Hava 37 derece!
Gözünü açtığında güneş perdenin açık kalan kısmından yüzüne vuruyordu. Geç saate kadar uyuyamamıştı, şu an ise hiç dinlendiğini hissedemiyordu. Sıcaklıktan dolayı sırılsıklam olmuştu ve bu yüzden güne huysuz bir şekilde başlamıştı.
“Aseeel! Hadi kahvaltı hazır! Uyanmadın mı daha kızım?”
Sadece kendisinin duyacağı bir şekilde “Geliyorum.” dedi. Aslında kendini hiç aç hissetmiyordu. Son zamanlarda iştahı oldukça kaçmıştı, annesi sürekli yemek yemesi için ısrar ediyordu. Yemek istemediğini söyleyince de annesi sinirleniyor, kavga ediyorlardı. Bunları düşünürken yüzünü soğuk suyla yıkadı, yeteri kadar uzamamış saçınıysa ev topuzu yapmak için uğraştı.
”Sonunda gelebildin kızım. Annen bir saattir seni çağırıyor. Hayır hiç düşünmüyor musun bu insanlar sofrada beni bekliyor, bir kere de zamanında gideyim diye?”
Baba lütfen sabah sabah tartışmayalım. Gece uyuyamadım, o yüzden ayılamadım. Özür dilerim beklettiğim için, diyebildi Asel. Tartışmanın uzayacağını biliyordu.
Annesi araya girdi. “Kızım, son zamanlardaki davranışlarının farkında değilsin. Ne desek umursamıyorsun, bizi dikkate almıyorsun. Okulda rehber hocasıyla da görüşmüyormuşsun, ne kadar ısrar ettik sana git konuş bizim anlayamadığımızı anlasın diye. Ona da tamam demiyorsun. Biz de yorulduk artık bu tavırlarından. Derslerine çalışmak zorundasın. Hayır anlamıyorum çalışmayıp ne yapıyorsun. Okuldakilerle konuşmak yok, çıkıp arkadaş edinmek yok…”
Asel’in kulakları uyuşmuştu. Annesi hem çok hızlı konuşuyor, hem de onu anlamadığını çok açıkça belirterek kalbini kıracak sözler söylüyordu. Sanki ben çok mutluyum yalnız olmaktan, diye düşündü. Sonra aklına o geldi. Oğuz. Muhtemelen son dört beş yıl içinde edindiği tek gerçek arkadaştı. Daha onu tanımamasına rağmen bunu hissediyordu. Diğer arkadaşları farklıydı. Onlar da bir elin parmaklarını geçmiyordu. Farklı olmalarının nedeni onları arkadaş kelimesine layık görmüyordu. Zaman geçirmek için konuştuğu insanlardı. Ama Oğuz’la geçirdiği bir gün onun öyle olmadığını anlamak için yeterli olmuştu. Acaba şu an ne yapıyor diye düşünmekten kendini alamadı.
Kahvaltısını yaptıktan sonra kulaklıklarını taktı, yeni aldığı kahverengi şortunun üstüne beyaz “Keep going” yazılı tişörtünü giydi. Güneş kremini yüzüne yedirmeyi hiçbir zaman beceremiyordu aynaya bakmadan. Aynanın karşısında kremini sürdükten sonra gözü bir ay önce aldığı dudak parlatıcısına çarptı. Hafif pembe bir rengi vardı ve aldıktan sonra hiç sürmemişti. Normalde makyaj da yapmazdı zaten, okuldaki sözde arkadaşlarıyla dışarıya çıktığında onlar alması için ısrar etmişti. Muhtemelen ilk kez sürdükten sonra aynada kendine baktı, yüzüne renk gelmiş gibiydi. Sonra annesinin dediklerini düşündü, belki de haklıydı. Son zamanlarda sadece kendini düşünüyordu, daha doğrusu problemlerini. Haksız da olmadığını düşündü ve çantasını da alarak odadan çıktı. Yürüyerek bir yere gidip orda kitap okumaya karar verdi. Evden çıktı ve yürümeye başladı. “Okuldakilerle konuşmak yok, çıkıp arkadaş edinmek yok.” Bu cümle gerçekten canını yakmıştı. Çünkü kendisi de istemiyordu bu durumun böyle olmasını. O, gerçek bir arkadaşı olsun istiyordu. Okuldakileri sevmemesinin temel nedeni buydu. Hepsi yalnız kalmamak için çıkar ilişkisine dayanan bir arkadaşlık peşindeydiler. Asel ise güvenmediği biriyle yakın olmak istemiyordu. Telefonunu çıkardı, konfor alanından çıkmanın vakti, diyerek Oğuz’u aradı. Telefon çaldı, çaldı, çaldı. Asel tedirgin olmuştu, acaba daha yeni tanıştığı birine bu kadar yakın hissetmesi normal miydi? Tam kapatacakken telefondan Oğuz’un sesi geldi.
“Asel?”
Asel ne diyeceğini bilemedi. O an niye aradım ki diye düşündü.
“M-erhaba Oğuz, nasılsın?” Sesi oldukça tereddütlü çıktığı için kendine kızmıştı.
”İyiyim Asel, sağ ol sorduğun için, sen nasılsın?”
Bunu söylerken gülmemek için kendini tuttuğu belliydi.
“Ben de iyiyim.”
Asel neden normal bir şekilde iletişim kuramadığını anlayamadı. Bir süre saatler geçmiş gibi gelen bir sessizlik oluştu. Bunu da Oğuz bozdu:
”Şey sanırım halimi hatırımı sormak için aramadın. Yapamadığın bir soru mu oldu?”, bunu söylerken sesi çok şefkatli çıkmıştı.
Asel utanarak konuştu, “Yok onun için aramadım. Ben yürüyüş yapacaktım da, eğer müsaitsen bana katılmak ister misin diye soracaktım.”
”Bu sıcakta yürüyüş mü yapacaksın?”
”Yapacak daha iyi bir şey bulamadım. Ben de biraz yürüyüp sonra serin bir parkta kitap okurum diye düşündüm.”
”Peki, kitabımı alıp geliyorum.”
Telefon kapandı. Asel hem mutlu hem stresliydi. Oğuz onun için sadece bir arkadaşsa neden her konuştuğunda nefesi kesilecek gibi hissediyordu?