İçeriğe geç

Lanetli Hazine

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Lanetli Hazine

Bölüm 1

Simon…

Bu hayattan nefret ediyorum! Her gün çiftliğe gelip hayvanlar ve sebzeler ile uğraşmaktan nefret ediyorum. Daha doğrusu sıkılıyorum.

“Simon, fırtına yaklaşıyor. Saatte geç oldu.”

“Eve mi gidelim diyorsun?”

“Aynen öyle.”

“Tamam o zaman hadi gidelim.”

Hayatımda zevk aldığım tek şey Ray ile arkadaşlığım olabilir. Doğduğum günden beri, yani on dokuz yıldır, birlikteyiz. Hayatımız hemen hemen aynı sayılır. Ray’in annesi o doğduğu zaman ölmüş, benim annem ise ben beş yaşındayken ağır bir hastalıktan ölmüş. İkimizin de babası çiftçi ve bizi de çiftçi olarak yetiştirdiler. Ray çiftçi olmaktan memnun ama ben değilim. Ona göre çiftçilik huzur veren, güvenli bir meslek… ama ben böyle düşünmüyorum. Çiftçilik bana göre çok sıkıcı bir meslek. Ben her zaman heyecanlı bir meslek istemişimdir. Keşke babam buna izin verseydi ama o beni zorla çiftçi yaptı. Tek kardeşim ben, bu yüzden babam dede yadigarı mesleği yapmam için beni zorluyor. Elime geçen ilk fırsatta kaçmak istiyorum buralardan.

“Simon! Bu fırtınada köye kadar yürüyemeyiz. En iyisi şurada ki koca ağacın altında bekleyelim.”

“Yemeğimiz var mı? Açım ben.”

“Peynirli böreğimiz var.”

“Tamamdır o zaman.”

Ray gülümseyerek yanıma gelip kolunu omzuma attı.

“Sen yine kaçma planları mı kuruyorsun?”

“Tabiki de, beni biliyorsun.”

“Aslında Simon, eskiden senin planlarını saçma buluyordum. Köyden kaçıp macera aramak falan, bana sadece çocukça bir hayal gibi geliyordu.”

“Eeee?”

“Artık sana hak veriyorum. Daha çok genciz. Gezip tozmak bizim de hakkımız. Her gün çiftliğe gelip hayvanlar ve sebzeler ile uğraşmak bana da sıkıcı geliyor.”

“Aydınlandın yani?”

“Aynen öyle artık kaçmanın vakti geldi.”

“Nereye?”

“Bilmiyorum. Haftaya dayım gelecek. Biliyorsun o şehirde yaşıyor. Belki bize yardımcı olur.”

“Ya babalarımız?”

“Simon babalarımızın fazla ömrü kalmadı. Bir kaç sene sonra ikisinde ölücektirler. O zamana kadar bekleyelim öldükleri zaman tüm çiftlik bize kalacak. Satarız ve şehirde kendimize bir iş yeri açarız. Dayım ile bu konuyu konuşacağım o bize yardım eder.”

Ray’e dehşet içinde baktım. Bu cümleleri kuran gerçekten o muydu? Babalarımızın ölümünü bir kurtuluş yolu olarak gören kişi gerçekten de o muydu?

“Bana neden öyle bakıyorsun?”

“Senden bunu beklemezdim. Babalarımızın ölümünü bir kurtuluş yolu olarak görmeni hiç beklemezdim!”

“Simon saçmalama! Tabikide onların ölümü beni mutlu etmez. Ama gerçekler bu ikisinde hasta ve fazla yaşamazlar. Onlar hayattayken şehre gidip işleri öğrenmeliyiz ardından çiftlik bize kalınca satıp iş kurabiliriz.”

“Plan iyi bunu kabul etmek zorundayım. Bu hayattan nefret ediyorum, bunu da kabul ediyorum!Ama babamın ölümünden yararlanam!”

“Ben öyle bir şey mi dedim! Neyse sinirlenmeyelim ben galiba kendimi tam ifade edemedim. İstersen bu konuyu babalarımız ile konuşalım ve onları ikna etmeye çalışalım. Bence ikisi de zamanlarının az kaldığının farkındalar.”

“Tamam sen öyle diyorsan öyle olsun. Zeki olanımız sensin.”

“Sende güçlü olanımızsın bence birlikte her şeyi yapabiliriz.”

“Ağaca ilk varan kazanır!”

Diyerek koşmaya başladım. Ray arkamdan bağırıyordu;

“Çocuksun sen hala çocuk!”

Yaptığım şeyin çocukça olduğunun bende farkındayım sadece gerilen ortamı yumuşatmaya çalıştım. Bence başarılıda oldum çünkü Ray’de arkamdan gülerek koşuyordu. Yağmurdan dolayı yer çamur olmuştu ve batarak konuşuyorduk. Ray’e tekrar bakmak için kafamı çevirdiğimde dengemi kaybettim ve çamurun içine düştüm. Bu durumu fırsat bilen Ray beni geçerek ağacın yanına ulaştı. Ayağa kalktığımda Ray’in bana bakan gülümseyen yüzünü görmeyi bekliyordum ancak Ray dehşet içinde bir noktaya bakıyordu. Ray’in yüzü içime bir korku düşürdü. Gözleri şaşkınlık ve korku ile kocaman açılmıştı ve ağzı da sanki bir şey söylemek istiyormuş da söyleyemiyormuş gibi açık kalmıştı. Yavaş adımlar ile ona doğru yaklaşırken o da bana bakmadan geri geri yürüyordu. En sonunda ayağı bir taşa takılıp yere düştüğünde koşmayı akıl edebildim. “Ray! Ne oldu?”

“Simon uzaklaş!”

Olduğum yerde kaldım.

“Neden?”

Sesim kısık bir biçimde çıkıyordu ve Yağmur yüzünden Ray’e ulaşamıyordu.

“NEDEN!”

Ray ayağa kalkıp koşarak benim yanıma geldi. İkimizde yağmurdan ıslanmıştık ve çamur içindeydik. Ray iki elinide omzuma koyup gözlerimin içine baktı.

“İnan bana orada ne olduğunu görmek istemezsin.”

Sesi ağlamaklı çıktı ve bu beni daha çok korkuttu.

“Ray orada ne var? Lütfen söyle!”

“Ceset var. Hemde çok yakından tanıdığımız birinin ceseti var.”

Çok yakından tanıdığımız biri mi? Yoksa….

“Babam mı?”

“Hayır.”

“Ray lütfen bakmama izin ver.”

Aslında gücüm Ray’i itip bakmama izin veriyordu ama şu an kendimi dünyanın en güçsüz insanı hissediyorum .

“Ray lütfen!”

Ray’in gözlerinden bir damla düştü o zaman farkettim bende ağlıyordum.

“Tamam.” Dedi.

Sesi kısık ve çaresiz çıkmıştı. Ne kadar korkmuş olsam da merakım ağır geldi ve Ray’in kollarını itip ağacın yanına gittim. Yaklaştığım zaman yerdeki ceseti gördüm ama kimin olduğunu başta anlayamadım. Taki cesetin yanına gidene kadar. Ceset benim iki yıl önce ölen dedeme aitti.

Bölüm sonu

2 yorum