İçeriğe geç

Kuzgunun Çağrısı

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Kuzgunun Çağrısı

Bölüm 2

BÖLÜM 2

Merdiven dar ve nemliydi. Tahta basamaklar Aral’ın ağırlığı altında hafifçe gıcırdadı. Aşağı indikçe hava değişti. Küf değil… metalik bir koku. Pars burnunu buruşturdu.

“Bu kan kokusu.”

En son basamağa geldiklerinde oda ortaya çıktı.

Yuvarlak bir alan. Duvarlar siyaha boyanmıştı ama boya yer yer kabarmıştı; altında semboller kazınmış gibiydi. Odanın tam ortasında yere çizilmiş büyük bir hilal vardı. Hilalin ortasında kuzgun silueti. Aynı simge.

Zemin koyu, kurumuş bir sıvıyla lekelenmişti.

Pars fısıldadı:

“Bu… dekor değil.”

Hilalin çevresinde yere yerleştirilmiş ince cam tüpler vardı. Hastaneden gelen kan tüpleri. Bazıları kırılmış, bazıları boş.

Aral’ın çenesi kasıldı.

Duvarın bir köşesinde siyah mumlar vardı. Fitilleri yeni yanmış gibi hafif yanık kokuyordu. Yanında eski ciltli bir kitap duruyordu. Deri kapağı çatlamış, ortasında aynı kuzgun simgesi kabartma hâlindeydi.

Aral kitabı eline aldı. Soğuk değildi. Ilıktı.

Pars bunu fark etti.

“Biri buradaydı.”

Aral sayfaları çevirdi. Sayfaların kenarları kanla çizilmiş gibiydi. Bir bölüm işaretlenmişti.

"Ritus Transitus"

Altında tek bir cümle:

“Mors in uno mundo, initium in altero.”

“Qui perit hic, regnat illic.”

O anda odadaki mumlardan biri kendiliğinden devrildi.

Pars silahını kaldırdı.

“Tamam. Bu iş paranormal.”

Aral’ın gözleri karardı.

“Hayır.Ayrıca cin olsa silahla mı vurmayı düşünüyorsun?”

Pars göz devirdi "Sadece önlem,önüne baksana sen"

Aral büyü kitabına biraz daha fazla baktı ve inceledi

Pars kitabı Aral’ın elinden çekmeye çalıştı.

“Saçmalama. Bu bir ayin metni.”

Aral kitabı geri aldı.

“Hayır. Bu bir geçiş protokolü.”

“Protokol mü?”

Aral diz çöktü. Hilalin içine baktı. Kan lekeleri, tüpler, semboller… Hepsi sistemliydi. Rastgele değildi.

“Kan kaynağı. Sembolik bağ. Geçiş noktası.”

Sesi sakindi. Klinik.

Pars bir adım geri çekildi.

“Siktir lan ordan,oğlum bu tıp değil,sapıtma.”

Aral başını kaldırdı. Gözleri karanlıktı.

Kitaptaki sayfayı tekrar açtı. Latince satırın altındaki yönergelere baktı. Bir kurban kanı. Bir bağ nesnesi. Bir çağırma cümlesi.

Parmaklarını cebine attı. Küçük bir metal obje çıkardı. Kadının ona bıraktığı eski bir anahtar.

Hilalin ortasına bıraktı.

Pars’in sesi sertleşti:

“Bunu yaparsan geri dönüşü olmayabilir.”

Aral yavaşça ayağa kalktı.

“Daha kötü ne olabilir ki?”

Aral,Parsa temkinli bir şekilde konuştu

"Bak abi,benim kaybedebileceğim bir şey varsa o da sensin.Ben gidince kendine iyi bakacağına söz ver."

Pars ilk defa gerçekten gözlerinde bir sinir kıvılcımı belirdi

"Gerçekten oraya tek gideceğini mi düşünüyorsun? Ayrıca benim kardeşim ordayken benim içim rahat eder mi? Saçmalama artık.Sen nereye,ben oraya"

Aral ile Parsın arasında uzun bir bakışma gerçekleşti.Aralın içi bu konuda hiç rahat değildi ama böyle konularda abisine itiraz etmemesi gerektiğini biliyordu.Dalgın bir biçimde başını olumlu anlamda salladı ve işe koyuldu

Mumları tek tek yaktı.

Derin bir nefes aldı ve Latince metni okumaya başladı. Kelimeler odada yankılandı. Sanki duvarların altındaki semboller titreşiyordu.

Aral, portalın açılması için gerekli büyüyü okumaya başladı. Sözcükleri yavaş ve empoze ile telaffuz ediyor, her kelimeyi tamamen kontrol ederek ve sesinin her tonunu uygun şekilde kullanıyor. Pars ise yanında durarak kardeşinin çalışmasını izliyor ve bir de etrafını dikkatle kontrol ediyor.

Portalın açılması için gereken zaman geçtikçe, odadaki havada bir değişim hissediliyor. Hava soğumaya başlamış, bir türlü gizemli bir his vermeye başlıyor. Aral'in sesi odada yankılanırken, "Nox Aeterna, Porta Intermundia, Sanguis Vitae, Umbra Mortis..."

Kan tüplerinden birini kırdı. Kendi elini camın kenarına bastırdı. Kan hilalin çizgisine aktı.

Pars fısıldadı:

“Aral…”

Zemin titredi.

Zemin önce hafifçe titreşti. Sanki evin altından ağır bir tren geçiyordu.

Mum alevleri bir an uzadı, sonra yatay hâle geldi. Odanın içindeki hava aniden keskinleşti. Soğuk, ama kuru bir soğuk. Nefes verdiklerinde buhar çıkmıyordu; sanki ısı değil, zaman çekiliyordu odadan.

Aral’ın kanı hilalin çizgisinde ilerledi. Çizginin tamamı dolduğunda sembol sönük bir siyah yerine koyu, parlak bir tona döndü. Işık değildi. Işığın yokluğu gibiydi.

Pars bir adım geri çekildi.

“Bu normal değil.”

Duvarlardaki kazınmış işaretler tek tek görünür hâle geldi. Boyanın altından yüzeye çıktılar. İnce bir uğultu başladı; kelimeler Aral’ın ağzından çıkmıyordu artık, oda fısıldıyordu.

Hilalin tam ortasında hava dalgalandı.

Önce küçük bir kırılma… cam çatlağı gibi. Sonra o çatlak genişledi. Siyah bir yarık açıldı. Kenarları kömür gibi karanlık, içi beyazımsı bir pusla doluydu. Siyah dış, beyaz iç. Kadının tarif ettiği gibi.

Pars silahını kaldırdı ama namlunun ucu titredi.

“Bunu kapatabiliyor muyuz?”

Aral gözünü bile kırpmadı.

“Bilmem.”

Odadaki tüm nesneler havaya uçmaya başladı. Kitaplar, dolaplar, mobilyalar... Her şey havada sallanıp devrilmeye başladı. Pars, Aral'in üzerine atlayarak korumaya çalıştı. Aral de ise büyüyü tamamlamak için son kelimeyi seslendirdi: "Transitus!"

Bir anlık parlama meydana geldi ve odadaki her şey durdu. Havada bir kara delik oluşmaya başlamış, portalın açıldığını gösteriyordu. Aral ve Pars, birbirlerine güvenerek kara deliğe doğru adım attılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.