"Annemlere nasıl açıklayacağım?"
Şuanki ana temamız Hilal in hamileliğiydi. Kara kara annesine ve babasına nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Sözlü de olsalar henüz evli olmamaları bunun için sıkıntı çıkarıyordu. Ailesinin sert çıkmasından arkasında durmayacaklarından çok korkuyordu.
Elçin "nişan mevzusunu hızlandıralım. Henüz daha çok başındasın."
Başını salladı. "Daha 2 haftalıkmış. Karnım hemen belli olmaz umarım." Bıkkınlıkla nefesini verdi. "Nişanlanalım da bir. Annemler o zaman birşey demez... yani umarım."
"Sen canını sıkma yeter. Bir şekilde hallolur."
Hilal "bakabilecek miyim onu bile bilmiyorum." gözleri dolmuştu.
"Bence sen çok iyi bir anne olacaksın. Merak etme."
Elçin "ikizim haklı."
Hilal "Siz bir hamile kalın da o zaman göreceğim sizi de."
Yüzüm düşmüştü bir anda. Üç yıl evvel olan şeyler aklıma doluştu cümle ile.
"Senin gücün anca kadınlara yeter deme?" Tükürdüm suratına. "Kansız köpek!" Tutulduğum yerde rehin alınan başka kadına ilişiyordu gözümün önünde. Geri çekilip önüme geldi. Suratıma bir tane geçirirken gülmüştüm. Neydi bu? Sinek ısırığı mı? Çöz ellerimi de Osmanlı tokadı gör şerefsiz.
Topuzun bakışları an be an karardı. "Kapa çeneni be kadın!"
"Eeeh yeter ama! Günlerdir konuşturmaya çalışıyorsun şimdi sus diyorsun ne yapayım ben Topuz?" İstediği askeriye bilgileriydi. Ama o bilgilerin benden çıkma ihtimali bile söz konusu olamazdı. Bunu hala öğrenememişti bu pezevenkler. İşkence ile konuşuruz sanıyorlardı. Bilmiyorlardı ki biz zaten bordo bereli olarak yetişirken geçiyorduk o aşamalardan. Yani demem o ki o yürüdüğün yoldan giderken biz çoktan dönüyorduk.
Topuz iğrenç gülüşüyle bana yaklaştı. "Konuşmayacaksın öyle mi?"
Bir haftadır esir tutuluyordum. Askerlerimin beni bulup kurtarmasını beklemekten baika çarem yoktu. Direniyordum. Her yerim acıdan kopsa bile ağzımı açıp tek bir kelime söylemeycektim onlara. Bordo bereli olmanın ana kuralı buydu. Öl ama sus.
Cıkladım. "Türk askeri Allah tan başka kimseden korkmaz! Timim yedi ceddinizi bulup soyunuzu kuruttuğunda bende böyle güleceğim arkandan soysuz piç!"
Daha da öfkelendi. Cebinden çıkardığı bıçağı eline iyice yerleştirdi. "Bulabilirlerse o da." Güldü pis pis. Sonra hayatım boyunca taşımak zorunda olacağım o yükü bindirmek üzere bıçağı bana sapladı. Kasıklarıma.
Benim o gece anne olma hakkımı elimden almışlardı. Hayatımın en kara gecelerinden biriydi. Dünyam başıma yıkılmıştı. O günden sonra hiç hayal kurmamıştım ben. Vatan dışında ilgilendiğim hiçbir şey yoktu. Barbaros... o da o kara gecede beni kurtarmaya gelen timimin arasındaydı. Yeni katılmıştı. Herşeyi öğrendiğinden olsa gerek biraz da bundan dolayı yaklaşmamıştı herhalde bana. Ben anne olamayacaktım artık. Barbaros bunu bile bile nasıl yaklaşmıştı bana? Baba olmak onun da hakkıydı.
Elçin yüzümün düştüğünü fark etmiş olmalı ki sordu. "Laçin ne oldu?"
Dolu gözlerimi onunkilere çıkardım. "Ben anne olamam artık."
...
Hilal in ailesi nasıl olduğunu bilmediğimiz bir şekilde öğrenip orayı basmışlardı. Baya büyük kavga edip gitmişlerdi. Ailesi o kadar sert çıkışmıştı ki ona. Sesimi yükseltmek zorunda bile kalmıştım. İyi ki o anlarda Baran abi yoktu. Hilal i korumak için saygısını bozacağına emindim. Çünkü o da bir anneydi artık. Nokta kadar bir bebeği olan bir anne.
Çok kırgındı. Saatlerce ağlamıştı. Neşelendirme çabalarımız hep sonuçsuz kalmıştı. Bana kendimi hatırlatmıştı bu halleri. 3 sene önceki kendimi. Tek fark benim bebeğim yoktu.
Akşama doğru taburcu etmişlerdi. Hilal kendi evlerine gitmek istemediği için bizde kalacaktı bu gece. Gitse de kovacaklarını eve almayacaklarını düşünüyordu hatta.
o kadar da değil. Çocuklarını evden de kovmazlar herhalde.
Derin bir nefes aldım. Birşeyler demek istiyordum ama kelimeleri toparlayamıyordum bir türlü. Ne diyeceğimi bilmeyen bir halim vardı. Kimseden çıt çıkmıyor oluşu da çabası.
"Göreve dönmek istiyorum."
Pekala, söylemek istediğim bu değildi. Ama zaten o da düşündüklerimin arasında.
Elçin "Saçmalama daha birkaç günün var."
"Umurumda değil." Kaç gündür silahımı elime alamamaktan gına gelmişti artık. "Yarın tabura döneceğim."
Hilal "Ama ya birşey olursa?" Eli karnındaydı. Öğrendiğinden beri öyle duruyordu. Onun adına seviniyordum.
"Olmaz merak etme. Daha ağır yaralarla mücadele ettiğimi biliyorum ben." Anne olamayacağımın acısı gibi ağır yaralar.
Elçin "dur dur. Barbaros ile nasıl gidiyor onu anlat hele sen."
Sırıttım. Hilal in de dikkatini çekebilmiştik sonunda.
"Düşman kulağına kurşun," dedim Allah nazarlardan saklasın anlamında. "O kadar iyiyiz ki rüya gibi. Barbaros... 3 yıldır tanıyorum zaten herşeyini bil-" alkol mevzusu geldi aklıma. Alkol sevdiğini bile bilmiyordum. "Kızlar ya... Barbaros u ben tam anlamıyla tanımıyorum sanırım."
Hilal "Nasıl yani?"
"Ya bilmiyorum. Düşünüyorum hakkında neler biliyorum diye ama hiç aklıma gelmiyor."
Elçin "O zaman cevapla bakalım. En sevdiği renk?"
"Koyu yeşil." Asker adamın en sevdiği renk yeşil olur. O değilse kırmızı beyaz şanlı bayrağımızın renkleridir.
Hilal "en sevdiği yemek?"
"Yemek seçmez. Doymak için yer."
Elçin "kütüğü?"
"Sivas."
Hilal "en sevdiği film türü?"
"Komedi." İşte bu Barbaros un en garip huyuydu. Komik film izleyip gülmemek. İçinden gülüyormuş öyle söylemişti. Somurtuk adamın güldüğünü ilk defa benimle sevgili olduğunda gördük.
Elçin "okumayı en sevdiği tür?"
"Türkçülüğe dair herşey. Atsız okuyor. Gök Girsin Kızıl Çıksın falan."
Elçin "ya bide diyor hiçbir şey bilmiyorum. Kızım en garip olanları bile biliyorsun."
"Bir askerin sevdiği okuduğu şeyleri sallasanız tutar arkadaşlar."
Hilal "Baran ın hangi tür kitap okuduğunu ben bile bilmiyorum."
"Öyle mi dersiniz?"
Elçin "Öyle tabi ya. Sen onu bunu boşver de Oğuz u anlat biraz."
Kafamda şimşekler çaktı bir an.
"Sen anlat çabuk."
Elçin "ya ben bir vaka araştırıyorum tamam mı. Mekana gittim üstüme yürüdüler orada. O sırada da Oğuz oradaymış hemen el attı olaya dedi hop birader noluyor dedi. Korudu beni. Ay kızlar, ben orada bir eridim bir eridim var ya. Askerlerin bu kadar havalı olduğunu bilmiyordum."
Güldüm. "Asker abin ve bir ikizin var artık."
Elçin göz devirdi. "Kartal abim hiç de havalı değil. Çok da sıkıcı."
Kartal gördüğüm en havalı insanlardan biriydi.
...
Bir günü dümdüz şekilde geçip giderken ertesi gün erkenden kalkmıştım. Tam da istediğim gibi Kartal abimi yakalayabilmiştim. Saat 5 civarıydı. Karargaha gitmek için tam vaktiydi.
"Sen," dedi Kartal abi beni görünce. "Ne işin var sabahın bu saatinde?"
Yeşil kargo pantolon üzerine siyah triko kazak giymiş. Klasik Asker birey kombini. Tıpkı benim üzerimde olduğu gibi. Abi kardeş nasıl da uyumlu görünüyoruz.
"Karargaha gideceğiz abi. Askerim ya bende hani?"
Kaşları bir anlık şaşkınlıkla havalansa da anında çatıldı. "Sen doğru yatağına gidiyorsun küçük hanım. Daha iznin var gelmen için." Masadaki araba anahtarını aldı. "Şirinlikler bana sökmez."
"Abim de olsan izin almadım. Geleceğim."
Geçen gün konuşulan kahvaltı mevzusu iptal olmuştu. Bugün sıkı bir çalışma yapmamız gerekiyor albay bize bunu emretmişti. Muhtemelen yakında büyük bir görevimiz olacak.
Kartal "Laçin." Dedi uyarırcasına. "Komutanın olarak konuşturma istersen beni."
Ofladım. "Ya abi. Geleceğim işte benim eğitime katılmam gerek. Silahımı elime almam gerek. Basıyorlar yoksa beni, geriliyorum."
Kartal "Peki tamam. Benden sakın müsemma bekleme. Diğerleri ne yapıyorsa sende aynen yapacaksın. Şimdi ilaçlarını yanına al çıkalım."
Gülümsedim. İlaçlarımı kaptığım gibi arkasından koşturmuştum. Ben iyileştiğimi hissediyordum. Dikişlerim de kaynamıştı. Talimlere pekala katılabilirim.
Kartal abim arabasına binerken bende onun aracına yöneldim. İki tane ile gitmeye gerek yoktu. Onunki ile gitsek daha mantıklı olur sonuçta aynı yere gidiyoruz.
Silahımı kontrol edip bindim arabaya. O da arabayı çalıştırıp bahçeden çıkmıştı. Bahçemiz genişti. Birkaç araba sığacak kadar hemde. En çok o özelliğini seviyordum bu evin. Sessiz sakin geçen kısa araba yolculuğumuz askeriyenin otoparkında sonlanmıştı. Odalarımıza çekilip üniformalarımızı giymiştik. Güne gayet hızlı başlamıştık. Koşuydu atış talimiydi öyle geçmişti o günümüz. Dışarıda bekleyen tehlikelere karşı hazırlanarak.
.
.
.
