Lys’in kanayan bacağı, Rowan’ın bileğindeki mavi damarı ısırıyordu. Her zonklamada, Makine Tanrısı’nın dişli çark uğultusu beynine çakılıyordu. Darian’ın ana vanaya saldırışının ardından gelen metalik çığlık ve patlama sesi, mahzeni sarsmıştı. Buhar basıncı düşmüş, kemik öğütücülerin ritmi yavaşlamıştı. Ama zafer değildi bu. Duman perdesi aralandığında gördükleri: Ana valften fışkıran kızgın buharın içinde, insan bedenine tutturulmuş kuzgun kanatlarıyla çırpınan bir figür...
"Darian!" diye haykırdı Rowan, sesi paslı hava yüzünden boğuk çıktı.
Figür yere çakıldı. Sırtındaki mekanik kanatlar kırılmış, teller etine dolanmıştı. Yüzü buhar yanıklarıyla kaplıydı ama gözleri... Gözleri hâlâ Darian'dı. Eliyle Rowan’a uzandı, parmakları titreyerek kemerini çekti. İçinde kararmış bir parşömen ve kırık bir kuzgun maskesi vardı. Dudakları kan içinde kıpırdadı:
"Günahkar... benim... babandı Rowan..."
Rowan’ın dünyası savruldu. Avuçlarındaki maske soğuktu. Üzerinde, çocukken babasının ona hediye ettiği oyuncak kılıcın üzerindeki aynı yıldız işareti kazınmıştı. Parşömeni açtığında el yazısını tanıdı: Babası Kael’in yazısıydı.
GERİ DÖNÜŞ: 15 YIL ÖNCE
Şehrin kütüphanesinde, küçük Rowan babasının masasına gizlenmişti. Kael, hummalı bir şekilde çizimler yapıyordu: Mekanik kanatlar, buharla çalışan kalpler. Yanındaki adam – henüz yüzü yanmamış Günahkar – parmağını çizimlere vuruyordu:
"Tanrıların gücünü çalacağız Kael! Bu kanatlar insana uçmayı, o kalpler ölümsüzlüğü verecek!"
Kael başını salladı: "Doğaya karşı gelmek... günah Aris..."
Günahkar (Aris) güldü: "Günahkarlar cenneti yıkar!"
Tam o anda Rowan yerinden kıpırdadı. Bir kitap yere düştü. Aris’in gözleri karanlıkla doldu: "Sırrımızı duydu..."
Kael araya girdi: "Oğlumdur! Sessiz kalır!"
Aris’in yüzündeki gölge kaybolmadı. O gece, Kael Rowan’ı ormana götürdü. Elini bileğine bastırdı: "Unut oğlum... hepsini..." Mavi bir ışık zihnini yaladı. Sonra... hiçbir şey.
ŞİMDİ – MAHZENDE
Rowan gözyaşlarını tutamadı. Darian’ın bedeni titriyordu: "Günahkar... seni bulunca... hatırlayacaksın diye korktu... Onun ilk dönüştürdüğü bendim... Kanatlarım... içimdeki dişliler... Hepsi O’nun eseri..." Soluğu hırıltıya dönüştü: "Lanet şu: Dönüşüm tamamlanınca... insanlığın siliniyor... Ben... direndim... senin için..."
Lys, Darian’ın sırtındaki kanat bağlantılarını inceledi. Gözleri dehşetle açıldı: "Tanrıça Elysia’ya yemin ederim... Bu yaşayan dönüşüm! Dişliler kemiklerine kaynıyor!" Darian acıyla kıvrandı: "Kael... babamızdı... Onu kurtar..." Sonra bedeni sertleşti. Mekanik kanatlar son bir kez açılıp kapandı. Gözleri dondu.
MAKİNE TANRISI UYANIYOR
Darian’ın ölüm çığlığını bastıran dev bir gümbürtü mahzeni sarstı. Ana buhar vanasının patlaması, Makine Tanrısı’nın – Günahkar’ın bedenini – erken uyandırmıştı. Duvar yıkıldı. Toz bulutunun içinde, insan bedeniyle kuzgun mekaniğinin karışımı bir canavar belirdi:
· Gövdesi buhar türbinleriyle şişirilmiş, kaburgalarından dişliler fırlıyor.
· Kafasında kırık bir kuzgun gagası, altında Aris’in yanık çenesi.
· Elleri torna bıçaklarına dönüşmüş, her adımda zemin eriyor.
"KUZGUN KANLI!" diye gürledi sesi borularla boğulmuş. "BEDENİMİ VER!"
Rowan, babasının masumiyetini kanıtlayan parşömeni ve Darian’ın maskesini göğsüne soktu. Lys’i kucakladı: "Kaçış yok... Savaşacağız." Ay Hançerini kaldırdı. Mavi damarı lav gibi yandı. Hançerden fışkıran ışın, Makine Tanrısı’nın göğsündeki insan kalbini sarmaladı. Canavar çığlık attı.
Aris’in insan yüzü bir anlığına belirdi:
"Oğlum... lütfen... durma..."
Sonra mekanik ses geri döndü:
"YAKIIIIT!"
Rowan hançeri saplamak üzereydi ki, Lys onu durdurdu. Eliyle Makine Tanrısı’nın göğsündeki kırık mezar taşı sembolünü işaret etti: "Oraya vur! Lanetin kaynağı orası!"
Rowan bütün gücüyle saldırdı. Hançer sembole saplandı. Cam kırılması sesi ortalığı çınlattı. Makine Tanrısı dondu. Göğsündeki dişliler durdu. Yanık yüzünden insan gözyaşları süzüldü:
"Kael... affet beni..."
Sonra bedeni toz bulutuna dönüştü. Geriye sadece Darian’ın kırık maskesi ve babasının parşömeni kaldı. Mahzen sessizliğe gömülmüştü.
Lys, Rowan’ın titreyen omuzlarına dokundu: "Günahkar da bir zamanlar insandı... Tıpkı Darian gibi."
Rowan maskeyi sımsıkı kavradı. Bileğindeki mavi damar sönüyordu. Derinlerden, düşmüş denizin çağrısı geliyor gibiydi.