Ayten bu evi seçerken kimseye danışmamıştı.Zaten Ayten hiçbir zaman danışmazdı. Karar verir, uygular, sonuçlarına katlanırdı. Bu ev de öyleydi. Şehrin üstünde, rüzgârın daha sert estiği bir tepede. Aşağıdan bakıldığında seçilmezdi; yukarıdan bakıldığında ise şehir, ayaklarının altındaydı. Ayten bu hissi severdi. Yukarıdan bakmayı severdi. İnsanların, düzenlerin, korkuların… küçülmesini izlemeyi severdi.Evin dışı sade sayılırdı ama içerisi Ayten’di.Geniş salon, yüksek tavan, koyu renkler. Mermer zeminde yankılanan her adım bilinçliydi. Duvarlarda tablo yoktu; Ayten başkalarının imzasını evinde taşımazdı. Onun imzası evin kendisiydi. Camlar yerden tavana kadar uzanıyordu. Perdeler açık bırakılmıştı. Gizlenecek bir şey yoktu. Gösterişi severdi Ayten. Ama bu ucuz bir gösteriş değildi; “buradayım ve korkmuyorum” gösterişiydi.Kapı zili çaldığında Ayten yerinden kalkmadı.Sarp Tunç kapıyı açtı. Uzun boylu, sert bakışlı, sessiz bir adamdı. Ayten’in yanında konuşmazdı; Ayten konuştuğunda dinlerdi. Sarp’ın görevi yorum yapmak değil, hayatta tutmaktı.Erdem içeri girdiğinde, evin havası değişti.Ayakkabılarını çıkarmadı. Ceketini çıkarmadı. Bir adım attı, durdu. Başını hafifçe kaldırdı. Tavana baktı. Avizeyi inceledi. Sonra camlara yöneldi. Perdelerin kenarını iki parmağıyla araladı. Şehre baktı. Kısa bir ıslık çaldı.Arkasını dönmeden konuştu.“Vay vay…” dedi.“Kaçak kuş beni ayağına çağırıyor. Oda ağır bir sessizlikle doluydu. Ayten’in topuk sesleri çoktan kesilmişti ama varlığı hâlâ havada asılıydı. Erdem, gözlerini ondan ayırmadan konuştu. “Hayırdır? Bunca zaman benden kaçtın, Ayten. Şimdi ne değişti de kendin ayağıma kadar geldin?” Ayten başını hafifçe yana eğdi. Yorgundu. Bu, ilk kez saklayamadığı bir yorgunluktu. “Kaçmaktan yoruldum,” dedi. “Bir yanda kurduğum hayat, bir yanda peşimi hiç bırakmayan geçmişim… Yani sen.” Erdem’in yüzü sertleşti. Öfke, kelimelerinden önce patladı. “Ben mi lan? Sen benim hayatımı parçaladın! Bana ait kitabı benden çaldın, sonra da onunla kendine bir imparatorluk kurdun. Babamın yanında her şeyi öğrendin, sonra gelip bana kazık attın. Yetmedi! Dağıtım operasyonlarımı sabote ettin, depolarımı soydun, müşterilerimi çaldın. Ben senin peşini nasıl bırakayım? Bu savaşı sen başlattın, Ayten!” Ayten birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe daraldı, hava ağırlaştı. “Evet,” dedi sakin ama net bir sesle. “Bunları yaptım. Hepsini. Ve şimdi barış istiyorum.” Erdem’in kaşları çatıldı. “Barış mı?” “Evet, barış.” Ayten’in sesi titredi ama geri adım atmadı. “Sen de benim her şeyime çöktün, Erdem. Canımı zor kurtardım senden. Buraya yeni bir başlangıç için geldim. Ama sen… lanet olası… buraya kadar geldin. Ne için? O kitap için mi?” Erdem’in çenesi kasıldı. “Evet,” dedi dişlerinin arasından. “O lanet olası kitap yüzünden her şeyimi kaybediyordum.” Ayten derin bir nefes aldı. İlk kez savunmasız görünüyordu. “Barış yapalım,” dedi. “Beyaz bayrak çekiyorum. Kötü şeyler yaptım, biliyorum. Ama bu böyle gitmek zorunda değil. İkimiz de daha fazlasını kaybetmeden durabiliriz.” O an, ikisi de biliyordu: Bu bir barış teklifi değil, bu bir son şanstı. Ayten gülümsedi. Koltuğa yaslanmıştı. Elinde kadeh vardı. Bacak bacak üstüne atmıştı. Bu duruş, bilinçliydi. Rahat görünmek bazen silah taşımaktan daha etkilidir.“Eve ilk kez gelen herkes aynı şeyi söylüyor,” dedi Ayten.“Sonra susuyor.”Erdem başını yana çevirdi, Ayten’e baktı.“Beni susturmak zor iştir.”Ayten kadehini kaldırdı, bir yudum aldı.“Denemeye değmez mi?”Erdem salona doğru birkaç adım attı. Duvarları inceledi. Köşelere baktı. Kör noktaları zihnine kazıdı. Evin planını sessizce ezberliyordu. Ayten bunu görüyordu ve hoşuna gidiyordu. Bu evde korkan bir adam istemezdi. Korkan adam hata yapar.“Güzel ev,” dedi Erdem.“Gizlenmek isteyen birinin evi değil.”Ayten ayağa kalktı. Topuk sesleri zeminde net bir şekilde duyuldu. Masaya doğru yürüdü ama oturmadı. Ayakta durdu. Erdem’le aynı hizaya geldi.“Ben gizlenmiyorum,” dedi.“Ben çağırıyorum.”Erdem güldü. Kısa, alaycı bir gülüş.“Cesurca.”Ayten bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe artık samimiydi ama tehlikeliydi.“Cesaretle gösterişi karıştırma,” dedi. “Ben ikisini de seviyorum.”Masaya geçti. Elini ahşap yüzeyin üstünde gezdirdi. Masa büyük, ağır ve sağlamdı. Kolay devrilmezdi. Ayten bu masayı seçerken bunu düşünmüştü.“Oturalım,” dedi.“Konuşacak çok şey var.”Erdem sandalyeye oturdu ama yaslanmadı. Ayten hâlâ ayaktaydı. Kadehini masaya bıraktı. Ellerini masaya koydu. Eğildi. Bu, masayı ve konuşmayı sahiplenmekti.“Kitabı aldım,” dedi Ayten, hiç dolandırmadan.Erdem’in gözleri karardı.“Biliyorum.”“Nasıl aldığımı merak ediyor musun?”“Merak etmiyorum,” dedi Erdem. “Nerede olduğunu merak ediyorum.”Ayten başını iki yana salladı.“Evde değil.”Erdem’in dudakları büzüldü.“Bu ev için fazla iddialı bir yalan.”Ayten güldü. Bu gülüş daha yüksekti, daha rahattı.“Beni yanlış tanıyorsun,” dedi. “Ben yalan söylemem. Ben risk alırım.”Masaya doğru yürümeye başladı. Erdem’in arkasından geçti. Bilerek sırtını döndü. Ayten sırtını dönebileceği insanları seçerdi.“Kitabı ilk aldığımda,” diye devam etti, “sen hâlâ kimyagerine güveniyordun.”Erdem başını çevirdi.“Benim kimyagerim işinin ehli.”Ayten durdu.“Hayır,” dedi. “O sadece karıştırıyor.”Masaya tekrar döndü.“Kitap tarif değil,” dedi. “Sistem. Zamanlama. Temizlik. Sen hâlâ aynı rotaları kullanıyorsun, Erdem. Aynı adamları. Aynı hataları.”Erdem ayağa kalktı. Sandalye sertçe geriye gitti.“Benim işlerimi bana mı anlatıyorsun?”Ayten gözlerini kırpmadı.“Evet,” dedi. “Çünkü artık benim de işlerim.”Erdem masaya yaklaştı.“Kitabı istiyorum.”Ayten başını hafifçe yana eğdi.“Hayır.”“Bu iş buraya kadar.”Ayten’in sesi netti.“Bu iş buradan sonra.”Bir anlık sessizlik oldu. Evin içinde saat sesi bile duyulmuyordu. Ayten bu sessizliği sevdi. Sessizlik, insanların ne kadar dayandığını gösterirdi.“Babanın mirasıydı,” dedi Erdem dişlerinin arasından.“O kitap benimdi.”Ayten masaya eğildi.“Miras,” dedi yavaşça, “taşıyabilene verilir.”Erdem tam cevap verecekken…ilk patlama sesi geldi.Cam bir anda çatladı. Sonra patladı. Salonun içi cam parçalarıyla doldu.Ayten refleksle ayağa fırladı.Aynı anda Erdem hamle yaptı.Ayten’i belinden yakaladı. Sertçe aşağı çekti. Kendi bedenini onun üstüne kapattı. Masanın altına bastırdı.Kurşun, Ayten’in az önce durduğu yerden geçti.Ayten’in kalbi hızlandı. Göğsü Erdem’in sırtına değmişti. Ağırlığı… sıcaklığı… refleksi… Hepsi bir anda olmuştu.Ayten ilk kez düşündü:Bunu planlamadı.Silah sesleri evi doldurmaya başladı.
Bölüm 1
KAÇAK KUŞ**
Bölüm sonu
2 yorum
Bismillah başlıyoruz 😁👏🏻
Karşılıklı Okuma ve Takip yapalım mı?
