3 gün sonra...
Sabah 4.32
Boğazımdaki gıcık hisle gözlerimi açtım. Daha doğrusu açamadım. Gözlerim yanıyordu. Acı duman hem boğazımı hem de gözlerimi acıtıyordu. Yoğun ve siyahımsı bir sis vardı. Yangın... Hemen komodinin çekmecesine uzandım. Fuları aldım ve suyu üzerine döktüm. Fuları maske olarak taktım. Ecrin. Ecrin iyi miydi? Çıkmış mıydı buradan? Kapının kilidini açıp odadan çıktım. Alevler bu kattaydı. Üst kata ulaşmamıştı. Mutfaktan tıkırtı sesi duyuldu. Ecrin. Etrafa tutunarak ilerledim. Gözlerim yaşarmıştı. Önümü zor görüyordum.
"Ecrin! Mutfakta mısın?" Ses gelmedi. İçeriye girdim. Burada değildi. Pencereden komşular gözüküyordu. Kimisi telefonla konuşuyordu. Fularımı çıkardım ve nefesimi tuttum. Fuları ıslattıktan sonra tekrar taktım. Tam mutfaktan çıkacakken bir çatırtı duyuldu. Daha doğrusu patlama sesi. Başım dönmüştü, kulağım çınlıyordu. Gözümü kırpıştırdım. Yerdeydim. Kiriş çökmüştü! Kiriş nasıl çökebilirdi ki? Tüp patlamıştı sanırım. Kirişin daha sağlam olması gerekirdi. Önümdeki yığına odaklanmalıydım. Belimin alt kısmı yığının altında kalmıştı. İlk başta acıyı hissetmemiştim. Kulağımın çınlaması geçmiyordu. Ve tişörtüm yanıyordu. Elimle yanan kısma bastırdım. Çok ufak olduğu için sönmüştü. Her taraf yanıyordu. Mutfak alevlerle dolu bir odaya dönüşmüştü. Molozları kaldırmak ise kolay olmayacaktı. Sakin olmam lazımdı. O kadar ağır değillerdir diye umuyordum. Küçük parçaları kenara fırlattım. Üç büyük parça vardı. İlk parçayı tuttum ve kenara ittim. Gitmemişti. Çok ağırdı. Bir kez daha denedim ve bu sefer başardım. Kalçama binen ağırlık gitmişti. Sıra ikinci parçadaydı. Bir, iki, üç. İttir! Bundan da kurtulmuştum. Sıra en uzaktaki parçadaydı. Becerebilirdim. Ve becerdim de. Altı denemenin sonunda... Ne kadar zor olsa da başarmıştım. Yerimden kalktım.
"Ecrin!" Bağırdım. Duymadı. Bayılmış mıydı? Belki de çoktan çıkmıştı. Odasına hızla gittim. Daha doğrusu çalıştım. Bacaklarımdaki ağrı buna pek izin vermiyordu. Kesinlikle kırık vardı. Kapısını açtığımda yatakta öylece yatıyordu.
"Ecrin! Hadi kalk! Ev yanıyor!" dedim bağırarak. Bir taraftan da elimdeki fulara su döküyordum. Yanağına birkaç kez vurdum. Kendine geldiğinde fuları ağzının üzerine koydum ve burnunu kapattım.
"Bağla şunu. Hadi çıkacağız." dedim. Başıyla onayladı ve fuları bağladı. Elinden tutup ayağa kaldırdım.
"Sen topallıyorsun. Tutun omzuma! Ağırlığını ver." dedi. Omzuna tutundum. Komodinin üzerindeki telefon çalmaya başladı. Arayan Ozan'dı.
"Ecrin iyi misin? Ayla'ya ulaşamıyoruz!" diyordu Ozan bağırarak. Yürümeye başladık.
"Yanımda o. Öndeki kapıya geliyoruz." dedi ve telefonu kapattı Ecrin. Odadan çıkmıştık.
Bir anda dizime giren ağrıyla yere çöktüm.
"Ayla! Ayla iyi misin?" Ecrin yanıma çökmüştü. Gitmesini işaret ettim.
"Ecrin çabuk git. Ben geliyorum arkadan." dedim. Başını salladı. Bana bakıyordu ve geri geri yürüyordu. Bir anda yer sallandı. Ecrin de dengesini kaybetmişti. Ozan giriş kapısında bizi bekliyordu. Ecrin'i aldı ve dışarı çıkardı. Bir anda yer sallandı. Girişle benim aramdaki yer çökmüştü. Harika! Zaten olmayan bir tek bu kalmıştı. Depremimiz olmazsa olmazdı. Sakin ol Ayla! Bir şey olmayacak. Sadece düşün. Başka çıkış yolu düşün. İçsesim haklıydı. Herhangi bir pencereden çıkış yapamazdım. Korkuluklar vardı. Giriş kapısının yolu da kapanmıştı. Üst kat! Balkondan çıkabilirdim. Aynen Ayla. Deprem oldu deprem! Üst kata çıkmak hangi mantık? Ayrıca ayağın sakat, yerinden kalkamıyorsun ama merdivenden çıkacaksın değil mi? İç ses sen bir sus. Sakinliğimi bozmamam lazım. Adım adım. İlk önce ayağa kalk. Kalkmıştım. Çok fazla ağrım vardı. Sen güçlüsün. En kötü halinde bile güçlüsün. Düşünme ağrıyı. Haklıydı. Merdivene doğru ilerledim ve korkuluğa tutundum. Çıkmam gereken yirmi dört basamak... Bu benim için basitti. Üst kata ulaştığımda balkona yöneldim. Plastik kapının dili tutulmuştu. Açılmıyordu. Ellerim titriyordu. Sakin! Önce sakinlik, sonra iş. Panik yapmak yok. Biraz daha zorladım ve sonunda açıldı. Balkona çıktım.
"Buradayım! Balkona bakın! Yardım edin!" Öksürüğüm iyice artmıştı. Gözlerim kısıktı. Acıdan açamıyordum. Benim sesimden katbekat güçlü bir ses duyuldu.
"Ayla burada! Balkonda!" Ses Akif'indi.
"Geliyorlar! Sen sadece sakin ol! Fuları sakın çıkarma!" Başımı salladım. Sonunda fark edilmiştim. Bu yüzden rahatlamıştım.
"Bacağımı sakatladım. Yürüyemiyorum!" diyerek bağırdım. Akif'in nerede olduğunu bilmiyordum. Sadece sesinden hangi yönde olduğunu tahmin edebiliyordum.
"İtfaiye aracını yakınlaştıracaklar! Sen sakin kal! Panik yapma!" diyordu. Nefesimi düzene sokamıyordum bir türlü. Ne oldu Ayla? Güçlüydün, sakin kalabilirdin. Bana sürekli bunları diyordun. Nerede o Ayla? O Ayla'ya ihtiyacın var! Kendine gel! Doğruydu. Her şey kendimi sakinleştirmekten geçiyordu. Yer titremeye başladı. Az öncekinden daha güçlüydü. Aceleyle demir masanın altına girdim. Kafamı ellerimin altına koydum. Hiçbir yerim masanın dışına çıkmayacak şekilde sıkıştım. Çatıdaki kiremitlerin düşme sesleri duyuluyordu. Sonrasında daha büyük bir gürültü duyuldu. Gözlerimi sıkıca kapattım. Ne olduysa olmuştu. Hiçbir şey görmüyordum. Güvendeydim. En azından öyle sanıyordum...
***
Kerem'den...
Ecrin odada yatıyordu. Herhangi bir sakatlık yaşamamıştı. Dumandan kaynaklı ufak bir solunum zorluğu yaşıyordu. Ayla ıslak bez fikrini iyi düşünmüştü. Bu aldıkları zararı azaltmıştı.
Ayla... Ayla ameliyattan yeni çıkmıştı. Yoğun bakıma alındı. Durumu ise Ecrin kadar iyi değil. Ama iyi olacak. Ben inanıyorum.
"Çay?" Gelen Ozan'dı. Elinde üç çay bardağıyla gelmişti. Birini aldım.
"Sağ olasın." dedim. Başını salladı.
"Ayla ne zaman çıkacak yoğun bakımdan?" diye sordu.
"En erken yarın çıkarırlar. O da durumuna bağlı." dedi Akif.
"Ecrin nasıl?" diye sordum.
"İyi o. Birkaç saate çıkaracaklarmış." dedi.
"Hadi gözün aydın. Ben bir Ecrin'i göreyim." dedim ve yanlarından ayrıldım.
Odanın kapısını tıklatıp içeri girdim.
"Geçmiş olsun. Daha iyi misin?" dedim gülümseyerek.
"İyiyim. Ayla sayesinde. O nasıl?" dedi maskenin altından.
"Ameliyattan çıktı. Yoğun bakımda şu an." Yüzüme baktı. Üzgün bir hali vardı. Gözleri yaşarmaya başladı.
"Hey! Ne oluyor? Ağlamak yok. O iyi olacak." dedim ve yanına oturdum. Elini tuttum.
"Astımı vardı. Sakatlanmıştı. Onu orada bırakmamalıydım! Hepsi benim suçum." diyerek ağlıyordu. Ozan bir anda odaya girdi ve Ecrin'in yanına gelip elini tuttu.
"Senin bir suçun yok. Ayla seni kurtarmak istedi. Bunu da başardı. Senin de o an ilk isteğin kendi canını kurtarmaktı. Ayla iyi. Sadece ufak bir kaza atlattı." diyordu Ozan. Ecrin'i rahatlatmak için uğraşıyordu.
"Aynen öyle. Sen sakinleş, iyileşmene bak. Bir de Ayla için dua et. Kalıcı bir hasarı olmasın diye." dedim ve gülümsedim. O da başını salladı.
"Ağlamak yok cimcime. Ben gidiyorum. Bu cimcime sana emanet Ozan. İyi bak sevgiline." deyip güldüm. Ecrin ağlamaktan kızarmış gözlerini kırpıştırıp güldü. Ben de odadan çıktım.
Odadan çıkar çıkmaz yüz ifadem değişti o gülen ifademin yerini ciddiyet aldı. Akif'in yanına gittim. Yüzünü bana çevirdi.
"Olur abi çıkalım." Ben hiçbir şey demeden beni anlamıştı. Bahçeye çıktık. İnsanlardan uzak bir yere geçtik. Cebimden sigara paketini çıkardım. Kutudan bir tane sigara çıkardım ama yakmadım. Öylece baktım.
"Bana da versene." Gözlerimi ona çevirdim.
"Sen ne zamandan beri sigara içiyorsun?" diye sorguladım.
"Nadiren. Sadece bir kere denedim." dedi sakin bir ruh haliyle. Ben ise sinirlenmiştim.
"Zararlı. Bir daha içmiyorsun." dedim.
"İçmem zaten. Merak etme. Zararını en iyi ben biliyorum." dedi.
"O zaman niye içtin?" diye sordum. Önüne döndü.
"Betül fenalaştığında. Hastaneye götürmüştük ama ben sakinleşememiştim. Sigarayı da senin paketinden almıştım. Üzüntümü geçirmemişti. Bir daha da içmedim." dedi. Üzülmüştü.
"Ah be oğlum! Kim dedi sana sigara acıyı geçirir diye? Doktor olacaksın ileride. Geçirmez. Ne kullanırsan kullan geçirmez." dedim. Sigarayı pakete geri koydum.
"Ben de içmiyorum sigara. Ayla'ya söz verdim. İçemem." dedim. Başımı öne eğdim.
"Ablam aklıma geliyor. Korkuyorum." dedim sessizce. Bana baktı.
"Öyle bir şey olmayacak." dedi.
"Nasıl bu kadar eminsin? ben değilim mesela. Korkuyorum. Ablam da aynı şeyi yaşadı. Sonunda ne olduğunu ikimiz de biliyoruz." dedim. Yaşaran gözümü sildim.
"Ayla iyi olacak. Sakin ol. Sakatlıkları olacak ama sonları aynı olamayacak." deyip elimi tuttu. Umarım olmazdı. Ayla'yı kaybedemezdim.
"Ayla balkona geldiğinde bacağının sakat olduğunu söylemişti. Giriş kapısında Ozan gördüğünde de topallıyormuş. Nasıl oldu bu?" diye sordu.
"Bilmiyorum. Giriş kapısının oradaki kiriş, mutfaktaki kiriş, balkon... Nasıl yıkılabilir aklım almıyor. Diğer evlerde tek bir çatlak bile oluşmamışken bu bina çöktü. Bunun için dava açılacak." dedim. Açılacak dava bana karşıydı. O evin sahibi bendim. Tüm sorumluluk bendeydi.
"Sakin ol. Yangından kaynaklı. Dava açılmaz." diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.
"O binaları bin bir uğraşla yaptılar. Depreme dayanıklı olmalıydılar. Dava o kadar da umurumda değil. İkisi de iyi olsun o bana yeter." Ayla'yı da sağlam gördüğümde tüm dertlerim bitecekti.
"İyi olacaklar. Merak etme." dedi. Gülümsedim.
"Diğer sitelerde durum nasıl? Depremden etkilenen başka birisi var mı?" Başımı hayır anlamında salladım.
"Kundaklama olma ihtimali var." dedim sessizce.
"Ne? Nasıl?" diyerek şaşırdı.
"Yangın başka bir sebepten başlamış ama sonrasında mutfaktaki ocağa ulaşmış. Gaz vanası açıkmış. Ama Ecrinler evde yemek yapmıyor. Yemeği bizde yiyorlar. Sonrasında tüp patlamış. İnceleme devam ediyor." dedim. Stres olmuştum. Olduğum yerde turluyordum.
"Sakin ol. Bulacaklar nasıl yapıldığını, kimin yaptığını. Güçlü kalman gerekiyor." diyordu ama beni etkilemiyordu.
"Burnuma sigara kokusu geliyor. Sen de alıyor musun kokuyu?" diye sordum. Stresten miydi bilmiyorum ama ağır bir sigara kokusu vardı etrafta.
"Hayır. Her stres olduğunda sigara içmeye alışıksın. O yüzden öyle geliyor sana. Bekle bir dakika. Geliyorum hemen." deyip uzaklaştı. Çok geçmeden elinde iki ayranla geldi.
"Al. Sigara aklına geldiğinde ayran iç. Ayran bağımlılığı daha cazip bir teklif." dedi ve ayranı uzattı. Ayranı açıp tek dikişte bitirdim.
"Sağ ol. İyi geldi soğuk soğuk. O koku da gitti." dedim. Gülümsedi sadece.
Biraz daha bahçede oyalandık ve içeri girdik.
+++
Orada bekle, burada bekle. Saatler birbirini kovaladı. Ecrin odadan çıkmıştı. Evde dinleniyordu. Ayla ise hala uyanmamıştı. Yoğun bakımdaydı. Bünyesi zayıf kaldığı için uyanmasının uzun sürebileceğini söylediler. Eğer birkaç saat içinde uyanmazsa ilaçla uyandıracaklar. Biz de doktordan haber bekliyoruz. Telefonumu açtım. 23 Eylül 2018. Yangın yirmi iki sabahı olmuştu. İki gündür buradaydık.
"Çay bitmiş. Kahve getirdim." Akif elinde tepsiyle gelmişti.
"Kırk öğün çay içiyoruz. Bir sürü depremzede ve yakını var burada. Normal." dedim hafif gülümsemeye çalışarak.
"Gülümsemek için zorlama kendini." dedi. Sustum ve kahvemi yudumladım. Ozan ve Ecrin evdeydi. Akif beni yalnız bırakmak istememişti.
Hemşirenin masasındaki alarm ötmeye başladı. Hastalardan birisi hemşireyi çağırmıştı. İlk önce ekrana baktı. Sonrasında da bize. Yoğun bakıma doğru gitti girişteki hemşireyle bir şeyler konuştu. Yanımıza geldi.
"Ayla Hanım uyanmış. Geçmiş olsun." diyerek gülümsedi. Akif'le birbirimize baktık. Heyecanla sarıldık.
"Kontrolleri yapılıyor şu anda. Sonrasında odaya alınacak. İfadesi alınmadan görüşmeniz yasakmış." deyip yanımızdan uzaklaştı. Biz Akif'le sevinç nidaları atıyorduk. Kısık sesle tabii ki. Burası hastaneydi. Telefonumu aldım ve Ecrin'i aradım. İlk çalışta açtı.
"Ayla iyi mi? Kötü mü? Kapa kapa geliyoruz." deyip telefonu yüzüme kapattı. Ben şaşkınlıkla telefona bakıyordum.
"Kendi kendine soruları cevaplayıp kendini mi telaşlandırdı? Yoksa ben mi yanlış duydum?" Başımı iki yana salladım. Ben tek kelime etmeden o her şeyi anlamıştı. Ama yanlış bir biçimde. Ozan'a mesaj attım.
"Ayla uyandı. Odaya alıyorlar." diye yazıp mesajı gönderdim.
Ayla sedyeyle önümüzden geçti. Bize gülümsüyordu. El salladık. Odasına girdi ve polisler kapı girişinde beklemeye başladı.
Aradan dakikalar geçti. Ayla'nın ifadesi sonunda alınmıştı. Polisler odadan çıktığı anda biz de odanın kapısına doğru ilerledik. Sonrasında Akif duraksadı.
"Akif, hadi girelim." dedim.
"Yok Kerem. Sen gir. Ben Ozanlar gelince onlarla birlikte girerim." dedi.
"Yemeyecek seni. Yine sen bilirsin tabii." Başını iki yana salladı. Ben de kapıyı tıklatıp içeri girdim.
Ayla ciddi bir şekilde bana bakıyordu. Bir anda bakışları değişti. Oksijen maskesinin arkasından gülümsedi.
"Ayla hanımefendi hazretleri uyanmış. Aramıza hoş geldiniz matmazel." deyip reverans yaptım.
"Güldürme beni. Her yerim acıyor." Yattığı yerden doğrulmaya çalıştı. Omzuna hafifçe bastırdım.
"Yat yattığın yerde. Nereye gideceksin acaba?" dedim.
"Sadece oturacaktım. Başka bir şey yok." diyordu.
"Yangından ve depremden çıktın. Hiçbir şeyin yok." dedim.
"Kamil Fehmi Taç. Ben iyiyim. Tamam mıdır?" Dalgasını da geçti. Tamamdır.
"Yok korner. Ya sabır." Bir anda bakışları değişti. O ciddiliğine geri döndü.
"Bir dakika. Senin adın Kamil değil mi yani?" dedi endişeyle. İkimizin de kafası karışmıştı.
"Sen beni tanımıyor musun? Tanısan bile adımı mı bilmiyorsun?" Başını salladı.
"Gerçekten bilmiyorum Kerem Fatih Tunç. Yirmi iki yıllık arkadaşımı hemen unutmuştum zaten." Gözlerimi kıstım. Numaracı. Oyun oynamıştı benimle.
"Tilki misin kızım sen? Daha yeni uyandın. Ne ara aklına geldi? Yüreğime indi." Güldü.
"Sana çekmişim işte." deyip dil çıkardı. Bir dakika. Dil mi çıkardı? Ayla, dil çıkardı. Bu kadar enerjik olması beni ürpertmişti.
"O kadar geldin ama sarılmıyorsun. Ayıp sana. Hiç özlememişsin." Kollarını iki yana açtı. Ağırlığımı vermeden sarılmaya çalıştım. Ayla ise sımsıkı sarılıyordu. Maskesini çıkarmaya çalıştı.
"Ayla nefesin daralacak. Maskeni çıkarma." deyip geri taktım maskeyi.
"Sesim anlaşılmıyor bunun içinden." dedi. Çok güzel bahaneydi.
"O zaman sen de konuşma. Bu kuvvet nereden geliyor? İnsan sakatlandım, kaza geçirdim der. Azıcık güç kaybeder. Şu halinle bile beni yere serersin." deyip güldüm.
"O kadar gücüm yok. Ecrin nasıl? O iyi mi?" Başımla onayladım onu.
"Sapasağlam. Senin sayende." Rahatlamıştı.
"Akif niye kapının dışında bekliyor? Gelse ya yanımıza." Akif kapıdan gözüküyordu. Elimle gel işareti yaptım. Yanımıza geldi.
"Geçmiş olsun Ayla. İyi misin? Sağlam gördüm seni." Benden bir iki adım geride duruyordu.
"İyiyim ben. Niye geride duruyorsun? Gel sarılalım. Özledim." demişti Ayla. Başımıza taş yağacak. Kıyamet kopacak. İmdat!
Akif bana baktı. O da şaşkındı. Yavaşça Ayla'ya yaklaştı, sarıldı. Ayla sımsıkı sarılıyordu. Akif geri çekildi.
"Geleceğin doktoru... Beni biraz bilgilendirir misin? Doktorlarla henüz konuşamadım." dedi. Akif, Ayla'nın başucundaki masadan dosyayı aldı.
"Tek tek saymaya gerek yok. En önemlileri aşil tendonunun kopması ve bacağındaki kırık. Kaç dikiş atıldı hesaplayamam bile." Akif'in söyledikleriyle Ayla'nın yüzü düştü. Sustu. Makine ötmeye başladı. Nefes almakta zorluk çekiyordu.
"Hemşire! Nefes alamıyor!" diye bağırdı Akif. İki tane hemşire geldi.
"Maskeyi mi çıkardı?" diye sordu birisi.
"Hayır. Kötü bir haber aldı. Astımı var." dedim. Maskesini çıkarıp manuel bir maske taktılar. Manuel olarak oksijen verdikten sonra normal maskeyi geri taktılar. Serumuna bir şey enjekte ettiler ve oksijen tüpünün birkaç ayarını değiştirdiler.
Makine artık ötmüyordu. Bu iyi bir şeydi. Hemşireler durumu Akif'e anlattıktan sonra gittiler.
"Panik atak geçirdi. O da astım krizini tetiklemiş. Şu an iyi." diyerek durumu bana açıkladı.
"İyi misin Ayla?" dedim. Başını salladı.
"İyiyim. Sadece hayallerimin yıkıldığını fark ettim." dedi. Üzgün bir ses tonu yoktu. Düz, ciddi bir sesle konuşuyordu.
"Benim hatam. Bir anda söylememeliydim." dedi Akif.
"Senin hatan yok. Erkenden öğrenmem iyi oldu. İzler geçmeyecek."
Ben nasıl teselli edecektim şimdi? Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Hayalleri yıkılmış birisine ne desem işe yarardı ki?
"Öyle düşünme. Savcı olacaksın. Her türlü adaleti sağlayacaksın. Senin de istediğin bu değil miydi?"
"Akif haklı. Yöntemler farklı, sonuç aynı. Sana da güzel gelmiyor mu?" dedim. Başını salladı. Gülümsemeye başladı. Bu kadar kolay ikna olmasına inanamamıştım açıkçası. Zaten ikna olduğu için gülümsemiyordu. Ecrin ve Ozan gelmişti.
Ecrin koşarak Ayla'ya sarıldı.
"Uyanmış benim askerim. Geçmiş olsun." diyordu ve Ayla'yı sıktıkça sıkıyordu.
"Ecrin! Kız zaten nefes alamıyor. Sen de üstüne çullanıyorsun." dedi Akif.
"Ne yapayım? Kerem telefonda Ayla öldü dedi. Ben de korkuyla geldim. Canlı görünce de tutamadım." Ağzım açık Ecrin'e bakıyordum. Ayla'dan uzaklaştı. Ayla bana döndü.
"Hiçbir şey demedim. Kendi kafasında kurdu." dedim ellerimi havaya kaldırıp teslim olurken.
"Ben Ecrin'in yanındaydım. Kerem hiçbir şey demedi. Şahidim." diyerek Ozan da bana destek çıktı.
"Ne olduysa oldu. Ne zaman çıkıyorum ben?" dedi Ayla. Hepimiz ona baktık. Hiçbirimiz konuşmadık.
"Zamanı mı durdurdum? Niye öyle bakıyorsunuz?" diyordu.
"İki güne çıkarsın diye tahmin ediyorum. En iyisini doktor bilir tabii." diyerek Akif konuştu.
"İyi iyi." dedi. Sonrasında Ozan'a baktı.
"Selam bile vermedin. Ben bunun hesabını sorarım ama." Ozan Ayla'ya baktı.
"Sıra bana gelmedi. Geçmiş olsun Ayla." dedi ve gülümsedi.
"Hepinizin sarılmakla ilgili bir sorunu var." deyip kollarını açtı. Ozan yavaş yavaş yürüdü. Bir taraftan bize bakıyordu. Sarıldı ve geri çekildi. Ecrin ise şaşırmıştı. Tam ağzını açıp konuşacağı sırada onu tuttum. Ağzını kapatıp dışarı çıkardım.
"Ay-ayla... Ozan-zan'a sa-"
"Evet Ayla Ozan'a sarıldı. Hatta Akif'e de sarıldı. Ben de şaşkınım." dedim.
"Ne oldu ona?"
"Bilmiyorum. Anlayacağız. Biraz sabır. İlk önce ne ifade vermiş onu öğrenelim." dedim. Başını salladı. İçeriden Ozan'a seslendim. Yanımıza geldi.
"Babam gönderdi ifadesini." dedi ve telefonunu açtı.
"Gece burnuna gelen bir kokuyla uyanmış. Yangın olduğunu anlamış. Sonrasında mutfaktan gelen tıkırtıyla mutfağa gitmiş. Ecrin'i bulmak için. Tam mutfaktan çıkarken kiriş yıkılmış." demişti.
"Nasıl yıkılmış? En sağlam yer orası değil mi?" dedi Ecrin.
"Normalde kirişler en güçlü yerlerdir. Yıkılması çok zordur ama mutfaktaki tüp patlayınca yıkılmış." dedi.
"Yıkılan kiriş üzerine düşmüş. Bel altı yıkıntının altında kalmış. Bayağı uğraşmış. Sonrasında Ecrin'in odasına gitmiş. Onu uyandırmış. Tam çıkacaklarken dizine ağrı girmiş. Öylece kalmış. Bu yüzden Ecrin'i göndermiş. Sonrasında zaten deprem oldu. Girişin bir kısmı çöktü. Ayla içeride kaldı. Üst kata çıkmış ve balkona yönelmiş. Kapıyı bayağı zorlamış. En sonunda dışarı çıkabilmiş. Sonrasında Akif sesleniyor. İtfaiye yaklaşıyor. Ve ikinci deprem... Demir masanın altına giriyor ve sonrasında ne olduğunu bilmiyor." dedi ve okuduğu metni bitirdi.
"Sonrasında da balkon çöktü ve Ayla sıkışıp kaldı." dedi Ecrin üzgün bir sesle.
"Balkonun yıkıldığını bilmiyor." diyordu Ozan.
"Ozan, annenle görüşmemizin bir yolu var mı?" dedim bir anda.
"Evet. Ben arayayım. Ne oldu?" diye sordu.
"Benim biraz sorunum var. O yüzden." dedi Ecrin. İşte bunu beklemiyordum.
"Canım. İyisin değil mi?" deyip Ecrin'in ellerini tuttu. Ecrin başını salladı. İkisi kendi arasında konuştuktan sonra Ozan telefonla konuştu.
"Annem bekliyor seni." dedi Ecrin'e. Ecrin başını salladı. Sena teyzenin odasına doğru ilerledik. Ecrin içeri girdi. Ozan'a baktım.
"Ozan, Ayla'yı kontrol edip gelir misin? Aklım onda kaldı." dedim. Sorgulamadı ve gitti. Ben de kapıyı tıklatıp içeri girdim.
"Merhaba Sena teyze." dedim ve sandalyeye oturdum.
"Hoş geldiniz çocuklar. Ozan Ecrin'in bir sıkıntısı olduğunu söylemişti ama sanırım öyle değil." dedi. Başımla onayladım.
"Anlatın bakalım. Derdiniz nedir?" dedi.
Ecrin'le birbirimize baktık.
"Biliyorsunuz ki Ayla bir kaza geçirdi. Onun hakkında konuşmak istemiştik." diyerek konuya girdim.
"Evet biliyorum. Ben de kendisini ziyaret edeceğim. Asıl konuya gelin." dedi.
"Kazadan önce Ayla farklıydı. Şu anki halinde değildi." dedi Ecrin.
"İnsanlarla iletişim veya temas kurmazdı. Küçüklüğündeki bir olaydan kaynaklıydı bunlar." diyerek söze devam ettim.
"Acaba hafıza kaybı gibi bir durum olabilir mi?" diye sordu Ecrin.
"İlk olarak sonuçlarına bakmamız gerekir. Neyi unuttuğuna. Kazayı hatırlıyor mu?" diye sordu Sena teyze. Başımla onu onayladım.
"Normalde geçici hafıza kayıplarında insan beyni ilk önce yaşadığı travmayı unutur. Dediğinize göre hatırlıyor. O yüzden sanmıyorum. Sonuçları da gayet iyi." dedi.
"Travmanın illa son yaşadığı mı olması gerekiyor? Daha baskın bir travması varsa onu unutmuş olma ihtimali var mı?" diye sordum.
"Psikolojik hafıza kaybı. Mümkün bir durum. Ama eğer bu yaşadığından daha büyük bir travması varsa psikoloğa görünmesini tavsiye ederim. Kendisine çok iyi bir danışman ayarlayabilirim." dedi Sena teyze.
"O biraz imkansız ama olsun. Yardımınız için teşekkürler." dedi Ecrin. Hepimiz ayağa kalktık.
"Ne demek. Yardımcı olabildiysem ne güzel." El sıkıştık.
"Konuştukları-" Sena teyze sözümü bölüp araya girdi.
"Hepsi aramızda. Gizlilik boşuna yok." dedi. Gülümsedim.
Sena teyzenin odasından çıktık. Ayla'nın odasına gittik. Ayla uyuyordu.
"Hemen uyudu mu?" diye sordu Ecrin.
"Ağrım var dedi. Ağrı kesici verdiler. O da uyudu." diyordu Ozan.
"Kim kalıyor bu gece?" Akif sormuştu.
"Münevver Teyze ve Emin amca gelmek istedi. Ben Eskişehir'den gelmelerine gerek yok dedim. Ben kalırım." Ecrin beni onaylamamıştı.
"Günlerdir sen ve Akif burada. Bu gece biz kalıyoruz. Siz de eve gidip temizleniyorsunuz, dinleniyorsunuz." Tam itiraz edecekken Akif beni durdurdu.
"Hiç itiraz etme. Hadi eve." deyip kolumdan çekiştirdi.
"Ama içim rahat etmeyecek." dedim inatlaşıp.
"Mafyaya bırakmıyoruz. Hastanede bırakıyoruz. Yanında arkadaşlarıyla." diyordu Akif.
Sustum. Bahçeye çıktık. Gözlerim Hakan'ı aradı. Bir bankta oturmuş çay içiyordu.
"Hakan!" diye seslendim. Aceleyle yanımıza geldi.
"Buyur abi." dedi.
"Çayını iç. Sonra eve gidiyoruz. Buraya da bir araç daha gönder." dedim. Başını salladı. Akif ve ben arka koltuğa geçtik. İkimiz de konuşmadık. Zaten yorgunduk. Çok geçmeden ben uyumuştum bile.
+++
25 Eylül 2018
"Bugün akşam çıkıyor değil mi?" diyordu babam. Ben telefonla ilgileniyordum. Başımı salladım.
"Mobilyalar niye üst katta?" Ayla nasıl merdiven çıkacak?" diyordu Ozan.
"Asansörle." deyip kısa kestim konuşmayı.
"Ne asansörü? Evde asansör mü var?" Akif başını salladı.
"Ben de dün tamircileri gördüm. Koridorun sonundaki oda aslında asansörmüş." dedi.
Telefonum çaldı. Aceleyle açıp bahçeye çıktım.
"Merhaba. Ben Kontrol Giyim'den Emre. Kerem Bey ile mi görüşüyorum?" Hele şükür.
"Evet benim. Siparişin dün gelmesi gerekiyordu. Yirmi dört saattir size ulaşmaya çalışıyorum. Nerede kaldı sipariş?"
"Kusura bakmayın. Ufak bir sorun oluştu. Kargolarınız on beş dakika içinde kapınızda olacak efendim." diyordu.
"Yirmi dört saatlik bir sorun. Neyse. Dolaplar da geliyor değil mi?" diye sordum.
"Evet Kerem Bey. Arkadaşlarımız kurulumunu halledecekler. Tekrardan özür dileriz." dedi ve telefonu kapattı. Yüzüme kapatmıştı. Sakin ol Kerem... Telefonla konuşurken bahçeyi turlamıştım.
"Hakan!" diye seslendim. Etrafta gözükmüyordu. Biraz zaman geçince yanıma geldi.
"Buyur abi." dedi.
"Oğlum, bana abi deyip durma. Tilt oluyorum. Dilimize dolandı sizin yüzünüzden. Herkes birbirine abi diyor." dedim sinirlenerek.
"Tamam abi. Pardon Kerem." Sinir olmak yok Kerem.
"Birazdan eşyalar gelecek. Başlarında bekleyin. Sıkıntı çıkmasın. Biz çıkıyoruz şimdi. Senin sorumluluğunda." dedim.
"Tamamdır. Ben ilgileniyorum." dedi. Eşyalar gelmişti bile. Girişteki görevli tuşa bastı. Raylı kapı açıldı.
"Ozan! Akif! Çıkıyoruz!" diyerek bağırdım. İkisi de gelince arabaya bindik. Arabayı çalıştırdım. Tam gaza basacakken durakladım.
"Ayla'ya kıyafet götürecektik. Ecrin hazırlamıştı ama ben evde bıraktım poşeti." dedim. Tam arabadan inecekken cam tıklatıldı. Hakan elinde poşetle gelmişti. Pencereyi açtım.
"Cansın sen can." dedim ve gittik.
Hastane odasına vardığımızda kapı kapalıydı. Kapıyı tıklattım ve içeri girdik.
Ayla ve Ecrin sohbet ediyordu.
"Hoş geldiniz!" dedi Ecrin enerjik bir sesle. Hepimize tek tek sarıldı. En son Ozan'a gelince kulağına fısıldadı.
"Hoş geldin aşkım." Ozan kıpkırmızı olmuştu.
"Ben buradan duydum Ecrin." diyordu Ayla.
"Kıpkırmızı oldu çocuk." diyordu Akif. Hepimiz güldük. Ozan hiçbir şey demiyordu. Bayağı utanmıştı.
"Geldiğinize göre çıkıyoruz. Hadi gidelim." dedi ve ayağa kalkmaya çalıştı.
Ecrin, Ayla'yı yerine yatırdı.
"Sen dur bakalım yerinde. Kıyafet getirdik. Giyin. Ondan sonra çıkarız." dedim ve poşeti Ecrin'e uzattım.
"Hanımefendi bu sabah yine kaçmaya çalıştı. Tekerlekli sandalyeye binmeye çalışıyordu." Ayla hiçbir şey söylemiyordu.
"Ne var beş defa kaçmaya çalıştıysa? En azından istikrarlı." diyerek Akif destek çıktı.
"Beni bir Akif anlıyor. Siz ancak kızın bana." diyordu Ayla.
"Hadi biz kafeteryaya inelim. Ayla da giyinsin." dedim. Hepsi beni onayladı.
"Ecrin sen de git. Ben giyinirim." demişti Ayla.
"Emin misin?" diye sordu Ecrin. Ayla başını salladı. Hepimiz odadan çıktık. Kafeteryaya indik.
Ozan annesini gördü ve yanına gitti.
"Ben telefonumu odada unutmuşum. Geliyorum iki dakikaya." diyerek Akif de yanımızdan ayrıldı.
Biz de masaya geçtik.
"Ayla'nın hafıza kaybı iyi mi kötü mü bilemiyorum." dedim sıkkın bir ses tonuyla.
"Şu anlık iyi. Neşeli, aktif, samimi... Ciddiliğini ve dik duruşunu kaybetmedi. Sadece somurtkan ve korkan tarafı gitti." diyordu.
"Hatırlayınca, hafızası yerine gelince bize çok kızacak. Bir anda çökecek. O kadar emeği boşa gidecek." diyerek devam etmişti.
"Hatırlayıncaya kadar böyle. Ben sevindim açıkçası. Birisinin hafızasını kaybetmesine sevineceğim asla aklıma gelmezdi." dedim. Ecrin gülümsedi.
"Polis olamayacağını öğrenmiş. Bugün söyledi." dedi.
"Nasıldı? Ruh hali iyi miydi?" diye sordum merakla.
"O ciddi duruşunu bozmadı. Tekdüze bir sesle konuştu. Polis veya asker olamayacağım. Bu kadar. Polis olabilmek için şu yara izi olmama şartı can sıkıcı."
"Duygularını saklıyor hala. Bazı huylar hafızanı kaybetsen bile değişmiyor." dedim.
"Maalesef. İlk duyduğunda panik atak geçirmiş. Akif'ten öğrendim." Başımı salladım. Ozan koşarak yanımıza geldi.
"Burada da yoklar." dedi nefes nefese.
"Kim yok? Akif Ayla'nın yanına gitmişti." dedim.
"Ayla odada yok. Akif de yok. Odanın önünden geçerken boş olduğunu gördüm." dedi.
"Kaçırılmışlar mı?" diye sordu Ecrin.
"Ecrin abartma. Aksiyon filminde değiliz. Bir yere gitmişlerdir. Sakin olun." dedim. Telefonuma dakikalar önce gelmiş mesaja baktım. Akif'tendi.
Ayla odada yok. Aramaya çıkıyorum.