Kitabın kapağını kapattım. Kitabı milyonlarca kez okumuştum ama her seferinde aynı hissi veriyordu bana. Ben kitabımı bitirmeme rağmen Ecrin hala çıkmamıştı odasından.
"Ecrin hadi! Bitmedi mi?" diyerek seslendim.
"Bitti bitti. Olmuş mu makyajım?" deyip salona girdi.
"Olmuş olmuş kıyafetinin rengiyle uyumlu."
"Çocuklar korkmaz değil mi?" Kafamı iki yana salladım. Palyaçodan korkmayan bir çocuk için gayet güzeldi. Kapı çaldı.
"Benim üstümde kostüm var sen açsana kapıyı." dedi Ecrin. Oflaya oflaya kapıya gittim. Kurye karşımda dikiliyordu.
"Kerem Fatih Tunç. Doğru adres mi?"
"Evet ben arkadaşıyım." deyip kutuyu kuryeden aldım ve kağıdı imzaladım. Kutuyu masanın üzerine koydum.
"Kerem niye kargolarını bize gönderiyor? Evlerimiz o kadar yakın da değil hani. Sana bir şey dedi mi?" diyerek sorumu Ecrin'e yönlendirdim.
"Siteye gelen kargolar kayıp ya birkaç haftadır. O yüzden." Kerem'in kafası tam çalışmıyor. O kadar eminim ki.
"Kerem sitenin sahibi. Bunun farkındasın değil mi?" Kafasını sallamakla yetindi. Benim derdim değil demeye getiriyordu lafı.
"Ben gidiyorum. Sen de hazırlan. Geç kalma işe." diyerek aceleyle çıktı.
"Kendine dikkat et! Kolay gelsin!" diye bağırdım arkasından. Benim daha bir saatim vardı. Rahat rahat hazırlanabilirdim. Ben Kerem'in babasının yanında çalışıyordum. Bir hukuk mezunu olarak muhasebe işine bakıyordum. Mükemmel uyum! Haftada üç gün işe gidip maaş alıyordum. Bu Mustafa amcanın bir ayrıcalığıydı. Çok çalışıyor falan değildim. Tek amacı oğluna karşı iyi gözükmekti. Bunu da bizim üzerimizden yapıyordu. Asla kabul edeceğim bir şey değildi ama Kerem kabul etmemi istemişti. Babasının ne kadar uğraştığını görmek istiyordu. Mustafa Amca benim için nötr birisiydi. Kendisine karşı çok mahcuptum ama Kerem'e yaptıklarını da göz ardı edemezdim.
Telefonuma bir bildirim geldi. Ecrin'den bir mesaj.
"Kutuyu Kerem'e vermeyi unutma."
Zaten unutmazdım. Aklımdaydı. Giyinmiştim ve Keremlerin evine uğramam gerekiyordu. Ceketimi, çantamı ve kutuyu alıp evden çıktım. Kapıyı kilitledim. Önümde bir araç bekliyordu. Mustafa Amca göndermişti. Kapıyı açıp arka koltuğa oturdum.
"İlk önce Kerem'in evine uğrayabilir miyiz?" diye sordum şoföre. Başıyla onayladı ve Kerem'in evine doğru yola çıktık. Yaklaşık on dakika sonra Kerem'in evinin önündeydik. Arabadan inip evin kapısının önüne geldim. Zile bastım. Kapıyı açan Akif'ti. Beni güler yüzle karşıladı.
"Hoş geldin. Geçsene içeri. Alayım ben kutuyu." diyerek kutuyu elimden aldı.
"Yok geçmeyeceğim. Kutu Kerem'in. Evde yok mu?" kafasını iki yana salladı.
"Alışverişe çıktı o. Ozan ve ben varız."
"Gelince benim yerime bir şey diyebilir misin ona?" diye sordum.
"Tabii. Ne oldu, bir sorun mu var?"
"Kargolarını bir daha bize gönderirse bacaklarını kıracağımı söyle. Malum hizmetlisi yok karşısında." dedim hafif gülümseyerek.
"Tabi söylerim. Kolay gelsin." dedi. Başımı sallayıp oradan ayrıldım. Arabaya bindim. Yarım saat sonra işyerindeydim.
***
Gelirler, giderler, maaşlar, yapılan işler, kesilen faturalar, sigortalar, banka hesapları...
Her şey yolundaydı. Birkaç fatura eksikti. Ama onlar da halledilirdi. Mustafa Amca'nın kapısını tıklattım ve gir sesini duyunca kapıyı açtım.
"Mustafa Bey aylık rapor hazır. Geçtiğimiz aya göre karda bir düşüş yaşansa da çok büyü bir miktar değil. Birkaç fatura eksik. Onlar da tamamlanırsa mükemmel olur." deyip raporu masaya bıraktım. Raporu inceledi. "Tamamdır kızım sağ ol. İstersen erken çıkabilirsin. İşin bitti. Kalanını da diğerleri halleder." Kafamı iki yana salladım.
"Teşekkürler Mustafa Bey ama gerek yok. Bakmam gereken birkaç rapor daha var."
"Kerem bu akşam dışarıda yemek yiyeceğinizi söylemişti. Ben mi yanlış hatırlıyorum?" Gülümsedim.
"Hayır Mustafa Bey yanlışınız yok. Lise arkadaşlarımızla bir buluşmamız var. Ben katılmıyorum sadece." diyerek kedimi açıkladım.
"O zaman bu akşam boşsun. Herhangi bir işin yok." Onaylamam için bana baktı. Onayladım onu.
"Öyleyse ben seni yemeğe çıkarıyorum. Konuşur, sohbet ederiz. Zaten bayağıdır seninle konuşmak istiyordum."
"Kötü bir şey yoktur umarım." diyerek merakla Mustafa amcaya baktım.
"Hayır hayır. Sadece konuşmak istiyorum. Uygunsan hemen çıkalım."
"Peki. Eşyalarımı alıp geleyim ben." dedim.
"Dış kapıda bekliyor olacağım." dedi. Ben de odadan çıktım. Ne konuşacaktı ki? Meraktan tepiniyordum. Çantamı ve ceketimi aldım. Dış kapıda bekliyordu Mustafa amca. Geçmem için işaret etti. Ön koltuğa oturdum. Yakınlardaki bir restorana gittik. Küçük bir restorandı. Yemeklerimizi söyledik. Konuya ani bir giriş yaptım.
"Mustafa Bey konuşmak istediğiniz konu neydi?" dedim. Oturuşunu düzeltti. Beni işaret etti.
"İşte bu. Konuşmak istediğim şey tam da bu."
Bir hata mı yapmıştım? Yoksa sorun direkt ben miydim?
"Anlayamadım Mustafa Bey. Açıklayabilirseniz sevinirim."
"Sorunumuz senin konuşma tarzın. Aşırı ciddi ve resmisin. Senelerdir tanışıyoruz. Ama sen bana burada bey diyorsun." boğazını temizledi.
"İş yerindeyiz ve siz benim patronumsunuz. Birbirimizi ne kadar süredir tanıdığımızın bir önemi kalmıyor. Siz arkadaşımın babasısınız. İş için onu terk eden babası. Yanlış mıyım?" Hiç ses tonumu bozmadan kızgınlığımı dile getirmiştim.
"Haklısın kızım. Bana kızgınsın. Ama hatamdan döneli çok oldu. Sekiz yıl. Sence de çok uzamadı mı bu iş?"
"Ne yani sekiz yıldır yanındasınız diye on yıllık yokluğunuzu boşa mı sayalım? Size kızgın değilim Mustafa Bey. Sadece biraz pişmanlık duymanızı istiyorum. Eğer on yılda başarıya ulaşmamış olsaydınız Kerem sizi affetmeyecekti. Bunu defalarca dile getirdi. Ve bence bu durumda bile affetmemesi gerekirdi. Ama onun için değerlisiniz. Siz de eşiniz de onu geri kazandığınız için minnettar olmanız gerekir. Çünkü ben olsaydım asla affetmezdim."
Durdu. Bir süre sadece bana baktı.
"Bu kadar açık sözlü olman çok imrendirici. Hukukçu olduğun apaçık. Dediklerinde de sonuna kadar haklısın. Zaten ben de eşim de sonuna kadar minnettarız Kerem'e. O bizi affederek bizden daha büyük ve olgun olduğunu gösterdi. Sen de bize karşı aynı büyüklüğü yaparsan çok sevinirim."
"Sizin yardımlarınıza karşı benim büyüklüğüm hiç kalır. Siz Kerem'e ne kadar minnettarsanız ben de aynı derecede size minnettarım. Sadece size gerçekleri söylemek istedim. Amacım gerginlik yaratmak değildi Mustafa amca." Gülümsedi.
"İşte böyle. Gerginlik falan kalmadı sen böyle deyince. Hep böyle olsun." Başımı salladım. Mustafa amca dememe bu kadar sevineceği aklıma gelmezdi.
"Şimdi seninle bir konudan daha konuşmamız gerekiyor. Yemekler geliyor. Onu da yemek yerken konuşuruz." dedi.
"Tamamdır Mustafa amca." dedim. Gülümsedi. Yemekleri servis ettiler.
"Konumuz ev." Gözlerimi devirdim.
"Hemen devirme gözlerini. Keremlerin yanına taşının demiyorum. Hassassın ve anlıyorum seni. Ev kirasını karşılamamı da kabul etmedin. Ben de sana daha farklı bir teklif getirdim." Dikkatimi iyice ona yönelttim.
"Keremlerin sitesinde bir ev boşaldı. Tam onların evinin karşısı. Yani diyorum ki oraya taşının. Herhangi bir şey istemiyorum. Ecrin de sen de öğrencisiniz. Hem çalışıp hem okumak bu devirde zor. Ev masrafınız olmaz en azından." Bu işte bir tık mantık hatası vardı.
"Mustafa amca teklifin için teşekkür ederim öncelikle. Ama sence de mantıksızlık yok mu bunda? Site Kerem'in ama evi sen veriyorsun. Senin olmayan bir evi hem de. Bunun kararı Kerem'e düşmez mi? Ayrıca bunu Ecrin'le konuşmadan tek başıma karar veremem." Kahkaha atmaya başlamıştı.
"Vallahi bu kadarını tahmin etmezdim. Kerem bunları diyeceğini söylemişti ama tamamen aynı cümleleri kurman beni şaşırttı." Ben bu kadar tahmin edilebilir miydim? Sanmıyorum. Sadece Kerem beni çok iyi tanıyordu.
"Kendisi bana bunu teklif ettiğinde reddetmiştim. Sizden gelince kabul edeceğimi nasıl düşündü acaba?" dedim.
"Orasını ben bilemem ama kabul etmeni çok isterim. Zaten Ecrin kabul etti. Sana bağlı."
Her şey benden önce görüşülüp konuşulmuştu.
"Mustafa amca sizce de bu artık aşırıya kaçmaz mı? Giderlerimin çoğunu siz karşılıyorsunuz. Çeyreğini ancak hak ettiğim bir maaş veriyorsunuz." Yemeğinden bir kaşık aldı.
"Şöyle düşün bunu. Ben senelerce Kerem'in yanında olmadım. Annesi de olmadı. Ama sen ona arkadaş oldun, dost oldun, kardeş oldun. Sen nasıl benim pişmanlık yaşamamı, cezalandırmamı istiyorsan ben de aynı şekilde senin ödüllendirilmeni istiyorum. Sadece senin değil diğer arkadaşlarının da. Kupa veriyormuşum gibi düşün." Benzetmesi çok güzeldi.
"Başarılı benzetme yeteneğiniz için bunu kabul edebilirdim. Ben kabul etsem de sitenin güvenliğine o kadar güvendiğim söylenemez."
"Af buyur kızım ama anlamadım ne demek istediğini." Kerem'i babasına şikayet etmekten pek bir zarar geleceğini düşünmüyordum.
"Sitede ufak bir güvenlik sorunu var. Kargolar kayboluyormuş sanırım ve Kerem bunu çözüme kavuşturmak yerine kargolarını bize göndermeyi seçiyor. Güvenlikte sıkıntı var anlayacağınız."
"Sen benden babalığımı göstermemi mi istiyorsun yoksa ben mi yanlış anlıyorum?" Gülümsedim.
"Yani babalık nedir bilmesem de azıcık kulak çekmekten zarar gelmez diye düşünüyorum." dedim.
"Anlaşıldı. Ben hallederim onu. Dert etme. Sen şimdi kabul ettin mi onu söyle." Başımla onu onayladım.
"Kabul ettim ama Kerem'e söylemeyin. Sürpriz olsun. Hatta biliyor musun Mustafa amca çok iyi planım var."
"Kabul ettin ya ben her şeye tamam derim. İki gün içinde taşınmanız şartıyla." Başımı salladım. Planın detaylarını anlatmaya başladım. Onun da komiğine gitmişti. Sonuç olarak kabul etti.
"Fırıl fırıl fikirler dönüyor kafanda. Boşa harcanıyorsun bana kalırsa. Ne yapsam ana kadroya mı alsam seni?" Gözlerim büyüdü.
"Şaka yaptım kızım. Sen istemiyorsan kal muhasebe bölümünde. Ama ana kadroda görmek isterim seni." Gülümsedim.
"O da başka bir yemeğin konusu olsun olur mu?" dedim. Gülümsedi.
"Olur olur. Pazar günü araç kapınızda. Güzelce hazırlanın. Çok sevindim kızım." deyip ayaklandı. Sarılmak istemişti sanırım. Ama sonrasında yerine oturdu.
"Pardon kızım. Heyecandan oldu. Alışkanlık işte. Seni ikna edinceye kadar canım çıktı. Ecel teri döktüm." Gülümsedim.
"O kadar zorlamadığımı düşünüyordum. Bayağı yumuşak davranmıştım aslında."
"Yumuşak halin bu ise sert halini düşünemiyorum. Görmek de istemiyorum." dedi. İkimiz de güldük. Yemeklerimizi yedikten sonra Mustafa amca beni eve bıraktı.
"İyi akşamlar kızım. Kendine iyi bak. Sakın cayma fikrinden." dedi.
"Caymam merak etmeyin. İyi akşamlar." deyip eve girdim. Ecrin evde değildi. Üzerimi değiştirdim ve yatağa geçtim. Bugün fazla yorulmamıştım. Defterime bir şeyler karalamaya başladım. Yarın evi toplamalıydım. Ecrin zaten tüm gün işte olacaktı. Ben de rahat rahat hazırlık yapardım. Deftere yazma işim bitmişti. Salona geçtim. Evde televizyon yoktu. Televizyon izleyemezdim. Yemek de yemiştim. Ne yapabilirdim o zaman? Biraz etrafı topladım. Fazla eşyamız yoktu. Ivır zıvır eşyaları bile düzenli tutmayı severdim. O yüzden evi toparlamak zor değildi. Can sıkıntısından salondaki tüm eşyaları toplamıştım. Su içmek için mutfağa gittim. Buz gibi soğuk su iyi gelmişti. Duvardaki saate baktım. Saat 12 olmuştu. Ecrin neredeydi peki? Telefonu alıp Ecrin'i aradım.
"Al-" sözünü kestim.
"Ecrin neredesin sen? Gece yarısı oldu. Gel artık eve."
"Biz Keremlere geçtik. Gece burada kalacağım. Sen uyu istersen.
"Ozan'ın yanında kalacaksın. Ailenden izin aldın mı?" diye sordum.
"Ailem burada olmadığına göre izin almak zorunda değilim. Zaten o yüzden buralara geldim." Bu kızın zeka yapısı beni öldürecek.
"Ben varım Ecrin. Hadi gel eve. Birisi bıraksın se-" dışarıdan gelen korna sesi lafımı böldü.
"Gecenin bu saatinde kim korna çalıyor ya?" deyip pencereye doğru yöneldim.
"Akif seni almaya geldi. Reddedeceğini biliyordum. O yüzden sen buraya geliyorsun."
"Of Ecrin kapa telefonu kapa." Akif arabanın içinden el sallıyordu. Cüzdanımı aldım ve evden çıktım.
Öne mi oturmalıydım yoksa arkaya mı? Arkaya otursam ayıp olurdu. Öne binsem ya öy- olmazdı. Boş düşünceleri kovdum kafamdan. Ön kapıyı açtım. Selam verip oturdum.
Kemerimi bağlayınca Akif gaza bastı ve eve gittik.
***
Akif'ten...
Sadece selam verdi ve hiç konuşmadan eve vardık. İçeri girdiğinde hepsiyle tokalaştı ve bir köşeye geçti.
"Evden kovuldunuz ama ben bunu niye babamdan öğreniyorum?" dedi Kerem.
"Evden mi kovulduk?" dedi şaşkınlıkla Ecrin.
"Evet kovulduk. Babanla konuşurken konusu açıldı ben de ona söyledim. Bu kadar." Çok sakindi. Ben evden kovulsam kesinlikle kavga ederdim.
"Neden kovuldunuz evden?" Bu sefer soru Ozan'dan gelmişti.
"Zam istedi. Çok yüksek. Ben de kavga ettim. O da iki güne kadar evden çıkın dedi."
"Ne kadardı ki zam? Hallederdik hep beraber." deyip konuşmaya dahil oldum.
"Yüzde üç yüz zam istiyordu. Karşılayıp karşılamamak değil sorun. Çok fazla zam yapması."
"Peki buraya taşınsanız? Sitede boş ev var oraya da yerleşebilirsiniz." Kerem bu teklifi defalarca sunmuştu ona.
"Babanla konuştuğuna göre reddettiğimi de biliyorsundur. Zaten ev buldum bile. Sıkıntı yok."
"Bir kez sözümü dinlesen ölürsün zaten. Sorun yeni ev bulup bulamamanızda değil. Ben sana o kadar imkan verirken senin elinin tersiyle itmen sorun." Kerem sinirlenmişti.
"Kerem anlamıyorsun." dedi. Kerem yerinden kalktı.
"Sen benimle gelsene diğer odaya." dedi ve kolundan tuttu kızın.
"Kerem sakin! Aşırıya kaçıyorsun şu anda. Kızın kolunu sıkıyorsun." dedim. Bana baktı. Sonra da tuttuğu kola.
"Sıkmıyor sıkıntı yok Akif." dedi. İkisi beraber odaya geçtiler. Sesleri duyuluyordu.
"İyi misin? Sıkmak istememiştim kolunu. Çok özür dilerim. Yapmamalıydım bunu." diyordu Kerem.
"Gerçekten acımadı. Ama bir daha yapma." demişti.
"Tamam. Sen niye benim sözümü dinlemiyorsun? Niye sürekli aykırı olmaya çalışıyorsun?"
"Aykırı olmak değil amacım. Size muhtaç olarak yaşamak istemiyorum. Sürekli mahcubiyet içinde yaşamak ne kadar zor bilmiyorsun. Onu geçtim ömrümün sonuna kadar yanımda olmayacaksınız. Kendi başıma da ayakta kalabilmeliyim." diyordu.
"Eğer bir daha bana, bize karşı mahcup olduğunu söylersen bu sefer acımam kafana kafana vurarım. Biz senin arkadaşınız. Zor zamanında yanında olmayıp ne yapacağız? Sen yeni kira ne kadar onu söyle." diyordu Kerem.
"İki yüz." Oha! O kadar ucuza nasıl ev bulmuştu? Helal vallahi. İkisi odadan çıkmıştı.
"Bu kadar ucuza bulduysan bu çevrede değildir. Çok mu uzak?" diye sordu Kerem.
"Hayır buraya yakın. Emin amcamın bir arkadaşınınmış. İkisi konuşup anlaştılar." Kerem başını salladı.
Emin amca onun koruyucu babasıydı. Annesine ve babasına ne olduğunu bilmiyorum. Sadece Emin amca ve Münevver teyze onun koruyucu ailesi olmuş. Başka bir şey de anlatmadılar bana.
Sonrasında ise Ecrin, Kerem ve Ozan kendi arasında sohbet etmeye başladılar.
O ise bir kenarda oturmuş etrafına bakınıyordu. Televizyon kumandasını alıp açtı. Bir haber kanalını açıp izlemeye başladı. Şöyle bir düşündüm. Bu kızı senelerdir tanıyorum. Bir arkadaş grubumuz var. Yani arkadaşız. Sanıyorum ki öyleyiz. Kendisi biraz garip olsa da iyi kız. Hem okula gidiyor hem çalışıyor. Dövüş sporlarıyla da ilgileniyor. Kişilik olarak biraz karmaşık. Utangaç değil ama çekingen. Her hareketten korkuyor ve şüphe ediyor. Tahminimce bir travması var. Ben de o yüzden ani harekette bulunmamaya çalışıyorum. İnsanlarla iletişimi de bir hayli zayıf. İnsanları korkutan bir bakışı var. Her an ciddi. Asker gibi yürüyor. Zaten hayali asker olmak. Fiziksel olarak nasıl tarif etmeliyim emin değilim. Güzel bir yüzü var ama hep asık. Her an diken üstündeymiş gibi bir bakışı var. Esmer ve uzun boylu. Benden bile uzun. Üç cm hem de. Düşünün siz ne kadar uzun olduğunu. Bana sorarsanız bu asık suratlı, ciddi haliyle bile çok güzel. Umarım başkası için öyle değildir.
***
Televizyonda haberleri izliyordum. Yine zam gelmişti her şeye. İzlendiğimi hissettim ve sağıma döndüğümde Akif'le göz göze geldim. Hemen bakışlarını çekti. Acaba neden bakıyordu? Saçım mı karışmıştı? Karışık olsa bile çoktan alışmış olması lazımdı. Kendimi bildim bileli düzgün saçla dolaşmamıştım.
"Saçım mı dağılmış?" diye sordum.
"Yok hayır. İyi duruyor." dedi.
"O zaman niye bana bakıyordun?" diye sordum.
"Gözlüğün düşmek üzere. O dikkatimi çekti." dedi. Hakikaten de öyleydi. Sağ kulağımdan düşmüştü sapı. Hemen düzelttim.
"Sağ ol." dedim ve gülümsedim.
"Önemli değil." dedi ve önüne döndü.
"Kerem, Betül bir süre benim yanımda kalmak istiyor. Sorun olmayacaksa gelebilir mi?" diye sordu Akif.
"Yaklaşsana yanıma." dedi. Akif Kerem'e doğru eğildi Kerem Akif'in kafasına vurdu.
"Bu soru sorulacak bir soru muydu sence? Duymadım sayıyorum ve en kısa zamanda Betül'ü burada görüyorum." dedi.
"Sağ ol Kerem." dedi ve geri çekildi.
"Minnağı özledik. Gelsin böyle mıncıklayacağım yanaklarını." diyordu Ecrin.
"Ecrin kız dokuz yaşına geldi. Geldiğinde kahve içmeye gidelim der. Mıncıklama yaşı geçti onun." dedim.
"Harbi öyle. Geçen gün beni alışverişe götürdü. Sweatshirt yokmuş hanımefendide. Ondan alacakmışız." dedi Akif.
"Kardeşim geçmiş olsun. Batmaya yakınsın o zaman. Daha yüksek gelirli bir iş bul kendine." diyordu Ozan. Hepimiz güldük.
"Param var az çok. O da Betül'e gitsin. Başka kime harcayacağım?" demişti. Kardeşine bağlılığı çok güzeldi. Dünya tatlısı bir kızdı Betül. Abisi gibi sapsarı saçları var. Yeşil gözlerini kesinlikle abisinden almış. Yüz hatlarını da öyle. Tıpatıp aynılar. Abisine çok bağlı. Zaten bir tek abisi var. İkisi de birbirine muhtaç. Betül ailesine tam olarak ne olduğunu bilmiyor ama büyüyünce öğrenecek. Şu anda teyzesi ve kuzenleriyle beraber mutlu bir yaşam sürüyor.
***
Aradan iki gün geçti. Eşyaları topladık. Nakliye aracına yükledik. Hiçbiri bilmiyor tam olarak nerede olduğunu. Meraktan çatlatıp evin nerede olduğunu söylemiyorum. Kalan özel eşyalarımızı Kerem'in arabasına koyduk.
Kerem şoför koltuğuna geçecekken seslendim.
"Ben sürsem olur mu?" Anahtarı fırlattı. Koltuğa geçtim. Ehliyetim vardı ama çok fazla sürmüyordum. Sitenin sokağına girdiğimde hepsi bana baktı.
"Burada kiralık ev yoktu diye biliyorum." demişti Ozan.
"Zaten yok." deyip siteye doğru direksiyonu kırdım.
"Sen kabul mu ettin?" diye sordu heyecanla Kerem.
"Galiba etmişim." deyip aracı evin önüne park ettim. Araçtan indik. Ev Keremlerinkiyle aynıydı. Görünüşü, boyutu, her şeyi.
"Gel buraya. Sarılacağım sana." deyip üzerime atlamıştı Ecrin.
"Ecrin cıvıma! Cıvımak yasak. Boğuldum burada." dedim. Gerçekten öyle bir sıkmıştı ki boynumu. Nefes alamamıştım. Ve hala da alamıyordum.
"Ecrin bırak!" diyerek bağırdı Kerem. Bu sefer bırakmıştı. Ama ben hala rahat değildim.
"Bana bak. Buradasın. Yanımızdasın. Ecrin, Akif, Ozan burada. O yok." Etrafıma baktım. Kerem, Ozan, Ecrin, Akif buradaydı. Gözümü kapattım. Derin bir nefes aldım. Gözümü açıp gülümsedim.
"İyiyim. Çok abarttınız. Sadece Ecrin tarafından öldürülecektim. Ne var bunda? Gayet normal." dedim. Hepsi birden gülmeye başladılar.
"Tamam tamam iyisin anladık. Hadi içeri geçelim." dedi Ecrin. İçeriye ilk o girdi. Sonrasında biz de girdik. Kerem bana bakıyordu. Gülümsedim. İyiyim anlamında başımı salladım. Ama o inanmamış gözüküyordu. Sonrasında Akif yanıma geldi.
"İyisin değil mi?" diye sordu.
"İyiyim Klasik Ecrin işte. Bir gün beni öldürecek ama bugün değil." deyip kahkaha attım. Kerem'in arkadaki şaşkın bakışlarını gördüm. Bu sefer gerçekten inanmış olmalıydı.
Kerem gelen görevlilere eşyaların yerini tarif ediyordu. Akif ve Ozan ufak tefek eşyaları içeri taşıyordu. Ben de Ecrin'le bardakları ve tabakları yerleştiriyordum. İki saat içinde her şey tamamdı. Salondaki kanepelerin üzerine oturdular. Ben de tekli koltuğa geçtim. Herkes yorulmuştu.
"Herkese teşekkür ederiz. Tek başımıza beş saat sürerdi bu iş. Çok yorulduk ama bitti." dedim. Kimsenin konuşacak hali yoktu. Ozan konuştu.
"Lafı bile olmaz. Hem karşı eve taşınmanız iyi oldu. Artık aklımız sizde kalmayacak." Tabii canım. Kesin aklınız kalacağındandı.
"Ecrin'i evden daha rahat kaçırabileceksin yani. Gece ikide arabayla gelip cama taş atma derdi yok. İki adım ötede. Mis gibi değil mi?" dedim. Cevap verecek mi diye Ozan'a baktım. O ise başını elleriyle kapatıp gömülmüştü koltuğa. Ecrin'e baktığımda ise o açık ağzıyla bana bakıyordu.
"Ağzını kapat sinek kaçacak." dedi Akif.
"Lafı ağzımdan aldın. Doğru söze ne denir?" dedim.
"Doğru söz." Konuşan Kerem'di.
"Hahaha. Ne komik. Çok güldüm." dedim garip bir ifade takınarak. Soğuk espri yapmasa olmazdı zaten.
"Ozan sen nasıl fark edilmeyeceğini düşündün? Ecrin sen de tanımıyor musun arkadaşını? Cin gibi o. Her şeyi duyar ve haberi olur." diyordu Kerem.
"Aşk kör etmiş işte. Ne yapsan açılmaz o gözler bir daha." dedim.
"Arkadaşlar biz eve gidelim. Kızlar da dinlensin." dedi Akif. Kerem ayağa kalktı. Ozan da kalkmıştı gitmek için ama Ecrin bırakmıyordu elini.
"Ecrin çocuk musun sen? Bırak elimi." diyordu fısıldayarak. Ozan ne kadar bıraktırmaya çalışsa da Ecrin bırakmıyordu.
"Ecrin, karşı evde Ozan. Hadi zorlama. Zaten çocuk utandı." dedim.
"Hem utandı hem de korkuyor senden." dedi Kerem.
"Ozan gidin hadi. Ecrin'i de götür. Gezin tozun. Eve sağlam gelmezse bu sefer gerçekten kork." dedim. Başını salladı. Ecrin'i alıp hızla evden çıktı.
"Gitmeden senle bir şey konuşmam lazım." dedi Kerem.
"Benimle mi?" diye sordum. Başını salladı.
"O zaman geçin oturalım. Boşuna gideceğiz diye ayaklandınız." dedim. Oturdular.
"Babamla siz nasıl kavga edip sonrasında plan yapıp sonra da beni çekiştiriyorsunuz?" dedi. Gülmemeye çalıştım ama tutamadım kendimi.
"Nasıl? Ne oldu ki?" diye sordu Akif.
"Babama ilk başta azar çekmiş. Bayağı yerin dibine gömmüş. Sonrasında babamla barışmış. Babamın bana yalan söylemesini sağlamış. Evi kabul etmediğini söylettirmiş. Sonra da beni babama şikayet etmiş güvenlik görevlisini değiştirmediğim için." Akif de gülmeye başladı.
"Değiştirdin mi peki?" diye sordu Kerem'e. Kerem başını iki yana salladı. İkimiz de gülmemek için kendimizi tutuyorduk ama nafile.
"Babam öyle bir anlatıyor ki. 'Kız bana başta alttan alttan laf sokuyordu. Sonra bir gömdü bir gömdü. O kadar açık sözlüsünü ve hiç duruşunu bozmadan yerin dibine gömeni ilk defa gördüm.' dedi. Ama iyi oldu. Bayağı pişman olmuş." dedi.
"Yaparım öyle şeyler. Kulağını çekti mi bari?" dedim.
"Çekti çekti. Kıpkırmızıydı kulağı." dedi Akif.
"İlk önce bana söylemek yerine babama şikayet etmek harika hareket." dedi Kerem. Bozulmuştu.
"Babalık yapıp kulağını çekmiş işte. Daha ne istiyorsun?" dedim. Başını iki yana salladı.
"Çorbacıya mı gitsek?" dedi Kerem.
"Bana uyar." dedi Akif.
"Hayır dediğim gün kulağımı çek." dedim ben de. İşi şakaya vuruyordum.
"Ama sen ısmarlıyorsun. Yoksa gelmem." dedi. Çocuklarla yaşıyorum.
"Teklif eden sendin ama neyse. Benden çorbalar." dedim. Gülümsedi ve yerinden kalktı.
"Hadi gidelim o zaman." dedi. Evden çıktık ve çorbacıya gittik.
"İkişer tabak içer miyiz?" diye sormuştu Akif. İkimiz de onayladık. Garsona siparişi verdik. İki dakika sonra çorbalar gelmişti.
"Çok hızlı." dedim. Sonrasında ise üçümüz de hiç görmemiş gibi çorba içmeye başladık. İlk tabak bitinceye kadar kimse konuşmadı. Buz gibi vücudun içinden sıcacık çorbanın geçmesi en güzel hislerden biriydi.
"Çorbaya bayılıyorum. Yapması basit, tadı güzel ve sıcacık." diyordu Kerem. Gülümsedim. İkinci tabaklar da geldi ve biz yine hızla bitirdik. Tıka basa doymuştuk. Garsondan hesabı istedim. Parayı ödedikten sonra mekandan çıktık. Hepimizin keyfi yerine gelmişti.
"Çekirdek, kola?" dedi Akif. Soru olmayan soru cümlesi hepimizi cezbetmişti.
En yakındaki markete girdik. Cips, kola, çekirdek ve soda alıp çıktık.
Arabaya binip park aramaya başladık. Yakınlarda bir tane park bulunca orada durduk. Çimlerin üzerine oturduk.
"Anlatın bakalım. Kimde ne olay var?" dedim. İkisi de bana baktı.
"Ne varsa sende var. Mustafa amcayla plan kuran sensin. Kerem'in kulağını çektiren sensin." dedi Akif.
"İşte biliyorsunuz her şeyi. Bu arada Kerem parayı nakit mi istiyorsun, hesabına mı atayım?" dedim.
"Ne parası?" diye sordu. Babasıyla konuşmamış mıydı?
"Kira parası. Baban söylemedi mi?" dedim.
"Ne söyleyecekti?" diye sordu.
"Bir diğer şartım da kira ödemekti. Çok cüzi bir miktar olsa da ödeyecektik." dedim.
"Ben şimdi sizden kira mı alacağım? Hayatta olmaz. Evi üstünüze yaparım, evden kovarım ama kira almam. Arkadaşlarımdan, kardeşlerimden para almam." diyordu.
"Kardeşin olarak gördüğün için sağ ol. Sen parayı kabul etmezsen baban maaşımdan kesecek. Sıkıntı yok yani." İkisi de güldü.
"Mustafa Amca bence numara yapıyor. Keseceğim deyip kesmeyecek. Sırf seni geçiştirmek için öyle demiş." Akif'in dediği çok mantıklıydı. Ben nasıl bunu düşünememiştim?
"Kandırıldım. Şaka gibi ama gerçek." Şaşkınlıkla çekirdek çitliyordum.
"Babam biliyor senin gururunu. O yüzden öyle yaptı. Bence iyi de yapmış."
"Sanki şimdi mahcup hissetmiyorum! Yerin dibine gireyim de kurtulayım. Olmuyor bu böyle." dedim.
"Sen bizden niye para alıyorsun Kerem? Onlara gelince bedava bize gelince paralı." demişti Akif.
"Evden mi para alıyorum? Elektrik ve su için alıyorum. O da siz istediğiniz için!" dedi. Sinirlenmişti ama gülüyordu.
"Biliyorum. Sadece şaka yapıyordum. Eve aldığın için sağ ol." dedi Akif.
"Gören de sanacak sokakta yatıyordunuz. Sadece ortak eve çıktık."
Akif, Kerem'in omzuna yaslandı. Ve pohpohladı. Kerem'in ailesi Akif'e koruyucu aile olmuştu. Akif ve Betül evsiz kalmıştı. Kerem ablasını kaybetmişti. Ailesi hem Betül'ü hem Akif'i almak istedi ancak sadece Akif'i alabildiler. Zaten birbirlerine bağlıydılar böylece bağları kuvvetlendi.
Kerem, Akif'le bana çekirdek kabuğu fırlatıyordu. Üzerime gelenleri toplayıp poşete attım.
"Kerem yapma. Etraf kirleniyor." diyerek uyardım.
"Tamam. Topluyoruz şimdi." dedi ve Akif'le toplamaya başladılar kabukları. Onlar çöpleri toplarken ayak sesleri duyuldu. Yaklaşık yirmi-otuz metre kadar uzağa bir grup genç gelmişti. İki kız bir erkek vardı.
"Ne yapacağız parkta? Salıncağa mı bineceğiz?" diyordu kız. Onların olduğu yer tepede kalıyordu. Bizi göremiyorlardı.
"Sence ne için geldik?" diyordu ilk oğlan.
"Ben gidiyorum. Siz ne yapıyorsanız yapın. Bomboş park. İster öpüşün isterseniz... Neyse ben kaçtım." diyerek gitti diğer çocuk.
"Abi ne diyorsun?" Olanları anlamaya çalışıyordu kız.
Kerem ve Akif bana bakıyordu. Odaklandığımı fark etmişlerdi.
"Ne ol-" Elimle dur işareti yapıp susturdum.
Çocuk konuşmaya devam ediyordu.
"Tam olarak söylediği şeyi kastediyor. Gecenin bu saatinde sohbet etmeyecektik herhalde." dedi.
"Serhat saçmalama istersen. Şaka yapıyorsun ama haddini aştın farkında mısın?" diyordu kız.
"Yapma!" diyordu sessizce. Sesi zor ulaşıyordu buraya.
Hayır ya! Ne olur ben yanlış anlamış olayım olanları. Ayağa kalkıp koştum. Kerem ve Akif de arkamdan bakakalmıştı. Yerdeki tişörtü gördüm.
"Gel biz konuşalım istersen." Çocuğu tişörtünden tutup kızdan uzaklaştırdım. Belimdeki ceketi hemen kızın üstüne örttüm.
"Hayırdır sen kimsin bacım?" diyerek üstüme gelirken Akif çocuğu boynundan tuttu.
"Ecelin olmayı çok isteyen ama kaderin olan üç insan." dedi Akif. Serhat denen çocuk olduğu yerde kıvranıyordu ama Akif bırakmıyordu. Kız önümde sessizce ağlıyordu. Yüzünü kapatmıştı. Cekete sıkıca tutunuyordu. Kerem'e döndüm.
"Arıyorum." dedi ve uzaklaştı. Akif, çocuğu kızın yanından uzaklaştırdı.
"Hey! Bana bakar mısın? İyisin. Bir şey olmadı. Biz buradayız. Bana adını söyleyebilir misin? Telefonunu verirsen aileni arayabilirim." dedim. Hıçkırarak ağlıyordu kız.
"Beyza. Telefonum kırıldı." dedi. Cebimden telefonumu çıkarıp uzattım. Numarayı tuşladı. Telefon birkaç kez çaldı ve açıldı.
-Merhaba. Beyza'nın annesiyle mi görüşüyorum?
-Evet benim. Ne oldu? Beyza iyi mi? Siz kimsiniz?
-Ben Ayla. Kızınız iyi merak etmeyin. Siz buraya gelirseniz olanları anlatacaklar. Telefonda konuşmam doğru olmaz.
- Konum atın. Biz geliyoruz. Sağ ol kızım.
Aceleyle telefonu kapattı kadın. Numarayı kaydedip konumu attım.
"Birazdan gelirler. Şimdi beni iyi dinle. Birazdan polis merkezine gideceksiniz. İfaden alınacak. İnceleme yapılacak. Sakın korkma. Ne olduysa anlat. Utanmadan, sıkılmadan her ayrıntıyı anlat. Senin için zor olacak biliyorum ama bunu yapmalısın. Diğer çocuğu da söyle. Onun da suçu var bu olanlarda. Beni anladın mı?" dedim.
"Anladım. Diğeri dediğin Ahmet. Benim abim. Serhat da kuzenim." Duyduklarımla dünyam başıma yıkıldı. Kıza sarıldım. Böyle bir şeyi en yakınlarından görmek daha korkutucuydu.
Tam kızdan ayrıldığım sırada bir el omzumdan sertçe tuttu. Kim olduğunu bilmiyordum ve tutuşunun sertliğine bakılırsa kendisini tanımıyordum. Kolunu tutup sertçe döndürdüm ve çocuğu yere düşürdüm. Dizimi göğsüne bastırıp kolunu bükmüştüm. Kalbim çok hızlı atıyordu. Öfke ve tedirginlik doluydum. Göğsüne daha sert basmaya başladım. Arkamdan uzanan bir başka eli fark ettiğimde ittirmeye çalıştım. Ama o el yavaşça omzumu tutmuştu.
"Hey! Sakin ol benim. Kerem. Polisler geldi." Dizimi çocuğun göğsünden çektim. Çocuk morarmıştı. Çocuk dediğime bakmayın. Neredeyse benimle yaşıttı.
Kerem yerdeki genci kaldırdı. Polisler yanımıza gelip genci aldılar. Ben de donuk halimi toparlayıp ifade vermeye polislerin yanına gittim.
***
Kerem'den...
Akif polislerin yanından gelmişti.
"Ne oldu ona? Çok donuk bakıyordu." dedi. Cebimdeki sigara paketini çıkardım. Bir tane sigara alıp yaktım.
"Şu sonradan gelen lavuk. Saldırmaya çalıştı bizimkine. Uzaktan gördüm ama yetişemedim. Çoktan yere sermişti bile genci." Sigarayı içime çektim.
"İyi dövüşçü. Kendini korumuş işte." Akif'e baktım.
"Fiziksel olarak evet. Koruyor kendini. Akıl sağlığını nasıl koruyacak? Kim koruyacak?" dedim. Beyza'nın yanına oturmuş sohbet ediyordu. Destek oluyordu ona. Akif ağzını açtığı gibi kapadı.
"Söyle ne söyleyeceksen. Tereddüte düşme." dedim.
"Sen acaba, bak acaba diyorum. Acaba aşık olabilir misin Ayla'ya? Bir ihtimal sadece." İçime çektiğim sigara boğazımda kaldı. Öksürmeye başladım.
"Kardeşim lan o benim. Laflarına dikkat et." dedim. Sinirlenmiştim.
"Sigarayı sadece konu Ayla olunca içiyorsun. Aşırı korumacı davranıyorsun. Öyle gibi geldi." dedi.
"Bilmediğiniz şeyler var. Fazla kurcalama." dedim. İleriden Ecrin'in sesi duyuldu.
"Ayla!" Yanına doğru gidiyordu. Aceleyle yanlarına koştum. Ecrin Ayla'ya sarılmaya çalışıyordu. Ayla ise tepki vermiyordu hatta ittiriyordu Ecrin'i. Ecrin'i Ayla'dan ayırdım. Ecrin bana sinirle bakıyordu.
"Ya bıraksana Kerem! Ne oldu anlatın. Çabuk!" Ozan polislerle konuşuyordu. Olanları görüyordu ama gelemiyordu.
"Kızım sakin. Dur yerinde. Bir şey yok." Tuttuğum halde deli gibi tepiniyordu.
"Ozan'ın babası aradı. Dedi ki Kerem ihbar etmiş. Bir kıza saldırmışlar diye. Nasıl sakin olayım?"
"Saldırılan kız Ayla değil. Ambulansın içinde oturan kız. Oldu mu?" Rahatlamıştı. Pek rahatlanacak bir konu değildi ama neyse.
"Kızın adı Beyza. Ayla fark etti. Bir şeyi yok ama psikolojik olarak dağıldı. Sonrasında saldıran gencin arkadaşı geldi. Ayla'nın omzunu tuttu. Saldıracaktı büyük ihtimalle. Ayla da tepki verdi. Gözü dönmüş gibiydi. Yere yatırıp göğsüne diziyle bastırdı. Boğuluyordu çocuk. Sonra donuk donuk baktı gitti."
"İyileşti derken... Şimdi böyle bir olaya şahit olması hiç iyi değil." demişti Ecrin.
"İyileştiği falan yok. Çabalasak da sonuç yok. Ben yerinde olsaydım... Neyse. Kötüyü çağırmayalım." dedim. Sigaram bitmişti. Çöpün üstündeki küllüğe bastırıp söndürdüm.
"Bence iyileşti. Gayet neşeli. Hatta bak kıza sarılıyor şu anda. Kıza mı sarılıyor?" Son dediğiyle Ayla'ya baktım. Gerçekten de sarılıyordu. Birbirimize baktık.
"Kaç ay?" diye sordu. Elimle yedi yaptım.
Yedi ay sonra ilk defa birisine sarılmıştı.
"Ne kadar güzel bir haber olsa da bu iyi olmadığı gerçeğini değiştirmez. Korkmuş, donuk gözlerle bakıyor, stresten bacağını titretiyor. Bir de diğer kıza bak. Korkmuş ama korkudan kurtarılmış, gülümsüyor, ailesi yanında. Hangisi daha iyi gözüküyor sence? Bildiğin şeyler hakkında bilmiyormuş gibi davranman beni yoruyor. Sadece ikimizin bilmesi de geriyor."
Arkamdaki ağaca yaslandım. Kutudan bir sigara daha çıkardım. Kutuyu cebime koyarken sigara elimden alındı.
"Bugünlük yeter. Bağımlı olmaman lazım." Ayla'ydı. Elimdeki çakmağı aldı ve sigarayı yaktı.
"Senin de sigarayı ağzına koymaman lazım. Hem astımın var hem de zararlı." Elinden sigarayı alıp söndürdüm.
"Madem zararlı sen niye içiyorsun?" diye sordu.
"Zararını biliyorum. İçmemin bir sebebi yok. O yüzden sen de içme." Sigara içmenin asla geçerli bir açıklaması olamazdı. O yüzden boşa konuşmama gerek yoktu.
"İçmem zaten. Sen de içme. Ben içmeyeceksem sen de içmeyeceksin. Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı anlaşıldı. İçmiyorum, sen de içmiyorsun." dedim.
"Yalan söylüyorsun. Yine içeceksin." Gereksiz polemiğe girmek istemiyordum ama sürekli uzuyordu konuşma.
"Nereden çıkarttın yalan söylediğimi?" diye sordum.
"Çift kullandın kelimeleri. Demek ki yalan söylüyorsun."
"Yani kelimeyi tekrar ettiğimde yalan söylüyorum demek. Öyle mi?" dedim.
"Evet. Sadece sende değil hepimizde var bu. Yalanımızı inandırmak için daha samimi gibi davranıp karşımızdakini ikna ediyoruz."
"Sen ne çok şey biliyorsun öyle. İyi madem. Dirsek sözüne ne dersiniz matmazel?" dedim gülümseyerek.
"Asla hayır demem mösyö." deyince dirseklerimizi birbirine değdirdik.
"Sigara içmemeye söz veriyorum." dedim dirseklerimiz birbirine değiyorken.
"Karşımdaki mösyö sözünü bozmadığı sürece ben de sigara içmemeye söz veriyorum." dedi. İkimiz de güldük. Dirseklerimizi ayırdık. Ozan yanımıza gelmişti.
"Mösyöler ve matmazeller. Ben geldim. Birazdan karakola gidecekler. Kız da hastaneye götürülecek. Sonrasında da ifade vermeye. Hepiniz genel olarak biliyorsunuz diye tahmin ediyorum. Ahmet, kızın abisi. 25 yaşında. Serhat ise kızın kuzeni. Kız da Serhat da 19 yaşında. Klasik namus koruma işleri." Sinirim tepeme çıkmıştı. Patlamak üzereydim.
"Ne klasiği ya? Kızın namusu onlara mı kaldı? Bir de korumak için kuzenine... Ben bunları boğarım. Lime lime ederim." Ayla benden daha sinirliydi. Bacağını titretiyordu yine.
Bir anda arkasını dönüp polis aracına koşmaya başladı.
"Ayla!" diye bağırmıştı Ozan. Polisleri yarıp ikisinin de yakasına yapışmıştı.
"Ben sizin namus zihniyetinizi ...Sizin gibi ... Hayır anlamıyorum ki ... niye var bu dünyada? ... hapislerde sürünün inşallah. Ben sizin ..." O kadar fazla küfrediyordu ki ben hızına yetişemiyordum. Polisler de ayırmaktan vazgeçmişti. Sadece Ayla'nın küfürlerini dikkatle dinliyorlardı.
"Namus dediğiniz şey neredeydi? Bana göstersenize." dedikten sonra Serhat'ın kasığına dizini geçirdi.
"Ah lan! Ben hissettim acısını." diyordu Akif. İnanın ben de hissetmiştim. Canım yanıyordu şu an. Ayla'nın şiddet yanlısı kişiliği beni korkutuyordu.
"Kendisi namussuz olan insan nasıl bunun bekçiliğini yapıyor? Gerçekten merak ediyorum. Cevap yok mu?" dedikten sonra bir tane de Ahmet'e geçirdi. Polisler iki genci yerden kaldırdı. Ama ikisinin de ayakta duracak hali yoktu. Kızın babası da geldi. Oğlunun yüzüne tükürdü. Bir şeyler konuştular ama bizim olduğumuz yerden duyulmuyordu. Kızın babası, Ayla'nın elini tuttu. Teşekkür ettiğini falan söylüyor olmalıydı. Tam Ayla'ya sarılacaktı ki Ayla durdurdu. Gerek olmadığını söyledi. Bir günü daha bitirmiştik. Saat iki olmuştu neredeyse.
***
Yeni evdeki ilk gecemizde uyuyamamıştık. Eve geleli bayağı olmuştu. Gün doğmak üzereydi. Benim aklım ise parkta yaşanan olayda kalmıştı. Gencecik yaşında hayatı kararacak olan bir kız. Sadece bunu hatırlamak bile acı vericiydi. Kız annesinin numarasından bana mesaj atmıştı. Teşekkür ettiğini, minnettar olduğunu belirten bir sürü mesaj... Aslında benim yaptığımı herkesin yapması gerekirdi. Orada kim olsa yardım ederdi. Onu o durumdan kurtarırdı. Ama insanlar için minnettarlık o kadar önemli ki. O böyle hissediyorken bunu bozamazdım. Sadece psikolojisine zararı olurdu. Bunu bozmak ise bana uymazdı. Ben bu durumu gayet iyi anlıyorum. Bu hayatta benim de minnettar olduğum insanlar var. Ecrin, Kerem ve onların aileleri. Bir de kendileriyle fazla yakın olamasam da Akif ve Ozan...