İçeriğe geç

LALISA

Bölüm 1 · 2 dk okuma

LALISA

Bölüm 1

Bangkok'a Elveda

Son çağrı. Bangkok - Seul uçağı için lütfen son hazırlıklarınızı tamamlayın."

Havalimanının mekanik ve ruhsuz sesi kulaklarımda çınlarken, elimdeki pasaporta o kadar sıkı sarılmıştım ki parmak uçlarım bembeyaz kesilmişti. Arkama döndüm. Annemin gözleri dolmuştu ama bana bakarken güçlü durmaya, ağlamamaya çalışıyordu.

"Lalisa," dedi sesinin titremesine engel olamayarak. Elleriyle titreyen ellerimi kavradı. "Orada dilini, kültürünü hiç bilmediğin bambaşka bir dünya var. Çok zorlanacaksın bebeğim. Eğer yapamazsan, yorulursan evinin kapısı sana her zaman açık..."

"Yapacağım anne," diye böldüm sözünü. Sesimin benden beklenmeyecek kadar kararlı ve dik çıkmasına kendim bile şaşırmıştım. "4 bin kişiyi geride bıraktım ben. Oraya pes edip geri dönmek için gitmiyorum."

Anneme son kez, kokusunu içime çekerek sarıldım. Ardından arkama bakmadan turnikelere doğru yürüdüm. Çünkü çok iyi biliyordum; eğer bir kez arkama bakarsam, o uçağa asla binemezdim. Bangkok’un o sıcak, tanıdık ve güvenli sokaklarını arkamda bırakırken, önümde beni nelerin beklediğinden tamamen habersizdim.

Saatler süren yolculuğun ardından Incheon Havalimanı’na indiğimde, yüzüme çarpan o keskin ve soğuk hava dalgası bana nerede olduğumu çok sert bir şekilde hatırlattı. Bangkok’un o iç ısıtan havasından sonra Seul buz gibiydi. Ve daha da kötüsü; etrafımdaki yüzlerce insan, tek bir kelimesini bile anlamadığım bir dilde, adeta bir uğultu halinde konuşuyordu. Tamamen yalnızdım.

Şirketin beni alması için gönderdiği siyah, camları filmli minibüse bindiğimde kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissediyordum. Camdan dışarıyı, Seul’ün gökyüzüne uzanan devasa gökdelenlerini ve hızla akan trafiği izledim. "İşte başlıyoruz Lalisa," diye fısıldadım kendi kendime. "Geri dönüş yok."

Minibüs, Mapo-gu’daki o ünlü ve heybetli YG Entertainment binasının önünde durdu. Binanın dış görünüşü bile insanı ezmeye, küçücük hissettirmeye yetiyordu. İçeri adım attığımda beni karşılayan görevli kadın, soğuk ve profesyonel bir ifadeyle beni baştan aşağı süzdü. Ardından mesafeli bir İngilizceyle konuştu:

"Eşyalarını daha sonra yurda bırakacağız. Ama önce, pratik odasına geçip diğer stajyerlerle tanışman gerek. Zaman kaybetmek istemeyiz."

Büyük, duvarları tamamen aynalarla kaplı o pratik odasının kapısının önüne geldiğimizde durduk. Görevli kapıyı sertçe açtı. İçeride son ses, basları duvarları titreten bir müzik çalıyordu ve bir kız çılgınlar gibi dans ediyordu. Müziğin ritmine o kadar uyumluydu, hareketleri o kadar keskin ve asildi ki, kapının eşiğinde büyülenmiş gibi kalakaldım.

Müzik aniden durduğunda, kız alnındaki teri elinin tersiyle silip bize doğru döndü. Çekik, keskin gözleri ve insanı mesafeli durmaya zorlayan inanılmaz karizmatik bir duruşu vardı.

Görevli kadın beni odaya doğru hafifçe itti. "Bu yeni stajyer, Lalisa. Tayland'dan geldi." dedi ve arkasını dönüp hızla gitti. Koca odada bir başımıza kalmıştık.

Kız bana doğru birkaç adım attı. Aramızdaki sessizlik o kadar gergindi ki nefesimi tuttuğumu fark ettim. Önce Korece bir şeyler söyledi ama benim boş bakışlarımdan anlamadığımı fark edince hafifçe gülümsedi. O an, yüzündeki o sert ve soğuk ifade bir anda yok oldu.

"Merhaba," dedi son derece akıcı bir İngilizceyle. Elini dostça uzattı. "Ben Jennie. YG cehennemine hoş geldin, küçük kız."

Elini tuttuğumda, bu yabancı ve soğuk şehirde tamamen yalnız olmayacağımı ilk kez hissetmiştim. Ama o an henüz bilmediğim bir şey vardı: Adım attığım bu oda, sonraki 5 yıl boyunca benim hem evim, hem cehennemim, hem de küllerimden yeniden doğacağım yer olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.