İkinci bölümden herkese merhabalar ♡
Bölüm şarkısı : Until I Found You acoustic
İyi okumalar ♤♤
"Günaydın canım." Armin elindeki boş tabakları masanın üstüne bırakıp gülümsedi.
"Günaydın minmin." Paytak adımlarla yanına gelip kocaman sarıldım. Hafifçe omzuma vurduğunda gülüşüne eşlik edip kollarımızı ayırdım. "Enfes görünüyor. Keşke beni de uyandırsaydın birlikte hazırlardık. " doğranmış salatalıklardan birini ağzıma atıp en yakınımdaki sandalyeyi çektim. "Yakında işe başlayacaksın zaten, ne kadar dinlenirsen o kadar iyi." dedi gülümseyerek.
Bu sefer tekrar kalkmasına fırsat vermeden ayaklanıp mutfağa koştum. "O zaman çaylar benden." dedim görmese de gülümseyerek. Zaten mutfakla yemek masası arasında pek mesafe yoktu.
"Bu arada iş demişken, iyice düşündün mü akşam?" içeriden perdelerin açılma sesini geliyordu. Aydınlık mutfağa kadar ulaşırken göz kamaştıran güneşten gözlerimi kısarak önümü görmeye çalıştım. "Evet, dün akşam bolca düşündüm. " Çay bardaklarını tabaklarıyla birlikte masaya götürdüğümde Armin de tabaklarımızı doldurmakla meşguldü.
"Al bakalım, hepsi bitecek küçük hanım." dedi gülümseyerek. "İtiraz edemeyeceğim çünkü senin tabağını bile yiyebilirim." Masadaki lezzetlerin tadını çıkarırken Armin'in dakikalar önce sorduğu soruyu cevapladım. "Görüşmeyi kabul edeceğim."
Armin mutlulukla yerinde zıpladığında neşesi, gülüşü bana da geçmişti. "Doğru karar." dedi elimi tutup okşarken.
"Özellikle beni heyecanlandıran şeylerden biri kadro oldu. O usta isimlerle aynı ortamda çalışmak, onlardan öğrenecek çok şeyim var. Düşünsene, mesela Bülent Yüksel. Bu işe yıllarını vermiş,harika bir fotoğrafçı. Ama işi gerçekten zor. Her ay ülke değiştiriyor, üstelik onun yakalayabildiği anları elde etmek de zor. Üstelik tek bir alanı yok." Şu an bunları anlatırken gözlerimin parıldadığına emindim. Bir an önce görüşme gününün gelmesini istiyordum.
"O zaman bu adamlara sahip olduklarına göre çok köklü bir şirket olmalı." Onaylayarak başımı salladım. "Dün gece biraz araştırma yaptım. Birçok sektörde çalışıyorlar. Yani alt kolları farklı sektörlerden kuruluşlarla vesaire anlaşma yapabiliyor. Fotoğrafçılık dalındakilerin de tabii alanı çok geniş. Ama tabii önümde bir aylık bir süreç olacak. Önemli olan buna hazır olmam. " Bir süre daha bu konuları konuştuk, bugün yapacaklarımızı anlattık. Armin aşçı olma yolunda hızla ilerliyordu. Onun da stajının üçüncü yılıydı. Üniversitesine bağlı bir kurumda staj yapıyordu ve olanaklarından, getirilerinden kısacası her şeyden çok memnundu. Şimdiden geliri çok iyi durumdaydı, daha stajyerken bile imkanları harikaydı. Bundan sonra ise asistanlık aşaması vardı ama bu da iki yıl sürüyordu. Armin kesinlikle haklısın vererek bu aşamaları da geçecekti ve harika bir şef olacaktı. Benim ona olan güvenimin sonsuz olduğu gibi onun da bana olan güveni sonsuzdu.
"Benim çıkmam lazım kuşum, akşam iki saat mesaim var. Bir şey olursa ara." Armin hızlıca eşyalarını topladı, yanağıma öpücük kondurup anahtarları aldı ve çıktı. Beş dakika sonra da masayı toplayıp televizyonun karşısına geçtim.Kanallarda gezindim ama izleyecek bir şey yoktu. Ardından bakışlarım duvar saatine döndü. 11.06'yı gösteriyordu. Daha beklesem mi bilemiyordum ama ondan önce balkona çıkıp etrafıma, son kez de gökyüzüne baktım. Her şeyin yolunda gitmesini, hayırlısı ise projenin benim için iyi sonuçlanmasını umdum. Önemli olan pozitif enerji ve inançtı,değil mi?
Rüzgarın saçlarımı uçurmaya başladığı anda telefonum titredi. Gökalp'ten mesaj vardı.
Gökalp
Güzellik,uyandın mı?
Gülümseyerek uyandığımı yazdım. Çevrimiçi olduğumu görüp anında aradı.
"Günaydın." Arkamdaki duvara sırtımı yasladım.
"Günaydın güzellik, ne yapıyorsun?"
"İyiyim, Armin'i işe geçirdim işte. Sen yeni mi uyandın?"
"İlk defa erken kalktım biliyor musun? Bugün nedense enerjiğim. Sahilde yürüyüş yapıyorum gelmek ister misin?" Açıkçası harika bir teklifti çünkü hava çok güzeldi aynı zamanda Gökalp'e de bir an önce bu yeni işi anlatmak istiyordum.
"Tamam olur. Hazırlanayım ben." dedim. Hız kesmeden odama koşup rahat kıyafetler giydim, kameramı ve diğer esyaları da alıp evden çıktım.
=====================
"Sare!" Arkamı döndüğümde Gökalp gülümseyen yüzüyle karşıma dikildi. Beklemeden kollarımı boynuna doladım. "Çok özlemişim ya." Gülmesini duydum, uzaklaşıp saçlarımı karıştırdı. "Kızım alt tarafı beş gün oldu ya. " Ben de gülümsedim."Özledim işte, Allah Allah." Ardından yan yana yürümeye başladık.
Gökalp mühendisti, mezun olalı bir sene olmuştu. Gökalple de üniversitede tanışmış ve çok yakın olmuştuk. O zamanlar Armin'le Gökalp pek anlaşamazdı, özellikle Armin Gökalp'ten pek hoşlanmazdı. Sonra bu aralarındaki anlaşmazlık didişmelere, ardından da arkadaşlığa dönüştü. Mezun olduktan sonra ise tamamen dost olduk. Birbirimizi koruyup kolladık, üniversite boyunca yaptığımız çılgınlıklar da dün gibi aklımdaydı.
"Hava o kadar iyi ki,tam senin sevdiğin havalar."dedi Gökalp ilgiyle.
"Kesinlikle. Bugün aralıksız on kilometre yürüyebilirim."
"Ben sabahtan beri yürüyorum, yoruldum." dedi Gökalp. Karşımıza çıkan boş banklardan birine oturduk.
"Ben dün bir eposta aldım." dedim beklemeden. Ardından telefonumdan maili açtım. "Armin'le bunu konuştuk, senin de düşünceni almadan aramak istemedim. " Gökalp maili okuduktan sonra bana döndü. "E bu çok iyi, bu şirket çok iyi diye duymuştum. Benim bir arkadaşım eskiden orda çalışıyordu. "
"Niye ayrılmış ki işten?" Dedim merakla. 'Bilmiyorum' dercesine omuz silkti.
"Olanaklar, maaş vs hepsi iyi. Ama şu proje şeyi, nasıl bir şey acaba?"
"Ben de bilmiyorum. İlk toplantıda açıklayacaklarmış. O gün de sözleşmeler imzalanır zaten.
Gökalp bir süre düşündü,kafasında eğrisiyle doğrusuyla tarttığını görebiliyordum. "İlk toplantıya mutlaka git. Bu projeyi detaylıca öğren. Ama aklına yatmayan bir şey olursa da reddetmek de aklında olsun. Sırf işin olsun diye istemediğin bir şeyi kabul etme." Dedi Gökalp, elleriyle omuzlarımı sıktı.
"Niye öyle konuştun ki şimdi? Aklına yatmayan bir şey mi var?" İfadesi yüzünden silinmeden başını iki yana salladı.
"Hayır hayır,öyle değil. Sen bu şirketi iyice araştırdın mı?" Başımı aşağı yukarı sallayıp onayladım.
"Sadece dediğimi unutma. Toplantı sanırım 15'inde, doğru mu?"
"Evet."
"Ben o arkadaşımla da konuşayım önce. Şirket hakkında daha detaylı bilgi vermesini isteyeyim. "
"Tamam, çok sağol." Minnettarlıkla sarıldığımda hemen karşılık verdi.
"Şimdi şöyle bakalım,ne yapmak istersin?" Ayaklanıp tekrardan yürümeye başladık.
"Aklıma bir fikir geldi. Geçen yaz bana fotoğraf çekmeyi öğrenmek istediğini söylemiştin hatırlıyor musun?" Dedim neşeyle.
"Evet hatta sen de o aralar çok yoğun olduğun için bana daha sonrasına söz vermiştin. " Gülümseyerek başımı salladım.
"Hadi gidelim. "
============
Belgrad Ormanı'na adım attık. Her daim yanımda olan fotoğraf makinem boynumda asılıydı.
"Ne kadar yürümemiz gerekiyor?" Gökalp etrafını iyice süzüp bana döndü.
"Belli bir mesafe yok aslında. Güzel bir manzara bizim için yeterli."
Bir dakika daha yürüdük. Güneş ışınları ağaçların arasından hafifçe yere ulaşıyordu. Yürüyüş yoluna çıktığımızda durdum.
"Burası iyi, ışığı da güzel." Makinemi boynumdan çıkarmadan gerekli ışık ayarlamalarını yaptım. Zihnimde otomatikman netlik değerleri canlandı. Hangi fotoğraf şekli burayı en iyi yansıtır onu düşündüm. Çünkü gözümüz en iyi ve en net kameraydı ve gördüğüm şeyi en iyi yansıtabilen fotoğrafı çekmek istiyordum.
Makineyi boynumdan çıkarıp parmak ucumda yükselerek Gökalp'in boynuna geçirdim. Gözleri hala benden ayrılmamıştı. Ardından gerekli talimatları vermeye başladım. Temel maddeleri sıraladım, sırasıyla yapması gerekenleri söyledim. Hangi tuş ne işe yarar, Hangi değer nasıl ayarlanır göstermeye başladım. İlk başlarda sululuk yapıp beni güldürse de sonrasında ciddiyetle beni dinledi.
İlk önce gösterdiğim değerler ile bir fotoğraf çekti. Ardından değerleri istediği gibi ayarlamasını söyleyip kamerayı yönlendirmesine izin verdim. Ağaçları veya gökyüzünü çekmesini beklerken arkaya yürüyüp benden uzaklaştı.
"Ne yapıyorsun?"
" İlk seni çekmek istiyorum." Gülümsememe engel olamadım. Tam o an klik sesi geldi. Kamerayı yüzünden indirdiğinde Gökalp de genişçe gülüyordu.
"Bakayım nasıl olmuş?" Büyük adımlarla yanına ulaşıp kolunu tuttum. Kameraya eğildik.
"Çok iyi,ilk dersten gelişme var, sende ışık var, çaylak." Dedim gülerek. Bakışları bir süre yüzümde gezindi,ardından kameraya odaklandı.
"Biraz daha çekmek istiyorum." Başımla onaylayıp ondan uzaklaştım, kamerayı tekrar bana doğrulttu.
"Yine mi beni çekeceksin?" Dedim gülerek. Başını olumlu anlamda salladı.
"Hadi poz ver." Farklı şeyler deneyimlemesi için farklı değerler kullanmasını söyleyip birkaç adım geriye gittim.
"İyi mi?"
"Evet, çok uzaklaşma." Diye bağırdı. Ardından poz vermeye başladım. İlk başta saçma sapan,komik pozlar geldim. Gökalp'ten ciddiyet konusunda azarlamalar işitince de sanki dergi kapağı çekimiymiş gibi durmaya çalıştım. Şu an bile çok komik göründüğüme emindim.
"Gel, şunlara bak!" Son fotoğrafları açtı.
"Ya hani beni çekiyordun,o kadar poz verdim." dedim sahte bir kızgınlıkla. İlk beş fotoğraf ful ağaç resmiydi
"Çektim çektim,kızma." Farklı değerler ve netlikler kullanarak çektiği fotoğraflara bakarken hayran olmadan edemedim.
"Acaba bu sektöre girmeyi düşünür müydün?"
"Maalesef, ben mühendisim."
"Oh, girme de zaten. İşimden olmak istemiyorum. " gülümsedik.
"Acıkmaya başladım ben ya." Dedi Gökalp karnını tutarak.
"Tamam hadi gidelim. Hem sana dün çektiklerimi de göstereyim. Bu güne kadar çektiklerimin en iyileri diyebilirim."
Geldiğimiz yolu geri yürümeye başladık.
"Genelde tek mi geliyorsun çekmek için?" diye sordu Gökalp.
"Evet, benim alanım zaten Manzara fotoğrafçılığı. Ama tabii ki bunun için sadece ormanlara değil, iyi bir manzaranın bulunduğu her mekana gidiyorum. "
"Hiç kaybolduğun olmadı mı ya,bir de tek başına gidiyormuşsun?"
"Hayır, ilk başlarda öyle bir korku vardı ama zaten bu gibi durumlar için pusula da kullanıyoruz. Yardımı dokunuyor."
"Olsun sen yine de tek gitme, hatta her gideceğinde beni çağır beraber gidelim ne dersin?" Gülümsedim.
"Gökalp benim işim bu. Her zaman yanımda olamazsın."
"Ona ben karar verebilirim. Sen beni çağır. Tek gitmene içim el vermez."
"Tamam teslim oluyorum." Ellerimi kaldırıp uslu bir kız olacağımı söyledim.
"Aferin. O zaman şimdi, beni çağırıyor musun?"
"Hayır." Gülerek koşmaya başladım. Arkamdan o da koşmaya başlarken kahkahalarımız ormanı çınlatıyordu.
================
Gökalp beni eve bırakalı yarım saat olmuştu. Armin'in de stajdan dönmesine daha üç saat vardı. Gelmeden önce yemek yediğimiz için aç hissetmiyordum. Üstümü değiştirdim , ardından buzluktan dondurma çıkarıp salona geçtim. Oturur oturmaz şirketi aramam gerektiği aklıma geldi. Kararımda tereddüt etmeden numarayı çevirdim.
"Merhaba, ben Kamar Session'dan Tuğçe nasıl yardımcı olabilirim?" Titrek bir nefes aldım.
"Merhaba, Ben Sare Yıldar. UP programına başvuru için aramıştım."
"Tamamdır. Sizi alan yetkilisine yönlendiriyorum. Lütfen hatta kalın." Telefondan hastanelerdeki telefon konuşmalarında beklemede çalan müziklerden çalmaya başladı. O sırada masadaki çilekli dondurmamla bakıştık. "Keşke sonra çıkarsaydım buzluktan." Diye mırıldandım. Bir dakika daha bekledim, ardından tok bir erkek sesi ile müzik sonlandı.
"Merhaba Sare Hanım, ben Doğukan, şirketin Fotoğrafçılık koluyla ben ilgileniyorum."
"Merhaba, ben UP programı için aramıştım. Hakkında bilgi almam mümkün mü acaba? " Doğukan Bey'i dinlerken istemsizce tırnaklarımı kemirmeye başladım.
" Hem UP programı ile ilgili hem de şirketimiz ve çalışma koşulları ile ilgili bilgi 15 Mayıs'ta olacak toplantıda verilecektir." daha fazla detay vermeyeceğini anladım.
"Tamam, ben geleceğimi bildirmek istiyorum."
"Harika, umarım toplantı sonucundaki görüşünüz de olumlu yönde olur. İsminizi not ediyorum. Şirkete girişte danışma kısmında bekleyin, danışmadakilere ismimi verin. Diğer katılımcılarla birlikte girişte bekleyeceksiniz." Heyecanımı bastırmaya çalışarak onayladım.
"Yardımcı olabileceğim başka bir şey var mı?"
"Hayır teşekkür ederim." deyip telefonu kapattım. Bu işi de şimdilik halletmiştim. Toplantı sonrasında görüşümün tam olarak ne olacağını bilmesem de olumlu anlamda olur diye düşünüyordum. Reddetmem için neden yoktu. Bu işin, UP programı da dahil görünüşte bir çok artısı, getirisi vardı. O yüzden başlayacakmışım gibi düşünüp önümdeki dört günü iyi değerlendirmem, özellikle kendime ve Armin ile Gökalp'e ayırmam gerekiyordu.
Masada çoktan erimeye başlayan dondurmamı kucağıma aldım, arkamdaki kitaplıktan da son okuduğum kitabı çıkardım.
"Umarım dilediğim yönde olur." Derin bir nefes bırakıp okumaya başladım.
Bölümü nasıl buldunuz? Bu bölüm de Gökalp karakterini tanıdık. Şimdi biraz biraz hikaye aklınızda şekillenmeye başlamıştır ama beklediğiniz,düşündüğünüz tarzda bir şey olmayacağını söylemeliyim.
