Biat töreninin ve uzun devlet işlerinin ardından gece saraya çöktüğünde, Taehyung ve Jungkook kuledeki Kraliyet Odası’na çekildiler.
Odadaki devasa şöminede meşe odunları çatırdıyor, kırmızı kadife perdeler rüzgarla hafifçe dalgalanıyordu. Odadaki masanın üzerinde, özel yıllanmış kan şarabı ve gümüş kadehler duruyordu.
Jungkook, ağır kraliçelik pelerinini çözüp koltuğun üzerine attı. Üzerindeki deri zırhın kayışlarını gevşetirken, sırtındaki Akantha mührü şöminenin ışığında tatlı bir sıcaklıkla parıldıyordu.
Taehyung arkasından yaklaştı. Zırhın son kayışını da çözerek deri parçalarını yere düşürdü. Ellerini Jungkook’un çıplak beline doladı. Göğsünü genç adamın sırtına bastırıp derin bir nefes çekti.
"Bugün tahtta otururken..." diye fısıldadı Taehyung, dudaklarını Jungkook’un ensesine basarak. "Tüm o klan lordlarının senin önünde diz çöküşünü izlemek... İçimdeki canavarı nasıl da şahlandırdı bilemezsin."
Jungkook başını geriye çevirip Taehyung’un gözlerinin içine baktı. "Sadece salondakiler mi diz çöktü Taehyung? Yoksa benim Lordum da kraliçesinin önünde diz çökmek mi istiyor?"
Taehyung’un kızıl gözlerinde tehlikeli, arzulu bir alev çaktı. Hiç tereddüt etmeden Jungkook’un önünde, siyah saten halının üzerine diz çöktü. Jungkook’un bacaklarının arasına girdi. Başını yukarı kaldırıp genç adamın gözlerinin içine baktı.
"Senin önünde diz çökmek benim en büyük zevkim," dedi Taehyung.
Taehyung elini uzatıp masadaki gümüş kadehten bir yudum kan şarabı aldı ama yutmadı. Yüzünü Jungkook’un kasıklarına doğru yaklaştırdı. Jungkook’un altındaki pantolonu tek bir hamlede çözüp indirdi.
Taehyung, ağzındaki soğuk ve tatlı kan şarabıyla birlikte doğrudan Jungkook’un dikleşmiş sertliğini ağzının içine aldı!
"AHHH!"
Jungkook’un boğazından bir hıçkırık koptu. Şarapın bıraktığı hafif alkollü ferahlık, Taehyung’un ağzının dondurucu sıcaklığı ve ıslak dili birleştiğinde Jungkook’un elleri doğrudan adamın gümüşi saçlarına yapıştı.
"Taehyung... Şarap... Çok sıcak... Ahh!"
Taehyung, ağzındaki şarabı Jungkook’un organının üzerine yavaşça akıtarak emmeye devam etti. Diliyle şarap damlalarını ve organın baş kısmını ritmik bir şekilde turluyor, boğazının derinliklerine kadar alarak vakumluyordu. Jungkook’un uylukları titriyor, kalçaları kontrolsüzce ileri geri sallanıyordu.
Taehyung bir süre emdikten sonra geri çekildi. Jungkook’u belinden tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve devasa saten yatağın ortasına savurdu.
Taehyung, Jungkook’un bacaklarını genişçe açtı. Yatağın kenarında duran kırmızı ipek kurdeleleri aldı. Jungkook’un iki bileğini yatağın oymalı ahşap başlığına bağladı.
"Taehyung? Yine ne planlıyorsun?" dedi Jungkook nefes nefese, bağlı kollarını hafifçe çekerek.
"Sana bu krallığın tadını çıkaracağım," dedi Taehyung.
Taehyung, yatağın kenarından büyük bir tüy ve özel aromatik yağı aldı. Yağı Jungkook’un göğsüne, karnına ve uyluklarının içine döktü. Tüyü yağın üzerinde gezdirerek genç adamın tüm sinir uçlarını uyarmaya başladı. Tüyün hafif teması Jungkook’un yatakta kıvranmasına, iniltilerinin odada yankılanmasına neden oluyordu.
"Taehyung... Lütfen... Tüyü bırak, içime gir!" dedi Jungkook yalvarırcasına.
"Ritim benim kontrolümde kraliçem," dedi Taehyung hırlayarak.
Taehyung tüyü kenara attı. Kendi kıyafetlerini tamamen çıkarıp attı. Devasa, damarlı sertliğini hazırladı. Jungkook’un bacaklarını omzuna kadar kaldırdı. Tek bir hamlede, amansız ve son derece derin bir şekilde gömüldü!
"AHHHHHHHHHHH!"
Jungkook’un çığlığı kulede yankılandı. Bağlı bilekleri ipek kurdeleleri gererken, içine giren devasa boyut ve dondurucu sıcaklık zihnini felç etti.
Taehyung durmadı. Yatakta Jungkook’un üzerine kapandı. Bir eliyle Jungkook’un bağlı ellerini üstten kavradı, diğer eliyle genç adamın belini tutarak ritmik ve son derece acımasız vurmaya başladı. Her bir hamlesi derin, ıslak ve vahşiydi.
"Taehyung... ahhh! Çok derin... Kurdeleler... Ahhh!"
"Bana bak!" dedi Taehyung emrederek. Hamlelerini en yüksek seviyeye çıkardı. Yatak gıcırdıyor, ikisinin birleşen bedenlerinden çıkan sesler şömine çıtırtısına karışıyordu. "Gözlerimin içine bakarak inle!"
Jungkook gözlerini açtı. Hazdan yaşaran kızıl gözleriyle Taehyung’a baktı. "Seninim... AHH! Taehyung, beni mahvediyorsun!"
Jungkook kalçasını Taehyung’un sert hamlelerine doğru kaldırarak ivmeyi artırdı. Bedenindeki Akantha gücü dalga dalga yatağa yayılıyordu. İkisi de zirveye doğru sürükleniyordu.
Taehyung hamlelerini en yüksek frekansa çıkardı. Zirve anında sivri dişlerini Jungkook’un boyun girintisine sertçe sapladı! Kan tekrar ağzına dolarken, kendi sıcak tohumlarını Jungkook’un rahmine benzeyen en derin noktasına tazyikle boşalttı.
Jungkook da aynı anda çığlık atarak kendi tohumlarını ikisinin karın bölgesine fışkırttı. İç duvarlarının şiddetle kasılması Taehyung’u sımsıkı kenetledi.
İki hükümdar, bağlı kurdelelerin ve kan kokusunun ortasında yatakta nefes nefese devrildiler...