Vampir Konseyi’nin kadim merkez üssü olan Yeraltı Şehri Nadir, Doğu Avrupa’nın derinliklerindeki devasa kanyonların ve mağara sistemlerinin içine oyulmuş bir mimari felaketti. Güneş ışığının asla ulaşamadığı bu karanlık metropolde zaman, akan kanın ve yakılan siyah mumların kokusuyla ölçülürdü. Şehrin tam ortasında yükselen Obelisk Sarayı ise Konsey’in acımasız yasalarının yürütüldüğü yerdi.
Obelisk Sarayı’nın en alt katında, soğuk ve nemli taş duvarlarla çevrili zindanda tek bir ışık huzmesi dahi yoktu.
Jungkook, bileklerinden ve boynundan duvara tutturulmuş ağır gümüş zincirlerle asılı duruyordu. Büyülü gümüş, tenine temas ettiği her an yakıcı bir acı veriyor, damarlarında akan Taehyung’un mühürlü kanını baskılamaya çalışıyordu. Genç adamın başı öne düşmüştü; göğsü hızla kalkıp iniyor, dudaklarından pürüzlü, zayıf nefesler dökülüyordu.
"Hala o canavarın adını mı fısıldıyorsun, küçük kuş?"
Zindanın demir parmaklıklı ağır kapısı gıcırtıyla açıldı. İçeri giren Park Jimin’di. Üzerindeki ipek, lekesiz kıyafetleri ve yüzündeki o simetrik, sinsi tebessümüyle karanlık hücrenin tam zıttı bir görüntü çiziyordu. Arkasında, ellerinde kan alma iğneleri ve kristal fanuslar tutan iki Konsey celladı vardı.
Jungkook zorlukla başını kaldırdı. Islak, morarmış gözlerini Jimin’e dikti. "Taehyung... buraya gelecek... Hepinizi... yok edecek..."
Jimin hafif, alaycı bir kahkaha attı. Adımları taş zeminde yankılandı. Jungkook’a doğru yaklaştı, narin parmaklarıyla genç adamın çenesini kavradı ve başını yukarı doğru zorladı.
"Taehyung şu an yıkanmış şatosunun enkazı arasında yas tutuyor olmalı," dedi Jimin, gözlerindeki dondurucu hırsla. "Ayrıca burası Yeraltı Şehri. Yüzlerce safkan muhafız ve kadim büyücülerle korunuyor. Taehyung buraya adım attığı an kalbine gümüş bir kazık saplanır. Ama sen... Sen buranın en kıymetli hazinesi olacaksın."
Jimin arkasındaki cellatlara bir işaret yaptı. Cellatlardan biri, kalın ve gümüş uçlu bir iğneyi alarak Jungkook’a doğru yaklaştı.
"Ne... ne yapacaksınız bana?" dedi Jungkook, zincirlerini sarsarak gerilemeye çalışırken.
"Senin o efsanevi Akantha kanını sağacağız," dedi Jimin, dudaklarını bükerken. "Konsey Üyeleri ve ben, kanından birkaç damla içtiğimizde sonsuz gençlik ve mutlak güç elde edeceğiz. Taehyung seni sadece kendi zevki için kullandı, ama biz seni bir efsaneye dönüştüreceğiz. Tabii kanın tamamen tükenene kadar hayatta kalabilirsen..."
Cellat, gümüş iğneyi Jungkook’un boyun damarına doğru bastırdı. İğne deriyi delip içeri girdiğinde Jungkook’un tiz, acı dolu çığlığı zindanın koridorlarında yankılandı. Kanı yavaşça tüpe akmaya başladıkça, genç adamın bedenindeki tüm derman çekiliyor, zihni bulanıklaşıyordu.
Jungkook gözlerini kapatırken içinden son bir kez haykırdı: Taehyung... Lütfen...