İçeriğe geç

Lamekân

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Lamekân

Bölüm 1

01- sıcak yuva soğuk kalp

Ne kadar yara alırsam alayım, ne kadar karanlığa gömülürsem gömüleyim; bana ışık olan, elimden tutup kaldıran sizlere... Bu yolda hep birlikteyiz :) 13'

Oy vermeyi ve yorum atmayı unutmayalım, iyi okumalar...

--- BÖLÜM 1 ---

/sıcak yuva soğuk kalp.../

Yine istenmediğim o sokağın yanı başındaydım, yine o sımsıcak yuvayı izliyordum. Asla parçası olamadığım o yuvayı... Ama bugün sadece izlemekle yetinmeyecektim o kız çocuğuna saygımdan. Tüm cesaretimi topladım ve korkak, temkinli adımlarla oraya ilerledim, asla kabul görmeyeceğim o eve. Attığım her bir adımda yalpaladım ama durmadım. Taşlar ayağıma batıyormuş gibiydi, ruhumu, gururumu incitiyordu. Attığım her bir adımda o umutlu, inançlı, hayalperest kız çocuğu biraz daha kendini belli ediyordu. O kız çocuğu benimleydi, her gün aynı umutla bugünü bekliyordu. Eve yaklaşıyordum ve attığım adımlarda o kızın umutları, hayalleri ruhuma işliyordu, batıyordu, acı veriyordu. Ürkek bakışlarımı o kız çocuğuna yönelttim, titriyordum. Attığım her bir adımda anıların yükü altında biraz daha eziliyordum. O kız çocuğu ise elimi daha sıkı tuttu ve cesaretlendirmek istercesine bana bir gülümseme bahşetti. Yapmak zorundaydım, en azından bu kız çocuğu için yapacaktım.

Anıları sırtıma yükledim yoluma, adımlarıma mâni olmasın diye, taşları tekmeledim ayağıma batmasın, yalpalamayayım diye, hastalıklı düşüncelerimi arındırdım kafamdan ruhumu zedelemesin diye... Bütün engelleri kaldırdım bugün, yüzleşmek için geçmişimle...

Bakışlarımı artık önünde olduğum o kocaman sıcak bahçeli eve sabitledim. Gözlerim bir yere kenetlendi. Oradaydı kanlı canlı karşımdaydı ama görmüyordu. Belki tatlı sohbetinden, keyfinden dalmıştı kafası. Elinde sigarasıyla karşısındaki genç kızla sohbete dalmıştı, yüzünden gülüşü eksik olmuyordu. Hiç değişmemişti... Sadece daha sık ve içten gülüyordu, farklı olan buydu. Gerçekten gülüyordu, mutluydu. Değişmeyen ise hâlâ sigara içip ciğerlerini o çirkin zehre maruz bırakıyordu. Sigarasını çok severdi, hiç bırakamamıştı ya da beni dinlemek istememişti. Aslında yaktığı her şeyi çok severdi o. Beni, bizi niye sevmedi anlayamadım belki de sadece anlamak istemedim. O kız çocuğunun umutları, hayalleri hatırına anlamamazlıktan geldim... Gözlerimle onu delecek gibi bakıyordum ama o farkında değildi. Bakışları benim olduğum tarafa çevirilince heyecandan, gerginlikten dengem sarsıldı ve gözleri gözlerimle buluştuğunda düşecek gibi oldum. Belki dengem bozulmasa farkıma bile varamayacakken gördü. Aylar, yıllar sonra beni tekrar gördü yine gözleri benimle buluştu. Belki yüreğinde bir sıcaklık oluşmadı, sevinmedi ama farkıma vardı. Yüzünde oluşan panik ifadesi beni de gerdi. Belli ki yanındakinden çekiniyordu, korkuyordu. Anlayış göstererek geriledim ve beni görebileceği bir kaldırım kenarına kuruldum. Biliyordum, elbet gelecekti yanımıza, kelimeleri doğrudan beni, bizi bulacaktı. Yanımda soluklanacaktı, o küçük kız çocuğu onun nefesini duyacaktı.

Bir dakika geçti, iki dakika geçti zaman akıp geçiyordu ve yanımda ellerimi sımsıkı tutmuş kız çocuğu sabırsız bir bekleyişe girmişti. Beş dakikanın ardından gözlediğim bahçenin kapısında tanıdık bir sima belirdi. Adımları kararlı, suratı gergindi. Yanıma ulaştığında burnundan soluyordu. Ne olur yıkma bizi ne olur geri çevirme sana sevgiyle geleni...

"Ne işin var burada Minel?" sesini alçak tutuyordu ama sesinde uyarıcı bir tını vardı.

"Seni görmek istemiştim." Bekleyiş içerisinde ona bakıyordum ama o kendinden taviz vermiyordu.

"Minel bilmiyorum farkında mısın benim bir yaşantım, bir ailem ve bir düzenim var! Sen ise kurduğum düzene, yaşantıya tehdit oluşturuyorsun." Kız çocuğunun gülüşü biraz soldu.

"Ben sensiz oluşturduğum, oluşturmak zorunda bırakıldığım düzenden bıkıyorken, sen nasıl bana senin düzenine bir tehdit unsuru olduğumdan bahsedebilirsin? Nasıl bu kadar kötü olabilirsin?" Aslında kötü değildi, kapının dışındakileri önemsemezdi, yok sayardı.

"Anlaman için kaç kez daha konuşmam gerekiyor? Benim bir eşim, bir kızım, bir şerefim ve gururum var, bir namım var be benim! Benim düzenimde, yaşantımda sana yer yok Minel. Buradan sana iş çıkmaz." Küçük kızın gülüşü her bir kelimeyle biraz daha soldu, duruşu kamburlaştı sözlerin ağırlığından. Ağır geliyordu, taşıyamıyordu ama vazgeçmiyordu da.

"Ben de senin kızınım hatırlıyor musun baba? Ben gururumu bir kenara bırakıp sana sevgiyle gelmişken beni nasıl geri çevirirsin? Takdirini, sevgini kazanmak için ne yapabilirim başka? Ne bu nefret, neden bu nefret?" Bacaklarıma sarıldı kız çocuğu bana güç vermek ve bana sığınmak için çünkü her ne kadar baba sevgisiyle tutuşuyor olursa olsun onun tek yuvası bendim.

"Sen uğursuzsun, uğursuz! Benim düzenimi zaten sen bozdun! Annen ve o senin yüzünden öldü! Ben daha yeni bir düzen kurabilmişken bunu tekrar batırmana izin veremem, yine olmaz. Sana bir kere şans verdim, kaybettin. Yerin yok yanımda, yoksun Minel!" Laflarının ağırlığıyla ben de ezildim. Çocuğun gülüşünden ise eser kalmamıştı, her yeri yara bere içinde kalmıştı, gözlerinden yaşlar düşüyordu. Ruhu kirleniyordu ben ise onu koruyamıyordum çünkü ben de onun lafları karşısında savunmasızdım. İkimizde bir yenilgi içerisindeydik.

"Çocuktum, bebektim, küçücüktüm! İradem bile yoktu... Nasıl bu kadar ağır suçlamalarda bulunabilirsin bana karşı? Sen küçücük çocuğu suçlamaya nasıl cesaret edersin? Bir kere suçlamak, nefretini kusmak yerine kızım deyip saçlarımı okşamayı deneseydin ben her şeyi telafi ederdim! Yemin ederim her şeyi düzeltirdim... Bir sürü insan kırdı kalbimi biliyor musun? Ama benim kalp kırıklıklarımı anlatabileceğim bir babam yoktu. En acısı ise hiçbiri sen gibi kırmadı kalbimi, hiçbiri senin kadar berbat hissettirmedi! Ben sevgiyi senin sevgisizliğinden öğrendim baba. Bana karşı o kadar kötüydün ve kötüsün ki, kendime acıdım! Seni sevdiğim, sana değer verdiğim ve içten içe hep bir yanım sana ihtiyaç duyduğu için kendimden nefret eder oldum! Beni en çok tüketen ise ne oldu biliyor musun? Sen gerçek hayatta benim canımı yakıyor iken rüyalarıma girip bana iyi davranıyordun. Ben hep bunun hayaliyle yaşadım, hep gerçeğini diledim! Tanrıma her gece gerçek olması için yakarışlarda bulundum ben! Ne kadar kötü anlayabiliyor musun? Hissedebiliyor musun acımı baba? Ben hep bana rüyalarımdaki gibi davranmanı istedim ama sen hep canımı yakarak bunu yüzüme tükürdün! Hakkım değil miydi senin sevgin?" Ben ağlamıyordum ama o küçük kız benim yerime ağlıyor, yasımı tutuyordu. Babam ise suratındaki ifadeyi koruyordu, ödün vermiyordu bana.

"Keşke sevebilseydin beni, tüm dünya düşman kesilseydi bana çıtım çıkmazdı o zaman... Çünkü benim her şeyim sendin baba! Ama bir şeyi çok iyi anlıyorum artık. Ben seni değil, kafamdaki, rüyalarımdaki o adamı seviyorum. Sen bencilsin, kalbin taştan, umursamazsın, çevreni suçlarsın ama hayalimdeki adam... O beni seviyor, şefkatini benden esirgemiyor, beni itmiyor. Sevgi gösterirken bile itilen kimsesiz, sığıntı beni seviyor. En önemlisi yüzüstü bırakmıyor ki beni baba." Burukça gülümsedim ve küçük kıza kenetledim bakışlarımı, ellerini kavrayıp konuşmama devam ettim.

"Gidişini, nasıl değiştiğini anlat herkeslere baba! Ardına bakmayışını, bir kez bile olsa merak etmeyişini anlat. Beni nasıl kimsesiz, yersiz yurtsuz, soluksuz bıraktığını anlat. Giderken nasıl içinin sızlamamış olduğunu anlat. Senin için kendimden vazgeçmişken, senin var sandığın şerefin, namın uğruna benden nasıl vazgeçtiğini anlat. Çaresizliğimi, tükenişimi, her gün öldüm deyip ölmediğimi anlat. Beni nasıl sadece yetimken öksüz bıraktığını anlat. Beni hırçın dalgaların içine nasıl attığını anlat. Orada nasıl boğulmak istediğimi anlat. Çıkabileceğim, nefes alabileceğim tek kara parçası senken beni her seferinde o karanlık suya nasıl ittiğini anlat. Binlerce defa senin yüzünden dibi, en dibi gördüm! Nefessiz kalışımın hesabını sen hariç herkesten sordum. Herkese gücüm yetti, yetti de bir seni yenemedim. Anlat bunları anlat!"

"İşte bu yüzden gerçek seni affetmeyeceğim. Senin saçının teline zarar gelse kahrolacak olan bana, hayatını mahveden benmişim gibi muamele yapman zoruma giden... Belki kafamdakiyle yaşamaya devam edeceğim, rüyalarımda beni ziyaret edip duracaksın ama artık ben de seni yok sayacağım." Sertçe yutkundum.

"Bugün son! Senin için son kez ağlayacağım, ruhum senin için son kez serzeniş edecek, bugün dipsiz acıma son vereceğim! Açtığın tüm yaraları tek tek saracağım, bugün son kez acıyacak canım! Kendime sözüm olsun bugün son. Yarın ise her şey bitecek artık sen olmayacaksın!" gözlerimden firar eden iki damla yaşı hızla sildim.

"Biliyor musun? Bugün ben kazandım, sen ise kaybettin. Bundan sonra nefes aldığın her bir gün, her bir saat bir kez daha kaybedeceksin. Gün gelir devran döner derler ya, umarım sana da hak ettiğin gibi davranırlar..." Küçük kız bana gururla gülümsüyordu ama gülüşünde bir burukluk vardı, eksik kalmıştı. Kanayan yaralarını görüyordum, ettiğim her bir laf ve o adamın tavırlarıyla kız çocuğum daha çok inciniyordu daha çok yaralanıyordu ona rağmen bana güç verme çabasındaydı. Kendine yetemiyorken bile beni tamamlamaya çalışıyordu...

"Ne olursa olsun beni böyle yalnız bırakmanı unutmayacağım. Senin için onca çabama karşılık bir hiçe sayılışımı, senin bana açtığın yaraları unutmayacağım. Bir kızın babası yarası değil ilk aşkı olmalı sen bana hep sadece yara oldun. Her defasında kapının dışına ittin, çok yordun kalbimi. Bu vicdanla yaşayabilecek misin? Ama sana kızgın değilim biliyor musun? Kızgınlık duygusunda bile bir umut vardır çünkü ben sana ait umutlarımı tam bugün bu dakika kaybettim. Ama şunu bilmelisin ki ben bu dünyadan sana sadece kırgın olarak ayrılacağım!" Birçok kez geldim sana adımlarım sayılmaz mı? Neden sevmedin hiç insan bir kez sarılmaz mı? Yüzünde bir mimiğin oynamasını bekledim, en azından sadece bir mimik. Ama oynamadı...

"Bitti mi?" diye sordu saatine bakarak. Bu cümlesi hafifti belki ama ben de tokat etkisi yaratmıştı, dinlemiyordu!

"Sen benim tutunduğum tüm ipleri kesip attın, beni yarı yolda bıraktın. Benim hayatım dikişlerle doluyken tekrar yırtıp attın. Annem bilseydi beni senin büyüttüğünü kahrolurdu, büyütmekten kastım olgunlaştırmak Gökhan Bey zira siz bana hiç bakmadınız." Sakin bir nefes aldım ve ekledim.

"Bitti." Bu kadar umursamaz nasıl olabilirsin ki nasıl? Tam ağzını açmış konuşacak iken bahçe tarafından gelen yabancı bir ses onu böldü.

"Baba nerede kaldın?" sesin sahibine döndüğümde bahçede sohbet ettiği, benden iki ya da üç yaş küçük genç kıza aitti. Kahve tonu uzun saçları kocaman yeşil gözleri vardı.

"Geliyorum güzelim sabret." Dedi ona doğru dönüp fakat kız zaten yanımıza ulaşmıştı.

"Bu kim babacığım?" babasının kulağına söylemişti aslında ancak duyabilmiştim.

"Yol sordu onu tarif ediyorum babam. Sen arabaya geç ben de geliyorum hemen." Sözleri kulağımda yankılandı, bana yabancı muamelesi yapmıştı. Küçük kız çocuğum ise daha fazla ayakta duramayıp yere atmıştı kendini. Ona baktığımda ise temkinli davranıyordu, kızının gittiğinden emin olduktan sonra elini cebine attı ve dalga geçer gibi bana bir miktar para uzattı.

"Sen benimle alay mı ediyorsun? Ne kadar incesin çok sağ ol mu dememi bekliyorsun? Parayla babalık oluyor mu sanıyorsun? Yapamazsın haberin olsun!" elini sertçe ittirip uzaklaştım o sokaktan umutlarımı ardımda bırakarak, hayallerim tuzla buzdu, her bir parçası ruhuma bata bata ayrıldım o sokaktan. Bir çocuk incindiği vakit tüm dünya darağacında sallanmaya mahkûmdur derler. Kimin dünyası, hangi dünya?

Küçük kız çocuğunu takip ettim, o nereye giderse oraya ilerledim. Ayağıma batmasın diye itelediğim o taşlara izin verdim, yalpaladım, düştüm. Dizlerim kan revan içinde kaldı önemsemedim. Hissetmiyordum, ruhun acısı fiziksel acıdan daha baskın olurdu çünkü ve benim ruhum paramparçaydı, canım çok yanıyordu...

Bir yerde okumuştum biri için ne kadar ağlarsak, o kişi ahirette döktüğümüz gözyaşı kadar gözyaşı döker, çektiğimiz acı kadar da acı çekermiş. Baba ben belki şu an senin için ağlıyorum, acı çekiyorum ama sen hiç ıstırap çekme ne olur! Hele benim için... Ben sana burada bu kadar yük oluyorken orada da olamam.

Küçük kız beni bir uçurum kenarına getirmişti, sakin sessiz yeşilliklerle ve kayalarla dolu bir uçurum kenarı. Kız çocuğu bir kayanın dibinde oturdu, yaralarını eliyle kazıdı daha çok kanasın ve bitsin diye. Ben de yanına geçtim ve sağlıksız düşüncelerin beni esir almasına, aklımı çürütmesine izin verdim.

Kalbim paramparça, un ufak hâle geldi, yorgunum, tükenmişlik hissi sarıyor bütün benliğimi. Korkuyorum kaybetmekten kendimi... Kimseye anlatamıyorum derdimi, kimse anlamıyor ne hissettiğimi. Bir adım atsam sonsuzluğa uğurlanacağım bir uçurumun dibindeyim. Rüzgâr esiyor hafiften, saçlarım yüzüme geliyor ama onları çekmek için çaba sarf etmiyorum. Ellerimi kaldırmıyorum taşlar batan sert soğuk kayanın yüzeyinden, kalkmaya da mecalim yok. Oysaki sadece bir adım... bir adım da her şeyi bitirebilir, çözebilirim. Hayır, korkmuyorum cehennemde yanmaktan, zaten kül olmuşum ki ben. Cehennemin ateşi beni neden yaksın...

Kafam darmadağın, yaptığım hiçbir şeyin amacını kavrayamıyorum. Baba, söylediklerim yalandı... Şu an çıkıp gelsen seni affederim baba, neden gelmiyorsun? Gururumu, her şeyi bir kenara bırakır affederim seni. Bu bir aptallık değil, sevgi. Gerçek sevgi, ihtiyaç. Ne kadar yaralasan da beni kopamıyorum senden baba. Beni ne kadar paramparça edersen et ben yine seninle tamamlanmak isterim baba, sen benim içimdeki eksik yanımsın... Ama gücüm kalmadı baba, senin sevgisizliğin beni tüketti, yıprattı. Güvenemiyorum baba, hayata yeniliyorum. Gözünün önünde bitiyorum, eziliyorum, görmüyorsun baba yok sayıyorsun beni! Ne zaman iyileşeceğim baba? Ne zaman sana ihtiyaç duymadan yaralarımı sarabileceğim baba? Ben ne zaman sözümü tutacağım... Yüreğimdeki bu kor ateşler diner mi bilmiyorum, kafamdaki sesleri susturabilir miyim bilmiyorum ama kalbime bir hançer gibi saplanan gerçeklerin verdiği acılar durmadan kanayacak işte bunu biliyorum, sen ben de hep bir yara, iz olarak kalacaksın baba. Beni vurup yerde bırakma baba, katlanamıyorum hiç yokluğuna...

Yanımdaki o kıza odaklandım, ne yaptığını izledim, nasıl hissettiğini anlamaya çalıştım. Yaralarını eliyle kazımaya devam ediyordu, acısını umursamıyordu. Kanlar akıyordu, aktığını gördükçe devam ediyordu acıdan haz alır, güçlenir gibiydi. Ruhen hissettiği dipsiz acıyı fiziksel acıyla bastırmaya çalışıyordu ya da... Daha fazla kendisine zarar vermesini izleyemedim, acısını acıyla bastırmasına göz yumamadım, ben yapsam bile o yapmamalıydı. Ellerinden tuttum sanki bir faydası dokunacakmış gibi, dokunmadı...

"Bırak ne olur bırak!" diye haykırdım. Sesimi dalgaların sesi ve rüzgârın uğultusu karşıladı ama durmuyordu. Acısını dengeleyemiyordu öfkeyle daha çok kazıyordu.

"Yapma, iz bırakma daha fazla dur artık!" daha çok yükselttim sesimi sanki sesim ne kadar çok yüksek çıksa o da bu işkenceyi bitirecekmiş gibi geliyordu.

Durmadıkça daha çok yüklendim, boğazım yırtılana kadar bağırdım ama durmadı daha çok iz bıraktı, daha çok hırpaladı. Kendine yaptığı her hamlede ruhumdan bir parça kopuyordu, çığlık atmak istiyordum boğazım parçalanana kadar haykırmak istiyordum. Gözlerimden yaşlar firar etmeye başladı. Kendine verdiği zararı ben de hissediyor hem fiziksel hem de ruhsal bir acı duyuyordum, bu korkunçtu!

"Canım acıyor yeter!" çığlıklarımın içerisinde daha yüksek bağırdım. Küçük kız durur gibi oldu fakat ardından yüksek ton çığlıklarla daha derine indi, durmuyordu. Ruhumun parça parça olduğunu görüyor, acımı, yakınışımı duyuyor ama durmuyordu. Ellerimi kulaklarıma siper ettim, kafam kaldırmıyordu, patlamak üzereydim. Duymak istemiyordum!

"Sus, duymak istemiyorum sus!" yine ve yine haykırdım. Cinnet noktasındaydım, doldum hatta taşıyordum bile. Kulağımı tırmalayan o tiz çığlıklar durmadı, kan akmaya devam etti ben ise orada iki büklüm tükendim, ölümün eşiğine geldim. Kızın boğazına yapıştım, çığlığı dinmeye başladıkça daha çok sıktım ve daha çok...Çığlıklar dinmiş, kan durmuştu. Ama o küçük kız çocuğu uçurumun kenarında cansız yatıyordu, artık ne ruhsal ne de fiziksel bir acı taşıyordu, artık ne ruhsal ne de fiziksel bir acı taşıyordum. Cansız minik bedenine diktim gözlerimi, ne yaptığımı fark ettiğimde kan beynime sıçradı.

"Hayır, hayır ne yaptım!" çocuğu sarstım ama yine hareket etmedi... Nasıl edebilirdi ki?

"Sen sahip olduğum her şeysin! Sen benim tek gerçeğimsin kalk ne olur!" daha çok sarstım, daha çok haykırdım ama uyanmadı kendimi gözyaşlarına ve hıçkırıklara teslim ettim.

-BÖLÜM SONU-

Yorumlarınız ve fikirleriniz benim için çok önemli!

Yeni bölümde görüşmek üzere...

İNSTAGRAM: aleykrkrt

Bölüm sonu

1 yorum