Kasabada o gece tüm aynalar buğulandı.
Sadece buğulanmadı, çatladı da.
Ve aynaların arkasından fısıltılar duyulmaya başlandı:
> “Melis döndü… Zeynep uyandı… Kuyu açılıyor...”
Cam kırıkları olan her yerde çocuklar ağlamaya başladı.
Bazı yaşlılar gözlerine cam saplanmış gibi kendilerini duvarlara çarptı.
Ama en kötüsü…
Yankı başladı.
Zeynep artık camların içindeydi.
Evlerin duvarlarında, market vitrinlerinde, okul lavabolarındaki aynalarda…
Herkes bir anlığına Zeynep’in gözleriyle karşılaştı.
Ve o gözler, fısıltıyla bir cümle söyledi:
> “İçeri bakma. Çünkü içerisi artık dışarısı.”
Melis ise uzaktan bakıyordu hâlâ.
Artık eski Melis değildi.
Sesi iki farklı tonda çıkıyordu:
Biri fısıltı, biri çığlık.
> “İlk ben seçildim, şimdi ben seçiyorum.”
“Ve bu kez kuyu… hep açık kalacak.”
---
O gece, kasabanın en tepesinde bir ev yandı.
İçeride sadece bir kız yaşıyordu.
Zeynep’in odasıydı.
Ama cesedi asla bulunamadı.
Sadece duvarda şu yazı vardı:
> “Aynalar kırılır ama gölgeler parçalanmaz.”