"Önceki bölümde okey oyununun son turunu oynamışlardı. Akay ve Mir, Alpay ve Güney'i yenerek Güney'in, Efsun hanım ile randevuya çıkmasını sağlamışlardı. Güney, isyan ederek konaktan ayrılmıştı. Bir süre sonra da Alpay evine gitmişti. Alpay gitmeden önce Akay, o ve Şüheda'nın alttan alttan flört ettiklerini fark etmiş ikisini bozmuştu. Alpay'yı yolcu ettikten sonra kendisi Mir ile açık açık flört etmişti. Şüheda, elinde telefon ve yüzünde sırıtmayla içeri girince Akay, kıskançlık krizine girmek üzereydi. Şüheda, Akay'dan kaçarak gitmişti. Ardından da Mir, Akay'ı yemeğe davet etmişti. En son Akay, bulundukları konağın kime ait olduğunu kendi kafasında sorguluyordu."
Mir Atalay
Kliniğimdeki ofisimdeydim. Oturduğum tekerlekli dönen sandalyede bir ileri bir geri ilerliyordum. Sandalyeyi sabit tuttuktan sonra hareketsiz kalamayıp bir bacağımı sallamaya başladım gerginlikle.
Kendi topuğuna sıktın, Mir. Aferin.
"Derin nefes al. Rahatla." Kendi kendimi telkin ederken aynı zamanda kendime verdiğim komutları da uyguluyordum. Derin bir nefes aldım. Sonra nefes verdim. On saniye boyunca bunu tekrarladım.
Aptallığın dibine vurdun. Ancak bir mucize seni rezillikten kurtarır.
Gerginlikle alt dudağımı ısırdım. Kafayı dağıtmalıydım. Telefonu aldığım gibi bende olan tek oyuna girdim. PUBG. Babam öğrense yine evde 3. Dünya savaşı çıkarır.
On dakika. Sadece on dakika oynayabilmiştim. Oyundan çıkıp telefonu kapattıktan sonra sandalyeyi ittirerek tam masanın dibine girdim. Masanın önündeki bilgisayarı şifreyle açtıktan sonra google amcayı açtım.
İlk buluşmada yapılmayacak şeyler nelerdir?
Önüme çıkan ilk siteye girdim. Bu siteyi beğenmeyince çıkıp hemen altındaki siteye girdim. Ben böyle siteler arasında gezinirken kapım aniden açıldı. Artık ne kadar dalmışsam kapı sesiyle irkildim.
"Kayınço!" Diyerek tüm neşesiyle içeri girdi eniştem Bora. Bora abinin ardından da askeri üniforması ve daha kurumamış teriyle abim. Bora abi, kendini masamın önündeki koltuğa atarken abim, ağır ve yorgun adımlarla eniştemin yanına çöktü.
"Hoşgeldiniz." Sakin çıkan sesimin aksine tabiri caizse paçalarım tutuşmuştu. Girdiğim siteleri kapatmak için olağanüstü bir hız sergiliyordum. Aynı zamanda da kimseye bir şey çaktırmamaya çalışıyordum.
Bu kadar şeye ne ara bakmışım?!
"Şimdi anlat bakalım, Mir. Konu ne?" Bora abi, masanın üzerindeki çikolatalardan birisini alıp paketini açtı. Bir yandan çikolata yerken diğer yandan da pakeyi düzleştiriyordu.
"Bir konuda fikrinizi almak istiyorum." Ne de olsa ikisi de evliydi. Bora abi beş ay önce ablam Mira ile evlenmişti. Emir abim ise üç yıldır evliydi ve bir kızı vardı. Karısı Gül yenge ise yedi aylık hamileydi. Abimin bir kızı daha olacaktı.
"Bu adamdan fikir almak istediğine emin misin lan?" Abim yan yan Bora abiye baktı. Bora abi ise onu takmadan koltukta yayıldı ve çikolataları götürmeye devam etti.
"Değilim ama başka seçenek yok." Dediğimde çikolatalara uzanan Bora abinin eli havada dondu.
"Yazıklar olsun." Diyerek kaseyi alıp kucağına koydu. "O değil de bu çikolataları nerden aldın lan?" Abim onun kafasına vurdu.
"Dur da çocuk derdini anlatsın bi'." Bora abi ise onu tınlamadan kaseyi sömürmeye devam etti. "Ne oldu, aslanım?"
"Bir kızı dışarı davet ettim." Abim boş boş bana bakarken Bora abi ise ağzına attığı çikolata boğazında kalmış olmalı ki öksürmeye başlamıştı. "Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok."
"Kimi davet ettin?" Bor abi, hâlâ öksürürken ne ben ne de abim onu takmıyorduk.
"Tanır mısın, bilmem. Akay Gürge-" Abim saniyesinde sözümü kesti.
"Binbaşı Akay Gürgen mi?" Başımla onayladığımda kahkaha attı. "O kadına en ufak yanlışında sikilirsin kardeşim. Demedi deme." İyi de hiç yüz yüze gelmemişlerdi. Abim, Akay'ı nereden tanıyordu ki?
"Sen nereden tanıyorsun onu?" Kaşlarım irademden bağımsız olarak hafifçe çatılmıştı.
"Ben üstteğmenken benim yardımcı komutan olduğum timimde komutan olarak bir yıl görev yapmıştı. O genç yaşında nasıl yüzbaşı oldu kimse bilmiyor ancak herkes torpilden bahsediyordu. Bu dedikoduları duyan yüzbaşı ise hepimizin belasını sikmişti. 'Kızıl Timinin Gaddar Yüzbaşısı' olarak anılırdı. Albay bile kadınla konuşmaya korkardı. Bizimle çıktığı son görevde acemi bir subayın hatası yüzünden ağır yaralanmıştı. En son hatırladığım doktorların uzun süre yürüyemeyecek demesiydi." İlk başta gülerek konuşsa da sonlara doğru durgunlaşmıştı. "Sinirlenmediği sürece konuşmazdı. Ağzını açtığında ya emir ya küfür duyardık... Şimdi beni görse hatırlamaz ama ben o kadını dönüm noktası olarak görüyorum. O ve bize verdiği eğitimler olmasaydı ben bu noktaya nah gelirdim."
"Allah belanızı versin lan sizin!" Kafasına masadaki su şişesini dikleyen Bora abi zar zor öksürmeyi bırakmıştı. "Ne Akay'mış aekadaş! Yok dönüm noktası, yok gaddar! Bir Akay merakın yüzünden ölüyordum lan!" Yüzü kıpkırmızı kesilmişti ve gözleri kızarmıştı.
Adam burada boğulabilirdi cidden.
"Hayırdır, aslan parçası? Varlığım seni rahatsız mı etti?" Hepimiz aynı anda kapıya baktığımız zaman içimden bağırmaya başlamıştım bile. Akay, sırtını kapının yanındaki duvara yaslamış, kollarını karnında birleştirmiş ve başını yana eğmiş şekilde Bora abiye bakıyordu.
"Sıçtın." Dedi Emir abim sessizce. Ama Akay öyle bir bakıyordu ki zaten o bunu demese bile Bora abi anlardı bunu. Sanki tüm hislerden arınmış, canlı değilmiş gibi. O kadar soğuk bakıyordu ki birisi dokunsa buza dönüşürdü.
Şizoid kişilik bozukluğu.
Akay ile tanıştığım andan beri tüm hareketlerini ve davranışlarını göz önüne aldığım zaman kendisine şizoid kişilik bozukluğu tanısını koyabilirim.
Şizoid kişilik bozukluğu yaşayan kişiler sosyal ilişkileri zayıf, çevrelerine soğuk olur. Genel temaslara karşı ilgisizdirler. Birilerine sırlarını açıklamazlar veya sır vermekte güçlük çekerler. Tek tabanca takılır ve bireysel aktivitelerde bulunurlar. Duygularını topluma yansıtmazlar. İnsanlara karşı soğuk bir duruş sergilerler.
Bu özellikler ve Akay'ın karakteri birleşinde ortaya çok tuhaf bir kombinasyon çıkıyordu.
Akay, bu özellikleri ondan çıkardığım anda ciddi, ailesinin yanında duygusal, alaycı, zeki, sivri dilli, yanında kendinizi rahat ve güvende hissedeceğiniz, hak edene merhametini gösteren, kara defterine yazdıklarına ise Hakkariye gelmeden önce Lakayıt karargahında amcasına ve bana söylediği işkenceleri yapacak kadar gözünü karartabilen ve bundan normal bir şeymiş gibi bahseden manyak birisiydi.
İnsanları etkiliyordu. Sanki Akay bir gezegen, insanlar ise uzayra rastgele gezen cisimlerdi. Akay, kendisine yaklaşan insanları manyetik alanı içerisine alıyordu. İnsanlar sanki uydu gibi Akay'ın çevresinde dönüyordu. Ancak şöyle bir şey de vardı ki, Akay bunu fark etmiyordu.
Akay'a tek uydusunun ben olmak istediğimi söylesem kızar mı?
Öldürür.
"Seni öyle bir hale getiririm ki, benim arkamdan atıp tutmak nedir en acı şekilde öğrenirsin." Yüz ifadesi sertleşmişti. Gözlerindeki soğuk buzulda ufak bir çatlak oluşsa da bunu çok iyi maskelemişti.
"Kadına bak!" Dedi Bora abi şaşkınlıkla. "Ölümden korkar gibi bir halim mi var? Ha duymayı çok istiyorsan söyleyeyim, varlığın varlığımı rahatsız ediyor."
Beni rahatsız etmiyorsa sana ne oluyor, Bora abi?
Tam ağzımı açmış, Bora abime sınırı geçmemesi gerektiğini söyleyecekken Akay konuşmama fırsat vermedi.
"Demek ölümden korkmuyorsun..." Bu noktada sırıttı ve İslamın Altın Çağında yaşamış bir filozof ve bilim insanı olan Farabi'nin sözünü söyledi. "Zaten, var mısın ki, yok olmaktan korkasın?" Oda sessizleşti.
"Hoşgeldin, Akay." Diyerek Bora abimin mors olmuşluğunun üstünü kapatmaya çalıştım.
Akay, cidden örnek alınacak birisi.
"Ayakta kalmayın komutanım." Diyerek ayağa kalkan Emir abim ile içimden zılgıt çekmeye başlamıştım. Abim yarbay, Akay binbaşı. Abimin rütbesi daha yüksek. Akay'ın, Lakayıt olduğunu mu öğrendi?
"Oğlum sen yarbay değil misin?" Diyen Bora abimde benim gibi şaşkındı. Tek fark, ben şaşırmamı içimde bağırarak bastırıyordum. O ise dışarı yansıtmaktan çekilmiyordu.
"Akay komutanım olmasaydı ben çok önceden ölecektim, Bora." Göz devirdi ve ardından sert bir bakış attı. "Ve Bora... Komutanıma saygılı ol."
Akay eliyle koltuğu göstererek abime sessiz bir emir buyurdu. Otur. Ardından bana döndüğünde gülümsedim istemsizce. Pişmiş kelle gibi otuz iki dişimi göstermemek için de ağzımın içini kanatacak kadar sert ısırıyordum. Ellerimin terlediğini şimdiden hissetmiştim.
"Bir şey konuşacaktım," Bora ve Emir abimi gösterdi. "Ancak başın kalabalık." Bora abime özellikle sert bir bakış attı. "Daha sonra gelirim. Acelesi yok zaten."
"Gidebiliriz, komutanım." Diyerek tekrar ayağa kalkan abime baktı. Kaşları çatıldı. Sonra bir şey hatırlamış gibi düzeldi.
"Kızıl timinin yardımcı komutanı üstteğmen Emir Atalay." Başını hafifçe sallarken gözleri dalgındı. Sonra başını kaldırıp abime yoğun bir ciddiyetle baktı. "Amına kodumun dümbeleği."
Akay, işaret ve baş parmağıyla burun kemerini ovuşturdu. Sırtını duvardan ayırdı. Abim başını yere eğdi. Bora abim boş boş bakıyordu. Ben ise bir yandan ağız içimi ısırıyor, diğer yandan terleyen ellerimin endişesiyle bacağımı sallıyordum.
Ben birde bu kadınla açık açık flört ettim. Nasıl başardım? O anki cesaret neden şimdi yok?!
Kafayı yemek üzereyim.
Ya yanlış bir hareket yaparsam ve benden soğursa?!
Ya saçma bir şey söyleyip onu kırarsam?!
Kendi içimdeki karmaşama son veremesem de dikkatimi Akay'a vermiştim. Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir şey vardı. Onu ilk gördüğümde saçları daha dalgalı ve uzundu. Şimdi ise kalça hizzasına kadar gelen o saçları kürek kemiğinin biraz altındaydı ve daha düz duruyordu. Kehribar rengi gözlerinde daima bir ateş yanarken şuan durgundu. Daha doğrusu Akay standartlarına göre.
"Bir daha bilmediğin çadıra dalarsan sikerim belanı. O senin çadıra dalman benim iki yılıma mâl oldu."
"Emredersiniz..." Diye usulca mırıldanan abime şaşırarak baktım. O aslan Emir Atalay şuan neredeydi? Bu kedi kimdi?
Akay bana baktı. Çok minik, neredeyse fark edilmeyecek şekilde gülümsedi. Benim beynim yine durmuşken ben de karşılık olarak gülümsedim. Şuan liseli ergenler gibi 'bana gülümsedi!' diye bağırmak istiyordum.
Akay gitti. Bora abim konuşmadı. Emir abim ayvayı yedim temalı bakışlar atıyordu. Bendeki heyecan ise kimsede yoktu.
"Sen eminsin değil mi? Kadını yarı yolda bırakmazsın?" Diyen abimle yutkundum.
"Onu daha iyi tanımak istiyorum." Dediğimde başını salladı.
"O zaman aç kulağını, beni iyi dinle." Ve tam bir saat boyunca ben, Emir abim ve Bora abim derin bir konuşma içerisine girmişti. Onlar gittikten bir süre sonra telefonuma mesaj gelmişti. Akay?
Binbaşı: Maç var. Amcam seni de çağırdı. Gelir misin?
Her ne kadar 'sen varsan her yere gelirim' demek istesem de kötek yemek istemediğim için bunu söylemeyecektim.
Siz: Çekirdek getireyim mi?
AFERİN, MİR! BU NE KADAR DA MUAZZAM BİR YANIT!
Binbaşı: Tuzlu olsun. Bir de yanına takila getirsene.
Ha?
Binbaşı: Amcam istiyor lan bakma öyle ekrana mal mal.
Siz: Tamam alırım.
Binbaşı: Çabuk gel geç gelirsen amcam almaz içeri. En geç dokuzda kurban kestiğimiz konakta ol.
Siz: Anladım.
Yarım saat önceden orada olurum o zaman.
Klinikten çıkıp çekirdek ve iki şişe 75'lik tekila almdıktan sonra yarım saat önceden konağa gitmiştim. Konakta Güney amcanın beni ve Akay'yı zorbalamasıyla geçen dakikalardan sonra Alpay da elinde bayraklar, atkılar ve yüz boyası ile formalarla gelmişti. Formaları giydik, yüzümüzü boyadık, atkıları taktık, ortamı hazırladık. Türkiye-Avusturya maçı, Akay ve Güney amcanın kendilerini aşırı kaptırması, Şüheda'nın fırsattan istifade Alpay ile sohbet etmesi ve benim Akay'ı izlemem ile geçmişi. En sonunda Güney amca zil zurna sarhoş olmuş, Akay ve ben hafif bir baygınlık yaşamış, Alpay ve onun içki içmesine izin vermediği Şüheda ise ayık kalmıştı.
Türkiye maçı 2-1 yenerken Akay, Güney amca ve ben silah sıkmış, Şüheda ve Alpay ise Güney amcanın önceden hazırladıkları favai fişekleri patlatmıştı.
Güzel bir gündü.
Çünkü Akay oradaydı.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!
