Olaydan sonra Kaito odasına döndüğünde saatler geçmişti. Dışarıda hava çoktan kararmıştı. Oda loş bir şekilde aydınlatılmıştı, sadece şöminedeki ateşin titrek ışığı duvarlarda dans ediyordu.
Kaito yatağın kenarına oturdu. Elleri hâlâ hafifçe titriyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın, gözünün önünden o sahne gitmiyordu. Genç askerin boynundan fışkıran kan… Mizuki’nin tamamen duygusuz yüzü… ve “bu senin yüzünden oldu” cümlesi.
Kaito yavaşça ellerini yüzüne götürdü ve derin bir nefes aldı. Ama nefesi boğazında takılı kaldı.
“Ben… ben sadece öldürmek istemedim,” diye mırıldandı kendi kendine. “Sadece… masum kalmak istedim.”
Ama içindeki ses ona yalan söylediğini fısıldıyordu.
Hayır. Sen sadece korktun. Ve korktuğun için bir insan öldü.
Kaito yatağa uzandı. Tavan taştan yapılmıştı ve üzerinde garip semboller vardı. Ne anlama geldiklerini bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu.
Gözlerini kapattı ama uyuyamadı. Her kapattığında aynı sahne tekrar tekrar oynuyordu. Mizuki’nin parmaklarını şıklatması… kanın fışkırması… köylünün dehşetle çığlık atması…
Bir ara gözlerini açtı ve koluna baktı. Dün geceden beri hissettiği hafif yorgunluk hâlâ oradaydı. Ama bu sefer farklı bir şey fark etti.
Kolunun iç kısmında, dirseğinin biraz üstünde, çok ince ve soluk bir siyah çizgi vardı. Normalde fark edilmeyecek kadar inceydi. Ama Kaito dikkatle baktığında görebiliyordu.
Parmağını o çizginin üzerine götürdü. Soğuktu. Ve garip bir şekilde… hafifçe zonkluyordu.
“Bu da ne lan…” diye fısıldadı.
Çizgi parmağının altında hafifçe kıpırdadı gibi geldi. Kaito irkildi ve hemen elini çekti. Kalbi hızlandı.
Bu, dün hissettiği “içindeki bir şeyin ilerlediği” hissiyle ilgili miydi? Yoksa sadece yorgunluktan mı kaynaklanıyordu?
Cevabı bilmiyordu. Ve bilmek de istemiyordu.
Sabah olduğunda Kaito’yu yine askerler uyandırdı. Bu sefer Reiji gelmemişti. Kaito sessizce giyindi ve aynaya baktı. Yüzü daha da yorgun görünüyordu. Gözlerinin altı iyice morarmıştı.
Koridorda yürürken karşılaştığı askerler ona farklı bakıyordu. Bazıları gözlerini kaçırıyordu, bazıları ise açıkça alay ediyordu. Dün yaşananlar çoktan yayılmıştı herhalde.
“İşte kahramanımız,” diye fisıldadı içlerinden biri. “Bir insanı öldürtemeyecek kadar saf.”
Kaito duymazdan geldi ama içinden bir öfke yükseldi. Hem onlara kızıyordu, hem de kendine.
Eğitim alanına vardığında bu sefer sadece Reiji onu bekliyordu. Mizuki yoktu.
Reiji, Kaito’yu görünce hafifçe başını eğdi.
“İyi misin?”
Kaito alaycı bir şekilde güldü.
“İyi miyim? Dün bir insanı öldürttüler ve ‘bu senin yüzünden’ dediler. Sence iyi olur muyum?”
Reiji bir an sessiz kaldı. Sonra sakin bir sesle cevap verdi:
“Burada herkes bir şekilde kirlenir. Bazıları daha erken, bazıları daha geç. Sen de er ya da geç kireneceksin.”
Kaito Reiji’nin gözlerine baktı.
“Sen de mi kirli misin?”
Reiji bu sefer cevap vermedi. Sadece başını çevirdi ve eğitim alanının ortasını işaret etti.
“Bugün fiziksel çalışacağız. Güçlerin hâlâ uyanmadıysa, en azından vücudunu güçlendirmen lazım.”
Kaito itiraz etmedi. Zaten itiraz edecek hali yoktu.
Eğitim sert geçti. Reiji acımasızdı. Kaito’yu sürekli koşmaya, kılıç sallamaya ve hedefe vurmaya zorladı. Kolları ağrıyordu, bacakları titriyordu ama Reiji dur demiyordu.
“Devam et,” diyordu sürekli. “Zayıf kalırsan, bir dahaki sefere sen ölürsün.”
Öğleden sonra Kaito tamamen bitkin halde yere oturdu. Nefesi düzensizdi. Ter içindeydi.
Reiji yanına çömeldi.
“Bugünlük bu kadar. Git dinlen.”
Kaito ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları tutmadı. Tekrar oturdu.
Reiji bir süre ona baktı. Sonra alçak bir sesle konuştu:
“Dün yaptığın şey… bazıları için cesaret, bazıları için ise aptallıktı. Ama şunu bil: Mizuki seni tamamen terk etmedi. Hâlâ sana bir şans veriyor.”
Kaito acı acı güldü.
“Şans mı? Bir insanı öldürttü ve bana ‘senin yüzünden’ dedi. Buna şans mı diyorsun?”
Reiji ayağa kalktı.
“Burada şans, hayatta kalmaktır. Gerisi lükstür.”
Sonra arkasını döndü ve uzaklaştı.
Kaito uzun süre olduğu yerde oturdu. Etraf boşalmıştı. Sadece rüzgarın sesi duyuluyordu.
Koluna tekrar baktı. O soluk siyah çizgi hâlâ oradaydı. Belki biraz daha belirginleşmişti. Ya da Kaito öyle olduğunu sanıyordu.
Parmağını çizginin üzerine götürdü. Bu sefer zonklama daha net hissediliyordu.
İçinden bir ses yükseldi:
Bu lanet… yavaş yavaş seni ele geçiriyor.
Kaito gözlerini yumdu.
İlk defa gerçekten korktu.
Ve bu korku, dünkü olaydan daha derindi.
Çünkü dünkü olayda bir insan ölmüştü.
Ama bu… kendi içinde bir şeyin ölmesi gibi hissediliyordu.