İçeriğe geç

lamia

Bölüm 30 · 6 dk okuma

lamia

Bölüm 30

ALEV ALAN TAHT

Yeraltı Şehri Nadir’in üzerine çöken koyu sis, Obelisk Sarayı’nın devasa pencerelerinden içeri süzülüyor, meşalelerin titrek alevleriyle birleşerek salonda mistik bir alacakaranlık yaratıyordu. Şöminede yanan çam odunlarının çıtırtısı, karanlık kuledeki derin sessizliği bozan tek sesti.

Jungkook, devasa maun çalışma masasının kenarında durmuş, önündeki antik haritayı inceliyordu. Sırtındaki Akantha Mührü, transparan siyah ipek gömleğinin altından kor bir alev gibi parıldıyordu. Bedenindeki vampir kanı uyandığından beri duyuları ve teninin hassasiyeti akıl almaz bir seviyeye ulaşmıştı; odadaki havanın akışını, şöminenin sıcaklığını ve arkasından yaklaşan o tanıdık, dondurucu aura dalgasını derisinde hissedebiliyordu.

Taehyung, hiçbir ses çıkarmadan Jungkook’un arkasında belirdi. Geniş, kaslı göğsü genç adamın sırtına tamamen yapıştı. Soğuk nefesi Jungkook’un açıkta kalan ensesine, kulak memesinin hemen arkasına çarptığında, Jungkook’un omurgasından aşağıya yakıcı bir elektrik akımı yayıldı.

"Yine haritalarla mı meşgulsün, kraliçem?"

Taehyung’un sesi pürüzlü, kadife gibi ağır ve açlık dolu bir fısıltı halindeydi. Uzun, mermer kadar pürüzsüz parmakları Jungkook’un belini kavradı. İpek gömleğin kumaşı üzerinden parmak uçlarını yavaşça yukarı doğru kaydırdı. Her bir dokunuş, Jungkook’un teninde gözle görülür bir ürperti yaratıyordu.

"Krallığın sınırlarını kontrol ediyordum..." dedi Jungkook. Sesi daha ilk dokunuşta pürüzlenmiş, nefesi düzensizleşmişti. Başını hafifçe geriye atarak Taehyung’un omzuna yasladı. "Ama zihnim sürekli dağılıyor..."

"Neden dağılıyor?" dedi Taehyung, dudaklarını Jungkook’un şah damarının tam üzerine bastırarak. Diliyle oradaki hızlı, ritmik atışı turladı. Narin deriyi dişlerinin arasında hafifçe sıkıştırıp çektiğinde, Jungkook’un boğazından boğuk bir inilti döküldü.

"Senin yüzünden..." dedi Jungkook, gözlerini kapatıp Taehyung’un parmaklarının göğüs uçlarına doğru tırmanışını hissederken. "Bana her baktığında... Kanımın damarlarımda nasıl alev aldığını hissedebiliyorum."

Taehyung kıkırdadı. Bu kıkırdayış daha çok yırtıcı bir canavarın hırıltısını andırıyordu. Jungkook’u belinden tutup aniden çevirdi ve masanın üzerine oturttu. Haritalar, gümüş tüy kalemler ve mühür mumları gürültüyle yere saçıldı.

Taehyung iki bacağının arasına girdi. Jungkook’un transparan gömleğinin düğmelerini tek tek çözmek yerine, parmaklarını kumaşa takıp tek bir hamlede ikiye ayırdı. İpek kumaş yırtılarak yere düştü. Genç adamın fildişi rengindeki pürüzsüz göğsü, dikleşmiş pembe göğüs uçları ve alev rengindeki Akantha mührü tamamen açığa çıktı.

"Bu gece haritalara ihtiyacımız yok," dedi Taehyung. Kızıl irisleri tamamen kararmış, göz bebekleri derin bir siyahlığa gömülmüştü. "Bu gece seni yeni bir ritüelle fethedeceğim. Bedeninin daha önce hiç tatmadığı bir hazzı sunacağım sana."

Taehyung, masanın üzerindeki kristal şişeyi aldı. Şişenin içinde, nadide mistik çiçeklerden ve kan özlerinden elde edilmiş, koyu yakut renginde, kıvamlı ve kokulu bir yağ vardı. Şişeyi eğerek koyu yakut sıvıyı Jungkook’un göğsünün tam ortasına, kalbinin üzerine dökmeye başladı.

Soğuk Yağ, Jungkook’un sıcak tenine değdiği an genç adam nefesini tuttu. "T-Taehyung... Soğuk..."

"Bekle," dedi Taehyung emredici ve dominant bir tonla.

Taehyung eğildi. Dudaklarını ve dilini o kırmızı yağ damlasının üzerine koydu. Yağı diliyle Jungkook’un göğsünde dairesel hareketlerle yaymaya başladı. Dili, genç adamın sol göğüs ucunu çevreledi, ardından sertçe ağzının içine çekip vakumladı. Aynı anda soğuk yağın yarattığı ferahlık ile Taehyung’un ağzındaki dondurucu sıcaklık çakıştı.

"AH!" Jungkook sırtını masaya doğru kavislendirdi. Elleri Taehyung’un gümüşi-siyah saçlarını kavradı, tırnaklarını kafa derisine geçirdi. "Tanrım... Bu his... Ahhh!"

Taehyung diğer göğüs ucunu ise sol elinin parmakları arasına alıp bükerek uyardı. İki farklı uyarının birleşimi Jungkook’un kalçalarının masada kontrolsüzce sarsılmasına neden oldu. Genç adamın uylukları titriyor, bacaklarının arasından yayılan sıcaklık tüm bedenini yakıyordu.

Taehyung aşağıya kaydı. Yakut rengi yağı bu kez Jungkook’un karnına ve kasıklarına döktü. Diliyle yağın izini takip ederek aşağı indi. Jungkook’un üzerindeki pantolonu ve iç çamaşırını tek bir hamlede sıyırıp attı.

Artık masanın üzerinde tamamen çıplak ve savunmasız duran Jungkook’un bacaklarını genişçe iki yana açtı. Yüzünü genç adamın uyluklarının iç kısmına gömdü. Dondurucu nefesi ve ıslak diliyle uyluk içlerini, kalça kemiklerini ve hassas bölgelerini öpücüklerle donattı.

"Taehyung... Lütfen... Yapma, çıldıracağım!" dedi Jungkook, gözlerinden haz yaşları süzülürken.

"Çıldır," dedi Taehyung, gözlerini Jungkook’un dikleşmiş ve arzuyla ıslanmış merkezine dikerek. "Akıl sağlığını benim kollarımda kaybet."

Taehyung, parmaklarına bolca yağ dökerek Jungkook’un dar, sıcak ve yakıcı merkezine yöneldi. Ancak bu kez sadece parmaklarını içeri itmekle kalmadı. Başparmağıyla Jungkook’un organının baş kısmındaki o en hassas noktayı ritmik olarak dairesel hareketlerle uyarırken, orta ve yüzük parmağını genç adamın içine köküne kadar soktu.

"AHHHHHHH!"

Jungkook’un çığlığı çalışma odasının yüksek tavanında yankılandı. İki taraflı uyarı, Akantha kanının verdiği aşırı hassasiyetle birleştiğinde zihnini adeta felç etti. Taehyung parmaklarını içeride bir kavis çizerek hareket ettirdi ve o derin mühür noktasını acımasızca, kıvrılarak bastırdı.

"Burası..." dedi Taehyung, sesi şehvetten boğulurcasına pesleşmişti. "Burası tamamen benim izimle dolu. Hissettin mi?"

"E-Evet... Ahhh! Taehyung... İçimde patlıyor... Doyuramıyorum kendimi!"

Jungkook kalçalarını Taehyung’un parmaklarına ve eline doğru fırlatıyor, daha fazlasını, en derinini istiyordu. Bedenindeki vampir dönüşümü hazzı o kadar katlamıştı ki, her temas sinir uçlarını alevlendiriyordu.

Taehyung parmaklarını hızla çıkardı. Masanın kenarında duran sertliğini hazırladı. Jungkook’un bacaklarını omzuna kadar kaldırdı. Bu pozisyon, Jungkook’un en derin noktalarını tamamen savunmasız bırakıyordu.

Taehyung, kendi devasa, damarlı ve dondurucu sıcaklıktaki organını Jungkook’un yakıcı girişine dayadı. Tek bir milim bile beklemeden, vahşi ve aç bir hamleyle sonuna kadar gömüldü!

"AHHHHHHHHHHH!"

Jungkook’un çığlığı sarayın koridorlarında yankılanacak kadar şiddetliydi. İçine giren devasa boyut, mermer kadar sert yapısıyla duvarlarını tamamen esnetti. Devasa doluluk hissi nefesini kesti; gözleri geriye kaydı.

Taehyung durmadı. Kalçalarını geriye çekip masayı gıcırdatan bir güçle yeniden vurmaya başladı. Bu kez temposu düzensiz ve son derece acımasızdı: İki yavaş, derin ve dipte bekleyen vuruş, ardından harita masasını sarsan beş hızlı ve vahşi hamle...

"Taehyung... ahhh! Çok derin... Masada... Çok büyük hissediyorum!"

"Senin için varım kraliçem!" dedi Taehyung hırlayarak. Jungkook’un bileklerini masanın üzerine sabitledi, tepesinden ona doğru kapandı. Dudaklarını Jungkook’un dudaklarına gömdü. İkisinin dili birbirine dolanırken, Taehyung kalçalarını dip noktada dairesel hareketlerle çevirmeye başladı.

"NHHHH!" Jungkook’un boğazından bir hıçkırık koptu. İçerideki organın dairesel sürtünmesi, genç adamın mühür noktasını ezerek geçiyordu. Bu his o kadar büyüktü ki Jungkook’un vücudu masanın üzerinde şiddetle sarsıldı.

"Bana bak!" dedi Taehyung emredici bir sesle öpücüğü keserek. "Gözlerimi gör! Kimin içindeyim?"

Jungkook yaşlı, kızıl gözlerini zorlukla açtı. "Taehyung... Sadece senin... Ahhh! Daha sert... Vur bana!"

Jungkook’un bu arsız ve vahşi talebi Taehyung’un içindeki son kontrol kırıntısını da yok etti. Taehyung, Jungkook’u belinden tutup havaya kaldırdı. Onu masanın üzerinde dizlerinin üzerine getirdi; Jungkook masaya tutunup kalçasını geriye doğru dışarı çıkardı.

Taehyung arkasından yaklaştı, kalçalarını Jungkook’un pürüzsüz kalçalarına yapıştırdı ve arkadan tek bir sert hamlede yeniden sonuna kadar girdi!

"AHHH! TAEHYUNG!"

Taehyung, Jungkook’un belini sımsıkı kavrayarak arkadan ritmik ve vahşi bir şekilde vurmaya devam etti. Sol eliyle Jungkook’un dikleşmiş organını kavradı, sağ eliyle ise genç adamın boynunu arkadan hafifçe sıkarak nefesini kısıtladı. Nefessizlik, kan akışı ve arkadan gelen amansız hamleler Jungkook’u boyutlar arası bir hazzın içine sürükledi.

"Geliyorum..." dedi Jungkook hıçkırarak. "Taehyung... Geleceğim!"

"Benimle fışkır!" dedi Taehyung. Hamlelerini akıl almaz bir frekansa çıkardı. Masanın ayakları taş zeminde gıcırdıyordu.

Taehyung, hamlelerini kesmeden sivri dişlerini Jungkook’un omzuna sertçe geçirdi! Kan tekrar ağzına dolarken, kendi sıcak tohumlarını Jungkook’un en derin duvarlarına tazyikle boşalttı.

Jungkook da aynı anda çığlık atarak kendi tohumlarını harita masasının üzerine fışkırttı. İç duvarlarının şiddetle kasılması Taehyung’un sertliğini sımsıkı kenetledi.

İki hükümdar, dökülen tohumların ve kanın kokusu arasında harita masasının üzerinde nefes nefese devrildiler. Taehyung, Jungkook’u arkasından kucaklayarak göğsüne bastırdı; boynundaki taze kan izini öperek sonsuz bir huzura daldı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.