Virel, masanın üzerindeki dosyadan gözlerini alamıyordu.
Eski, koyu kahverengi deriyle kaplıydı.
Kenarları yıpranmış, sayfaları sararmıştı.
Ama kapağında yazan isim yeni yazılmış gibiydi.
VİREL
Parmakları istemsizce dosyaya uzandı.
"Dokunabilirsin," dedi müdür.
Virel kapağı yavaşça açtı.
İlk sayfada siyah mürekkeple yazılmış kısa bir not vardı.
"Denek 7. Hafızası tamamen silindi. Döngü yeniden başlatıldı."
Virel kaşlarını çattı.
"Bu ne demek?"
Müdür cevap vermedi.
Kael ise gözlerini dosyadan hiç ayırmıyordu.
Sayfayı çevirdi.
Eski fotoğraflar...
Haritalar...
Gazete kupürleri...
Ve onlarca isim...
Bazılarının üzeri kırmızı kalemle çizilmişti.
En son sayfaya geldiğinde eli titredi.
Sayfanın tam ortasında kendi fotoğrafı vardı.
Fotoğrafın altında ise tek bir tarih yazıyordu.
18 Eylül
Bugünün tarihi...
Virel'in kalbi hızlandı.
"Bu... tesadüf mü?"
Müdür ağır ağır ayağa kalktı.
"Hayır."
"O zaman?"
"Bugün her şey yeniden başlayacak."
Kapı sertçe çalındı.
İçeri uzun boylu bir kadın girdi.
Siyah saçlarını sıkıca toplamıştı.
Yüzünde tek bir mimik bile yoktu.
"Müdür Bey."
"Ne oldu?"
"Batı Kulesi açıldı."
Odanın içindeki hava değişti.
Müdür bir anlığına gözlerini kapattı.
"Kaç kişi?"
"Şimdilik iki."
"Hayatta kalan?"
Kadın başını iki yana salladı.
"Yok."
Virel anlam veremiyordu.
"Kule mi açıldı?"
Kimse ona bakmadı.
Sanki odada yokmuş gibiydi.
Dersler iptal edilmişti.
Bütün öğrenciler bahçede toplanmıştı.
Kimse yüksek sesle konuşmuyordu.
Herkes Batı Kulesi'ne bakıyordu.
Akademinin en eski binası...
Pencereleri taşlarla örülmüş, yıllardır kullanılmayan kule.
Kapısına kalın zincirler vurulmuştu.
Bugün ise...
Zincirlerden biri kopmuştu.
Rüzgâr estikçe demir halkalar birbirine çarpıyor, uğursuz bir ses çıkarıyordu.
Virel, Saye'nin yanına geçti.
"Neler oluyor?"
Saye gözlerini kuleden ayırmadı.
"Bu ilk kez olmuyor."
"Ne demek istiyorsun?"
"Her birkaç yılda bir kule açılıyor."
"Sonra?"
Saye yutkundu.
"Birileri ölüyor."
Öğrenciler dağılırken Virel'in telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
Dosyaya güvenme. Gerçek bodrum katında.
Numarayı aradı.
Kapalıydı.
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
Biri seni izliyor. Sakın arkana bakma.
Virel'in nefesi hızlandı.
İçgüdülerine engel olamadı.
Arkasını döndü.
Kalabalığın arasında siyah kapüşonlu biri duruyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Tam ona doğru yürümeye başladı.
Kapüşonlu kişi de dönüp uzaklaştı.
Virel peşinden koştu.
Koridor...
Merdiven...
Boş sınıflar...
Nefesi kesiliyordu.
Sonunda kişi eski spor salonunun arkasındaki çıkmaz koridorda durdu.
Virel yavaşladı.
"Sen kimsin?"
Kapüşonlu kişi konuşmadı.
Yavaşça cebinden küçük metal bir anahtar çıkardı.
Anahtarı yere bıraktı.
Sonra arkasını dönmeden karanlığa karıştı.
Virel koşup köşeye ulaştığında...
Kimse yoktu.
Koridor bomboştu.
Sanki az önce biri orada durmamıştı.
Yerde yalnızca eski bir pirinç anahtar vardı.
Anahtarın sapına küçük bir kuzgun işlenmişti.
Ve arkasında minicik harflerle tek bir kelime yazıyordu.
"Arşiv."
Virel anahtarı avucuna aldı.
Tam cebine koyacakken arkasından tanıdık bir ses geldi.
"Onu bana ver."
Kael...
Sessizce koridorun girişinde durmuştu.
Yüzü her zamankinden daha gergindi.
"Bu anahtarı nereden buldun?"
"Birisi bıraktı."
"Kim?"
"Bilmiyorum."
Kael birkaç adım yaklaştı.
"Yalan söylüyorsun."
"Hayır."
Kael'in bakışları anahtara kilitlendi.
"Bu anahtar yıllar önce kayboldu."
"Ne açıyor?"
Kael uzun süre sustu.
Sonunda alçak bir sesle konuştu.
"Asterion Akademisi'nin kimsenin girmemesi gereken kapısını."
Virel'in kalbi yeniden hızlandı.
"Orada ne var?"
Kael'in cevabı beklediğinden daha ürkütücüydü.
"...Bizden önce burada yaşayanların bıraktığı gerçek."
Tam o anda okulun her tarafında siren sesi yükseldi.
Metal hoparlörlerden müdürün sesi duyuldu.
Tüm öğrencilerin odalarına dönmesi zorunludur. Kuzey Koridoru'nda bir güvenlik ihlali tespit edilmiştir. Tekrar ediyoruz... Hiç kimse bulunduğu yerden ayrılmasın.
Kael bir anda Virel'in bileğini tuttu.
"Koş."
"Neden?"
"Çünkü bu kez seni arayan şey... insan değil."
Koridorun karanlık ucundan yavaş, ağır ayak sesleri duyulmaya başladı...
Devam Edecek...