Çok temiz ama gereğinden fazla beyaz ve parlak ışıklı bir odadaydı. Sert soğuk bir zeminde oturuyordu. Bulunduğu oda aşina olduğu yapı tarzına benzemiyordu. Tabii yaşadığı şeyleri düşününce hiçbir şeyin normal olmasını bekleyemezdi. Derin bir iç çekti ve aniden duraksadı. Nefes alabiliyordu! En son uyanışında ciğerli yırtıktı. Havayı ciğerlerine çekmiyordu. Hatta haraket bile edemiyordu. Hızlıca bakışlarını ellerine yönlendirdi ve yavaşça ellerinden başlayarak vücudunu incelemeye başladı. Her yeri sapasağlamdı. Vücudunda herhangi bir çürüme, delik ya da susuzluk belirtilisi yoktu. Tam rahatlamak üzereyken aklına adamın elinde tuttuğunu iddia ettiği kalbi geldi. Hızlıca göğüs kafesini yokladı. Kıyafeti yüzünden bir şey göremese de yara, boşluk ya da acı hissetmiyordu. Sadece tek bir sorun vardı. Kalbi. Kalp atışlarını hissetmiyordu. Kalbi yoktu.
Birden paniklemeye başladı. Göğsünün üstünde birleştirirği elleri ve tüm vücudu titriyor, hızlıca nefes alıp veriyor, kontrolsüzce etrafına bakınıyordu. Kafayı yemek üzereydi. Neler olduğunu algılayamıyordu. Kalbi atmıyorsa ölü olması gerekirdi ama yaşıyordu. Ne yazık ki öbür tarafta olduğunu da düşünmüyordu. Krizi ciddileşmek üzereyken omuzunda bir el hissetti. Bu önceden gördüğü adamdı. Buraya ne ara girmişti? Sesini bile duymamıştı. Adam onu sakinleştirmek için birşeyler söylüyor ama adamın söylediği şeyleri de duymuyordu. Sonunda birden durdu. Kafasını yavaşça kaldırdı ve gözleri adamın elindeki kristalle kesişti. Artık sakinleşmişti ve adamın o kulak tırmalayan sesi kulaklarında çınlıyordu. Kailyn adama nefret dolu gözlerle baktı. Adam Kailynin ne düşündüğünü pek umursuyor gibi görünmüyordu. Kailynin öfke dolu bakışlarına otuz iki dişini gösterip sırıtarak karşılık verdi.
Kailyn hissettiği sağuklukla yavaş yavaş kendine geldi. Tekrar gözlerini araladığında bambaşka bir yerdeydi. Gözlerini rahatsız eden güçlü ışığa karşı bu sefer elini kaldırıp gözlerini ışıktan koruyabildi. Sonunda ortam ışığına alıştığında elini indirip kendine gelmeye çalıştı. Tuhaf hissediyordu. Güç bela doğrulup yavaş haraketlerle ve boş gözlerle etrafını inceledi.
Adam burnundan kayan gözlüğü yukarı iterek derin bir nefes aldı. Tek elinde tuttuğu kristali iki eliyle şefkatle kavrayarak Kailynin karşısındaki sandalyeye oturdu. Kailyne bir süre daha o ürkünç gülümsemesiyle baktıktan sonra söze girdi: “Evet Kailyn. Sakinleşmiş gibi görünüyorsun. Güzel, güzel. Aslına bakarsan -elindeki kristali biraz havaya kaldırıp gösterek- bunu kullanmayı istememiştim ama başka türlü sakinleşmiyordun.”
Kailynin sinirle dolu yüzüne daha masum bir gülümseme atarak yavaşça arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı. Sanki yaptığı şey çok normalmiş gibi davranıyordu ve çok rahattı.
Kailyn adama delici bakışlar atmayı sürdürerek alaycı bir şes tonuyla “Galiba insanları kaçırıp hapsedip onlara pis yalanlar söylemen hobin?” dedi. Adam hiç istifini bozmadan Kailyne bakmaya devam etti. Adamın kayıtsız tavırları Kailynin her geçen dakika daha çok sinirini bozuyordu ama henüz olan biteni anlayamadığı için adama çıkışmaktan da kaçınıyordu. Gergin olduğunu belli etmemeye çalışarak sert bir ses tonuyla: “Benim kim olduğumu da biliyorsun. Bana karşı nasıl böyle bir saygısızlık yapabilirsin? Özür dilersen belki seni bağışla-“ Kailynin cümlesi, karşısındaki adamın psikopatça kahkahalarıyla kesildi. Şimdiye kadar cesur davranmaya çalışsa da Kailyn hayatında ilk defa dehşete düşmüştü.
Adam Kailynin rahatsız olmuş suratına bakarak gözünden gelen birkaç damla yaşı elinin tersiyle sildi. Ardından Kailyne odaklandı ve birden gülümsemesi yerini korkunç bir ciddiyete bıraktı. Ufak bir iç çekip oturduğu yerden hızla kalktı. Kailyne yaklaşarak: “Ah prenses. Hala ne olduğunu kavrayamadın, öyle değil mi? Tamam sana açıkça ve son kez anlatayım o zaman. Sen. Benim. Kölemsin. İster insan ister inanma ama elimde gördüğün bu kırmızı kristal senin kalbin. Nasıl olduğunu bana sorma ben de bilmiyorum. O yüzden nasıl olduğunu bilmen benim için çok iyi olurdu ama sen henüz öldüğünü bile yeni öğrenmişsin. Şu haline bak! Bir asırın kutsal prensesi bu halde ve bu hale nasıl geldiğini bilmiyor. Çok dramatik. Ama üzülme bir şekilde öğreneceğiz çünkü kalbin bende olduğu sürece bana hizmet edeceksin ve benim de güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğrenmem gerekiyor. Tabii o da bir efsaneden ibaret değilse.” Kailyne memnuniyetizce bakarak “Yeterince açık oldu mu prenses?” diye sordu.
Kailyn yere bakarak yutkundu. Neler olduğunu sindirmeye çalışıyordu. Adamın tüm söyledikleri doğruysa hayatta ve bu halde olması nasıl mümkün olabilirdi? Halkına ne olduğunu neden kimse bilmiyordu? Bakışlarını yerden çevirip adamın yüzüne baktı. Sert çıkarmaya çalıştığı sesinin titremesini umursamayarak “Ben yaşıyor muyum? Öyleyse nasıl? Hem. Hem ben… Yani bedenim. Çürümüştü ama şimdi eskisi gibi. Bana neler oluyor? Beni kullanmak derken ne demek istiyorsun? Sen kimsin? Benden ne istiyorsun?” dedi.
Kailyn duydukları karşısında boşluğa düşmüş gibi hissetti. Ayaklarını bedenine çekerek kafasını dizlerine koydu. Olanları düşünmeden edemiyordu. Ne olmuştu da bu hale gelmişti? Ailesine, arkadaşlarına, halkına ne olmuştu? Düşündükçe başı ağrıyordu. Ama bir şekilde hatırlamalıydı. Düşünceleriyle cebelleşirlen birden ağır bir uyku bastırdı. Yavaş yavaş kendini uykuya teslim etti.
Adam Kailynin sorularına karşı küstahça gülümsedi. “Ah evet. Gayet açıkladığımı düşnmüştüm ama makul sorular. Prenses sen ölüsün. Ama bir nevi de yaşıyorsun. Bu da senin özel biri olduğun anlamına gelir değil mi? Ah evet. Ya da bedenini yenileyebilmen. Kendi imkanlarımla ve günümüz teknolojisiyle bedenini bir şekilde düzeltmeyi düşünüyordum ama bir şekilde kendi kendine düzeldi. Bu tarz şeylerin cevaplarını bilmemen beni çok sinir ediyor Kailyn. Her neyse. Ben Ayaz. Bana adımla seslenebilirsin. Son soruna gelecek olursak ta görmüş olduğun ve daha önce söylediğim gibi kalbin bende. Bilmiyor olabilirsin ama bu seni ve güçlerini istediğim gibi kontrol edebileceğim anlamına geliyor ki bunun doğru olduğunu çoktan öğrenmiş olduk. Şimdi geriye sadece güçlerini detaylı bir şekilde öğrenmek kaldı. Kailyn. Sen ve ben bu dünyaya hükmedeceğiz. Tıpkı senin halkına hükmettiğin gibi. Karşımızda hiçbir güç durmayacak. Ama o zamana kadar birazcık dinlen Kailyn. Neye ihtiyacın olur bilmiyorum ama bir şeye ihtiyacın olursa bana söyle. Biliyorsun benim için çok önemlisin. Seni ihtiyaçlarından mahrum bırakmak istemem.” Kailyne sahte bir gülücük artıktan sonra hızla odadan çıktı.
Rüyasında el ele tutuşup gün batımına doğru koştuğu, ona sarılıp sonsuz güven duygusuyla onu sarmalayan bulanık bir silüet gördü. O silüete ne kadar odaklanmaya çalışırsa çalışsın bir türlü yüzünü göremiyordu. Bu anılarıyla ilgili bir rüya mıydı? O silüet gerçek miydi? Ya da onun için önemli bir insan mıydı? Huzurlu hisler onu kaplarken bulanık bir “Seni seviyorum.” sesi duyuldu. Birden huzurlu atmosfer yokuldu. Bir kırılma sesi ve silüet paramparça oldu. Kailyn soluk soluğa yattığı yerden sıçradı.