İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 51 · 6 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 51

48-İNTİKAM YOLDAŞLARI

Önceki bölümde sadece işkence vardı."

Sorgu odasından elimizde hediye paketiyle çıkamayacağımız için birkaç askeri çağırmış, paketi karargahın soğuk hava deposuna kaldırmalarını emretmiştim. O odadan çıktıktan sonra ise Pusula Ve sancak geride kalmış, yerine Lakayıt ve Yaver olmuştuk.

"Yaver." Diyerek durdurdum adamı. Başını salladı efendim dercesine. "Yuva." Dedim ve anladı. Yuva'ya gidelim demiştim. Üçümüz en son üç yıl önce yan yana gelebilmiştik. Onda da bizim kimliklerimizi bilen tek kişi Yuva'ydı. Yüzümüzde maske vardı. O zamanlar Yuva, bir odaya kapatılmamıştı.

İkimiz birlikte Lakayıt üssünün en üst katın bir alt katına çıktık. Malesef asansör yapmadıkları için o kadar kat yürümüştük. Her basamakta bir küfür.

Koridorun en sonundaki kapıya gittik. Kapının önünde dört asker vardı. Günlerden perşembe, yani Yuva'nın dışarı çıkma izni vardı ve bu askerler dısarı çıkarsa ona gardiyanlık edecekti. Ancak Yuva'nın çıkmayacağını biliyorum. Bir odaya kapatılmıştı ancak çıkmasına izin verildiğinde çıkamazdı. Eğer çıkarsa yine sinir krizi geçirirdi. Bize dediği tek şey buydu. Ne ben, ne de Yaver onun neden çıkarsa kriz geçireceğini bilmiyorduk.

"Kapı." Dediğimde askerler kıpırdamadı. "Lakayıt ve Yaver'e kapıyı açmayacak mısın, asker?" Sert sesimle ürktüler bi tık.

"Afedersiniz, efendim. Hemen." Dediği zaman kapı açıldı. Bu odaya üç yıldır uğramamıştık. Yuva bizimle görüşmeyi hep reddetmişti. Boz de ona mahremiyet tanımıştık ve odasına gelmemiştik. Doğal olarak bu adamlar da bizi hiç görmemişti. Ve zaten ben de bu dörtlüyü hiç görmemiştim. İki taraf da birbirini tanımıyordu. Artı olarak üzerimizde Lakayıt ve Yaver'in kendi üniforması yoktu. Sadece maskeler vardı yüzümüzde.

Kapı teknolojik değildi. Bildiğimiz demir kapılardandı. Asma kilidi, normal kilit deliği ve kilit mandalları vardı. Tüm kilitleri açtıktan sonra kapıyı açtılar ve biz de içeri girdik. Kapı arkamızdan kapandı ve kilitlendi.

Yüzünde maskesiyle Yuva, yatağına sırt üstü uzanmış kitap okuyordu. Bizim geldiğimizi bilmesine rağmen yerinden kıpırdamamıştı. Ancak yüzüne maskesini taktığına göre geleceğimizi kameralardan görmüş olmalıydı.

"Üç yıl önce size gelmemenizi söylemiştim." Diyen sesi kulaklarımıza ulaştı. Başını kitabından ayırmamıştı.

"Kurallara uymadığımız için seçilmedik mi zaten?" Dediğim sıra ortadaki bir koltuğa oturmuştum. Yaver de karşımdaki ikili koltuğa geçti.

"Maskeleri çıkarabilirsiniz. Askerler görmesin diye taktım ben sadece." Dediği zaman ikimiz de maskelerimizi çıakrdık. Yuva da çıkardı. Maske ve kitabı yatağın üstüne koyup bize döndü.

Kahküllü, uzun turuncu saçları vardı. Eğer yanlış görmüyorsam gözleri turuncu gibi bir renkti. Bal rengi de olabilir gerçi. Alacakaranlık serisinden çıkmış gibi soluk bir ten rengi vardı. Boyu benden uzundu. Üzerinde haki yeşili bir sıfır kol, altında da kargo eşofman vardı. Boynunda bir zincir vardı. Zincire alyans geçirilmişti ve alyan tişörtün üzerinde açık açık gözüküyordu.

"Sizin adınıza sevindim." Diyerek bir tekli koltuğa gelişigüzel yayıldı. Aramızda bir sessizlik oldu. Hepimizin bakışları yerdeydi. "Alçin." Dediğinde ikimiz de Yuva'ya baktık. "İsmim Alçin."

"Çıkmadın?" Diye sordu Alpay. Neden izni olmasına rağmen çıkmadığını soruyordu. O sırada odanın içinde başka bir ses duyuldu.

"Salak çünkü." Saye. Yuva'nın, yani Alçin'in kendisine kolaylık sağlasın diye yaptığı yapay zeka. Tam ismiyle Siber Ağın Yeni Evrimi.

"Kes sesini!" Diye öfkelendi hemen Alçin. "Kendini bana sıfırlattırma!" Ancak görünen o ki kolaylık sağlamıyor pek.

"Şu kızı döver misiniz?" Ben ve Alpay, bir yapay zakanın sesine duygu eklemesine ve sanki gerçekten de bir insanmış gibi konuşmasına şaşırmıştık. Seste herhangi bir pürüz yoktu. Ya da robotluk? Basbaya siksinler seni der gibi bir ses tonu kullanmıştı.

"Hayır." Dedik ikimiz de aynı anda. O sırada Alçin ayağa kalkmış, bir duvarı boydan boya dijital ekranlarla kaplı tarafa yürümüştü. Bilgisayarda iki saniyede bir şey yaptı ve Saye'nin sesi kesildi.

"Böylesi daha iyi." Diyerek yine aynı yere oturdu. Üçümüz bu sefer birbirimizle bakıştık. Daha sonra Alpay'ın sorusuna yanıt verdi. "Sinir krizi geçiririm."

Göz devirdim. "Söylemiştin. Nedenini söyle."

Bir süre tereddüt etti. "Madem kimliklerimizi gösterdik, aramızda sır kalmasın." Ayağa kalktı. Odanın bir köşesindeki ufak tezgahın yanında olan buzluktan bir şişe aldı. Alkol şişesinin kapağını açtı ve kafasına dikti. Herhangi bir ifade göstermeden tekrar koltuğa yayıldı.

"Gökmen Hanzade. Tanırsınız. Burada eğitmenlik yapıyordu." Dizini sallamaya başladı dalgınca. "İlk başta arkadaş olduk. Sonra da birbirimize hisler duyduk ve sevgili olduk. Ardından da çok geçmeden evlendik. Bir kızımız oldu." Neden evlilik hayatıni anlattığını ikimiz de anlamamıştık. "Bu üssün her yerinde ikimizin bir anısı var. Çatıda, bahçede, yemekhanede..." Sonra arsızca sırıttı. "Eski odamda, eğitmenler odasında. Kısacası her yerde. Ve kızımız da neredeyse bu karargahın içinde büyüdü." İfadesi karardı ve konuşmayı kesti.

"Devam et." Dediğimde bir süre sursa da sonrasında devam etti.

"Her koridorda kızım ve kocamın ayak izlerini görüyorum. Ve o-" Bahsettiği kişi her kimse çenesi kasıldı. Alkol şişesini tutan parmakları daha da beyazlaştı. "Ve Türkel'i görüyorum." Şişeyi tekrar kafasına dikti. "Üç yıl önce, Ayaz Operasyonu olmuştu. Zaten siz de biliyorsunuz."

Ayaz Operasyonu, ülkeye giren bir grup Rus ajanını yakalamak için oluşturulan operasyon. Bu görevde ben ve Yaver de vardı ve tüm Rus ajanlarını yakalamıştık. Ondan sonra her ne olduysa Yuva, Levent Türkel'den nefret etmeye başladı. Zaten araları pek iyi değildi. Bildiğimiz tek şey Levent Türkel, Yuva'yı bir odanın kalorifer peteğine kelepçelemişti.

"O operasyonun asıl amacı beni alıp Rusya'ya götürmekti." İşte bu yeni bir bilgi. "O Rus ajanları sadece yemdi. Asıl amaç herkesi oraya yöneltip dikkat dağıldıktan sonra beni almaktı. Masıl oldu bilmiyorum ama Rus'lar Gökmen ve kızımı ele geçirmişlerdi. Onları bırakmak için beni istemişlerdi ve ben..." Gözleri doldu ancak bunu öfkesiyle gizledi. "Onlar için her şeyi yapardım. Gidecektim ama Türkel bunu fark etti ve beni engellemeye çalıştı. Sinir krizi geçirdim. Bahtımı sikeyim ki o krizi geçirmeseydim kurtulabilirdim elinden!"

"Ama kriz geçirdin ve kurtulamadın." Kendine göre uzun bir cümle kuran Alpay'ı onayladı Alçin.

"Kurtulamadım. O oruspu çocuğu beni eski odamın peteğine kelepçeledi ve odanın kapısını kilitledi. Kaçamadım ve daha sonra... Gelip onların ölüm haberini verdi." Şişeyi sertçe yere attı. Kırılmasını bekledim ancak sişe sadece yerden birkaç kez sıçrayıp yuvarlanarak durdu. "Eğer gitseydim bırakırlardı! Onlar yaşarlardı! Ama o piç onların yaşam hakkını aldı!"

Öfkeli bir mizaca sahipti. Ben ve Alpay onu zor da olsa sakinleştirdik. Aramızda yine bir sessizlik oldu. Daha sonra ben ve Alçin, Alpay'a baktık beklentiyle.

"Hayır." Alpay'ın sert ve kesin çıkan sesine Alçin yanıt verdi.

"Konuş, Günata. Aramızda sır kalmayacak. Neyin intikamına ortak olduğumuzu bilelim." Alpay'dan yien ses çıkmadı. İç çektim.

"O hazır olana kadar ben anlatırım." Sonra da ailemin ölümünü öncesini, ölümleri sırası olanları ve ölümünden sonra olanları anlattıp bitirdim. "Sıra sende." Alpay yutkundu.

"Yirmi üç yıl önce, ben dokuz yaşımdayken..." Bir bacağını sallamaya başladı. "Birliktw okuluma gidiyorduk. Birden bir arabaya atıldık ve uyandığımızda eskimiş bir evdeydik. Babam sınırdaki bir savaşın haberini yaparken aynı zamanda Ahin ile ilgili bilgiler de bulmuştu ve bunları askerlere teslim etmişti. Ahin de intikam olarak beni ve annemi almıştı."

İlk kez uzun uzun konuşuyordu. İlk kez bu kadar gergindi ve hatta korkuluydu.

"Zor oldu ancak o harabe evden, teröristlerin elinden kaçmayı başardık. Ama..." Yumruklarını sıktı. "Benim sikik çenem yüzünden yine yakalandık." Yüzündeki nefret ve öfke belli oluyordu. "Eğer saklandığımız yerde ben konuşmasaydım bizi bulamazlardı ama Ahin piçi ben konuştum diye sesimi duydu ve bizi buldu!"

Alçin tekrar aynı dolaba gitti ve yine bir şişe açtı. Şişeyi Alpay'a uzattı. Alpay şişeden büyük bir yudum içtikten sonra bana uzattı. Ben de bir yudum aldım ve tekrar Alçin'e uzattım.

"Bizi tekrar o eve götürdüler ve..." Çenesi kasıldı, gözleri doldu ve ayakkabısının topuklarını daha sert şekilde zemine vurmaya başladı. "Gözümün önünde anneme..." O sustu ama biz anlamıştık. Annesine tecavüz etmişti. "O gün annem daha fazla dayanamayıp öldü."

Üçümüzün de kaybı vardı. Benim annem ve babam. Alpay'ın annesi. Alçin'in kocası ve kızı.

Ben çocuktum. Alpay çocuktu. Alçin sadece aşıktı.

Ben duygularımı gömdüm. Alpay sessizliğe gömüldü. Alçin, kocası ve kızını mezara gömdü.

Üçümüz de aynıydık aslında. Sadece kaybımızı farklı yaşamıştık. Yaşamımıza farklı devam etmiştik.

Ben daima eksik hissetmiştim. Alpay konuşmaya korkar olmuştu. Alçin kafese kapatılmış, bundan nefret etmesine rağmne korkusu yüzünden kafasten çıkamamıştı.

Biz, Lakayıt ekibi, sadece bir grup asker değildik. Bizler aynı acıların farklı versiyonlarının kurbanıyık. Bizler intikam atesine düşmüştük. Bizler birbirimizin intikam ateşinde kavrulmuştuk. Sadece Lakayıt ekibi değildik ki biz.

Aynı zamanda İntikam Yoldaşı olmuştuk.

Ve alınacak son bir intikam kalmıştı.

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.