti orada olmayacaktı.
“Simon?”
Ray’ de yanlış görmüş olmalı.
“Simon!”
Hatta bence bu bir rüya. Az sonra uyanacağım, uyanmam lazım!
“SİMON!”
Yüzüme gelen sert bir tokat ile yere düştüm. Gözlerimi açtığım da Ray’in ağladığını gördüm, bende ağlıyordum.
“Ama nasıl olur?”
Bunu Ray’e değilde daha çok kendime soruyordum.
“Dedem iki yıl önce öldü. Bombadan öldü o!”
“Simon ne yapacağız şimdi?”
“Onun vücudu parçalanmıştı. Tek bir parça bile bulamamışlardı.RAY! dedem bize yakan söylemiş olabilir mi?”
“Bunu da nereden çıkardın?”
“Düşün Ray! Onun hiç bir parçası bulunamadı.” “
Çünkü o çok büyük bir parçaydı. Sadece dedenin değil kimsenin vücudundan bir parça bulamadılar!”
“Ray dedem o savaşta ölmemiş! İşte sana kanıt. Şu an burada.”
Ağlamam artık konuşmama izin vermiyordu. Dedem bize yalan mı söylemişti? Ama neden! Babam onun için günler boyu yaş tutmadı mı? Tuttu! Dedem ölmüş olmalı! Bunun başka bir açıklaması olamaz!
“Simon, benim dedemde o bombadan öldü. Birlikte öldüler!”
“Bundan neden bu kadar eminsin?”
Bu soruyu ben sormadım. Yoksa buralarda bizden hariç biri daha mı vardı?
“Kimsin sen!”
Ray panik içerisinde ağacın etrafında koşmaya başladı.
“Beni boş yere arama çünkü bulamazsın.”
Ağzımı dahi açamıyordum ama Ray benim gibi değildi. Korkmuş olduğu her halinden belli ama yine de o ses ile konuşuyordu.
“Kimsin sen?”
“İlk önce size bir soru somam lazım. Benjamin’i nereden tanıyorsunuz?”
Dedemin adını duyduğum an bana bir güç geldi ve o güç ile ayağa kalkıp bağırmaya başladım.
“Dedem o benim! Asıl sen onu nereden tanıyorsun?”
“Senin adın Simon galiba?”
“Evet öyle, ne olmuş?”
“Diğeri de Ray?”
“Sadede gelsene sen!”
“Bakın gençler ben başka bir evrende yaşayan bir canlıyım.”
“Hadi lan oradan!”
Diye bağırıp ağaca tırmanmaya başladım. Bu adam ağacın bir yerlerindeydi ve bizimle dalga geçiyor olmalıydı.
“Zaten bana direk inanmanızı beklemiyordum. O yüzden istediğiniz kadar beni arayabilirsiniz. Bende o süre boyunca size bir şey anlatıcam. İlk önce ağaca bakın yağmura rağmen hala kuru değil mi?”
Ses öyle diyince farkettim. Gerçekten de ağaç kupkuruydu. Ray’de ağaca tırmanmaya başladı. İkimiz de şaşkındık. Tabiki de şaşkın olacaktık. İlk önce dedemin cesedi ardından da bu gizemli ses. Bunların gerçek olma olasılığı kaç ki?
“Kuru olduğunu farkettiğinize göre şimdi lütfen Benjami’nin cesedinin yanına gidin. Yaklaşık bir dakika sonra yok olucak.”
“NE!”
Ray’le ikimizde ağaçtan inip dedemin yanına gittik. Ceset yok mu olacaktı? Bu çok saçma. Ray kolunu omzuma koydu. O da aynı benim gibi şaşkınlık içerisindeydi. Bir süre sonra dedemin cesedi bir anda yok oldu. Normal de korkup kaçmamız ya da en azından korkudan bağırmamız gerekirdi ama ikimizde bunu yapamadık. Biz şu an neler yaşıyorduk?
“Şimdi iyi olmadığınızın farkındayım. Lütfen gidip bu olayları iyice düşünüp sindirmeye çalışın. Kabul ediyorum sizden çok zor bir şey istiyorum ama şu an önünüzde kocaman bir fırsat var bunu size yarın anlatacağım. Şimdi gidin ve eğerki isterseniz yarın aynı saatte buraya gelin.”
Ray sanki otomatik bir robot gibi kalkıp beni de kaldırdı ardından birlikte köye doğru yürümeye başladık. İkimiz de yol boyunca konuşmadık. Aslında ben yola bile bakmıyordum. Ray beni kolumdan tutup sürüklüyordu ki bir anda durdu. Beni evime getirdiğini zannettim. Kafamı kaldırdığımda deli Luke’un evinin önünde olduğumuzu gördüm.
“Neden buraya geldik?”
“Hatırlıyor musun? Luke bir yıl önce bir anda delirdiğinde o ağaç hakkında bir şey anlatmıştı ama kimse dinlememişti”
ne demeye çalıştığım zaman dehşete düştüm. Demekki Luke bu yüzden delirmişti.


