Bölüm şarkısı:The Weekend- After Hours
Yeni bir başlangıç,yeni bedelleri açar mıydı? Çıkarır mıydı insanın karşısına hiç beklemediği bir anda?
En çok istediği şey, hiç beklemediği bir darbe verebilir miydi insana?
Peki ben ne yapacağım?
İleride,hangi yolu seçeceğim?
~Sare
Sare Yıldar
5. Bölüm-İsim
"İlk ortak binada dinlenme alanları ve aktivite odaları bulunuyor. Ama tabii ki buraya programlarınızı aksatmayacak şekilde gelebilirsiniz. Ders katılımlarından sonra serbestsiniz." dedi Doğukan Bey, etrafı detaylıca incelememiz için pek beklemedi. Şirkette olduğu gibi buradaki odalara da üstünkörü bakıp ilerledik. Programlarımızın ne kadar yoğun olacağını bilmesem de buralarda vakit geçirmek için yeterince vaktimiz olacaktı zaten.
Odaların birçoğu açık renklerle, özellikle krem, beyaz veya pastel tonlarında döşenmişti. Uzaktan bile rahat görünen açık renk koltuklar ve minderli sandalyeler dinlenme odasının büyüklüğünden dolayı çok yer kaplamamıştı. Koltukların az ilerisinde şirkettekinden daha küçük bir televizyon, yanında da küçük bir ses sistemi bulunuyordu.
"Birinci kat da aynı şekilde dinlenme odaları barındırıyor. Tek farkı orada televizyon yok. Üçüncü kat ise direkt terasa açılıyor." Açık renk merdivenlerden, itiş kakış olmadan çıkmaya çalıştık. Kaldığımız binaların aksine burada asansör yoktu.
"Dinlenme odasından hiç çıkmayacağım sanırım." Su yavaşça kulağıma fısıldarken "Tabii televizyonlu olandan." diye eklemeyi de unutmadı.
"Acaba hocalarla bizi tanıştıracaklar mı?" Sorumla omuz silkip bilmiyorum anlamında başını salladı.
Merdivenlerin sonunda bizi harika bir manzara bekliyordu. Teras o kadar genişti ki genişliği kızlarla odalarımızın genişliğinin toplamından daha fazlaydı. Diğer binalara göre en yüksek binada olduğumuz için dehşet bir rüzgar vardı. Saçlarım uçuşuyor, hatta ağzıma giriyordu. Diğerlerinin durumu da pek farklı değildi. Kimisi hırkasını çekiştirerek sabit tutmaya çalışıyordu.
Manzara direkt ormanı görüyordu. Ayrıca terasın persfektifi o kadar iyiydi ki gökyüzü,orman ile adeta uyum içindeydi. Şimdiden terastan çekeceğim fotoğrafları hayal edebiliyordum.
Dinlenme odasında olduğu gibi terasta da üç koltuk ve iki tekli koltuk vardı. Yerde iki büyük ve oldukça yumuşak görünen halı seriliydi. Dinlenme ve aktivite odalarına göre terasta daha çok oyalandık.
Herkes manzaranın tadını çıkardı, kızlarla yan yana, güzel orman kokusunun sert rüzgar sayesinde burnumuza dolmasının keyfini çıkardık.
"Fikrimi değiştirdim sanırım." dedi Su kıkırdayarak. Kim bu güzel terasa hayran kalmamıştı ki?
"Şimdi yandaki binaya geçiyoruz." diyerek ellerini çırptı Doğukan Bey. Bir masaldan uyanmış gibi istemsizce onu takip ettik. Korkuluklara yaslanıp aşağıya bakanlar da arkadan gruba dahil oldu. Geldiğimiz hızla iki katı inip hemen üç metre kadar yandaki binaya adım attık.
"Bu bina tamamen fotoğraf çalışmalarınız için tasarlandı. Birinci katta film odaları,ikinci katta da size çalışmalarınız için gerekecek tüm gerekli eşyalar bulunuyor. Zemin katta Ersin Bey'in ve benim ofisimiz bulunuyor." Zemin katta çok oyalanmadan Diğer iki katı gezdik. Buralarda farklı herhangi bir şey yoktu. Diğer binalarda olduğu gibi açık renkler hakimdi. Beyaz duvarlara fark katan,odaları renklendiren tek şey gerçek mi yapay mı olduğuna emin olamadığım bitkilerdi.
İkinci kata da şöyle bir göz gezdirdik. Önceki binaya göre gezip göreceğimiz pek bir şey yoktu. Her fotoğrafçının ömrünün geçtiği, çalışmalarını yaptığı fotoğraf odaları ve eşyaların olduğu küçük bir oda vardı sadece. Önceki binanın genişliği ve ferahlığından sonra bu bina bana fazlasıyla küçük geldi.
Binadan çıktığımızda Doğukan Bey aklına yeni gelmiş gibi arkasını döndü, elini yukarıya doğru kaldırdı.
"Zaten burada kaldığınız süreçte her yeri ezberleyeceksiniz ama olur da unutursanız kapının üst kısmındaki numaraları aklınızda tutun." Gösterdiği yerde kalın siyah bir fontla 6 rakamı yazılıydı.
5 ve 6 numaraya göre daha uzakta olan 7 numaralı binaya geldiğimizde "Burası kütüphanenin bulunduğu bina." dedi Doğukan Bey. Ardından kollarını göğsünde kavuşturarak bize doğru döndü, başlayan uğultuların dinmesini bekler gibi öylece kalabalık grubu izledi. Kütüphane büyük cam pencerelerden dolayı dışarıdan da görünüyordu ve fazlasıyla büyük duruyordu. En güzeli ise önünde büyük bir süs havuzu vardı. Suyun akış sesi kulaklarımızı şenlendirirken yedi kişilik bir grup daha önce hiç görmemiş gibi süs havuzunun yanına gidip detaylı incelemeye başladılar.
Şu iki günde anladığım bir şeyler varsa onlardan biri de Doğukan Bey'in ne kadar sabırsız biri olduğuydu. Bu fazla heyecanımızı ilk güne veriyor, yine de fazla dayanamıyor ve hızlı hareket etmeye çalışıyordu. Bir an Su ile gerçekten benzediklerini düşündüm. Ama tabii ki Doğukan Bey Su'yun yanında daha ağırbaşlı kalıyordu.
Büyük cam kapıyı açan Doğukan Bey'in ardından peşi sıra geçip büyük kütüphaneye baktık. Koltuklardan çok masa ve sandalyeler giriş itibariyle konulmuştu. Oturma yerlerinin ardından da neredeyse tavana kadar ulaşan, koyu kahve kitaplıklar başlıyordu. Her iki kitaplık arasında olan küçük pencereler girişten bile görünüyordu.
"Ne tür kitaplar var burada?" Yeşil gözlü, kahkullu bir kız fazla yüksek olmayan bir sesle soruyu sorduktan sonra eliyle kitaplıkları işaret etti. O esnada grup dağılmış,kitaplıkların aralarında kaybolmuşlardı bile.
"Burada birçok türden kitap bulabilirsiniz. Roman , öykü, deneme , şiir, eleştiri... Ve tabii ki fotoğrafçılıkla ilgili, her birinizin alanları da dahil birçok kaynak var. Konularına göre kitaplıkların dağılımı girişteki listede asılı." Doğukan Bey bundan sonra çok konuşmadı. Herkes bir yöne dağılmışken kütüphaneye Ersin Bey girdi.
"Arkadaşlar, şimdi buraya toplanalım." Dikkatleri üzerine çektiğinde Ersin Bey'e yakın duranlar selam verdi. Ersin Bey ise onları başıyla selamladı.
"Herkesin ilk üç gününün programı. İlk gün olduğu için bugün serbest çalışmalar yapmanızı istiyoruz. Normalde yaptığınız çekimlere devam edebilirsiniz. İlk program herkeste ortaktır. Sonraki günler tarafımızca herkese bireysel olarak hazırlanacaktır." A4 kağıtlar elden ele dolaştı.
"İlk yarışmanız bu hafta sonunda başlayacak. 20 Mayıs Cumartesi günü, size görev verilecek. Üç günlük süre sonunda çalışmalarınıza bakılacak ve sıralanacaksınız. " Ersin Bey'in ilk günden yarışmadan bahsetmesi ben dahil birçok kişiyi germiş, bazılarını da oflatmıştı.
"Şimdi serbestsiniz. Programlarınızı kaybetmeyin. Bir şey olursa 6.binada girişte hem Doğukan Bey'in hem benim ofislerimiz bulunuyor." diyerek Doğukan Bey'in açıklamasını hatırlatarak kütüphaneden çıktı.
Kalabalığın yarısı şimdiden kütüphaneden çıkmak için hareketlenmişti. Bizse sandalyelere yaklaşıp dışarıdaki küçük süs havuzunu izledik. Berrak su küçük ve eğimli,gerçek bir şelaleden akıyormuş gibi görünüyordu. Kütüphanenin açık camından dolayı su şırıltısı, neredeyse boşalmış kütüphanede yankı yapıyordu.
"Burada kitap okumak o kadar zevkli olur ki." Eslem bana katıldığını belirttiğinde Su başını salladı.
"Ben kitap okumayı pek sevmem ama dergi varsa hiç hayır demem." Kitaplıklara doğru yürürken liste aklına gelmiş olacak ki geri dönüp kütüphanenin girişinde durdu. Eslem ile büyük koltuklardan birine oturup Su'yu izledik.
"Ay varmış!" dedi neşeyle. Girişin karşısındaki kitaplığa adeta zıplayarak gitti. Eslem ile birbirimize bakıp güldük.
"Senin alanın ne?" Eslem'le muhabbet ederken bir yandan da arada bir dönüp Su'nun dergileri karıştırmasını izledik.
"Manzara fotoğrafçılığı." Yönümü tamamen Eslem'e döndürüp daha rahat oturmaya çalıştım.
"Senin ne peki? Tahmin edeyim. Portre fotoğrafçılığı?"
"Nasıl bildin?" Eslem'in gözleri büyürken doğru tahmin etmenin hazzıyla sırıttım.
"Hislerim kuvvetlidir. Kardeşin Arda, onun alanı ne?"
"Moda fotoğrafçılığı." dediğinde bu sefer şaşıran bendim.
"Açıkçası beklemiyordum."
"Belli oluyor." dedi gülerek. "Ben de Su'nun moda fotoğrafçılığı yapmadığına şaşırıyorum." dediğinde gülümseyerek onayladım.
"Bakın neler buldum." Su,ikisi diğerlerine göre kalın dört dergiyle gelip Eslem'le aramızdaki boşluğa oturduğunda ona daha çok yer açtık.
"Su, biz senin moda fotoğrafçılığıyla ilgilendiğini düşünmüştük." dedi Eslem, benden önce sormasına sevindim. Su, kucağına bıraktığı dergilerden birini eline alıp karıştırırken."Açıkçası ben de." diye dürüstçe yanıtladı.
"Ama her an modanın içinde olduğum için belki de, mesleğimde bunu kullanmak çok ilgimi çekmedi. Ben de bir diğer tutkum olan uzaya, gezegenlere yöneldim. Bunu seçtim."
Başını kaldırmadan elindeki dergiyi yavaşça karıştırmaya devam etti. Bu sırada başımı kaldırıp etrafımıza göz gezdirdim. İki kişi daha kütüphanenin girişine doğru yürüyordu, bizden başka kimse kalmamıştı.
"Bu arada Alper'i gördünüz mü?" Soru Su'dan gelmişti. Alper'le Arda'nın serviste konuştuğunu gördüğüm için belki biliyordur diye Eslem'e baktım.
"Can ve Arda'yla aynı odaya yerleştiğini biliyorum sadece." dedi Eslem beni şaşırtmayarak.
Bundan sonra güzel bir sohbete daldık. Eslem, en çok beğendiği yerin kütüphane olduğunu söyledi. Su da karşı çıkarak terası övmeye başladı.
"Her yeri beğendim ama, bana biraz tuhaf geliyor." Ufak tartışmalarını bırakıp merakla bana bakan kızlara açıklama ihtiyacı hissettim. "Yani, her şey fazla gerçekçi. Fazla içimizden, normal. Sadece bizim için böyle bir alan oluşturulması, üstelik bir aylığına olan bir şey için çok fazla bence."
Dediklerimi kısa bir süre düşündüler. Kendime itiraf edemesem de bu durum beni ürkütmüştü. Birçok şeye insanların aksine farklı bir pencereden baktığımı kabul ediyorum ama mantıklı düşününce de 2024 ekibi için yedi büyük bina,ormanlık bir alanda ve üstelik sadece bir ay için...
Servisteyken haber sitesinde yayınlanan bir fotoğraftaki resim bu düşüncelerimi daha çok perçinlemişti. Fotoğrafların çoğu kazanan kişilerle şirket yetkililerine aitti ama bir fotoğraf aklımı kurcalamaya yetmişti. 2020 senesinin haberinde şirket bünyesine alınan kişilerin ayakta gülümseyerek çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Ağaçlık bir alan olduğu için de bir ormanlık alan olduğu kesindi. Fotoğrafta bir oda veya ofiste, boydan boya bir camın hemen yanında kadroya girenlerin resmi bulunuyordu ama arkadaki duvar şirkette ve bulunduğumuz yapılarda aşina olduğumuz beyaz veya bej rengi değildi.
Duvarın rengi tamamen griydi. Kadraja yarısı giren arka taraftaki masa ise koyu kahve bir tahtadan yapılmıştı.
"Şirket çok büyük, köklü ve haliyle fazlasıyla zengin." dedi Su beğenisini gizlemeye gerek duymadan. "Çalışma imkanlarının zaten çok iyi olduğunu az çok biliyoruz. Tüm katılımcıları da iyi şartlarda ağırlamamak için bir nedenleri yok." diye devam etti sözlerine.
"Garipsemiş olabilirsin ama burası bana evimi hatırlattı,hatta okulumu. Şu an üniversitenin o büyük kütüphanesinde gibiyim. Ama burası üniversitedekine göre daha büyük, daha güzel. Ve bu çok güzel bir şey." dedi Eslem de. Bir yandan da eliyle kütüphanenin içini gösterdi.
Şimdilik bu fotoğrafı kızlara söylememeye karar verdim. Belki de haklılardı, hep küçük detaylara takılan, görmezden gelemeyen ben olurdum ve yeni bir şeye adım atmak, kendim için böyle bir karar vermek beni etrafıma karşı önyargılı olmaya,tetikte tutmaya yetiyordu.
Yine de bildiğim bir şey de vardı ki, ayrıntılar bize saklanmaya çalışan gerçeği verirdi. Ve ben, çoğu zaman fazla dikkat ettiğim hiçbir konuda yanılmamıştım. Kızlarla daha yeni tanışıyordum, samimiyet kuruyordum. O yüzden birkaç gün sonra tekrar bu konu hakkında konuşmaya karar vererek geçici olarak konuyu kapattım.
Şimdi Armin ve Gökalp'in yanımda olmasını o kadar çok isterdim ki... Bu konular hakkında onlara danışabilir, fikirlerini alabilir ve beni sakinleştirmelerine, motive etmelerine izin verebilirdim. Hayal edince, yüzlerinin zihnimde canlanması, klasikleşmiş sözleriyle benimle konuşup rahatlatmaları zihnimde canlandı. Gülümsedim. Daha çok acı bir gülüştü bu. Çünkü bir ay boyunca ne yüzlerini görebilecek,ne seslerini duyabilecek imkanım yoktu.
Daldığım düşüncelerimden birinin elini omzumda hissetmemle uzaklaştım. Kızlar ayağa kalkınca onlarla birlikte ben de ayaklandım.
"Terasa gidelim o halde. Tüm vaktimizi kütüphanede geçirmeyelim." Su elindeki dergileri büyük adımlarla ilerleyip geri yerlerine koydu, ardından Eslem'in yanında durduğunda "Siz gidin, ben biraz daha kalmak istiyorum. Belki yanınıza uğrarım." gülümseyerek başlarını sallayarak onayladılar. Bir süre arkalarından çıkışlarını izleyip kitaplıklara doğru yürüdüm. Listeye bakmak istememiş,kitaplıkları kendim keşfetmek istemiştim.
İlk sıradan başlayarak rafları yavaşça gözlerimle taramaya başladım. Burada ağırlıklı olarak eleştiri ve makale kitapları yer alıyordu. İkinci sıraya geçmeden önce küçük pencereyi açıp orman esintisinin tenimi kucaklamasına izin verdiğim. Ağaçlar fazlasıyla yakındaydı. Öyle ki girişte durmuş içeriyi süzerken sonlardaki bir pencereye yaslanmış ağaç dallarını görmüştüm.
Dergileri üstünkörü inceleyip ilerlemeye devam ettim. Elim omuz hizamdaki kitaplarda gezindi. Kapakları gözüme çarpan kitapları inceledim. Üçüncü kısım tamamen sohbet ve deneme kitaplarına ayrılmıştı.
Aynı yavaşlıkla 4. kitaplığa doğru döndüm. Bunu her yaptığımda yanından geçtiğim küçük pencereden bakmayı da ihmal etmiyordum.
Bu sefer de beni dünya klasikleri karşıladı. Türlere göre kendi içlerinde de raf raf ayrılmışlardı. Okumayı sevdiğim yazarların kitaplarına ve adını duyduğum ama daha okumadığım kitaplara baktım. Kütüphanede olmaları beni sevindirdi. Elimden geldiğince diğerleriyle veya tek başıma buraya gelmeye çalışacaktım.
Fazla oyalanmamaya çalışarak bir arka rafa geçtim. Burada da Türk Klasikleri bulunuyordu. Milli Edebiyat dönemi, Cumhuriyet de dahil her dönemden kitap mevcuttu.
Ellerim kitaplarda gezindi, bazıları biraz tozlanmıştı ama kitap kokusu rafların arasından kaybolmamıştı, geçtiğim her yer o tanıdık kağıt kokusunu barındırıyordu.
Bir bu kadar daha kitaplığın olmasına hayret ettim. Ama bugün fazlasıyla vaktim vardı, her kitaplığı keşfetmek ve bir dahaki gelişimde daha tanıdık olan bu raflardan tekrar geçmek istiyordum.
Yahya Kemal'in ismini görmemle mutluluk içinde gülümsedim. Yerli yabancı birçok şiir kitabı raflarda yerini almıştı. Şu sıralar bir romandansa yeni bir şiir kitabına başlamayı daha çok istiyordum. Ellerim tanıdık yazarların eserleri arasında dolaşırken göz ucuyla yerde bir silüet görmemle yavaşça oraya baktım.
Az ileride, yere oturmuş Ahmet Haşim'in bir kitabını okuyan kişi yeşil gözlerden başkası değildi. Bir ayağını uzatmış, diğerini dik koymuş, tek kulağındaki kulaklıkla odaklanmış okuması istemsizce dudaklarımın kıvrılmasına sebep oldu.
Çok geçmeden o da az ilerisinde kendisini izleyen beni fark etti. İlk adımı atıp konuşmasını,bir şey söylemesini beklemiyordum. O yüzden raftan bir kitap alıp karşısına, biraz sol tarafına aynı pozisyonda oturdum.
Sahi,ne zaman gelmişti? Kütüphaneden hiç çıkmamıştım. Açıkçası, grubun içinde de ona dikkat etmemiştim ama girişe daha yakın oturduğumuz için görmememe imkan yoktu. O zaman uzun süredir burada olmalıydı.
Kapağına bakmadan aldığım kitaba döndü bakışlarım.
Nazım Hikmet-836 Satır
Göz ucuyla bakışlarımı takip edip incelediğim kitaba baktığını görebiliyordum.
"Ahmet Haşim sever misin?" Soruma soruyla karşılık vermesini beklemiyordum.
"Nazım Hikmet sever misin?" Onaylarcasına başımı salladım. Elimden geldiğince eserlerini okumaya çalışıyordum. Şiir kitabı alacağım zaman öncelik verdiklerim Nazım Hikmet'in eserleri oluyordu.
Kısa bir süre eğik başından gözleri beni seyretti,ardından okuduğu kitaba geri döndü. Ben de kitabımın ilk sayfasını açtım. Şu an yeşil gözlere sormak istediğim çok şey vardı ama onu tanımıyordum,cevap verip vermeyeceğini de kestiremiyordum.
Kitaptaki ilk şiire göz gezdirirken "Neden burada,yerde oturuyorsun?" diye sormadan edemedim. Yüzünü kaldırmadan "Bu atmosferi sevdim." dedi. Sonrasında hiç konuşmadı, konuşmadık. Dört şiiri okumuş, diğerine başlamıştım ki kitabı kapattığını duydum. Ayağa kalkmasına fırsat vermeden sorularımın bir kısmını sormaya karar verdim.
"Bekle." Seslenişimle duraksadı,duruşunu bozmadı. Direkt gözlerime odaklıydı.
"Şirketle bir bağlantın var mı?" Cevap vermeyeceğini düşünsem de beni şaşırtarak cevapladı. "Neden merak ediyorsun?"
"Sen, her soruya neden soruyla karşılık veriyorsun?" Bakışları birkaç saniyeliğine buğulandı.
"Merak etmem normal. Sonuçta bir hedef için buradayız ve bu herkes için adilce olmalı." diye dürüstçe yanıtladım. Yine de sorumu askıda bıraktı,cevaplamadı. Bu sorudan ısrarla kaçması daha çok kafamı karıştırdı. Buna rağmen, bu kadar kaçmasına rağmen neden şu an gitmiyordu?
İki bacağını da kendine çekip ellerini bacaklarına sardı. Siyah deri ceketi kütüphanenin ışığından parlıyor, siyah pantolonunun matlığını tamamlıyordu.
"Burayı nasıl buldun?" Ne yani, gerçekten her şeyi görmezden mi gelecekti?
Sorduğum soruları cevaplamamış, hiçbir şekilde yorum da yapmamıştı. Buna rağmen onu merak ettiğim için onun gibi görmezden gelmeyerek "Fazla gerçek. Fazla normal. Ve bu korkutucu." dedim. Kızlara da bunları söylemiştim ama yeşil gözler onlardan farklıydı. Vereceği tepkinin de farklı olacağını tahmin edebiliyordum.
"Neden?" diye sordu. Merakı gözlerinden okunuyordu. Ama sanki, istediği cevabı vermemi bekliyordu benden.
"Her şey günlük hayatımızdaki gibi. Sanki eskiye,kalan hayatımıza geri dönmüşüz gibi. Kaldığımız odalar, o büyük teras. En önemlisi ise herkese okul yıllarını hatırlatan bu kütüphane... " Onun aksine ben konuşmaktan çekinmiyor, düşüncelerimi söylüyordum. Yine pek bir tepki vermeden beni izledi.
"Peki konuşmayı seven biri değilsin sanırım." dedim planlamadığım bir şekilde. Başını onaylarcasına salladı. İki gün sonunda nihayet ondan birkaç mimik görmek beni sevindirdi.
"Alanın ne?" diyerek o klasik sorumuzu sordum. Aramızdaki bu diyaloglarda soru soran, konuları başlatan hep ben oluyordum.
"Soyut fotoğrafçılığı." dedi düz bir sesle.
Farklı bakış acılarını kullanan tek ben değildim anlaşılan. Çok tanımasam da yeşil gözlerin böyle bir yönü olduğunu bilmiyordum.
"Sen manzara fotoğrafçısısın. " dedi bana bakarak. İlk gelip yanına oturduğumun aksine şu an gözleri benden hiç ayrılmıyordu. Çıkarım yapmasına çok şaşırmadım, yolculuk öncesi de dahil bana baktığını defalarca görmüştüm. Diğerleriyle konuşurken de bunu duymuş olabilirdi.
"Buraya alıştın mı?" Bu konudan uzaklaşmayı pek istemesem de aradığım soruların cevabını üstü kapalı sorularımla almaya çalışıyordum.
"Beni boşver, sen alışmaya başlamış gibisin." Bunu söylerken bakışları değişmişti.
"Tam değil ama alışacağımı düşünüyorum. En azından burada zorlanmayacağım." Yine de alışmak istemiyorum.
Kütüphanede duyduğumuz ayak sesleri sohbetimizin bittiğinin habercisi olurken aynı anda ayağa kalktık.
"Nasıl olacak sence?" Duyduğumuz erkek sesi Doğukan Bey'den başkasına ait değildi. Adımlar yaklaşırken yeşil gözler bileğimi tutup bulunduğumuz rafın arkasına beni sürükledi.
"Ne yapı-" işaret parmağı dudaklarına gitti. Sessiz olmamı işaret etti,anlamayan gözlerle ona baktım.
"Konuşmaya gittiğimizdeki tepkisini unutamıyorum. Bu hiç içime sinmiyor." Doğukan Bey konuşurken Ersin Bey'in sesini de duyduk. "Bir şey olmayacak. İnan." Artık adım sesi gelmiyordu. Konuşma sesleri çok uzağımızda olmadıklarına işaret ediyordu. Büyük ihtimal kitaplığın önündeki koltuklardan birine oturmuşlardı. Görme ihtimallerine karşı raflardan başımızı eğip onlara bakmaya çalışmadık.
"Kimse yok değil mi?" Bu sefer konuşanı ayırt edemedim.
"Hayır yok." dedi diğeri birkaç saniye sonra.
"Bak, önceki yıllardan farklı hiçbir şey olmayacak, tamam mı? Tek fark her geçen yıl daha gelişmiş imkanlar altında olmaları. Şuraya bakar mısın?" Ersin Bey'in dediklerinden sonra UP programından bahsettikleri daha da netleşti.
"Sorunsuz bir şekilde atlatalım da." Doğukan Bey'in söylediğinden sonra bunları konuşmayı bırakıp sohbet etmeye başladılar. Sesleri bayağı yükselmiş,gülmeye başlamışlardı.
Yeşil gözlerin bileğimdeki dokunuşu kendini hissettirdi. Elim elinin içindeydi, ne ara elimi içine aldığını anlamadım. Bakışlarımı yüzüne çıkarttığımda boşluğa bakıp düşündüğünü fark edince yüzünü incelemeye başladım. Onu hiç bu kadar yakından görmemiştim. Fazla büyük olmayan gözleri kestane rengi saçlarıyla uyumluydu ama düşünceli olduğunda resmen buğulanıyordu. Birkaç saç teli onu ilk gördüğümdeki gibi alnında durmaya devam ediyordu. Saçları o kadar güzel görünüyordu ki elimi saçlarına götürme isteğimle adeta savaş veriyordum.
Gözleri daldığı yerden beni bulduğunda uzaklaşan adım seslerini duyana kadar bana baktı. Çıktıklarından emin olana kadar bekledik. Hareketlenmeden önce beni durdurup başını eğerek etrafı kontrol etti.
İçimdeki rahatsız edici ama ufak olan his büyümüş,beni rahatsız etmeye başlamıştı. Daha ilk günden bu duyduklarımız normal miydi? Bu büyük şirketin önemli yetkililerinden bu duyduklarımız onların da beklemediği bir şeyler olduğunu gösteriyordu.
Bir şeyler vardı, öğrenilmeyi bekleyen sırlar vardı belki de. Ve onlar,bizim bilmediğimiz bir şeyleri biliyorlardı.
Benden hafifçe uzaklaştığını elimden ayrılan eliyle hissettim. Onun gibi şu an boşluğa dalan bu sefer bendim.
Bakışlarımı yerden kaldırıp yeşil gözlere çevirdim bakışlarımı. Duyduklarımıza ne tepki verdiğini anlamaya çalıştım ama yüzünü sabit tutmayı başarıyordu. Bir şey demeyeceğini anladığımda "Ben gideyim o zaman."diye ağzımda geveleyip ilerlemeye başladım.
"Karan." duyduğum ses durmama yetti. Yavaşça arkamı döndüm. Karan?
"İsmim Karan. Bunu da merak ettiğini biliyorum." Ardından çok ufak gülümsedi.
Karan... Bu isim kesinlikle oydu. Ona çok yakışıyordu. Bildiğini düşünsem de "Sare." dedim aynı tonda.
Deli gibi merak ediyordum. Bu konuyu onunla konuşmayı istiyordum içten içe ama odamda yanlız kalıp ilk önce kendi kendime düşünmek daha cazip geliyordu. Düşüncelerimi duyuyormuş gibi anlayışla baktı.
Daha çok karşılaşacaktık. Ama ismini yeni öğrendiğim bu adam, benimle bu konuyu konuşabilir miydi?
♤♤♤♤♤♤♤♤
Binadan uzaklaştıkça süs havuzunun şırıltı sesini de duymak güçleşti. Az uzakta olan 6 numaralı binaya girdim. Kızlar en son terasa gideceklerini söylemişlerdi ama yanımda saatim yoktu. Kütüphanede ne kadar kaldığımı bilmiyordum. Bir ihtimal hala terasta olabilirlerdi.
Bir süre önce grupça çıktığımız merdivenleri bu sefer kendi başıma çıktım. Açık alanın esintisi merdivenin başına kadar uzanıyordu.
Terasa girdiğimde hızlıca etrafı aradım ama kimse yoktu. Büyük ihtimalle odaya geçmiş olmalılardı. Ne kadar sıcak olursa olsun, güneş tepedeyken bile terastaki esinti kendini koruyordu. Yorgunluk,tatlı esintiyle birlikte kendini
hatırlattığında koltuklarda yatmak bile cazip geldi. Ama bunu yarın akşam yapmak istiyordum. Şalım, kitabım ve fotogtaf makinemle yarın gece burada, yıldızların altında oturmanın hayalini kuruyordum.
Daha fazla oyalanmadan binadan çıkıp 2. bloğa adımladım. 7 ve 6 numaralı hinalar ve çevresi ne kadar sessiz,ıssızsa kaldığımız yerlere doğru yaklaştıkça bahçede yürüyen katılımcılar şu an o kadar fazlaydı. Kimi tek başına,kimi birkaç kişiyle yeni ortamın tadını çıkarıyordu. Şu an bahçe de teras gibi ilk geldiğimize göre daha güzel görünüyordu.
Etrafıma şöyle bir baktım. Üniversite ortamından farksızdı. Birçoğu kaynaşmış, arkadaş olmuştu. Ama bir proje için buradaydık. Ve insanların bu davranışlarının sahte olduğunu da hissedebiliyordum. İlk yarışma başladığı an kimse kimseyi tanımayacaktı. Tek önemli şey iyi bir sıralama elde etmek olacaktı.
2. bloğa geldiğimde kısa bir süre girişte durup görkemli binaya baktım, ardından da diğer binalarla aynı fontta yazılmış 2 numarasına. Asansörü beklemeden hızlıca merdivenlerden çıkıp oda giriş kartıyla kapıyı açtım.
Tahmin ettiğim gibi kızlar salonda televizyon izliyorlardı. İzledikleri yarışma programından gözlerini ayırıp geldiğimi fark ettiler,ayağa kalkıp yanıma adımladılar.
"Sare, nerede kaldın?" dedi Su kol saatini işaret ederek.
"Bayağıdır yoksun."
"O kadar geçti mi ya?" Eşyalarımı girişe bırakıp kendimi koltuğa bıraktım.
"Dalmışım kitaplara." dedim istemsizce. Yeşil gözlerden, yani Karan'dan bahsetmek istememiştim. Duyduklarımızdan da öyle.
"Bu arada bize yemek yerlerini göstermediler." Su elini karnına götürüp dudak büktü.
"Ben de acıkmaya başladım ya. Yemek saatlerini de bilmiyoruz."dedi Eslem. Onların aksine ben hiç açlık hissetmiyordum. Kafamı kurcalayan düşünceler sadece onlara odaklanmamı istiyordu.
Az sonra kapının tıklanmasıyla kızlarla birlikte kapıya ilerledik.
"Merhaba, yemek 7. binanın 2. katında olacak. Kahvaltılar saat 10'da, akşam yemekleri de 19.00'da yapılacak bilginiz olsun." Bu kadını hazırlamıştım. Dün, sözleşme imzalamak için şirketteyken bize şu dağıtan kadındı.
Teşekkür edip kapıyı kapattık. Su kolundaki saate baktı.
"Yarım saatimiz var." dediğinde özellikle kendisinin hazırlanması uzun sürdüğü için odalarımıza dağıldık.
Dolabımı açtığımda gözüme ilk çarpan fazla uzun olmayan, çiçek desenli beyaz askılı elbisemdi. Fazla düşünmeden elime aldım. Dişlerimi fırçalayıp çok az makyaj yaptıktan sonra elbiseyi giyip saçlarımı yaptım. Beyaz saatimi dolaptan çıkarıp bileğime taktım. Odama girdiğimden bu yana tam yirmi dakika geçmişti. Oyalanmadan odamdan çıktım. Salona geçip Su ve Eslem'i beklemeye başladım.
İlk gelen tabii ki de Eslem oldu. O da fazlasıyla güzel olmuştu.
Gülümseyerek yanıma otururken "Yine yanına mı gitsek? Yarım saat geç gitmek istemiyorum."dedim. Güldü.
"Odasından sesler geliyordu." Ardından ellerini beni durdurmak istermiş gibi kaldırdı."Konuşma sesleri değildi. Korkma." Yine de içime fazla su serpildiği söylenemezdi.
"Sadece,bir şeylerin düşme sesi geliyordu." Büyümüş gözlerle Eslem'e baktığımda Su'yun neşeli sesi salonu doldurdu.
"Ben hazırım! Valla o kadar açım ki doğru dürüst hazırlanamadım bile." dedi Su. Eslem ve benden farklı olarak daha yoğun bir makyaj yapmış,benim gibi de sade duz renk bir elbise giymişti. Beklemeden ayaklandık, eşyalarımızı kapının yanındaki küçük dolaptan çıkarıp kapıyı açtık.
"Senin odadan gelen sesler neydi?" Eslem'in sorusuna kıkırdayan Su "Sadece, biraz sakarım. Bir tık. Talihsizlik yaşadım biraz." dedi eliyle işaret ederek. İkisinin odası birbirlerine daha yakın olduğu için ben hiç ses duymamıştım.
Eslem kapıyı kapatırken arkamı dönüp karşı daireye baktım. Yeşil gözler ,yani Karan -hala Karan demeye alışamamamıştım- çıkmış miydi acaba? Bizim binaya girmeden önce arkamı dönüp baktığımda onu görememiştim.
Acaba ismini neden gizlemişti? Doğukan ve Ersin Bey dışında kimse onu tanımıyordu. Öyle ki ev arkadaşıyla konuşup konuşmadığına bile şüpheliydim.
Sare, yine önyargılı davranıyorsun.
Kapının kapandığından emin olduktan sonra asansörün düğmesine basıp beklemeye başladık.
"Acaba çok mu abartı olduk?"dedi Eslem. Sırayla kıyafetlerimize baktık.
"Hayır canım, biz giyinmeyi biliyoruz bir kere." Su hemen savunma moduna geçmişti.
Asansörün açılmasıyla konuşmayı bıraktık. Açıldığında ise asansörün dolu olmasını beklemiyorduk.
Karan ve oda arkadaşları asansördelerdi. Şaşırıp birbirimize baktık.
"Kızlar, siz binin isterseniz , biz merdivenlerden ineriz. " Bunu söyleyen sabah Eslem'in bizi tanıştırdığı Serhat'tı. Centilmenliği karşısında gülümsedim.
"Gerek yok, teşekkürler. Biz ineriz." Teklifini geri çevirdiğimde kızlarla merdivenlerden inmeye başladık. Asansör fazlasıyla küçüktü; anca üç,belki dört kişilikti.
Topuklu ayakkabı giymediğimiz için hızlıca merdivenleri indik. Erkeklerin ise binanın girişinde bekliyor oluşunu hiç beklemiyordum.
Bir şey demeden yan yana yürümeye başladık. Su ve adını bilmediğim çocuk yan yana en önden yürüyorlardı. Bense en arkada yavaş adımlarla takip ettim.
"Elbisen, çok yakışmış." Yan tarafımdan gelen sesle gözlerim şokla açıldı. Bunu Karan mı söylüyordu? Ne ara yanıma geldiğini bilmiyordum, anlamamıştım.
"Teşekkür ederim." Saklama gereği duymadan onu süzmeye başladım. Beyza gömlek ve siyah pantolonun bir erkekte bambaşka duracağını hiç düşünmezdim. Bu kombinle bile iyi görünüyordu.
Açık açık onu izlediğimi fark etti. Bakışlarını benden çekmedi, hatta yarım ağız güldüğünü bile gördüm. Boyu benden uzundu, başım boynuna geliyordu. Çok yapılı olmasa da havalıydı. Pantolonunun cebinden çıkardığı elindeki yüzükleri gördüm.
"Sen de iyi görünüyorsun." Biraz gecikmiş bir cevap olsa da söylemekten çekinmedim.
Uzun bir zaman sonra Eslemler aklıma geldiğinde bizden oldukça uzakta olduklarını fark ettim. Koyu bir sohbete dalmış gibiydiler,bizim yokluğumuzu fark ettiler mi bilmiyorum ama mesafemiz bayağı açılmıştı.
"Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın."
İlk önce bayağı şaşırsam da onun olgun sesinden güzel şiiri dinledim. Bunu yapacağını hiç düşünmemiştim. Gözlerin... Nazım Hikmet'in en sevdiğim kısa şiirlerindendi.
Mutlulukla ona baktığımda Karan bu şiiri bildiğimi elbette ki biliyordu.
"Ben de Nazım Hikmet'in şiirlerini seviyorum." Bunu anlamıştım zaten. Dikkat etmediğimi düşünse de kitabı aldığımda gözlerinin parladığını görmüştüm.
Karan görünenin ötesinde bir insandı. Ve kesinlikle şimdiden onunla bu kadar konuşacağımı düşünmemiştim.
Herkese selamlar, umarım bölümü beğenmişsinizdir. Çok severek yazdığımı söylemeliyim. Sonunda ismini söyledi xkdnsk
Karan hakkındaki düşünceleriniz neler?
Bir dahaki bölümde bizi neler bekliyor sizce?