İçeriğe geç

Kuzgunun Laneti

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Kuzgunun Laneti

Bölüm 3

3

Ravenwood’un bitmek bilmeyen kasvetli koridorlarında o sabah tuhaf bir hareketlilik vardı. Ders çıkışı büyük panonun önünde toplanan kalabalık, fısıldaşarak duvara asılan büyük, altın yaldızlı ilanı okuyordu. Kalabalığı hafifçe yararak panoya doğru yaklaştım. İlanın üzerinde büyük harflerle şöyle yazıyordu:

"Geleneksel Kanlı Kuzgun Balosu. Tüm klanların ve soyların katılımı zorunludur. Maskelerinizi hazırlayın."

"Boşuna bakma bence," dedi arkamdan gelen o tanıdık, kibirli ses.

Arkamı döndüğümde Chloe ve Bethany’nin kollarını göğüslerinde birleştirmiş, bana yukarıdan bakan gözleriyle karşılaştım. Chloe, jilet gibi ütülü siyah ceketinin yakasını düzeltirken yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.

"Bu balo, aristokrat klanların gövde gösterisidir Sara," dedi Chloe, sesindeki o iğneleyici tonu her kelimesine yayarak. "Burada herkes aylar öncesinden en asil partnerleri seçer. Senin gibi geçmişi belirsiz, tek başına gezen bir eziğin elinden tutup o salona sokacak tek bir kişi bile bulamazsın. Eğer yerinde olsam, o gece odamdan çıkıp kendimi rezil etmezdim."

Bethany de onun arkasından kıs kıs gülerken, koridordaki diğer öğrencilerin bakışları da bana döndü. İçimdeki o inatçı damarın hızla attığını hissettim. Tam Chloe’ye haddini bildirecek buz gibi bir cevap hazırlıyordum ki, kalabalığın arkasından o her zamanki gevşek, pervasız adım sesleri duyuldu.

"Kim demiş partneri yok diye?"

Kalabalık iki yana açılırken, Victor elleri cebinde, gömleğinin üst düğmeleri açık o fırlama tarzıyla aramıza girdi. Gözleri doğrudan Chloe’nin üzerindeydi ama yüzünde öyle sinir bozucu, öyle yapay bir hayranlık ifadesi vardı ki ne yapmaya çalıştığını saniyesinde anladım. Chloe’nin gözleri Victor’u gördüğü an parıldadı, aniden dikleşti. Belli ki Victor’un ona teklif etmesini bekliyordu.

Ancak Victor, Chloe’nin tam önünde durup ona o ölümcül darbeyi vuracak o alaycı gülüşünü takındı. "Biliyor musun Chloe, bu yıl baloda sıkıcı klan eşleşmelerinden çok sıkıldım. Bu yüzden... taze kanla gitmeye karar verdim."

Victor bunu söylerken yavaşça bana doğru döndü. Aramızdaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durduğunda, o kahverengi gözlerinde sinsi bir oyunun pırıltısı vardı. Chloe’ye inat olsun diye, sırf onun o kibirli sarayını yerle bir etmek için beni kullanıyordu.

"Baloda dansı kimseye söz verme, taze kan," dedi, sesini tüm koridorun duyabileceği kadar net ve o sinir bozucu Fransız aksanıyla tonlayarak. "Çünkü o gece benim partnerimsin."

Chloe’nin yüzü saniyeler içinde mosmor oldu. Gözleri öfkeden ve kıskançlıktan kıpkırmızı kesilirken, dişlerini o kadar sert sıktı ki çene kemiğinin oynadığını gördüm. Okulun gözde çocuğunun, onun gözünün içine bakarak yeni gelen "ezik" kıza partnerlik teklif etmesi Chloe için en büyük hakaretti. Bethany ise şok içinde bir Chloe’ye bir Victor’a bakıyordu.

Victor bana göz kırpıp arkasını dönerek, ıslık çala çala koridorda yürümeye başladı.

Ben ise olduğum yerde kalakalmıştım. Bir yanda kıskançlıktan beni çiğ çiğ yiyecek gibi bakan Chloe, diğer yanda beni kendi küçük egosuna ve intikam oyununa alet eden o ukala Victor... Ravenwood’da günler yavaş geçiyordu belki ama her geçen gün etrafımdaki çember daha da daralıyordu.

...

Müdürün panoya astığı o altın yaldızlı ilanın üzerinden günler geçmişti ama okulun koridorlarındaki fısıltılar tek bir an bile dinmemişti. Herkes Victor’un o gün Chloe’nin gözünün içine bakarak beni baloya davet etmesini konuşuyordu. Chloe ve Bethany ne zaman yanımdan geçse, bakışlarıyla beni diri diri gömmek istiyor gibiydiler. Ben ise bahçedeki gotik sütunların altında, asırlık bir meşe ağacının gölgesinde tek başıma oturmuş, İstanbul’daki uykusuz gecelerimi ve Mina ile yaptığım konuşmaları düşünüyordum.

"Bakıyorum da şimdiden kendini falan kraliçe sanmaya başlamışsın, taze kan."

Başımı kaldırdığımda, Victor’un o her zamanki gevşek ve pervasız adımlarla bana doğru geldiğini gördüm. Ceketinin düğmeleri yine açıktı, elleri cebindeydi. Yanıma gelip ağacın gövdesine rahatça yaslandı ve o kahverengi gözlerindeki fırlama parıltıyla bana tepeden baktı.

"Sence birinin piyonu olmaya can atıyor gibi mi görünüyorum, Victor?" dedim, sesimi buz gibi tutarak. "Beni Chloe ile olan o küçük ego savaşına alet ettin. Herkesin içinde beni çağırırken bana sordun mu?"

Victor hafifçe kıkırdadı, ağacın gövdesinden ayrılıp bana doğru eğildi. Yüzündeki o ukala gülüş aniden daha keskin, daha mesafeli bir hal aldı.

"Sakın şımarma Sara," dedi, sesi o pürüzsüz Fransız aksanıyla kulaklarıma dolarken. "Seni oraya çok beğendiğim ya da eşsiz bulduğum için falan çağırmadım. Tamamen Chloe’nin o kibirli, aristokrat havasını söndürmek ve onu delirtmek içindi. Benim için sadece bir araçsın. O yüzden o gece sadece rolünü oyna, fazlasını düşünme."

Kelimeleri içimde bir yerleri çizmeliydi belki ama tam aksine beni daha da kamçıladı. Oturduğum yerden yavaşça ayağa kalktım, aramızdaki mesafeyi kapatıp doğrudan gözlerinin içine dik dik baktım. "Ben kimsenin aracı olmam, Victor. Sadece rolümü oynayacağım, evet. Ama o gece kimin kime eşlik ettiğini, kimin asıl şovu yaptığını gördüğünde o ukala gülüşün yüzünde donup kalırsa sakın şaşırma."

Victor tek kaşını kaldırıp alaycı bir şekilde gülümsedi ama gözlerinde ilk defa ne yapacağımı merak eden ufak bir şüphe kırıntısı belirdi.

Ve o gece geldi.

Büyük salonun kapıları açıldığında içeriden yükselen klasik müzik sesi ve loş, kan kırmızısı şamdanların ışığı koridorlara taşıyordu. Herkes yüzünde birbirinden ihtişamlı, taşlı maskelerle salona süzülüyordu. Chloe, siyah dantelli, kabarık ve adeta bir kraliçe gibi parıldayan elbisesiyle salonun tam ortasında, Bethany ile birlikte dikiliyordu. Gözleri sürekli kapıdaydı; Victor’un kolunda benim gibi sönük bir kızla içeri girip rezil olmamı bekliyordu.

Ben ise o kapıdan içeri tek başıma girdim. Ve girdiğim an, salondaki fısıltıların tamamı, hatta müziğin ritmi bile bir anlığına durur gibi oldu.

Üzerimde herkesin beklediği o rüküş, sönük ya da basit kıyafetlerden biri yoktu. Tam aksine, İstanbul'un o asil ve asi ruhunu buraya taşımıştım. Vücudumu kusursuzca saran, derin yırtmaçlı, simsiyah saten bir elbise giymiştim. Saçlarımı o perçemli dalgalarıyla omuzlarıma serbestçe bırakmıştım. Yüzümde ise sıradan boncuklu maskeler yerine, tamamen gümüş işçilikli, keskin hatları olan ve sadece gözlerimi açıkta bırakan bir Kuzgun Maskesi vardı. Boynumda, formanın altından çıkardığım annemin o antik gümüş yüzüğü bir kolye ucu gibi parıldıyordu.

Herkes şok içinde bana bakarken, Victor salonun diğer ucunda, elindeki kadehle birlikte donakalmıştı. Üzerindeki jilet gibi siyah takım elbisenin içinde harika görünüyordu ama o her zamanki ukala, fırlama gülüşü yüzünden tamamen silinmişti. Bana "şımarma, sadece bir araçsın" diyen çocuk, gözlerini benden alamıyordu.

Yavaş ve kendinden emin adımlarla doğrudan onun olduğu tarafa doğru yürüdüm. Yanından geçtiğim Chloe’nin kıskançlıktan ve şoktan gözlerinin nasıl büyüdüğünü, Bethany’nin ağzının açık kaldığını zevkle izledim.

Victor’un tam önünde durduğumda, gümüş maskemin arkasından ona hafifçe gülümsedim. Topuklu ayakkabılarımla boyuna biraz daha yaklaşmıştım.

"Eee, Victor?" dedim, sesimdeki o kendinden emin tonla. "Beni Chloe’yi delirtmek için çağırdığını söylemiştin. Ama şu an sanki Chloe’den çok sen delirmiş gibi bakıyorsun. Nasıl, taze kan rolünü iyi oynamış mı?"

Victor bir süre konuşamadı. Elindeki kadehi yanındaki masaya bırakırken, yüzüne o bildiğim fırlama ama bu sefer hakkımı teslim eden gülüşünü yerleştirmeye çalıştı. Gözleri yüzümde, maskemde ve boynumdaki yüzükte gezindi.

Elini centilmence bana doğru uzattı. "Bu dansı bana lütfeder misin, taze kan?"

Uzatılan eline baktım. Chloe arkada kıskançlıktan patlamak üzereydi, Victor ise ilk defa kontrolü kaybetmişti. İstediğimi almıştım. Elimi yavaşça elinin üzerine koydum. "Sadece rolümün gereği, Victor. Unutma."

Elini elime koyduğunda, salondaki tüm gözlerin üzerimizde olduğunu biliyordum. Kulağımıza kadar gelen fısıltıların arasında Victor beni piste doğru yönlendirdi. Klasik müziğin o ağır, tekinsiz ritmine ayak uydurarak dans etmeye başladığımızda, yüzündeki o büyülenmiş, hayranlık dolu ifade hala yerli yerindeydi. Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki, bir anlığına gerçekten de bu ukala adamın duvarlarını yıktığımı, beni farklı gördüğünü sandım.

Fakat pistin ortasına gelip Chloe ve Bethany’nin tam hizasına ulaştığımızda, Victor’un bakışları salisellik bir hareketle arkamdaki Chloe’ye kaydı. Chloe’nin kıskançlıktan titreyen yüzünü gördüğü o an, Victor’un dudaklarının kenarında sinsi, tatmin olmuş bir gülümseme belirdi.

İşte o an, her şeyi anladım.

O hayranlıkla bakan kahverengi gözler, saniyeler içinde buz gibi bir umursamazlığa büründü. Az önceki o büyülenmiş adam gitmiş, yerine benimle resmen dalga geçen o fırlama zorba geri gelmişti. Her şey Chloe’yi delirtmek, onun o aristokrat gururunu yerle bir etmek için sergilenen kusursuz bir tiyatrodan ibaretti. Beni sadece sahnede çok iyi duran bir piyon olarak kullanmıştı.

"Rolünü fena oynamıyorsun, taze kan," diye fısıldadı kulağıma doğru eğilerek. Sesi yine o sinir bozucu, gevşek Fransız aksanıyla doluydu. "Elbisen ve o masken salondakilerin dikkatini çekmiş olabilir ama adımlarına dikkat et. Bu salondaki asil vampirler seni tek bir hamlede ezebilir. Benim arkama saklanıyor olman seni onlardan korumaz."

İçimde kabaran o saf öfkeyle dişlerimi sıktım. Beni böyle küçümsemesinin bedelini ödemeliydi. Ritmi hiç bozmadan, elimi omzundan hafifçe kaydırırken topuklu ayakkabımın sivri ucunu bilerek ve sertçe onun rugan ayakkabısının üzerine bastım.

Victor’un adımları anlık bir acıyla tekledi, gözleri hafifçe kısıldı ama salondakilere belli etmemek için o sahte gülüşünü yüzünde tutmaya çalıştı.

"Sen de kendi adımlarına dikkat et, Victor," dedim, gümüş kuzgun maskemin arkasından gözlerimi gözlerine dikerek. "Chloe'yi kıskandırmak için beni kullanabilirsin ama unutma; her an dengeni kaybedip o çok güvendiğin tahtından aşağı yuvarlanabilirsin. Ben senin piyonun değilim."

Victor tam bana dişlerini sıkarak bir cevap yetiştirecekken, müzik durdu ve dans bitti. Elimi hızla elinden çekip arkamı döndüm ve pistten uzaklaşmak için kalabalığa doğru yürüdüm.

Ancak Chloe’nin bu aşağılanmayı öylece sineye çekmeye niyeti yoktu. Salonda rezil olmasının acısını çıkarmak için piyonunu çoktan ileri sürmüştü. Kalabalığın arasından sıyrılmaya çalışırken, Bethany’nin elinde koyu kırmızı, kan dolu iki kadehle bana doğru hızla yaklaştığını fark ettim. Yüzünde "çaktırmadan" üzerime çarpacakmış gibi yapay bir acelecilik vardı. Amacı o iğrenç sıvıyı simsiyah saten elbiseme döküp beni herkesin önünde rezil etmekti.

Vampir reflekslerim saniyeler içinde devreye girdi. Zaman benim için adeta yavaşladı. Bethany tam dibime gelip kadehleri üzerime doğru savuracağı an, hafif ve kıvrak bir hareketle yana doğru çekildim.

Benim çekilmemle birlikte Bethany dengesini kaybetti ve elindeki o koca iki kadeh kan, hemen arkamda öfkeyle dikilen Chloe’nin o şatafatlı, asil siyah dantel elbisesinin tam göğüs kısmına bodoslama boşaldı.

"AAAHH!" diye bir çığlık koptu salonun ortasında.

Chloe, elbisesinden aşağı sızan kıpkırmızı sıvıyla kalakaldı. O asil kraliçe görüntüsü saniyeler içinde tam bir felakete dönüşmüştü. Bethany şok içinde elleriyle ağzını kapatırken, salondaki tüm fısıltılar bıçak gibi kesildi.

Chloe, gözlerinden adeta ateş püskürerek maskesini yüzünden fırlattı. Doğrudan bana baktı, yüzü öfkeden mosmor olmuştu. Yanımıza doğru adımlayan Victor da dahil olmak üzere herkesin gözü üzerimizdeydi.

"Bunun hesabını canınla ödeyeceksin, Sara!" diye tısladı Chloe, sesindeki o vahşi vampir tonunu gizleme gereği bile duymadan. "Seni bu okulda yaşatmayacağım!"

Yüzümdeki kuzgun maskesini yavaşça çıkardım ve o inatçı, dik duruşumla tam karşısında dikildim. "Kendi arkadaşının sakarlığının faturasını bana kesme, Chloe. İyi geceler."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.