İçeriğe geç

Kutsal İmparatoriçe

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kutsal İmparatoriçe

Bölüm 1

Giriş

Her yer karanlıktı. Duyabildiği tek şey etraftan gelen belli belirsiz seslerdi. Seslerin ona ne dediğini anlayamıyordu sanki çok uzaklardan bir şey ona sesleniyordu ama o algılayamıyordu. Ne olduğunu anlayabilmek için gözlerini aralamaya çalıştı ama bu ufacık eylemi yapabilecek kadar gücü bile yoktu. Hiçbir şey hissetmiyordu. Sanki boşlukta gibiydi. Sanki bu beden onun bedeni değildi. O da nerede olduğunu bilmiyordu. Sadece öylece varoluşunu sürdürüyordu. Sessiz ve yalnız bir şekilde. Sahi ne kadar süredir bu durumdayı? Neredeydi? Bilmiyordu. Sonunda düşüncelerini birden kesen, algılayabildiği ilk komutla gözlerini birden araladı: “Gözlerini aç prenses Kailyn.”

İstemsizce gözlerini araladığında yüzüne yansıyan az miktarda loş ışıktan rahatsız olup eliyle ışığı engellemek istedi ama yapamadı. Hala vücudunda güç yoktu. Sanki gözleri dışında hiçbir yerini hareket ettiremiyor gibiydi. Gözlerini kısıp son bir çabayla başını ışığın olmadığı bir yöne çevirmeye çalıştı ama bu denemesi de başarısız oldu. Normalde bu kadar güçsüz olduğunu fark etse bu duruma katlanamaz ağlardı ama içinde ağlamaya yönelik en ufak bir his bile yoktu. Sadece boşluk vardı. Kafası çok karmaşık durumdaydı. Refleks olarak iç çekmek için nefes aldı ama bir şey onu rahatsız etti. Tam da neyin onu rahatsız ettiği üstüne düşünecekken yüzüne yansıyan ışığın aniden kesilmesiyle bakışlarını ışığın aslında gelmesi gereken tarafa çevirdi. Görebildiği tek şey bir süliyetti. Bulundu alanın çok karanlık olmasından mı yoksa karşısındaki kişinin loş ışığı arkasına almasından dolayı mı bilmiyordu ama bu karşısındaki kişi birden onu ürpertti. Karşısındaki karanlık figür ağır ağır ona doğru yaklaşmaya başladı. Yeterli bir mesafeye geldiğinde durdu ve Kailyn’in göz hizalasınlar eğildi. Kailyn sonunda karanlık figürün yüzünü görebildiğinde, daha önce hiç görmediği bu adamı hızlıca süzdü. Muhtemelen yirmili yaşlarının sonunda, sıska, beyaz tenli garip giyinimli bir adamdı. Adam ona anlamlandıramadığı bir memnuniyet ifadesiyle bakarak sanki eğlence programı sunuyormuşçasına enerjik bir ses tonuyla “Günaydın prenses Kailyn. Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. Kailyn bu adamın cesaretine ve davranışlarına bir anlam verememişti. Bilmediği bir yerde olsalar bile Adam onun prenses olduğunu biliyorsa ona göre davranması gerekmez miydi? Tüm hayatı boyunca yakınları dışında kimse ona bu şekilde konuşmamıştı. Durumunu göze aldığında adamın saygısızlığını görmezden gelip neredeyse duyulamayacak kısık, yorgun ve çok tiz bir sesle “Neredeyim ben?” diye sordu. Adam Kailyn’in sorusuyla yerinden fırladı “AH! AMAN TANRIM! BAŞARDIM! BAŞARDIM!” naralarıyla odada daireler çizmeye başladı. Kailyn ürkmüştü. Hiçbir şey yapamadan sadece karşısındaki deli adama bakıyordu. Nolmuştu? Onu bu kadar mutlu eden neydi? Bir soyluyla konuşmak mı? Hem neyi başarmıştı ki? Adam sonunda biraz sakinleşip hızlıca Kailyn’in yanına geldi ve tekrar göz hizzasına eğildi. Hiç vakit kaybetmeden lafa girdi: “Evet prenses Kailyn. Anladığım kadarıyla kafanız birazcık karışık. O yüzden size hızlıca durumu izah edeyim. Bu arada izah ne demek biliyorsunuz değil mi? Her neyse. Size durumu açıklayacağım. Ben bir arkeoloğum. Tabii bu terim de size yabancı kalabileceği için şöyle söyleyeyim. Bizden yüzlerce yıl önce yaşamış uygarlıkların kalıntılarını buluruz. Hiç kolay bir iş değildir ve kanıtlanamamış bir çok eski uygarlık efsanesi vardır. Siz de onlardan biriydiniz prenses Kailyn. Ta ki bu güne kadar. Sizi buldum.” Son cümleyi söylerken yüz ifadesi ve sesi giderek garipleşmişti. Duraksadı. Sanki derin bir şey düşünüyor gibiyidi. Düşüncelerinden sıyrılıp boğazını temizledi ve sözüne devam etti: “Dediğim gibi sizi buldum. Tabi uygarlığınız hala bir muamma ama önemli olan sizdiniz prenses! Önemli olan tek şey sizsiniz! Yaşıyorsunuz!” Kailyn çılgın adamın ne demek istediğini anlayamayarak ona korku dolu gözlerle baktı. Tabii ki yaşıyordu! Ama o dediği diğer saçan şeyler de neydi öyle? Halkına bir şey mi olmuştu? Ona ne olmuştu? Derin bir uykuda mıydı? Ne kadar zaman geçmişti? Bu duruma nasıl geldiğini düşünmeye çalıştı ama hatırlayamıyordu. Çılgın adama bir şey soracak gibi oldu ama sesi çıkmadı. Adam bunu farkedince pazarlamacılar gibi gülümseyip “Ah evet bir şeyi daha netleştirmem gerek. Neredeyse en önemli kısmı atlıyordum.” Diyerek elindeki kırmızı kristalimsi şeyi Kailyn’e doğru uzattı. “Prenses, bu görmüş olduğunuz şey sizin kalbiniz.” Kailyn dehşete düşmüş gözlerle adama baktı. “Oh merak etmeyin prenses, bunu sizden ben almadım. Buldum. Aslında bu kadar değerli bir şeyi kimin nasıl alabildiğini ben de size sormak istemiştim ama anlaşılan siz de bilmiyorsunuz. Neyse şimdiye odaklanalım. Dediğim gibi bu kalbiniz ve bildiğim kararıyla bu bende olduğu sürece ne istersem yapmalısınız. Yani benim için yaşayacak benim için öleceksiniz. Ah, çok pardon yanlış bir terim oldu galiba. Siz zaten ölüsünüz.” Kailyn’in dehşet dolu gözlerine bakarak derin bir iç çekti. “Nefes alabilir ya da istediğiniz gibi hareket edebilirsiniz prenses. Tabii nefes almanız gerektiğini sanmıyorum ama belki yeniden insan gibi hissetmenize yardımcı olur.” Kailyn derin bir nefes aldı. İlk uyandığında nefes almaya çalışırken neden garip hissetmeye başladığını şimdi daha iyi anlıyordu. Çünkü nefes alamıyordu. Ellerine ,kollarına, vücuduna baktı, dokundu. Loş ışıkta çok göremese de hissedebiliyordu. Vücudunda bir sorun vardı. Vücudunun bazı kısımları onu mumya olarak sarmalarına rağmen çürümüştü. Ak ciğerinin birinde büyük bir boşluk vardı o yüzden nefes alamıyordu. Ağlamak, kendine, yansımasına bakmak istedi. Etrafına bakındı onun görüntüsünü yansıtacak herhangi bir şey arıyordu. Sonunda yerde altın bir tepsi fark etti. Tepsiyi yerden alıp loş ışığa doğru süründü tam kendi yansımasına bakacakken adam onu durdurdu. “Bunu yapmanı tavsiye etmem Kailyn. Evet vücudun ağır hasarlı ama günümüz teknolojisiyle bunu bir şekilde halledebiliriz. O zamana kadar emrediyorum, o tepsiyi yere indir.” Kailyn istemsizce tepsiyi yere koydu. Bunu yapmak istememişti. O adam ne derse gerçekten onu yapmak zorunda mıydı? Bu bedenle nasıl yaşayacaktı? Haklına ne olmuştu? Delirecekmiş gibi hissediyordu. Kafasını çevirip adama ağlamaklı bir bakış attı. “Anlıyorum prenses tüm bu şeyler sizin için çok yeni ama alışacaksınız. Her şeyi düzelteceğim hiç merak etmeyin. O zaman sizi burdan çıkarana kadar lütfen uyuyun.” Kailyn bunu istemiyordu. Adama dehşetle bakarken başını yavaş yavaş iki yöne doğru salladı ama adam psikopatça gülümseyerek Kailyn’in kalbini elinde tutarak prensesin saçlarını nazikçe okşadı. Nazik bir ses tonuyla “İyi uykular Kailyn.” dedi. Kailyn’in bilincini kaybedip yere yığılmadan önce en son gördüğü şey adamın gözlerindeki hırslı bakıştı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • 🔥🔥. (birde Üzerinde çalıştığım romanı paylaştım. Okuyup düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim 🖤🔥💋.)