İçeriğe geç

lamia

Bölüm 8 · 3 dk okuma

lamia

Bölüm 8

CEZA

Ateşler söndürüldükten ve avlu temizlendikten sonra şatoya ağır, zehirli bir sessizlik çöktü.

Taehyung, Jungkook’u bileğinden tutarak sürüklercesine kendi odasına getirdi. Kapıyı öyle bir çarptı ki odadaki kristal avizeler zangırdadı. Üzerindeki kanlı zırhı söküp yere attı.

Jungkook odanın ortasında titreyerek duruyordu. Taehyung’un etrafına yaydığı o yoğun, ezici aura yüzünden nefes almakta zorlanıyordu.

"Bana bak," dedi Taehyung, adeta hırlayarak.

Jungkook başını kaldırdı. Taehyung bir anda aralarındaki mesafeyi kapattı ve Jungkook’un boğazını kavrayıp onu arkasındaki duvara sertçe yasladı. Canını acıtmayacak ama tamamen hareketsiz kılacak bir güçle sıkıyordu.

"Bana yalan söyledin," dedi Taehyung. Kızıl irisleri tamamen simsiyah bir geceye bürünmüştü. "Bana ait olduğunu söyledin ama ilk fırsatta o insanın önüne atıldın. Onu benim ellerimden korumaya çalıştın!"

"O... o benim arkadaşımdı..." dedi Jungkook, boğazındaki baskı yüzünden zorlukla konuşarak. "Ölmesini istemedim..."

"Ben senin efendinim, senin sahibinim!" dedi Taehyung, sesini yükselterek. "Benim olduğun bir dünyada başkasına bakamazsın, başkası için ağlayamazsan! Senin her bir damla gözyaşın bile bana ait!"

Taehyung, Jungkook’un boğazındaki elini çekip tek bir hamlede genç adamın üzerindeki kıyafetleri tamamen parçaladı. Kumaş parçaları yere saçılırken Jungkook neye uğradığını şaşırdı.

"Taehyung, lütfen... Çok öfkelisin..."

"Öfkeliyim," dedi Taehyung, gözlerinde dizginlenemez bir şehvet ve ceza arzusuyla. "Ve bu öfkeyi sadece bedenin dindirebilir."

Taehyung, Jungkook’u belinden tutup tek bir hareketle kucağına aldı ve odanın ortasındaki çalışma masasının üzerine savurdu. Masanın üzerindeki haritalar, parşömenler ve mürekkep hokkaları yere saçıldı.

Jungkook kaçmaya çalıştı ama Taehyung onun iki ayağını da kavrayıp omuzlarına koydu. Hiçbir ön hazırlık yapmadan, hiçbir yumuşatıcı dokunuşta bulunmadan kendi devasa sertliğini hazırladı ve tek bir acımasız, vahşi hamlede Jungkook’un içine tamamen gömüldü!

"AHHHHH!"

Jungkook’un yırtıcı çığlığı odada yankılandı. İçindeki ani, yırtıcı doluluk ve baskı gözlerinden anında yaşların boşanmasına neden oldu. Tırnaklarını masanın ahşap kenarlarına geçirdi.

"Taehyung... çok sert... yapma!"

Taehyung onun acı çekmesine aldırış etmedi. Kalçalarını geriye çekip aynı sertlikle, aynı acımasız açıyla tekrar vurmaya başladı. Her bir hamlesi masanın gıcırdamasına, odadaki havanın ağırlaşmasına neden oluyordu. Bu masum bir sevişme değildi; bu tam bir ceza, tam bir dominant sahiplenme ritüeliydi.

"Bana bak Jungkook!" dedi Taehyung, eğilip Jungkook’un yüzüne doğru bağırarak. "Kimin içindeyim? Kime sahip oluyorum?!"

Jungkook gözyaşları içinde başını geriye attı. İçindeki acı yavaş yavaş, Taehyung’un baskın ritmiyle birlikte dondurucu bir hazza dönüşmeye başlıyordu. Bedenindeki vampir kanı, bu vahşi muameleye karşılık veriyor, kaslarını daha da daraltıyordu.

"S-Senin... Taehyung... ahhh!"

"Evet!" dedi Taehyung, ritmini daha da hızlandırarak. Kalçaları şiddetle Jungkook’un bedenine çarpıyordu. "Sen benimsin! O insana baktığın her an için, seni bu masada çıldırtana kadar durmayacağım!"

Taehyung, Jungkook’un bacaklarını daha da ayırdı. Her hamlesinde genç adamın en hassas noktasını acımasızca dövüyordu. Jungkook’un iniltileri kısa sürede çığlıklara, haz dolu hıçkırıklara dönüştü. Masanın üzerinde savrulan bedeni, Vampir Lordu’nun tam kontrolü altındaydı.

Taehyung eğildi, ağzını Jungkook’un göğsüne bastırdı. Genç adamın pembe meme uçlarını hırsla ısırdı, emdi. Jungkook zevkten ve acıdan kavisleniyor, kalçalarını istem dışı bir şekilde Taehyung’un hamlelerine doğru kaldırıyordu.

"Daha derin... Taehyung, lütfen... AHH!"

"Daha fazlasını mı istiyorsun?" dedi Taehyung, boğuk bir hırıltıyla.

Taehyung hamlelerinin temposunu akıl almaz bir boyuta taşıdı. Masanın ahşap ayakları gıcırdıyor, ikisinin terli bedenleri şömine ışığında parıldıyordu. Jungkook aklını kaçırmak üzereydi. Zihni tamamen durmuş, dünyadaki tek algısı Taehyung’un içine giren sertliği, kokusu ve dondurucu sıcaklığı olmuştu.

Taehyung, Jungkook’un sertleşmiş organını kavradı. Hamleleriyle eş zamanlı olarak hızlıca pompalamaya başladı.

"G-Geliyorum... Taehyung, dayanamıyorum!"

"Benimle gel!" diye kükredi Taehyung.

Taehyung son birkaç derin, vahşi hamlenin ardından sivri dişlerini Jungkook’un boyun girintisine sertçe geçirdi! Kan tekrar fışkırırken Jungkook çığlık atarak kendi tohumlarını masanın üzerine ve karnına boşalttı. İçindeki kasılmalar öyle şiddetliydi ki Taehyung’u sıkıştırıp limite ulaştırdı.

Taehyung, sıcak tohumlarını Jungkook’un derinliklerine boşaltırken aynı zamanda genç adamın kanını açlıkla emmeye devam etti.

Haz ve kan kaybı birleştiğinde Jungkook’un gözleri geriye kaydı. Masanın üzerinde tamamen gevşedi, nefes nefese kaldı.

Taehyung yavaşça geri çekildi. Dudaklarından süzülen kanı elinin tersiyle sildi. Masanın üzerinde bitkin, çıplak ve mühürlerle kaplı yatan genç adama baktı. Öfkesi yerini derin, tutkulu bir sahiplenmeye bırakmıştı.

Jungkook’u kucağına aldı, nazikçe yatağa taşıdı. Onu koyu kırmızı çarşafların arasına yatırıp üzerine kapandı.

"Beni affetme," diye fısıldadı Taehyung, Jungkook’un kapalı göz kapaklarını öperek. "Ama benden asla gitme..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.