İçeriğe geç

LABİRENT -Son Çıkış-

Bölüm 8 · 18 dk okuma

LABİRENT -Son Çıkış-

Bölüm 8

4▪︎

Bu sizin için sıradan bir bölüm olabilir ama benim hikayemin başladığı bölüm olacak: Hayatım kökünden değişecek, belki de kaderimde olan ama kaderimi de değiştirecek şeyler yaşayacağım. Pişman da olsam,gelecekten korkmuyorum, yaşayacaklarımdan da öyle.Ben istedim ve başaracağım da. Ne tür zorluk olursa olsun üstesinden geleceğim.

~ Sare

Sare Yıldar

Bölüm şarkımız: Yalancı Mevsim (Volkan Akmehmet)

Bu şarkı aynı zamanda kitap şarkımızdır. O yüzden birden fazla bölümün şarkısı da olacaktır ♡

4- Yalancı Mevsim

Genç adam biraz hız da yapsa kontrollüydü. Gecenin siyahlığına şehrin renkli ışıkları müdahale ediyor, boşalmaya başlamış sokaklar saatler geçtikçe ıssızlaşıyordu. Genç adam durmadı, ışıkları geçince gaza daha çok bastı. Öfkesi onu ele geçirmeden kafasındaki soruların cevabını öğrenmeliydi. Her şeyi öğrenmeliydi. Kafasına yatmayan şeyler vardı, sadece hisle kalamazdı,sadece hissediyor olamazdı.

Büyük villanın önünde durdu. Arabayı park etme gereği bile duymadan inip anahtarları ceketinin cebine attı. Büyük bahçeden geçip hızlıca merdivenleri çıktı. Zile basıp derin bir nefes alarak gökyüzündeki dolunaya baktı. Çok beklemesine gerek kalmadan kapı açıldı.

"Hoş geldiniz efendim." Beyaz gömlekli kadın sonuna kadar kapıyı açıp geri çekildi. Geniş koridordan büyük adımlarla geçip büyük salona baktı. Boydan boya cam olan salondan bahçede oturduklarını görebiliyordu.

"A, hoşgeldin." Arkasından gelen amcasıyla tokalaşıp "Konuşmamız lazım." diyerek direkt konuya girdi. Adam bahçede oturan kardeşi, karısı ve çocuklarına baktı. "Tamam, çalışma odama geçelim."

{}{}{}{}{}{}{}{}

Eşyalarımı koyduğum valizi son kez kontrol edip eksik bir şey kalmadığına emin olunca fermuarı kapattım. Dün akşam geldiğimde dedikleri gibi Gökalp ve Armin kanepeye kurulmuş beni bekliyorlardı. İstedikleri gibi olanları detaylıca anlattıktan sonra birlikte yemek yemiş, balkonda sıcak çikolata içmiştik. Yorgunluğuma rağmen arkadaşlarımla vakit geçirmek bana iyi gelmişti. Her ne kadar bir aylığına da olsa yanlarında olamayacaktım, bir nevi bu son görüşmemizdi.

Şarj aleti, cüzdanım, birkaç bakım eşyası,kıyafetler... Kol çantamı da hazırlarken dün Armin'in dediği aklıma geldi. "Bu çocuğa bu kadar dikkat kesilmen hayla alamet değil kuşum." Yeşil gözleri ikisine de anlatmıştım ve bana demişlerdi ki "Sen boşuna bir şeye dikkat etmezsin." Hisleri kuvvetli biriydim, aynı şekilde rüyalarımın gerçekleştiği zamanlar da olmuştu. Ama bu işin altından ne çıkabilir hiçbir fikrim yoktu. Oradakileri tanıdıkça belki anlayabilirdim, bu işi çözebilirdim.

Odamın kapısının açılmasıyla Armin'in yüzünün görülmesi bir oldu. "Sarişim, günaydın." Neşeli sesine neşeyle karşılık verip sarıldım. Ayrıldığımızda hazır olan bavuluma baktı. Yüzü hafifçe düşünce yanağını öpüp tekrar sarıldım.

"Çok özleyeceğim." Fısıltısına fısıltıyla "Biliyorum, ben de." diye karşılık verdim. Elimle Armin'in sırtını pat patlayıp yüzüne baktım.

"Gel yemek yiyelim çünkü çok açım." Gülerek odadan çıktığımızda ikimizde de burukluk vardı. Ama bu sadece bir aylık bir zamandı. İkimiz de çoğu anlarda yoğun olacağımız için daha az zorlanacağımızı düşünüyorum.

Birlikte kahvaltı hazırlayıp sıcacık çayımızla balkondaki masaya kurulduk.

"Gökalp bizi bırakmaya gelecek. Yarım saate burada olur." dedi hüzünle. Eline uzanıp sıkıca tuttum.

"Biliyorum, bize zor gelecek. İlk zamanlar özellikle alışamayacağız. Ama sonunda çok güzel sonuçlarla döneceğim. Üzgün durmak yok tamam mı?" Kocaman gülümseyip umutla Armin'in yüzüne baktım.

"Tamam canım." Gülümsedi." Bana söz ver,kendine dikkat edeceksin. Ve ne olur ne olmaz, kimseye kolay kolay güvenme." Gülümseyip saçlarını karıştırdım."Tamam anne." Duyduğumuz araba sesiyle hızlıca sofrayı toplamaya başladık. İkimiz de hazırlık zaten. Eşyalarımı kapının önüne götürüp kapıyı açtım.

"Güzellik." Gökalp açar açmaz sarıldığında sıkıca sarıldım ona. Hepimizde vardı üzgünlük, elimizde olmadan. Çünkü hiçbir zaman birbirimizden bir ay bile ayrı kalmamıştık. Armin de kapıya geldi, çantalarımızı alıp kapıyı kitledik. Arabaya ilerlerken dönüp son kez evimize baktım. O an,içime bir his doldu. Kötü bir his değildi ama iyi olmadığı da kesindi. Karnım ağrımaya başlamıştı bile. Umursamamaya çalışarak aceleyle ön koltuğa geçtim.

Yolculuk muhabbetle geçti. Herkes durgunluğunu saklıyor, beni mutlu olduklarına bir nevi ikna etmeye çalışıyordu. Bunu istemiyordum, gizlemelerini, rol yapmalarını, ben üzülmeyeyim diye iyi gözükmeye çalışmalarını... Sadece benim için içleri rahat, mutlu ve huzurlu olsunlar istiyordum. Yanlarından ayrılmak zaten zordu, bir de en yakınlarımdan alelacele ayrılmak işi daha da zorlaştırıyordu.

"Yanına bolca film aldın mı?" Dedi Armin telaşla, öne doğru eğilip. "Tabii ki. Unutur muyum?"dedim gülmeye çalışarak. Bir yandan da Gökalp'e yolu tarif ediyordum.

On dakikalık bir yolun sonunda koca binanın önünde durduğumuzda ikisi de öne doğru eğilip koca yapıya bakmaya başladılar.

"Vay be,çok iyi." dedi Gökalp hayran hayran. Hep birlikte arabadan indiğimizde beni unutmuş,binaya odaklanmışlardı.

"Ben burdayım, aa beni unuttunuz." Dedim elimi sallayarak. Koca binaya bakmayı bırakıp bakışları nihayet bana döndüğünde bana ilk sarılan Armin oldu. Sıkıca sarılıp saçlarını okşadım. O kadar duygusal bir andı ki Gökalp zaten kendini zor tutuyordu. Ayrılıp Gökalp'i kendime çektim, sıkıca sarıldım. Gözümü açtığımda Armin'in gözyaşlarını sildiğini görünce gözlerim doldu. Gökalp'in de vücudu titriyordu.

"Ya yapmayın böyle, bir ay sadece ya. Beni askere uğurlamıyorsunuz." dedim sitem ederek. İyice moralim bozulmuştu, Gökalp ise hala beni bırakmıyordu. Başıma öpücük kondurduğunda kollarının arasından ayrılıp iki ağlamaklı bedene döndüm.

Dediğimin üstüne Armin kocaman gülümsedi, neşeyle tekrar sarıldı.

"Aynen, Gökalp sen de ne ağlaksın." dedi Armin, yüzünü silerken.

"Sen kendine bak, cadı." dedi gülerek. İkisine birden son kez sarılıp barajdan bavulumu aldım.

"Kendine dikkat et. Kendini yorma. Hiçbir şeyi kafaya takma." Gökalp'in uyarılarının ardından Armin de "Dediklerimi unutma ve keyif almaya bak." dedi gülümseyerek. Gülümseyip öpücük attım. Büyük merdivenlerden çıkarken Gökalp de bavulumu getirmeme yardım etti.

"Seni çok özleyeceğiz, prenses." Burukça gülümseyip zar zor "Ben de..." diyebildim. Bir kere daha sarılıp başımın üstünü öptü, ben de başımı omzuna yasladım. Kapının önüne doğru yürüyüp son kez arkama baktım. İkisi de gülerek bana bakıyor, el sallıyordu.

"Sen yaparsın Sare!"

"Kazan da gel!!" Islık çalıp tezahürat yapmaya başladıklarında gülerek alkışladım. Yumruklarımızı havaya kaldırıp neşeyle kıkırdadık. Etrafımızdaki insanların bize baktığını bilsem de umursamadım.

Biraz daha dururlarsa Armin de işe geç kalacaktı, aynı zamanda onları bırakıp gidemeyecek, yanlarına koşarak geri dönecektim. Gülümseyerek yüzlerine son kez bakıp gitmelerini işaret ettim, ardından daha fazla oyalanmadan dönen kapıdan geçtim. Artık kendime başka bir kapı daha açmıştım. Başka bir yol, yeni bir hayata ilk adım... İnanıyorum ki bu program benim hayatımı etkileyecek,belki de değiştirecekti. Bu bir nevi yine benim elimdeydi. Benim çabam, isteğim, çalışmama bağlıydı. Arkadaşlarımın verdiği öğütler de aklımdaydı, çünkü buradan çıkınca daha iyi bir ben olmak istiyordum. Bir aylık gayretime, yaptığım pratiklere deysin istiyordum. Bunun için hazırdım, sonuna kadar.

Kapının yanında durduğumda ilk baktığım yer dün toplandığımız danışma kısmı olmuştu. Dün olanlar aklımda canlanırken bekleme salonuna doğru yürümeye başladım. Az ileride, açık bir alandı. Dört adet büyük koltuk ve bir televizyon, ortada da dergilerin olduğu büyük bir sehpa vardı. Koltukta oturan ve ayakta duranlara baktım. Çoğunu tanımıyordum. Kimisi yanında bavul bile getirmemiş, birkaç çantayla yetinmişti. Gözlerim ilk yeşil gözleri aradı ama yoktu. "Herhalde yine sonra gelecek." diye düşündüm.

"Sare!" Su büyük adımlarla yanıma yaklaşıp sarıldı, beklemeden karşılık verdim. Şu zamanda konuşabileceğim insanlara ihtiyacım vardı ve Şu benim bu konudaki şansımdı. Su'yun belimi tutarak beni koltuklara yönlendirmesine izin verdim.

"Nasılsın?" dedi, neşeyle cıvıldıyordu yine. "İyiyim, sen de iyi görünüyorsun."dedim. Enerjisi gerçekten fazlasıyla bulaşıcıydı. Hüzünlü ve düşünceli bir halde olsam da kötü ruh halimden biraz da olsa arınabilmiştim.

"Bavulumu zar zor taşıdım ya, bayağı bir eşya koydum ne olur ne olmaz diye." dedi sarı bavulunu işaret ederek. Ardından bavulunu zar zor kenara itip koltuğa oturdu,ben de yanına geçtim.

Salonda olanlara tekrar göz gezdirdim. Dünkü elbiseli kız da gelmişti, bu sefer daha sade bir makyaj ve elbiseyle koltukta oturuyor, telefonuna bakıyordu. Danışma kısmına baktım, hızlı hızlı yürüyen, dosyalar taşıyan çalışanları izledim. Oturanlardan da pek ses çıkmıyordu, sessizlikten dolayı da birbidiyle konuşanlar fısıldayarak konuşuyordu. Duvardaki büyük saate baktım, İçeri girdiğimden bu yana on dakika geçmişti.

Ortamdaki sessizlikten sıkılınca kapıdan geçenleri izlemeye başladım. Dün gördüğüm iki kişi, ardından yüzlerine dikkat etmediğim için hatırlayamadığım birkaç kişi daha kapıdan geçip olduğumuz alana yöneldiler.

"Seninkinin de eli kulağındadır." Kulağıma fısıldayan Su'ya sitem dolu bakışlarımı gönderdim.

"Nereden benimki oluyor ya?" Su kıkırdadığında arkadan omzuma dokunan bir el hissettim.

"Aa, Eslem?" Eslem ve Arda yanımızdaki boş koltuğa geçtiler.

"Nasılsınız?" Eslem'in de yanında büyük gri bir bavul vardı. Arda telefon konuşması yapmak için yanımızdan ayrıldığında muhabbet etmeye başladık. Şaşırtıcı şekilde hızlı kaynaşmıştık, çok yakın olmasak da iki günde birbirimize kanımız ısınmıştı. En azından bu proje süresince konuşacak insanlar bulabildiğime seviniyordum.

"Sen hangi markayı kullanıyorsun?" dedi Su, düşüncelerimden sıyrılıp tekrar ikiliye odaklandım. "Bende Nikon var." dedi Eslem, kol çantasından çıkarıp makineyi bize uzattı.

"Gerçekten güzel. Pahalı makinelerden. " dedi Su.

"Çekim kalitesi de iyi olmalı." Elimdeki makineyi Su ile detaylı inceledik.

"Evet herkes hazır mı?" Doğukan Bey'in sesini duyduğumuzda makineyi Eslem'e geri verdim.

"Eksik var." Ardından dün yaptığı gibi sayım yaptı.

"Dokuz kişi yok."

"Üç kişi lavaboya gitti." dedi adını bilmediğim bir kız. O an kendimi okul gezisinde gibi hissettim. Lisede Ayasofya gezisinde, üniversite gezilerinde, piknik programlarında gibi... Küçük servislerde geçirdiğimiz yolculuklar,hocaların yoklama alması, ortamdaki gürültü...

Lavaboya gidenlerin döndüğünü gören Doğukan Bey elindeki kağıtlara bir şeyler yazmaya başladı.

"Ya, Doğukan Bey çok yakışıklı değil mi?" Su'yun fısıldamasıyla şaşkınlıkla ona baktım.

"Ciddi olamazsın." Doğukan Bey gençti, yirmili yaşlarının sonunda olmalıydı ama o ve Su'yu bağdaştırınca şaşırmadan edemedim.

"Neden olmasın? Gerçi bence de imkansız aşk olur bizimkinden. Adamla bireysel olarak nerede görüşüp konuşabilirim ki?" dedi üzüntüyle.

Su gerçekten her şeyi hızlı yaşıyordu.

"Üzülme, Su akar yolunu bulur." dedi Arda, bizi dinlediğini belli ederek. Pek başaramasam da gülmemi bastırmaya çalıştım.

"Aa,ne gülüyorsunuz ya? Komik mi?" Arda ve benim kızaran yüzlerimize bakınca Su da gülmeye başladı.

"Sessizlik lütfen."Doğukan Bey son gelenleri de sayarak yoklama almaya çalışıyordu.

"Allah'ım ne kadar ciddi, bu ona çok yakışıyor." dedi Su hayallere dalarak. Şu an ellerini yanaklarına koymuş,öne yaslanmıştı. Yeni aşık bir liseli gibi Doğukan Bey'i izlemesine gülmeden edemedim.

"Kızım kendini bu kadar kaptırma. Daha adamı göreli dün bir bugün iki." Dediklerime omuz silken Su'ya 'sen bir umutsuz vakasın' bakışlarımı yolladım. Bu sefer göz devirince güldüm.

"Gelmeyen iki kişi var." Dedi Doğukan Bey."Geliyorlar."dedi bir çocuk kısa bir süre sonra. Bakışlarımız dönen kapıya döndü. Dönen kapıdan tanımadığım bir çocuk geçti, ardından da o ,yeşil gözler...

Beyaz tişört, kahverengi deri ceket, açık renk pantolon, beyaz spor ayakkabı ile çok yakışıklı görünüyordu.

İkisi de Doğukan Bey'in yanında durdular. Yeşil gözlü çocuk kimseye bakmıyor, dünkü gibi muhattap olmuyordu. Doğukan Bey ise tanımadığım çocukla konuşup yeşil gözlere dönünce duraksadı. Kısa bir süre ona bakıp hiçbir şey demeden önündeki kağıtlara döndü. Yapacak bir şey olmadığından öylece Doğukan Bey'i izledim.

"Kızım, bu çocuk bizim tarafa mı bakıyor bana mı öyle geliyor?" dedi Su beş dakika sonra.Su'ya dönüp kaş göz yaptığımda yeşil gözleri işaret etti. Yavaşça o yöne baktım. Bakışını yakalamıştım ama hızlıca bakışlarını benden çekip Doğukan Bey'i izlemeye başladı.

"Öylesine ortamı izliyordur."dedim fısıldayarak. Ben de onun olduğu tarafa bakıyordum sonuçta.

"Şimdi dışarıda bizi iki servis aracı bekliyor. Herkes eşyalarını alsın, çıkıyoruz." Dün verilen kartlarımızı çantalarımızdan çıkarıp turnikelerden geçmeye başladık. Doğukan Bey yine önümüzde, seri adımlarla ilerliyordu. Kapıdan çıktığımızda ön tarafta , servis araçlarının olduğu yerde Ersin Bey'in de bizi beklediğini gördüm.

Doğukan Bey arkadakine, Ersin Bey de öndeki araca bindiğinde Su kolumu çekerek arkadaki araca bizi sürüklemeye başladı.

Bavullarımızı görevlilere verip büyük araca sırayla binmeye başladık. Doğukan Bey sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturmuştu, Su da tabii ki bu fırsatı kaçırmadan ön koltuklardan birine geçti. Yanına ben de oturdum, ardından telefonu açıp gelen mesajlarımı kontrol ettim. Gökalp ve Armin gülerek çekildikleri bir fotoğrafı yollamışlar, altına da bir sürü motive edici güzel söz yazmışlardı. Çaktırmadan servisin fotoğrafını çekip, yazdıklarına cevap yolladıktan sonra burnuma dolan sakinleştirici orman kokusuyla başımı telefondan kaldırdım. Tam olarak orman kokuyordu. Kokunun kimden geldiğini görmek için etrafıma baktım. Yeşil gözler...

Yeşil gözler yanımdan geçip bir iki sıra arka çaprazıma oturmuştu. Oturduğu gibi de gözlerini kapayıp başını arkasına yaslamıştı. Bir müddet onu izlemekten kendimi alamadım. Adını belki de Doğukan Bey dışında hiçbirimiz bilmiyorduk.

"Eğer mola vermezsek yolculuk bir buçuk saat kadar sürecek. Şirket kartlarınızı da varınca alırım." dedi ön taraftan Doğukan Bey. Çok beklemeden araç hareket etmeye başladı.

Bir haftada, sadece bir haftada böyle bir karar vermiştim. Sonunda bir şirketten, hatta iyi bir şirketten cevap alabilmiş, şirkete katılım için olmasa da programa katılım için onay almıştım. Gözlerimi kapattım, dünü; daha önce gittiğim, umutsuzca kapısından döndüğüm şirketleri ve çektiğim fotoğrafları düşündüm. O atmosferi tekrar hissettim. Çok çabalıyordum,iyi yerlere gelmek istiyordum. Üniversitede bunun için, hayalim için çok uğraşmıştım, fazladan ders almıştım ve artık çabalarım sonuç veriyordu. Beraber çalışma hayalini bile kuramayacağım usta isimlerle aynı kadroda, aynı şirkette çalışma şansım vardı, ilk yediye giremesem bile birçok iyi şirkette çalışabilme imkanım olacaktı. Bugüne kadarki gayretimi, bu işi ne kadar çok istediğimi gösterme zamanıydı.

Fotoğrafçılık yapmasaydım, bu alana yönelmeseydim ne yapardım,hangi mesleği seçerdim diye hiç düşünmemiştim. Küçükken bile, bir dizide gördüğüm sahneden etkilenmiş,henüz beş yaşındayken anneme "O abi ne yapıyor? Elindeki şey ne? Bizde de var mı?" gibi bir sürü soru sormuştum. En merak ettiğim ise başını eğip baktığı yerden ne gördüğüydü, küçükken baktığı yerin sıradışı göründüğünü düşünüyordum.

Ondan sonra da başladı hikayem. Annem içten içe alışılagelmiş meslekleri düşündü benim için. Fotoğrafçılık gibi bir mesleği seçeceğimi kimse tahmin etmemişti. Şimdi kardeşim Ceylan, hukuk fakültesine hazırlanıyordu. Bu tahmin edilebilirdi mesela. Çünkü Ceylan da annem sayesinde avukat olmayı düşünmeye başlamıştı ama severek yapacağını, ilgisi olduğunu bildiğim için için rahattım.

Birbirimizden farklıydık kardeşimle. Ama yine de her ailede olduğu gibi biz de birbirimizi tamamlıyorduk. Küçükken hiç anlaşamadığımızı ama çok zaman geçmeden kardeşimle birbirimize annemlerden bile daha yakın olduğumuzu söylemişti annem. Ceylan çok hatırlamasa da ben birçok hatıramızı dün gibi hatırlıyorum. Ufak tefek kavgalarımızı, annemlere yaptığımız küçük şakaları... Böyle düşünmeye başladığımda ailemi ne kadar özlediğimi hissettim. Yanlarına gitmek için bir ay beklemek zorundaydım. Bu biraz beni üzse de başarmış, şirkette işe başlamış hatta şirkette ilk maaşını almış olarak annemlerin yanına gitmiş olacağımı düşününce gülümsedim. Annemle babam yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle, gurur dolu bir bakışla beni karşılayacaklardı. Tabii, ilk yediye girebilirsem...

"Nereye daldın?" Su'yun yarı açık gözlerle bana baktığını görünce " Uyuyacak mısın?" diye sordum. Başını hafifçe sallayıp esnedi. "Nedense uyku bastırdı,biraz uyuyayım." Başını tekrar arkaya yaslayıp gözlerini kapattı.

Çantamdan kulaklığımı çıkardım, bu aralar en çok dinlediğim şarkılardan birini açtım. Başımı arkaya yaslayıp hiçbir şey düşünmemeye çalışarak sadece şarkıya odaklandım.

İçimdeki sesleri duymadım derinlerde

Bekledim, gitmedin bu yalancı mevsimde

Melodi kulaklarımda dolaşırken gözlerimi araladım,hızlıca internete girip sabah aklıma gelen şeyi yazdım. Daha önceki UP programı katılımcıları ile ilgili bilgiler karşıma çıktı. Birkaç haber sitesi dışında böyle köklü bir şirketin fazla haberinin yapılmamasına şaşırdım.

Linklerden birini tıklayıp hızlıca yazıya göz gezdirdim.

KAMAR SESSİON 4. UP PROGRAMI SONUÇLANDI

Haber kaynağı:MİSSD

Ünlü şirket Kamar Session 24.06.2022 tarihinde başlattığı UP (uzmanlık projesi programı)nı sonuçlandırdığını duyurdu. Kırk katılımcı arasından fotoğrafçılık alanında ilk beş kişiyi bünyesine kazandıran şirket, ilk sekize girenleri derecelerine göre para ödülü ve uzmanlık belgeleriyle ödüllendirdi.

Bu yazının altında Doğukan ve Ersin Bey'in kazananlarla el sıkıştığı fotoğraflar yer alıyordu. Kazananların isimleri de yazılmıştı.

İlk sekize giren ama şirket bünyesine alınmayan katılımcıların da farklı şirketlerde iş bulduğu, iyi maaşlarla çalıştığı bildirildi.

Bu program en son iki yıl önce uygulanmıştı. 4.den önceki programlara da baktım. 3.UP Projesi 2020'de gerçekleşmişti. Orada da şirket bünyesine beş kişi alınmış, ilk ona girenlere belge ve para ödülü verilmişti.

Çalan şarkı değiştiğinde siteyi kapattım, başımı arkaya yasladım. Su cama yaslanmış uyuyordu. Saate baktım, öğlenleri uyuyabilen biri değildim. O yüzden bir süre daha müzik dinlemeye karar verdim. Camdan dışarıyı seyrettim. Ağaçlık yollardan geçiyorduk, deniz ağaçların arasından görünüyordu. Başımı koltuğa yaslayıp yolu seyretmeye devam ettim. Gideceğimiz yeri düşündüm. Bir ay boyunca Armin ve Gökalp'ten ayrı kalacaktım. Tanımadığım insanlarla olacaktım. Tamamen farklı bir atmosfer bizi bekliyordu.

Telefon kullanımı yasaktı, birilerini arama şansımız yoktu. Program boyunca siteden de dışarı çıkış olmayacaktı. Bir nevi hapis hayatı yaşayacaktık. Bu hepimiz için farklı bir deneyim olacaktı. Bense bunlar için pek heyecanlanmıyordum. Tek istediğim iyi deneyimler edinmek, bugüne kadarki çalışmalarımı iyi sonuçlandırabilmekti.

Dışarıyı izlemekten sıkılıp servise göz gezdirdim. Birkaç kişi uyuyordu, bazıları telefona bakıyor veya dışarıyı izliyordu. Birbiriyle sohbet edenler, bir şeyler dinleyenler... Arka tarafıma döndüğümde gözüme ilk çarpan başını arkaya yaslamış, gözleri kapalı olan yeşil gözlerdi. Kaşları çatık duruyordu, arada bir adem elmasının oynadığını görüyordum.

"Ne kadar yolumuz kaldı?" Önümüzden bir kız Doğukan Bey'e seslenince araçtaki sesler de azaldı.

"Çok yok, sadece on beş dakika." dedi Doğukan Bey. Ardından koltuğundan dönüp araçtakilere göz gezdirdi, ardından gözleri bir yerde durdu. Arka çaprazımda oturan yeşil gözlerde.

Neden,bu çocukta ne vardı? Dün sanki şirkete daha önce gelmiş gibi şirketi iyi biliyordu. Ersin Bey onun soruları karşısında gözle görülür bir şekilde gerilmişti. Bugün de aynı şekilde Doğukan Bey'in bakışları hep onun üzerindeydi. Pek takılmayacaklarını düşünüyor olsam da garip sorularından dolayı ona bu kadar dikkat ediyor olabilirdi ama yine de bu tepkileri kesinlikle fazlaydı.

Ona baktığımı fark edince yeşil gözlerden bana bakıp hızlıca önüne döndü Doğukan Bey. Bu işin altında bir şeyler olduğunu seziyordum. Fazla düşünüyordum, belki abartıyordum ortada hiçbir şey yokken ama içimdeki his bu işin altından bir şeyler çıkacağını söylüyordu.

{}{}{}{}{}{}{}{}{}

Arabadan inip bavullarımızı aldık. Servis aracı tamamen boşalmış,Doğukan Bey'in arkasından hep beraber yürümeye başlamıştık. Bir metre uzağımızda Ersin Bey'in dediği gibi üç katlı binalar, bol yeşillikli bir

site bizi bekliyordu.

"Bayağı güzel görünüyor, sanırım bu bir ay pek de can sıkıcı geçmeyecek."dedi Su, uykusu çoktan açılmıştı. Ön tarafında büyük bir bahçe vardı, masalar da dahil birçok koltuk, hamak hatta yer minderleri vardı. Ormanlık alanları seviyordum, burası da tam ormanın içinde, yeşilliklerin arasında büyük bir siteydi. Kuş cıvıltılarının eşliğinde ilk binanın önünde durup Doğukan Bey'in yönlendirmesini beklemeye başladık.

"Yoruldum ya." dedi Su oflayarak.

"Bavuluna ne koydun bu kadar ağır olacak?"diye sordum merakla.

"Tabii ki, kıyafet!" dedi neşeyle, gülümsedi.

"Şimdi, her binada üç daire var. En fazla üç kişi kalabilirsiniz. İstediğiniz gibi yerleşin. Yerleştikten sonra herkes burada toplansın. Ortak alanları, ders alacağınız yerleri gezeceğiz." Onaylayan seslerin ardından az ilerideki ikinci binaya doğru yürümeye başladık.

"Birlikte kalalım mı?" dedi Su. Gülümsedim "Olur." Az ileride Eslem ve Arda'yı görmemizle durduk, bize doğru geliyorlardı.

"Birlikte mi kalacaksınız?" dedi Eslem ikimizi işaret ederek.

"Evet, sen de gel istersen." dedim. Hatırladığım kadarıyla her binada üç dairenin birinde üç kişilik daire vardı.

"Olur valla, kardeşimle her yerde birlikteyiz zaten değişiklik olsun." dedi gülümseyerek. Arda da bir çocukla konuşuyordu, bize bakıp hızlıca Eslem'in yanına geldi.

"Üçünüz mu kalıyorsunuz?" dedi.

"Evet." dedi Su.

"Tamam ben de Can ile kalacağım. Küçük kardeşim, özleyeceğim seni." dedi Arda ve Eslem'e sarıldı.

"Küçükmüş sensin o." dedi Eslem kollarının arasından çıkmaya çalışarak.

"Küçüksün işte, iki dakika küçüksün benden kızım." dedi Arda. Anlaşılan ikizlerin çoğunda görülen dakika da olsa büyüklük taslama olayı Eslem ve Arda'da da vardı.

Arda ile vedalaşıp bavullarımızı zar zor taşıyarak binanın girişinde bizi karşılayan asansöre bindik.

"İyi ki asansör var yoksa ben bunu hayatta daha fazla taşıyamazdım." dedi Su. Ellerini dizlerine koyup eğildiğinde güldük.

"Bir de bunu götürmesi var." dedi Eslem. "Olsun olsun, güzellik için katlanılır." Su doğrulunca da ikinci kata gelmiştik. Seri adımlarla iki kapıya da bakıp aldığımız anahtarla ilk kapıyı açtık.

"Burası değil mi, 8 numara?" Kapı numarasına bakıp "Evet,burası." dedim. Işıkları açıp bavullarımızı sürüklemeye başladık.

"Burası harika!" dedi Su. Gerçekten de üç kişi için büyük sayılabilecek bir daireydi. Ferah bir salonu, üç tane de banyolu odası ve geniş bir banyosu vardı.

"Vay canına,banyoda jakuzi bile var." diye seslendi Su. Bavulumu ve çantamı odaya bırakıp yanına geldim. Krem ve altın renklerinde geniş bir banyo bizi karşıladı.

"Harika gerçekten,odalarda televizyon da var." dedi Eslem. Odaya gidince çok dikkat etmemiştim.

Kızlarla eşyalarımızı odalarımıza yerleştirmek için ayrıldık. Şu an biraz üstümde yorgunluk olsa da geldiğim gibi uyumak istemiyordum.

Beyaz, pastel yeşil renklerinde döşenmiş odaya girdiğimde ilk baktığım yer geniş pencelerin açıldığı manzara oldu. Güneş ışıkları perdeyi açtığım gibi odaya nüfuz etmişti. Camları açıp orman havasının odama girmesine izin verdim.

Bavulumu açıp eşyalarımı yerleştirmek için büyük dolabı açtığımda alt tarafta küçük bir bölme fark ettim. Yavaşça eğilip bölgedeki beyaz zarfi aldım. Hızlıca zarfi açınca küçük bir notla birlikte nakit paralarla karşılaştım

Bu kişisel harcamalarınız için şirket tarafından size verilmiş bir aylık ücrettir.

Parayı aldığım yere geri koyduktan sonra eşyalarımı yerleştirip aynada kendime baktım. Duş alasım yoktu o yüzden içeri geçmeden üstümü değiştirip saçımı topladım.

Oturma odasına geçtiğimde Eslem koltukta oturmuş, televizyon seyrediyordu.

"Su daha gelmedi mi?" dedim Eslem'in yanına otururken.

"Hayır,o kıyafetleri yerleştirmeyi akşamı bulur." dedi gülerek.

"Bu arada mutfak yok." dedim etrafıma bakınıp. Oturma odası,banyolar ve üç oda dışında başka bir şey yoktu.

"Büyük ihtimal ortak alanlarda yemek yeriz. Kafeterya gibi bir yer vardır."dedi Eslem. Birkaç dakika televizyon izledik,kanallara baktık ama saat erken olduğu için pek bir şey yoktu.

"Yardıma gidelim bence Su'ya. Bir an önce aşağıya inmemiz gerekiyor."dedim koltuktan kalkarken. Eslem televizyonu kapayınca koridordan geçip kapalı kapıya vardık. İçeriden konuşma sesi geliyordu.

"Su, bu ne hal?" dedim şaşkınlıkla. Yerler dahil her yer kıyafet doluydu, Su da aralarına oturmuş kıyafetlerine bakıyordu.

"Kızlar kıyafetlerim sığmadı. Belim ağrıdı yerleştireceğim diye." dedi oflayarak.

"Tamam yardım edelim sana. Bir an önce aşağıya inmemiz gerekiyor."dedim kıyafetlere basmamaya çalışarak yanına gelince. Dolmuş dolapta yer kalmadığını görünce kıyafetleri katlayıp bavula geri yerleştirmeye başladık.

"Siz de buldunuz mu parayı?" diye sordum. Eslem "Hayır." diye yanıtladı.

"Evet gördüm, harcamalar içinmiş." dedi Su, o hülyalı gülüşünü yüzüne yerleştirerek.

"Umarım kıyafet almazsın. " dedim yerdeki elbiseleri işaret ederek. "Bavulu taşıyamadığını hatırlatırım." diye devam ettim.

"Bir iki parça belki, beğenirsem alırım." dedi gülümseyerek.

On dakika sonunda nihayet tüm kıyafetleri yerleştirebilmiştik."Çok teşekkür ederim." dedi Su gülümseyerek. Doğrulup Su'nun odasını inceledim. Onun odası da beyaz-açık sarı renklerinde döşenmişti. Her odanın farklı renk olmasına şaşırdım.

"Her oda farklı renk döşenmiş." diye düşüncelerimi sesli söyledim.

"Sizinki ne renk ki?" dedi Su ikimize bakıp.

"Benimki açık mavi." dedi Eslem.

"Açık yeşil." diye yanıtladım.

İşlerimizi toparlayıp birkaç dakika sonra çantalarımızla birlikte salonda toplandık.

"Çok mu oyalandık?" dedi Su. Kapıyı kitleyen Eslem "Çok değil ya, on beş dakika."diye yanıtladı.

Su kapıyı sallayıp kapandığından emin olmaya çalışırken karşı dairenin de kapısı açıldı.

"Aa, merhaba Serhat." dedi Eslem, çıkan çocuğa. Çocuk Eslem'in yanına yaklaşıp selam verdi.

"Tanıştınız mı?" Dedi Eslem. Olumsuz anlamda başımızı salladık, Su ile isimlerimizi söyleyip Serhat'la el sıkıştığımızda dairenin kapısı bir daha açıldı.

Daireden çıkan kişi aşina olduğum yeşil gözlerdi.

Herkese merhabalar,4. Bölüm sonu.

Bölümü nasıl buldunuz?

Size bir soru, bu programa katılmak ister miydiniz?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.